Konusunu Oylayın.: Mevlevilik nedir niçin böyle bir isim verilmiştir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Mevlevilik nedir niçin böyle bir isim verilmiştir?
  1. 10.Şubat.2013, 20:10
    1
    Misafir

    Mevlevilik nedir niçin böyle bir isim verilmiştir?






    Mevlevilik nedir niçin böyle bir isim verilmiştir? Mumsema mevlevilik nedir niçin böyle bir isim verilmiştir


  2. 10.Şubat.2013, 20:10
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 17.Şubat.2013, 00:52
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,652
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: mevlevilik nedir niçin böyle bir isim verilmiştir?




    mevlevilik nedir niçin böyle bir isim verilmiştir?
    Mevlana Celaleddin-i Rumi'ye (ö. 672/ 1273 ) nispet edilen tarikatın adıdır. Mevlana Celaleddin-i Rumi, Horasan'ın Belh şehrinde dünyaya geldi. Babası, ilk tasavvuf eğitimini kendisinden aldığı "sultânü'l-ulemâ" lakabıyla tanınan Bahâeddin Veled'dir. Bahâeddin Veled'in Kübreviyye tarikatının kurucusu olan Necmeddin-i Kübrâ'nın halifesi olduğu söylendiği gibi, Ahmed el-Gazzâli'den gelen tarikat silsilesinden hilafet aldığı da belirtilmektedir. Mevlana, henüz küçük yaşta iken babası Bahâeddin Veled'in Belh'ten ayrılması üzerine onunla birlikte İslâm dünyasının çeşitli yerlerini dolaştıktan sonra Konya'ya geldi. Bahâeddin Veled Konya'da Altınapa medresesinde iki yıl müderrislik yaptıktan sonra 628/1231 tarihinde vefat etti. Mevlana babasının yerine geçip müderrislik yapmaya başladı. Bu arada babasının bir müridi olan Seyyid Burhâneddin'e mürid olup dokuz yıl hizmetinde bulundu. Bu arada Şam'a gidip orada Muhyiddin İbnü'l-Arabi, Sa'deddîn-i Hammûye, Osmân-ı Rûmî ve Sadreddin Konevî ile uzun müddet sohbette bulundu. Daha sonra tekrar Konya'ya döndü.

    Alıntı
    Mevlana'nın şiirleri ve mektupları arasında Arapça olanlar varsa da eserlerini Farsça yazmıştır. Meşhur eserleri şunlardır: "Dîvân-ı Kebîr", "Mesnevî", "Fîhi Mâ Fîh", "Mecâlis-i Seb'a" ve "Mektûbât".

    Şems-i Tebrîzî'nin Konya'ya gelmesi, Mevlana için bir dönüm noktası olmuştur. Onunla yaptığı sohbetler Mevlana'nın üzerinde derin tesirler bırakmış, ilâhi aşk ve vecdi terennüm eden asıl Mevlana bu dönemde doğmuştur. Mevlana 17 Aralık 1273'te vefat etti, yerine halifesi olan Hüsâmeddin Çelebi geçti. Onun vefatı üzerine de Mevlana'nın oğlu Sultan Veled geçti.

    Kâmil manada âlim, sûfi ve şairlik özelliklerine sahip olan Mevlana, Mevlevi silsilenamesinde tarikatın pîri olarak sayılır. Mevlana'nın dini-tasavvufi düşüncesinin kaynağı Kur'an ve sünnettir.

    "Canım tenimde oldukça Kur'an'ın kölesiyim ben. Seçilmiş Muhammed'in yolunun toprağıyım..." beytiyle bu gerçeği dile getiren Mevlana, "Pergel gibiyim; bir ayağımla şeriat üstünde sağlamca durduğum halde öbür ayağımla yetmiş iki milleti dolaşıyorum" diyerek bir müslümanın bütün insanlığı kucaklayabilecek büyüklüğü göstermesi gerektiğini ifade eder.

    Mevleviliğe göre tasavvufi eğitimin amacı insanın kendine gelmesini, kendini bulmasını sağlamaktır. Gerçeğe ulaşmak için insan fıtratına aykırı yöntemlere başvurmaktan kaçınmalıdır. Esasen gerçeğe ulaşmanın asıl yolu aşk ve cezbedir. Zikir ve çile gerçeğe ulaşmanın temel yöntemi olarak görülmemelidir. Zikir ancak düşünceyi harekete geçirebildiği ölçüde yarar sağlar. Cenabı Hakk'ı gerçek anlamda tanımayanlar dünyanın, altın ve gümüşün kulu, kölesi olurlar. Bu kölelikten kurtulmanın yegane yolu da Allah aşkıdır.

    Mevlevilik başlangıçta Anadolu'daki diğer tasavvuf akımları gibi âdâp ve erkanı belirlenmiş ve tekke düzeni kurulmuş klasik bir tarikat niteliğinde değildi. Çünkü Mevlana tarikatlara özgü birtakım kurallar koymamıştır. Örneğin, kendisine bağlananlar için ne bir giriş töreni düzenler, ne de belli bir zikir öngörürdü. Mevlevilik'te tarikatın esası aşk, marifet ve hizmettir. Bunun içindir ki Mevlana, her Mevlevinin bilmesi gerekli hafi ve devrâni zikir olan semayı da yalnızca aşk ve cezbe için yardımcı bir öğe sayardı.

    Sultan Veled (ö.712/1312), babasının düşüncelerini sistemli bir hale getirerek Mevleviliği kendine özgü kuralları, törenleri olan bir tarikat durumuna getirdi. Bu sebeple Sultan Veled, Mevleviliğin asıl kurucusu ve ikinci pîri sayılır. Anadolu'da siyasal ve sosyal sıkıntıların had safhada olduğu bu dönemde yetiştirdiği halifeleri Amasya, Kırşehir ve Erzincan'a yollayarak buralarda zaviyeler kurdurmak suretiyle Mevleviliği yaymaya başlamıştır.

    Sultan Veled'in, yerine oğlu Ulu Ârif Çelebi'yi bırakması tarikatın tarihinde bir dönüm noktası olmuş ve böylece Mevlevilik "Çelebi" unvanlarıyla anılan Mevlana soyuna mensup şeyhler tarafından temsil edilmeye başlamıştır.

    Mevleviliğin Türk düşünce ve sanat hayatına oldukça önemli etki ve katkıları olmuştur. Mevlevi tekkeleri, tarikat faaliyetlerinin yanında bir sanat ve kültür kurumu gibi çalışarak birçok şair, yazar ve bestecinin yetiştiği merkez işlevini görmüştür. Osmanlılar döneminde imparatorluğun en yaygın tarikatlardan birisi olan Mevleviliğin faaliyetlerine, diğer tarikatlarla birlikte, tekke ve zaviyelerin kanunla kapatılmasıyla birlikte son verilmiş, ancak 1926'da çıkarılan bir kanunla Hacı Bektaş-ı Veli ve Mevlana türbeleri müze olarak ziyarete açılmıştır.



  4. 17.Şubat.2013, 00:52
    2
    Moderatör



    mevlevilik nedir niçin böyle bir isim verilmiştir?
    Mevlana Celaleddin-i Rumi'ye (ö. 672/ 1273 ) nispet edilen tarikatın adıdır. Mevlana Celaleddin-i Rumi, Horasan'ın Belh şehrinde dünyaya geldi. Babası, ilk tasavvuf eğitimini kendisinden aldığı "sultânü'l-ulemâ" lakabıyla tanınan Bahâeddin Veled'dir. Bahâeddin Veled'in Kübreviyye tarikatının kurucusu olan Necmeddin-i Kübrâ'nın halifesi olduğu söylendiği gibi, Ahmed el-Gazzâli'den gelen tarikat silsilesinden hilafet aldığı da belirtilmektedir. Mevlana, henüz küçük yaşta iken babası Bahâeddin Veled'in Belh'ten ayrılması üzerine onunla birlikte İslâm dünyasının çeşitli yerlerini dolaştıktan sonra Konya'ya geldi. Bahâeddin Veled Konya'da Altınapa medresesinde iki yıl müderrislik yaptıktan sonra 628/1231 tarihinde vefat etti. Mevlana babasının yerine geçip müderrislik yapmaya başladı. Bu arada babasının bir müridi olan Seyyid Burhâneddin'e mürid olup dokuz yıl hizmetinde bulundu. Bu arada Şam'a gidip orada Muhyiddin İbnü'l-Arabi, Sa'deddîn-i Hammûye, Osmân-ı Rûmî ve Sadreddin Konevî ile uzun müddet sohbette bulundu. Daha sonra tekrar Konya'ya döndü.

    Alıntı
    Mevlana'nın şiirleri ve mektupları arasında Arapça olanlar varsa da eserlerini Farsça yazmıştır. Meşhur eserleri şunlardır: "Dîvân-ı Kebîr", "Mesnevî", "Fîhi Mâ Fîh", "Mecâlis-i Seb'a" ve "Mektûbât".

    Şems-i Tebrîzî'nin Konya'ya gelmesi, Mevlana için bir dönüm noktası olmuştur. Onunla yaptığı sohbetler Mevlana'nın üzerinde derin tesirler bırakmış, ilâhi aşk ve vecdi terennüm eden asıl Mevlana bu dönemde doğmuştur. Mevlana 17 Aralık 1273'te vefat etti, yerine halifesi olan Hüsâmeddin Çelebi geçti. Onun vefatı üzerine de Mevlana'nın oğlu Sultan Veled geçti.

    Kâmil manada âlim, sûfi ve şairlik özelliklerine sahip olan Mevlana, Mevlevi silsilenamesinde tarikatın pîri olarak sayılır. Mevlana'nın dini-tasavvufi düşüncesinin kaynağı Kur'an ve sünnettir.

    "Canım tenimde oldukça Kur'an'ın kölesiyim ben. Seçilmiş Muhammed'in yolunun toprağıyım..." beytiyle bu gerçeği dile getiren Mevlana, "Pergel gibiyim; bir ayağımla şeriat üstünde sağlamca durduğum halde öbür ayağımla yetmiş iki milleti dolaşıyorum" diyerek bir müslümanın bütün insanlığı kucaklayabilecek büyüklüğü göstermesi gerektiğini ifade eder.

    Mevleviliğe göre tasavvufi eğitimin amacı insanın kendine gelmesini, kendini bulmasını sağlamaktır. Gerçeğe ulaşmak için insan fıtratına aykırı yöntemlere başvurmaktan kaçınmalıdır. Esasen gerçeğe ulaşmanın asıl yolu aşk ve cezbedir. Zikir ve çile gerçeğe ulaşmanın temel yöntemi olarak görülmemelidir. Zikir ancak düşünceyi harekete geçirebildiği ölçüde yarar sağlar. Cenabı Hakk'ı gerçek anlamda tanımayanlar dünyanın, altın ve gümüşün kulu, kölesi olurlar. Bu kölelikten kurtulmanın yegane yolu da Allah aşkıdır.

    Mevlevilik başlangıçta Anadolu'daki diğer tasavvuf akımları gibi âdâp ve erkanı belirlenmiş ve tekke düzeni kurulmuş klasik bir tarikat niteliğinde değildi. Çünkü Mevlana tarikatlara özgü birtakım kurallar koymamıştır. Örneğin, kendisine bağlananlar için ne bir giriş töreni düzenler, ne de belli bir zikir öngörürdü. Mevlevilik'te tarikatın esası aşk, marifet ve hizmettir. Bunun içindir ki Mevlana, her Mevlevinin bilmesi gerekli hafi ve devrâni zikir olan semayı da yalnızca aşk ve cezbe için yardımcı bir öğe sayardı.

    Sultan Veled (ö.712/1312), babasının düşüncelerini sistemli bir hale getirerek Mevleviliği kendine özgü kuralları, törenleri olan bir tarikat durumuna getirdi. Bu sebeple Sultan Veled, Mevleviliğin asıl kurucusu ve ikinci pîri sayılır. Anadolu'da siyasal ve sosyal sıkıntıların had safhada olduğu bu dönemde yetiştirdiği halifeleri Amasya, Kırşehir ve Erzincan'a yollayarak buralarda zaviyeler kurdurmak suretiyle Mevleviliği yaymaya başlamıştır.

    Sultan Veled'in, yerine oğlu Ulu Ârif Çelebi'yi bırakması tarikatın tarihinde bir dönüm noktası olmuş ve böylece Mevlevilik "Çelebi" unvanlarıyla anılan Mevlana soyuna mensup şeyhler tarafından temsil edilmeye başlamıştır.

    Mevleviliğin Türk düşünce ve sanat hayatına oldukça önemli etki ve katkıları olmuştur. Mevlevi tekkeleri, tarikat faaliyetlerinin yanında bir sanat ve kültür kurumu gibi çalışarak birçok şair, yazar ve bestecinin yetiştiği merkez işlevini görmüştür. Osmanlılar döneminde imparatorluğun en yaygın tarikatlardan birisi olan Mevleviliğin faaliyetlerine, diğer tarikatlarla birlikte, tekke ve zaviyelerin kanunla kapatılmasıyla birlikte son verilmiş, ancak 1926'da çıkarılan bir kanunla Hacı Bektaş-ı Veli ve Mevlana türbeleri müze olarak ziyarete açılmıştır.






+ Yorum Gönder