Konusunu Oylayın.: Peygamberimizin kuranda geçen mucizeleri

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Peygamberimizin kuranda geçen mucizeleri
  1. 08.Şubat.2013, 19:18
    1
    Misafir

    Peygamberimizin kuranda geçen mucizeleri






    Peygamberimizin kuranda geçen mucizeleri Mumsema peygamberimizin kuranda geçen mucizeleri


  2. 08.Şubat.2013, 19:18
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 13.Şubat.2013, 00:36
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,606
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: peygamberimizin kuranda geçen mucizeleri




    peygamberimizin kuranda geçen mucizeleri
    Alıntı
    Rasulullah (s.a.s) Efendimizin pek çok hissî ve kevnî mucizeleri vardır.
    Bunlardan Kur'ân-ı Kerim'de zikredilen ve tevâtür derecesine ulaşan sahih
    hadislerle sâbit olan ikisi şunlardır:

    1- İsrâ ve Mirac mucizesi: Kur'ân-ı Kerim, İsrâ
    sûresinde; "Kulunu (Muhammed'i), ona âyetlerini göstermek üzere, bir gece
    Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah'ın şânı ne yücedir..."
    (el-İsrâ, 17/1) buyurulmuştur. Peygamberimiz (s.a.s) Efendimiz, ilâhî emir
    üzerine Cebrail (a.s)'ın refakatinde bir gecenin belirli bir kısmında, Mekke-i
    Mükerremedeki Mescid-i Haram'dan, Kudüs'te bulnan Mescid-i Aksa'ya süratle
    götürülmüş; oradan da, yedi kat gökyüzüne yükseltilerek "sidre-i Müntehâ" ya ve
    diğer yüce makamlara çıkarılmış; bir çok ilâhî lütuflara (Füyuıâtı Rabbâniyeye)
    mazhar olduktan sonra, tekrar Mekke-i Mükerreme'ye ulaştırılmıştır, Buharî ve
    Müslim'in Sahihlerinde mevcut meşhur bir hadise göre; bu mucize, Hicret'ten bir
    buçuk yıl önce Receb ayının yirmiyedinci gecesi vuku bulmuştur. İsrâ'nın, ruh ve
    ceset birlikte tahakkuk ettiğinde icmâ vardır.

    İsrâ hadisesi, yukarda kaydedilen âyetle sâbit
    olduğundan, inkâr eden kâfir olur. Mirac hadisesinde de, icmâ-ı ümmet varsa da,
    keyfiyetin de, yani oluş şeklinde ittifak olunmamıştır. Ancak âlimlerin büyük
    çoğunluğuna göre, Mi'rac ta, ruh ve ceset birlikte ve uyanık olarak tahakkuk
    etmiştir. Bu hadise, Rasulü Ekrem Efendimiz'in en büyük hissî mucizesi olarak
    kabul edilmiştir (Ayrıca bk. İsrâ ve Mirac maddesi).

    2- İnşikâk-ı Kâmer,
    Ay'ın ikiye bölünmesi mu'cizesi: Peygamber (s.a.s) Efendimizin bu büyük hissî
    mucizesi de Kur'an'la sâbittir. Nitekim; Kamer sûresinde (54/1):
    "(Kıyâmet)saat(i) yaklaştı, ay (ikiye) bölündü (yarıldı)" buyurulmuştur. Bazı
    sahih hadislerde nakledildiğine göre; müşriklerden bir grup, bir mucize olarak,
    ayın iki kısma ayrılmasını, Rasul-i Ekrem (s.a.s)'den istediler.

    Hz. Peygamber (s.a.s)
    da, Allah'u Teâlâ'ya yönelerek niyazda bulundu. Ay, Allah'ın kudret ve izniyle
    derhal ikiye ayrıldı; bir kısmı Hıra dağı üzerinde, diğer kısmı ise, aşağıda ve
    tam karşısında görüldü. Müşrikler, inat ve tekebbürlerine kapılarak bu büyük
    mucizeyi inkâr ettiler ve "Bu, ancak bir sihirdir" dediler. Şayet bu mucize,
    diğer Mekkelilerce de görülmemiş olsaydı, ona delâlet eden âyetle tekzip edilmiş
    olur ve kimse Hz. Muhammed (s.a.s)'e iman etmez, hattâ inananlardan irtidat
    edenler bile olurdu. Halbuki böyle bir şey olmamıştır (bk. Ay mucizesi mad.)

    Aklî Mucizeler Aklî
    mucize, akla ve vicdana hitab eden ve her devirde geçerli olan olağanüstü eşsiz
    bir harikadır. Bu tür mucizeye en canlı örnek, yalnız Rasulullah (s.a.s)
    Efendimiz'e verilen ve onun en büyük mucizesi sayılan Kur'ân-ı Kerim'dir. Çünkü
    o, her zaman ve mekanda onun peygamberliğini simgeleyen en etkili mucizedir.
    Daha önceki peygamberlere verilen hissî mucizelerin fonksiyonu Kur'anla sona
    ermiş; onların, hatıralarda anılan tarihî fevkalâde bir olay olmaktan öte, artık
    bir etkisi kalmamıştır.

    Böyle bir aklî mucizenin, peygamberimiz Hz. Muhammed
    (s.a.s) Efendimize verilip, daha önceki peygamberlerin hiç birine bir benzerinin
    verilmemesinin hikmeti; onların peygamberliklerinin bir sonraki peygamberin
    gönderilişine kadar ki belirli zamana ve belirli bir millete mahsus olmasıdır.
    Hz. Muhammed (s.a.s)'in peygamberliği ise, kıyamet gününe kadar bâki olduğu
    için, ona; bütün insanların peygamberi olduğuna tanıklık edecek Kur'ân-ı Kerim
    gibi, her devirde geçerli, aklî ve eşsiz bir mucize verildi. Kur'an'ın pek çok
    olan icaz yönleri, genel olarak şu iki kısımda toplanarak özetlenebilir:

    1- Bütün insanları hedef
    alan i'câzı: Kur'an'ın o zamana kadar duyulmayan, adı sanı bilinmeyen gaybî
    hakikatlerden haber vermesi ve bunların aynen çıkması. Aynı şekilde, geçmiş
    ümmetlerden ve onların kıssalarından bahsetmiş olması da, Kur'ân'ın icazına
    örnek sayılır. Ayrıca, bütün devirlerde, her yerde ve her millete uygulanabilen
    genel ve eşsiz bir hukuk sistemi ortaya koyması da, ilmî bir mucizedir. Çünkü
    Hz. Muhammed (s.a.s) ümmî idi, okuması yazması yoktu.

    Onun herhangi bir âlim
    ve mürşidden ders almadığı, hukuk ve kanun okumadığı tarihen sâbittir. O halde,
    böyle ümmî bir zâtın, Kur'ân-ı Kerim gibi, Arap belâgat ve fesâhatının
    zirvesinde olan ilahî hikmetlerle dolu eşsiz bir hukuk sistemini, kendi
    karihâsından meydana getirebilmesi mümkün müdür? İşte Kur'ân-ı Kerim'in bu
    yöndeki icazını ve onun büyük bir mucize olduğunu aklı selim sahibi herkes
    rahatlıkla kavrayabilir.

    2- Kur'ân-ı Kerim'in Araplara yönelik bulunan icazına
    gelince; bu Kur'ân'ın ilâhî lâfzının, "nesir"in alışılmış uslub ve yöntemleriyle
    tam tamına uyuşmayan; "şiir" in bilinen vezinleriyle de bağdaşmayan kendine
    mahsus üstün ve parlak nazmıdır. Bunun yanında, Kur'an'ın hayret verici, insanı
    teshir eden yüce bir belağatı ve eşsiz bir fesahatı vardır. O öyle yüce bir
    usluba sahiptir ki; ondan, avam olsun, kültürlü olsun veya ihtisas sahibi bir
    âlim olsun, herkes mutlaka faydalanır ve manevî zevk alır.

    Eşsiz bir uslup, geniş
    ve engin bir manâ hazinesi olan Kur'ân-ı Kerim, asırlardır tekrar tekrar meydan
    okuduğu halde, Arap edebiyatı, belağat ve fesahat üstadları bu güne kadar
    Kur'ân'ın bir benzerini yapmaktan âciz kalmışlardır. Nitekim bu konuda Allah
    Teâlâ şöyle buyurur: "Eğer kulumuz (Muhammed)'e indirdiğimiz (Kur'ân)'dan şüphe
    ediyorsanız, haydi siz de ona benzer bir sûre getirin. Allah'tan başka bütün
    şâhitlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırın; eğer doğru iseniz (bunu yapın) yok
    eğer yapamadınızsa, ki yapamayacaksınız, o halde yakıtı insanlar ve taşlar olan,
    inkârcılar için hazırlanmış ateşten sakının" (el-Bakara, 2/23-24). Başka bir
    âyette; "Deki: Andolsun eğer bütün insan(lar) ve cin(ler) şu Kur'an'ın bir
    benzerini meydana getirmek için (biraraya gelip) toplansalar yine onun bir
    benzerini yapamazlar" (el-İsrâ, 17/88) diye meydan okumuyor ve "Yoksa Onu
    uydurdu mu diyorlar? Hayır, onlar inanmıyorlar. Doğru iseler, haydi onun gibi
    bir söz meydana getirsinler" (et-Tur, 52/33-34) buyuruluyor.

    Fakat bütün bu meydan
    okumalara rağmen onlar, hiç bir şey yapamadılar ve Kur'ân'a cevap verme cesareti
    gösteremediler. Bu âyetler ve bütün Kur'an, asırlardır, değişik anlayış ve
    inançta bulunan belâğat üstadlarına, şair ve edebiyatçılara meydan okumaya devam
    ettiği halde, onunla kıyaslamaya yarayacak güzellikte herhangi bir çalışma
    yapılamamıştır. İşte bu, gözlem ve deneye dayalı ilmî delillerle ortaya konmuş
    bulunan gerçek, Kur'an'ın ilâhî icazını ve en büyük mucize oluşunu ispat eden
    belgedir.



  4. 13.Şubat.2013, 00:36
    2
    Moderatör



    peygamberimizin kuranda geçen mucizeleri
    Alıntı
    Rasulullah (s.a.s) Efendimizin pek çok hissî ve kevnî mucizeleri vardır.
    Bunlardan Kur'ân-ı Kerim'de zikredilen ve tevâtür derecesine ulaşan sahih
    hadislerle sâbit olan ikisi şunlardır:

    1- İsrâ ve Mirac mucizesi: Kur'ân-ı Kerim, İsrâ
    sûresinde; "Kulunu (Muhammed'i), ona âyetlerini göstermek üzere, bir gece
    Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah'ın şânı ne yücedir..."
    (el-İsrâ, 17/1) buyurulmuştur. Peygamberimiz (s.a.s) Efendimiz, ilâhî emir
    üzerine Cebrail (a.s)'ın refakatinde bir gecenin belirli bir kısmında, Mekke-i
    Mükerremedeki Mescid-i Haram'dan, Kudüs'te bulnan Mescid-i Aksa'ya süratle
    götürülmüş; oradan da, yedi kat gökyüzüne yükseltilerek "sidre-i Müntehâ" ya ve
    diğer yüce makamlara çıkarılmış; bir çok ilâhî lütuflara (Füyuıâtı Rabbâniyeye)
    mazhar olduktan sonra, tekrar Mekke-i Mükerreme'ye ulaştırılmıştır, Buharî ve
    Müslim'in Sahihlerinde mevcut meşhur bir hadise göre; bu mucize, Hicret'ten bir
    buçuk yıl önce Receb ayının yirmiyedinci gecesi vuku bulmuştur. İsrâ'nın, ruh ve
    ceset birlikte tahakkuk ettiğinde icmâ vardır.

    İsrâ hadisesi, yukarda kaydedilen âyetle sâbit
    olduğundan, inkâr eden kâfir olur. Mirac hadisesinde de, icmâ-ı ümmet varsa da,
    keyfiyetin de, yani oluş şeklinde ittifak olunmamıştır. Ancak âlimlerin büyük
    çoğunluğuna göre, Mi'rac ta, ruh ve ceset birlikte ve uyanık olarak tahakkuk
    etmiştir. Bu hadise, Rasulü Ekrem Efendimiz'in en büyük hissî mucizesi olarak
    kabul edilmiştir (Ayrıca bk. İsrâ ve Mirac maddesi).

    2- İnşikâk-ı Kâmer,
    Ay'ın ikiye bölünmesi mu'cizesi: Peygamber (s.a.s) Efendimizin bu büyük hissî
    mucizesi de Kur'an'la sâbittir. Nitekim; Kamer sûresinde (54/1):
    "(Kıyâmet)saat(i) yaklaştı, ay (ikiye) bölündü (yarıldı)" buyurulmuştur. Bazı
    sahih hadislerde nakledildiğine göre; müşriklerden bir grup, bir mucize olarak,
    ayın iki kısma ayrılmasını, Rasul-i Ekrem (s.a.s)'den istediler.

    Hz. Peygamber (s.a.s)
    da, Allah'u Teâlâ'ya yönelerek niyazda bulundu. Ay, Allah'ın kudret ve izniyle
    derhal ikiye ayrıldı; bir kısmı Hıra dağı üzerinde, diğer kısmı ise, aşağıda ve
    tam karşısında görüldü. Müşrikler, inat ve tekebbürlerine kapılarak bu büyük
    mucizeyi inkâr ettiler ve "Bu, ancak bir sihirdir" dediler. Şayet bu mucize,
    diğer Mekkelilerce de görülmemiş olsaydı, ona delâlet eden âyetle tekzip edilmiş
    olur ve kimse Hz. Muhammed (s.a.s)'e iman etmez, hattâ inananlardan irtidat
    edenler bile olurdu. Halbuki böyle bir şey olmamıştır (bk. Ay mucizesi mad.)

    Aklî Mucizeler Aklî
    mucize, akla ve vicdana hitab eden ve her devirde geçerli olan olağanüstü eşsiz
    bir harikadır. Bu tür mucizeye en canlı örnek, yalnız Rasulullah (s.a.s)
    Efendimiz'e verilen ve onun en büyük mucizesi sayılan Kur'ân-ı Kerim'dir. Çünkü
    o, her zaman ve mekanda onun peygamberliğini simgeleyen en etkili mucizedir.
    Daha önceki peygamberlere verilen hissî mucizelerin fonksiyonu Kur'anla sona
    ermiş; onların, hatıralarda anılan tarihî fevkalâde bir olay olmaktan öte, artık
    bir etkisi kalmamıştır.

    Böyle bir aklî mucizenin, peygamberimiz Hz. Muhammed
    (s.a.s) Efendimize verilip, daha önceki peygamberlerin hiç birine bir benzerinin
    verilmemesinin hikmeti; onların peygamberliklerinin bir sonraki peygamberin
    gönderilişine kadar ki belirli zamana ve belirli bir millete mahsus olmasıdır.
    Hz. Muhammed (s.a.s)'in peygamberliği ise, kıyamet gününe kadar bâki olduğu
    için, ona; bütün insanların peygamberi olduğuna tanıklık edecek Kur'ân-ı Kerim
    gibi, her devirde geçerli, aklî ve eşsiz bir mucize verildi. Kur'an'ın pek çok
    olan icaz yönleri, genel olarak şu iki kısımda toplanarak özetlenebilir:

    1- Bütün insanları hedef
    alan i'câzı: Kur'an'ın o zamana kadar duyulmayan, adı sanı bilinmeyen gaybî
    hakikatlerden haber vermesi ve bunların aynen çıkması. Aynı şekilde, geçmiş
    ümmetlerden ve onların kıssalarından bahsetmiş olması da, Kur'ân'ın icazına
    örnek sayılır. Ayrıca, bütün devirlerde, her yerde ve her millete uygulanabilen
    genel ve eşsiz bir hukuk sistemi ortaya koyması da, ilmî bir mucizedir. Çünkü
    Hz. Muhammed (s.a.s) ümmî idi, okuması yazması yoktu.

    Onun herhangi bir âlim
    ve mürşidden ders almadığı, hukuk ve kanun okumadığı tarihen sâbittir. O halde,
    böyle ümmî bir zâtın, Kur'ân-ı Kerim gibi, Arap belâgat ve fesâhatının
    zirvesinde olan ilahî hikmetlerle dolu eşsiz bir hukuk sistemini, kendi
    karihâsından meydana getirebilmesi mümkün müdür? İşte Kur'ân-ı Kerim'in bu
    yöndeki icazını ve onun büyük bir mucize olduğunu aklı selim sahibi herkes
    rahatlıkla kavrayabilir.

    2- Kur'ân-ı Kerim'in Araplara yönelik bulunan icazına
    gelince; bu Kur'ân'ın ilâhî lâfzının, "nesir"in alışılmış uslub ve yöntemleriyle
    tam tamına uyuşmayan; "şiir" in bilinen vezinleriyle de bağdaşmayan kendine
    mahsus üstün ve parlak nazmıdır. Bunun yanında, Kur'an'ın hayret verici, insanı
    teshir eden yüce bir belağatı ve eşsiz bir fesahatı vardır. O öyle yüce bir
    usluba sahiptir ki; ondan, avam olsun, kültürlü olsun veya ihtisas sahibi bir
    âlim olsun, herkes mutlaka faydalanır ve manevî zevk alır.

    Eşsiz bir uslup, geniş
    ve engin bir manâ hazinesi olan Kur'ân-ı Kerim, asırlardır tekrar tekrar meydan
    okuduğu halde, Arap edebiyatı, belağat ve fesahat üstadları bu güne kadar
    Kur'ân'ın bir benzerini yapmaktan âciz kalmışlardır. Nitekim bu konuda Allah
    Teâlâ şöyle buyurur: "Eğer kulumuz (Muhammed)'e indirdiğimiz (Kur'ân)'dan şüphe
    ediyorsanız, haydi siz de ona benzer bir sûre getirin. Allah'tan başka bütün
    şâhitlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırın; eğer doğru iseniz (bunu yapın) yok
    eğer yapamadınızsa, ki yapamayacaksınız, o halde yakıtı insanlar ve taşlar olan,
    inkârcılar için hazırlanmış ateşten sakının" (el-Bakara, 2/23-24). Başka bir
    âyette; "Deki: Andolsun eğer bütün insan(lar) ve cin(ler) şu Kur'an'ın bir
    benzerini meydana getirmek için (biraraya gelip) toplansalar yine onun bir
    benzerini yapamazlar" (el-İsrâ, 17/88) diye meydan okumuyor ve "Yoksa Onu
    uydurdu mu diyorlar? Hayır, onlar inanmıyorlar. Doğru iseler, haydi onun gibi
    bir söz meydana getirsinler" (et-Tur, 52/33-34) buyuruluyor.

    Fakat bütün bu meydan
    okumalara rağmen onlar, hiç bir şey yapamadılar ve Kur'ân'a cevap verme cesareti
    gösteremediler. Bu âyetler ve bütün Kur'an, asırlardır, değişik anlayış ve
    inançta bulunan belâğat üstadlarına, şair ve edebiyatçılara meydan okumaya devam
    ettiği halde, onunla kıyaslamaya yarayacak güzellikte herhangi bir çalışma
    yapılamamıştır. İşte bu, gözlem ve deneye dayalı ilmî delillerle ortaya konmuş
    bulunan gerçek, Kur'an'ın ilâhî icazını ve en büyük mucize oluşunu ispat eden
    belgedir.






+ Yorum Gönder