Konusunu Oylayın.: İntihar etmek kadermidir

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İntihar etmek kadermidir
  1. 16.Şubat.2013, 14:39
    1
    Misafir

    İntihar etmek kadermidir






    İntihar etmek kadermidir Mumsema intihar etmek kadermidir


  2. 16.Şubat.2013, 14:39
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 16.Şubat.2013, 16:33
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: intihar etmek kadermidir




    intihar etmek kader mi

    Kader konusunda konuşmak, bizatihi zorlu bir işe girişmektir. Bu hakikati teslim ediyor ve on dört asırlık İslam geleneğinde, konuya ilişkin tartışmalara bir katre katkıda bulunması niyetiyle, “bismillah” diyoruz.

    Esasen kader meselesinde madalyonun iki yüzü vardır: Birincisi Allah’ın yüceliğine, ikincisi insanın sorumluluğuna bakar.

    İlkine göre, yaratma baştan sona Allah’a aittir. Allah’ın gücü her şeye yeter. Öyle ki, kâfiri mümin, mümini de kâfir yapabilir. “Allah dileseydi onlar şirk koşmazlardı…” (Enâm,6/107) Hiç kimse “Allah’tan bağımsız olduğu” vehmine kapılmamalıdır: “Allah’ın kişi ile kalbi arasına girdiğini ve O’nun huzurunda toplanacağınızı bilin” (Enfâl, 8/24) Kendisini her şeyi yapabilecek kudrette görenler hüsrana mahkumdur: “Âlemlerin rabbi olan Allah dilemedikçe sizler bir şey dileyemezsiniz” (Tekvîr, 81/29) Madalyonun birinci yüzü olan bu ayetler, Allah’ın iradesini, kudretini ve hakimiyetini vurgular. Böylece Allah’ın yüceliğini, insanın aczini, zaafını ve Allah’a olan ihtiyacını anlatır. “Gururlanma insanoğlu, senden büyük Allah var” der.

    Madalyonun diğer yüzü ise, insanın sorumluluğudur. Allah’ın sınırsız gücünü ve iradesini beyan eden ayetlerde “dilerse, dileseydi, dilemedikçe…” şeklinde ihtimaliyet dili kullanılır. Dolasıyla Allah, sınırsız güç sahibidir. Ama gücünü insanın yapacaklarını tayin etme/belirleme noktasında kullanmamış ve ona iradesini, kudretini kullanacağı özgür bir alan bırakmıştır: “Ona (insana) doğru yolu gösterdik. İster şükreder, ister nankörlük eder.” (İnsan, 76/3) Bu yüzden herkes mesuliyetinin farkında olmalı, kimse sorumluluğu başkasına yıkmaya çalışmamalıdır: “De ki: Ne siz bizim işlediğimiz günahlardan sorumlusunuz, ne de biz sizin işlediğiniz günahlardan sorumluyuz.” (Sebe’, 34/25)

    Hakikatte, yapılan işlerin faili, müridi ve isteyeni insandır. Bu yüzden sorumluluk da ona aittir. Aksi takdirde -içki içmek, adam öldürmek, gıybet etmek, bozgunculuk yapmak, zina yapmak, yolsuzluk yapmak, fitne çıkarmak dahil- insan davranışlarının sorumluluğu Allah’a ait olurdu ki bu, dinin özüne ve akla aykırıdır.

    O halde, intihar etmek, Allah’ın yazdığı ve insanın zorunlu olarak gerçekleştirdiği kaderi değil; insanın bizzat kendi iradesiyle belirlediği kaderidir. Dileyen insan, yaratan Allah’tır. Başka türlü dileseydi, Allah da onu takdir eder ve yaratırdı.

    Kul, iyilikleri diler, Allah severek yaratır. Kötülükleri diler, Allah hoşnut olmaz ama yaratır. Bu, sorumlu varlık olan insana tanınmış bir haktır. İnsan bu ağır yükümlülüğü almayı kendisi istemiştir: “Biz emaneti (irade ve mükellefiyeti) göklere, yere ve dağlara teklif ettik. Fakat onlar bu teklifin ağır sorumluluğunu üstlenmekten ve hakkını verememekten korkup kaçındılar. Bu ağır sorumluluğu insanoğlu yüklendi. Hiç şüphe yok ki (kâfirlik, müşriklik ve münafıklığı tercih eden) insan gerçekten çok zalim, çok cahildir.” (Ahzâb, 33/72)

    Öte yandan, “Şunu yapmak kader mi, şöyle olması-böyle olması, başıma şunun gelmesi kader mi” gibi soruların altında yanlış kader telakkisinin yattığını düşünüyoruz. Geleneğimizde, “alın yazısı” sözü, adeta insanın, senaryosunu Allah’ın yazdığı bir filmin figüranı gibi algılanmasına neden olur. Hâlbuki insanın yapıp ettiklerinin gerçek faili olduğu, dolayısıyla amellerinden sorumlu olanın “insan” olduğu fikri, Kur’an’ın tamamına sinmiştir.

    Filhakika kader, insanın yapacaklarının önceden Allah tarafından belirlenmesi değildir. Kader, içindeki her şeyiyle kâinatın Allah tarafından belirli bir düzende yaratılmış olmasıdır. İnsanlar, hayvanlar ve bitkiler belli bir sistemde yaratılmışlardır. Bu sistemin dayandığı, fiziksel, kimyasal, matematiksel, biyolojik, psikolojik vb. prensipler vardır.

    Mesela insan konuşur, düşünür, fiziksel ve psikolojik süreçlerden etkilenir. Hayvanların kendi özellikleri vardır. Kimi uçar, kimi yüzer, kimi sürünür. İnsan kendi kendine uçamaz, balık gibi su içinde yaşayamaz. İnsanın havaya, suya, yemeye, içmeye, sevgiye, şefkate, imana ve ibadete ihtiyacı vardır. Yerin çekim kanunu vardır. Güneş kendi etrafında, dünya güneşin etrafında, ay da dünyanın etrafında döner. Gün yirmi dört saattir.

    Keza insan cinsiyetini, anne-babasını, ırkını, yüz şeklini seçemez. Bunlar, mutlak güç sahibi Allah’ın takdiridir. Bunların hiçbirisinde insanın dahli ve sorumluluğu yoktur.

    Böylece kader, temelde ölçüp biçmek ve belli bir şekil tayin etmektir: “O, yaratıp şekil verendir. O, her şeyi ölçüyle yapıp, onu yolunu göstermiştir…” (A’lâ, 87/2-3).“Şüphesiz, biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır” (Kamer, 54/49).

    Allah, kullarına iyi ya da kötüyü tercih etme yeteneği takdir etmiştir. “Nefse ve onu şekillendirene, sonra da ona iyilik ve kötülük yapma kabiliyeti verene and olsun ki; kendini arıtan kurtuluşa ermiş, kendini kötülüğe düşüren de ziyana uğramıştır.” (Şems, 91/7-10)

    -Allah’ın takdiriyle- insan, denenmenin merkezine oturtulmuş ve sahip olduğu seçme kabiliyetiyle cennetin ya da cehennemin adayı olmuştur: “Kim yararlı iş yaparsa kendi çıkarına; kim kötülük yaparsa kendi zararınadır.” (Casiye, 45/15)

    İnsan bu dünyada imtihan edilerek ahiretteki yerini belirleyecektir. “Hanginizin daha işler yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, çok güçlü ve bağışlayıcıdır.” (Mülk, 67/2)

    Bu yüzden insan, iradesini iyi yönde kullanmalı ve şu imtihan dünyasını eğlence dünyasına çevirmemelidir: “Biz gökleri ve yeri oyun olsun diye yaratmadık…” (Enbiya, 21/16)

    Nasıl ki öğretmen öğrencilerine soruları sorduktan sonra boş bir sınav kağıdı verir; Allah da insana boş bir amel defteri verir. İnsan bu defteri dünya hayatındaki imtihanlarla doldurur. Dolayısıyla sınavın sonucu öğrenciye/kula aittir. Kötü puanı öğretmene mal eden öğrenci; kötülükleri/bedbahtlıkları (hapis, zararlı bağımlılık, cinayet, intihar…) Allah’a fatura eden de ham insandır.

    İnsan gelecekte neyle deneneceğini bilemez. Yani imtihan soruları önceden belli değildir. “Hiç kimse yarın ne elde edeceğini ve neyle karşılaşacağını bilemez…” (Lokman, 31/34)İmtihan konuları ise bellidir: “Biz sizi kimi zaman düşman ve ölüm korkusuyla, kimi zaman kıtlık-kuraklık ve açlıkla, kimi zaman da mallarınızda, canlarınızda ve ürünlerinizde bir kısım kayıplarla mutlaka sınayacağız.” (Bakara, 2/155)

    Böylece insanın çeşitli hastalıklara yakalanması, afetlere maruz kalması, ektiğinin karşılığını –bu dünyada- alamaması vs. elinde olmayan şeyler, Allah’ın takdiridir. İnsan, bunlarla sınanmaktadır.

    İnsan, ya hayatın engebeli yollarını Allah’a iman ve tevekkül ile aşar; ya da nefsine yenik düşüp istikametten şaşar. Hiç kimse gücünü aşan şeylerle imtihan edildiğini iddia edemez: “Allah kimseye altından kalkamayacağı bir sorumluluk yüklemez. Herkesin yaptığı iyilik kendi yararına, işlediği kötülük de kendi zararınadır…” (Bakara,2/286) “Herkesi gücü oranında deneriz.” (Mu’minûn, 23/62)

    Evet, imtihanın zor olduğu bir gerçektir. “Yoksa siz geçmiş dönemlerdeki müminlerin çektiklerine benzer sıkıntılar çekmeden cennete gireceğinizi mi zannettiniz?!” (Bakara,2/214)

    İnsanın cenneti kazanması için yokuşu aşması gerekmektedir: Ama o, Allah’a dayanarak iftiharla anılacak izler bırakacağına, intiharla hayatına son verir. Başka bir ifadeyle, sınavdan erken çıkmak ister ve sınıfta kalır: “Ne var ki o, sarp yokuşu aşamadı, aşmaya çalışmadı.” (Beled, 90/11)

    Geride kalan bazı “bilmezler” de, bunu, “kaderiymiş” diyerek, sorumluluğu Allah’a fatura eder. Hayır, kaderi değil; tercihidir. Vaktini/ecelini bekleseydi teskere alacaktı, ama o kaçtı. Öyle istedi, Allah da öyle yarattı/takdir etti. Vicdanına bak, bunun böyle olduğunu sen de biliyorsun!

    İşte bütün mesele budur. Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır.

    Yrd. Doç. Dr. Mustafa ÜNVERDİ



  4. 16.Şubat.2013, 16:33
    2
    Moderatör



    intihar etmek kader mi

    Kader konusunda konuşmak, bizatihi zorlu bir işe girişmektir. Bu hakikati teslim ediyor ve on dört asırlık İslam geleneğinde, konuya ilişkin tartışmalara bir katre katkıda bulunması niyetiyle, “bismillah” diyoruz.

    Esasen kader meselesinde madalyonun iki yüzü vardır: Birincisi Allah’ın yüceliğine, ikincisi insanın sorumluluğuna bakar.

    İlkine göre, yaratma baştan sona Allah’a aittir. Allah’ın gücü her şeye yeter. Öyle ki, kâfiri mümin, mümini de kâfir yapabilir. “Allah dileseydi onlar şirk koşmazlardı…” (Enâm,6/107) Hiç kimse “Allah’tan bağımsız olduğu” vehmine kapılmamalıdır: “Allah’ın kişi ile kalbi arasına girdiğini ve O’nun huzurunda toplanacağınızı bilin” (Enfâl, 8/24) Kendisini her şeyi yapabilecek kudrette görenler hüsrana mahkumdur: “Âlemlerin rabbi olan Allah dilemedikçe sizler bir şey dileyemezsiniz” (Tekvîr, 81/29) Madalyonun birinci yüzü olan bu ayetler, Allah’ın iradesini, kudretini ve hakimiyetini vurgular. Böylece Allah’ın yüceliğini, insanın aczini, zaafını ve Allah’a olan ihtiyacını anlatır. “Gururlanma insanoğlu, senden büyük Allah var” der.

    Madalyonun diğer yüzü ise, insanın sorumluluğudur. Allah’ın sınırsız gücünü ve iradesini beyan eden ayetlerde “dilerse, dileseydi, dilemedikçe…” şeklinde ihtimaliyet dili kullanılır. Dolasıyla Allah, sınırsız güç sahibidir. Ama gücünü insanın yapacaklarını tayin etme/belirleme noktasında kullanmamış ve ona iradesini, kudretini kullanacağı özgür bir alan bırakmıştır: “Ona (insana) doğru yolu gösterdik. İster şükreder, ister nankörlük eder.” (İnsan, 76/3) Bu yüzden herkes mesuliyetinin farkında olmalı, kimse sorumluluğu başkasına yıkmaya çalışmamalıdır: “De ki: Ne siz bizim işlediğimiz günahlardan sorumlusunuz, ne de biz sizin işlediğiniz günahlardan sorumluyuz.” (Sebe’, 34/25)

    Hakikatte, yapılan işlerin faili, müridi ve isteyeni insandır. Bu yüzden sorumluluk da ona aittir. Aksi takdirde -içki içmek, adam öldürmek, gıybet etmek, bozgunculuk yapmak, zina yapmak, yolsuzluk yapmak, fitne çıkarmak dahil- insan davranışlarının sorumluluğu Allah’a ait olurdu ki bu, dinin özüne ve akla aykırıdır.

    O halde, intihar etmek, Allah’ın yazdığı ve insanın zorunlu olarak gerçekleştirdiği kaderi değil; insanın bizzat kendi iradesiyle belirlediği kaderidir. Dileyen insan, yaratan Allah’tır. Başka türlü dileseydi, Allah da onu takdir eder ve yaratırdı.

    Kul, iyilikleri diler, Allah severek yaratır. Kötülükleri diler, Allah hoşnut olmaz ama yaratır. Bu, sorumlu varlık olan insana tanınmış bir haktır. İnsan bu ağır yükümlülüğü almayı kendisi istemiştir: “Biz emaneti (irade ve mükellefiyeti) göklere, yere ve dağlara teklif ettik. Fakat onlar bu teklifin ağır sorumluluğunu üstlenmekten ve hakkını verememekten korkup kaçındılar. Bu ağır sorumluluğu insanoğlu yüklendi. Hiç şüphe yok ki (kâfirlik, müşriklik ve münafıklığı tercih eden) insan gerçekten çok zalim, çok cahildir.” (Ahzâb, 33/72)

    Öte yandan, “Şunu yapmak kader mi, şöyle olması-böyle olması, başıma şunun gelmesi kader mi” gibi soruların altında yanlış kader telakkisinin yattığını düşünüyoruz. Geleneğimizde, “alın yazısı” sözü, adeta insanın, senaryosunu Allah’ın yazdığı bir filmin figüranı gibi algılanmasına neden olur. Hâlbuki insanın yapıp ettiklerinin gerçek faili olduğu, dolayısıyla amellerinden sorumlu olanın “insan” olduğu fikri, Kur’an’ın tamamına sinmiştir.

    Filhakika kader, insanın yapacaklarının önceden Allah tarafından belirlenmesi değildir. Kader, içindeki her şeyiyle kâinatın Allah tarafından belirli bir düzende yaratılmış olmasıdır. İnsanlar, hayvanlar ve bitkiler belli bir sistemde yaratılmışlardır. Bu sistemin dayandığı, fiziksel, kimyasal, matematiksel, biyolojik, psikolojik vb. prensipler vardır.

    Mesela insan konuşur, düşünür, fiziksel ve psikolojik süreçlerden etkilenir. Hayvanların kendi özellikleri vardır. Kimi uçar, kimi yüzer, kimi sürünür. İnsan kendi kendine uçamaz, balık gibi su içinde yaşayamaz. İnsanın havaya, suya, yemeye, içmeye, sevgiye, şefkate, imana ve ibadete ihtiyacı vardır. Yerin çekim kanunu vardır. Güneş kendi etrafında, dünya güneşin etrafında, ay da dünyanın etrafında döner. Gün yirmi dört saattir.

    Keza insan cinsiyetini, anne-babasını, ırkını, yüz şeklini seçemez. Bunlar, mutlak güç sahibi Allah’ın takdiridir. Bunların hiçbirisinde insanın dahli ve sorumluluğu yoktur.

    Böylece kader, temelde ölçüp biçmek ve belli bir şekil tayin etmektir: “O, yaratıp şekil verendir. O, her şeyi ölçüyle yapıp, onu yolunu göstermiştir…” (A’lâ, 87/2-3).“Şüphesiz, biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır” (Kamer, 54/49).

    Allah, kullarına iyi ya da kötüyü tercih etme yeteneği takdir etmiştir. “Nefse ve onu şekillendirene, sonra da ona iyilik ve kötülük yapma kabiliyeti verene and olsun ki; kendini arıtan kurtuluşa ermiş, kendini kötülüğe düşüren de ziyana uğramıştır.” (Şems, 91/7-10)

    -Allah’ın takdiriyle- insan, denenmenin merkezine oturtulmuş ve sahip olduğu seçme kabiliyetiyle cennetin ya da cehennemin adayı olmuştur: “Kim yararlı iş yaparsa kendi çıkarına; kim kötülük yaparsa kendi zararınadır.” (Casiye, 45/15)

    İnsan bu dünyada imtihan edilerek ahiretteki yerini belirleyecektir. “Hanginizin daha işler yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, çok güçlü ve bağışlayıcıdır.” (Mülk, 67/2)

    Bu yüzden insan, iradesini iyi yönde kullanmalı ve şu imtihan dünyasını eğlence dünyasına çevirmemelidir: “Biz gökleri ve yeri oyun olsun diye yaratmadık…” (Enbiya, 21/16)

    Nasıl ki öğretmen öğrencilerine soruları sorduktan sonra boş bir sınav kağıdı verir; Allah da insana boş bir amel defteri verir. İnsan bu defteri dünya hayatındaki imtihanlarla doldurur. Dolayısıyla sınavın sonucu öğrenciye/kula aittir. Kötü puanı öğretmene mal eden öğrenci; kötülükleri/bedbahtlıkları (hapis, zararlı bağımlılık, cinayet, intihar…) Allah’a fatura eden de ham insandır.

    İnsan gelecekte neyle deneneceğini bilemez. Yani imtihan soruları önceden belli değildir. “Hiç kimse yarın ne elde edeceğini ve neyle karşılaşacağını bilemez…” (Lokman, 31/34)İmtihan konuları ise bellidir: “Biz sizi kimi zaman düşman ve ölüm korkusuyla, kimi zaman kıtlık-kuraklık ve açlıkla, kimi zaman da mallarınızda, canlarınızda ve ürünlerinizde bir kısım kayıplarla mutlaka sınayacağız.” (Bakara, 2/155)

    Böylece insanın çeşitli hastalıklara yakalanması, afetlere maruz kalması, ektiğinin karşılığını –bu dünyada- alamaması vs. elinde olmayan şeyler, Allah’ın takdiridir. İnsan, bunlarla sınanmaktadır.

    İnsan, ya hayatın engebeli yollarını Allah’a iman ve tevekkül ile aşar; ya da nefsine yenik düşüp istikametten şaşar. Hiç kimse gücünü aşan şeylerle imtihan edildiğini iddia edemez: “Allah kimseye altından kalkamayacağı bir sorumluluk yüklemez. Herkesin yaptığı iyilik kendi yararına, işlediği kötülük de kendi zararınadır…” (Bakara,2/286) “Herkesi gücü oranında deneriz.” (Mu’minûn, 23/62)

    Evet, imtihanın zor olduğu bir gerçektir. “Yoksa siz geçmiş dönemlerdeki müminlerin çektiklerine benzer sıkıntılar çekmeden cennete gireceğinizi mi zannettiniz?!” (Bakara,2/214)

    İnsanın cenneti kazanması için yokuşu aşması gerekmektedir: Ama o, Allah’a dayanarak iftiharla anılacak izler bırakacağına, intiharla hayatına son verir. Başka bir ifadeyle, sınavdan erken çıkmak ister ve sınıfta kalır: “Ne var ki o, sarp yokuşu aşamadı, aşmaya çalışmadı.” (Beled, 90/11)

    Geride kalan bazı “bilmezler” de, bunu, “kaderiymiş” diyerek, sorumluluğu Allah’a fatura eder. Hayır, kaderi değil; tercihidir. Vaktini/ecelini bekleseydi teskere alacaktı, ama o kaçtı. Öyle istedi, Allah da öyle yarattı/takdir etti. Vicdanına bak, bunun böyle olduğunu sen de biliyorsun!

    İşte bütün mesele budur. Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır.

    Yrd. Doç. Dr. Mustafa ÜNVERDİ






+ Yorum Gönder