Konusunu Oylayın.: Peygaberimizin dinde yaptığı toplumsal barışı sağlamak için faliyetler nelerdir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Peygaberimizin dinde yaptığı toplumsal barışı sağlamak için faliyetler nelerdir?
  1. 23.Şubat.2013, 00:08
    1
    Misafir

    Peygaberimizin dinde yaptığı toplumsal barışı sağlamak için faliyetler nelerdir?






    Peygaberimizin dinde yaptığı toplumsal barışı sağlamak için faliyetler nelerdir? Mumsema peygaberimizin dınede yaptığı toplumsal barışı sağlamak ıçın faalıyetler nelerdir


  2. 25.Şubat.2013, 19:08
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Peygaberimizin dinde yaptığı toplumsal barışı sağlamak için faliyetler nelerdir?




    Hz. Peygamber'in ferdî ve sosyal hayatta olduğu gibi diğer toplumlara yönelik dış siyasetindeki hareket tarzı da onun peygamberlik misyonundan ayrı düşünülemez.

    Resulullah Medine'ye geldiğinde buradaki Arap kabileler bir süre sonra İslâmiyet'i benimsemişler, geriye yalnız Yahudiler kalmıştı. Onlara karşı hiçbir önyargı taşımadığını her haliyle gösteren Hz. Peygamber, Medine Vesikası'nda Müslümanlarla Yahudilerin sivil bir eşitlik statüsüne sahip olduklarını ilan etmiş, ancak kendilerine yabancı bir peygamberin hâkimi olduğu karma bir toplum (ümmet) içinde eriyecekleri düşüncesiyle Yahudilerin üstün ırk olma ayrıcalıklarını terketmek istemedikleri bir süre sonra anlaşılmıştı.

    Hz. Peygamber onları bir defada İslâm'a kazandırmak gibi bir niyet taşımadığı ve sadece kendileriyle ortak bir anlaşma zemini, barışçı bir işbirliği imkânı araştırdığı halde Yahudiler Kureyş'le açık bir ittifak görüntüsü vermeden, fakat Kureyş'le yapılan savaşın konjonktürüne göre şiddeti gidip gelen bir muhalefet grubu oluşturdular.

    Bu olumsuz tavrın giderek dozunu artırmasıyla meydana gelen güvensizlik ortamında Hz. Peygamber'in de onlara karşı tavrı değişti ve dinî olmaktan çok kendilerinin sebep olduğu siyasî, sosyal ve ekonomik nedenlerden kaynaklanan olaylar sonucu Yahudi kabileler bölgeden uzaklaştırıldı.

    Dinî bir mahzur görmedikçe kendi zamanındaki diplomatik teâmüllere de uyan Hz. Peygamber, Bizans hükümdarına mektup göndermek istediği sırada, onların mühürsüz mektupları okumadıkları hatırlatılınca mektubunu mühürleyerek yolladı. Yine Araplarda âdet olduğu üzere ilki Medine'ye girişi sırasında olmak üzere bütün askerî harekâtlarda bayrak veya sancak bağlatmıştı.

    Resulullah hükümdarlara yazdığı mektuplarda gerek kendilerine hitap gerek merâmını ifade şekli bakımından büyük bir diplomatik dikkat ve bilgelik sergilediği gibi elçilerinin fevkalade diplomatik maharete sahip oldukları, gönderildikleri hükümdarların huzurunda yaptıkları, düşünce ve üslûp bakımından hayranlık verici konuşmalardan da anlaşılmaktadır.

    Hz. Peygamber'in barış ilişkileri kurmak ve barışı korumak için diğer toplum ve din mensuplarının liderleriyle, önde gelenleriyle ilişkilerinde son derece yumuşak ve cömert davranması, kendilerine itibar göstermesi de dış siyasetinin bir parçasıydı. "Bir kavmin kerîmi (lider, soylu, saygın) size geldiğinde ona ikramda bulunun" (İbn Mâce, Edeb, 19) mealindeki hadisi yorumlayan âlimler, bu konuda din vb. bir kriterin söz konusu olmadığını, Resulullah'ın kâfir liderlere de tevâzu ile davrandığını, kendilerine ikramda bulunup mevkilerini yüce tuttuğunu belirtirler.

    Bilge bir zat olan Ebrehe b. Şurahbil el-Himyerî elçi olarak geldiğinde, oturması için Resulullah ona kendi ridâsını sermişti (İbn Hacer, el-İsâbe, 1/16). Adî b. Hâtim geldiğinde de üzerine oturması için bizzat bir yastık koymuş, bundan çok etkilenen Adî de onun yeryüzünde üstünlük ve bozgunculuk peşinde olmadığına şehâdet ettiğini belirterek müslüman olmuştu.

    Birçok kabile lideri Resulullah'ın bu mütevazi ve lütufkâr tavrı sebebiyle İslâmiyet'i kabul etmiş ve kabilesi de kendisini izlemiştir.



  3. 25.Şubat.2013, 19:08
    2
    Moderatör



    Hz. Peygamber'in ferdî ve sosyal hayatta olduğu gibi diğer toplumlara yönelik dış siyasetindeki hareket tarzı da onun peygamberlik misyonundan ayrı düşünülemez.

    Resulullah Medine'ye geldiğinde buradaki Arap kabileler bir süre sonra İslâmiyet'i benimsemişler, geriye yalnız Yahudiler kalmıştı. Onlara karşı hiçbir önyargı taşımadığını her haliyle gösteren Hz. Peygamber, Medine Vesikası'nda Müslümanlarla Yahudilerin sivil bir eşitlik statüsüne sahip olduklarını ilan etmiş, ancak kendilerine yabancı bir peygamberin hâkimi olduğu karma bir toplum (ümmet) içinde eriyecekleri düşüncesiyle Yahudilerin üstün ırk olma ayrıcalıklarını terketmek istemedikleri bir süre sonra anlaşılmıştı.

    Hz. Peygamber onları bir defada İslâm'a kazandırmak gibi bir niyet taşımadığı ve sadece kendileriyle ortak bir anlaşma zemini, barışçı bir işbirliği imkânı araştırdığı halde Yahudiler Kureyş'le açık bir ittifak görüntüsü vermeden, fakat Kureyş'le yapılan savaşın konjonktürüne göre şiddeti gidip gelen bir muhalefet grubu oluşturdular.

    Bu olumsuz tavrın giderek dozunu artırmasıyla meydana gelen güvensizlik ortamında Hz. Peygamber'in de onlara karşı tavrı değişti ve dinî olmaktan çok kendilerinin sebep olduğu siyasî, sosyal ve ekonomik nedenlerden kaynaklanan olaylar sonucu Yahudi kabileler bölgeden uzaklaştırıldı.

    Dinî bir mahzur görmedikçe kendi zamanındaki diplomatik teâmüllere de uyan Hz. Peygamber, Bizans hükümdarına mektup göndermek istediği sırada, onların mühürsüz mektupları okumadıkları hatırlatılınca mektubunu mühürleyerek yolladı. Yine Araplarda âdet olduğu üzere ilki Medine'ye girişi sırasında olmak üzere bütün askerî harekâtlarda bayrak veya sancak bağlatmıştı.

    Resulullah hükümdarlara yazdığı mektuplarda gerek kendilerine hitap gerek merâmını ifade şekli bakımından büyük bir diplomatik dikkat ve bilgelik sergilediği gibi elçilerinin fevkalade diplomatik maharete sahip oldukları, gönderildikleri hükümdarların huzurunda yaptıkları, düşünce ve üslûp bakımından hayranlık verici konuşmalardan da anlaşılmaktadır.

    Hz. Peygamber'in barış ilişkileri kurmak ve barışı korumak için diğer toplum ve din mensuplarının liderleriyle, önde gelenleriyle ilişkilerinde son derece yumuşak ve cömert davranması, kendilerine itibar göstermesi de dış siyasetinin bir parçasıydı. "Bir kavmin kerîmi (lider, soylu, saygın) size geldiğinde ona ikramda bulunun" (İbn Mâce, Edeb, 19) mealindeki hadisi yorumlayan âlimler, bu konuda din vb. bir kriterin söz konusu olmadığını, Resulullah'ın kâfir liderlere de tevâzu ile davrandığını, kendilerine ikramda bulunup mevkilerini yüce tuttuğunu belirtirler.

    Bilge bir zat olan Ebrehe b. Şurahbil el-Himyerî elçi olarak geldiğinde, oturması için Resulullah ona kendi ridâsını sermişti (İbn Hacer, el-İsâbe, 1/16). Adî b. Hâtim geldiğinde de üzerine oturması için bizzat bir yastık koymuş, bundan çok etkilenen Adî de onun yeryüzünde üstünlük ve bozgunculuk peşinde olmadığına şehâdet ettiğini belirterek müslüman olmuştu.

    Birçok kabile lideri Resulullah'ın bu mütevazi ve lütufkâr tavrı sebebiyle İslâmiyet'i kabul etmiş ve kabilesi de kendisini izlemiştir.






+ Yorum Gönder