Konusunu Oylayın.: Çalışmak ve tevekkül arasındaki fark

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Çalışmak ve tevekkül arasındaki fark
  1. 06.Şubat.2013, 14:04
    1
    Misafir

    Çalışmak ve tevekkül arasındaki fark

  2. 10.Şubat.2013, 19:26
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: çalışmak ve tevekkül arasındaki fark




    çalışmak ve tevekkül arasındaki fark nedir?

    Muhterem kardeşimiz. İnsanların en mütevekkili olan Hz. Muhammed(sav)'in ve sahabelerinin hayatı sürekli mücadele ile geçmiştir.
    Hz. Ebubekir, Osman, Abdurrahman ve Talha(r.a), ticaretle geçimlerini sağlarlardı. Ebubekir halife seçildiği günün ertesi, kumaşları sırtlayıp yine eski işini yapmaya giderken karşılaştığı Ömer ve Ebu Ubeyde, ona nereye gittiğini sorarlar. O da çarşıdaki işine gitmekte olduğunu söyler. "Sen Müslümanların yönetim işini üstlendiğin halde ne yapıyorsun?" derler. "O halde çocuklarımı nasıl besleyeceğim?" der. Sonra sahabeler, kendisine, ailesinin geçimini sağlayacak bir maaş bağlarlar. Hz. Ebubekir gibi bir sahabe: "Oturayım, Allah rızkımı gönderir" dememiştir. Hz. Ömer de: ''Biriniz, oturup da: Allah’ım, beni nzıklandır! diyerek, rızkı aramaktan geri durmasın. Bilirsiniz ki gök altın ve gümüş yağdırmaz." Demiştir.

    Elmalılı Hamdi Yazır: "Unutmamak gerekir ki, tevekkül, görevini Allah'a havale etmek değil, emri O'na hava'le etmektir. Bir çokları bunu kavrayamayıp tevekkülü, vazifeyi terketme sanırlar. Bu ise Allah'a tevekkül ve itimat değil, O'nun ilah olarak emrine itimatsızlıktır, küfürdür,iyi bilmeli ki, tevekkülün hülasası emre itimat ederek vazifesini sevmektir" diye açıklar.

    Fahrettin Razi de: "Tevekkül bazı cahil'lerin sandığı gibi, insanı kendini ihmal etmesi demek değildir. Böyle olsaydı müşavere emri tevekküle zıt olurdu. Tevekkül insanın dış sebepleri gözetmesi, ama kalbini onlara bağlamayıp Allah'ın kısmetine dayanması demektir" der

    Resulullah efendimiz(sav)’in bir hadisi bu anlamı daha da açar gibidir "Eğer siz Allah'a hakkıyla tevekkül etseydiniz O kuşları nzıklandırdığı gibi sizi de rızıklandırdı. Baksanıza, sabahleyin aç çıkıyorlar da tok dönüyorlar. Ve de dağlar dualarınızla yok olurdu"

    Dikkat! edilirse anlaşılır ki hadiste kuşlar, yuvalarında durup rızıklarını beklerler denmiyor, rızıklarını aramak üzere çıkarlar, Allah rızkı aramakta olan, yani rızkın sebeplerine yapışan yaratıklarına rızık verir, deniyor. Ne kadar ince ve hikmetli bir anlatış!

    Bu hadis, bir yandan Allah'a tevekkülün önemini anlatırken, bir yandan da kuşların çalışkanlığına ve çalışmanın önemine dikkat çekmektedir. Zira kuşlar, tevekkül edip de yuvalarında kalmıyorlar, rızıklarını aramak üzere yuvalarından çıkıp dolaşıyor, aradıkları rızıklarına ulaşıyorlar. Sabahleyin karnı aç çıkan kuşlar, akşamleyin kursağı tok olarak dönüyorlar. İşte tevekkül budur. Allah'ın, rızkını vereceğine güvenerek çalışmak, rızkın sebeplerine yapışmaktır.

    İsa (a.s)’da şöyle demiştir: “Kuşlara bakın. Onlar ne ekip biçer, ne de biriktirirler. Allahu Teala onları gün be gün rızıklandırır. Eğer, Bizim karınlarımız kuşlarınkinden daha büyük’ derseniz, o zaman da büyük baş hayvanlara bakın; Allahu Teala onlara nasıl rızık vermektedir.”

    Tevekkülün, Allah'ı olduğu gibi tanımakla, yukarıda anlatıldığı gibi tevhitle ve kaderle de sıkı irtibatı vardır. Yani Allah kuluna bir parça irade vermiş, çalışma ve çabalama diye özetleyebileceğimiz bir takım görevler yüklemiş ve kendisine güvenip dayanması'nı istemiştir. Diğer yönden de "Kulum beni nasıl sanırsa ben öyleyim" demiş ve kulunun iradesini kullanacağı doğrultuda da, önceden bildiği için, onun kaderini yazmıştır. Kendisine güveneceğini bildiği kimsenin kaderini de güvendiğinin mükafatı olarak yardım edeceği şekilde yazmıştır. Tevekküle ve tevekkülün yardımı celbedeceğine en güzel bir misal Hz. İbrahim'in ateşe atılırken dahi "hasbiyallah=bana Allah yeter" demesi ve ateşin yakmamasıdır. Kısaca insan tevekkül etmekle bütün ağırlıklarını mutlak güç sahibi Allah'ın kudreti eline emanet eder, rahatla dünyadan geçer, berzahla istirahat eder, sonra ebedi mutluluğa girmek için cennete uçabilir. Yoksa tevekkül etmese dünyanın ağırlıkları uçmasına değil, esfel-i sariline yuvarlanmasına sebep olur. Demek ki, iman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül İki dünya saadetini gerektirir.

    Bu hususta Lokman (a.s) oğluna yaptığı öğütte şöyle demiştir:

    “İmanın dört esası vardır; iman ancak onlarla güzel ve sağlam olur. Nasıl bir beden, iki el ve iki ayakla sağlam oluyorsa; bu da öyledir. Bu esaslar şunlardır: Allah’a tevekkül etmek, O’nun kazasına teslimiyet göstermek, işleri O’na havale etmek ve Allah’ın takdirine rıza göstermektir.”

    Kısaca denilebilir ki,Tevekkül,ilahi kanuna uyarak her işte sebepleri yerince kullanmaktır. Allah'a Emanet olmanız dileğiyle...





  3. 10.Şubat.2013, 19:26
    2
    Moderatör



    çalışmak ve tevekkül arasındaki fark nedir?

    Muhterem kardeşimiz. İnsanların en mütevekkili olan Hz. Muhammed(sav)'in ve sahabelerinin hayatı sürekli mücadele ile geçmiştir.
    Hz. Ebubekir, Osman, Abdurrahman ve Talha(r.a), ticaretle geçimlerini sağlarlardı. Ebubekir halife seçildiği günün ertesi, kumaşları sırtlayıp yine eski işini yapmaya giderken karşılaştığı Ömer ve Ebu Ubeyde, ona nereye gittiğini sorarlar. O da çarşıdaki işine gitmekte olduğunu söyler. "Sen Müslümanların yönetim işini üstlendiğin halde ne yapıyorsun?" derler. "O halde çocuklarımı nasıl besleyeceğim?" der. Sonra sahabeler, kendisine, ailesinin geçimini sağlayacak bir maaş bağlarlar. Hz. Ebubekir gibi bir sahabe: "Oturayım, Allah rızkımı gönderir" dememiştir. Hz. Ömer de: ''Biriniz, oturup da: Allah’ım, beni nzıklandır! diyerek, rızkı aramaktan geri durmasın. Bilirsiniz ki gök altın ve gümüş yağdırmaz." Demiştir.

    Elmalılı Hamdi Yazır: "Unutmamak gerekir ki, tevekkül, görevini Allah'a havale etmek değil, emri O'na hava'le etmektir. Bir çokları bunu kavrayamayıp tevekkülü, vazifeyi terketme sanırlar. Bu ise Allah'a tevekkül ve itimat değil, O'nun ilah olarak emrine itimatsızlıktır, küfürdür,iyi bilmeli ki, tevekkülün hülasası emre itimat ederek vazifesini sevmektir" diye açıklar.

    Fahrettin Razi de: "Tevekkül bazı cahil'lerin sandığı gibi, insanı kendini ihmal etmesi demek değildir. Böyle olsaydı müşavere emri tevekküle zıt olurdu. Tevekkül insanın dış sebepleri gözetmesi, ama kalbini onlara bağlamayıp Allah'ın kısmetine dayanması demektir" der

    Resulullah efendimiz(sav)’in bir hadisi bu anlamı daha da açar gibidir "Eğer siz Allah'a hakkıyla tevekkül etseydiniz O kuşları nzıklandırdığı gibi sizi de rızıklandırdı. Baksanıza, sabahleyin aç çıkıyorlar da tok dönüyorlar. Ve de dağlar dualarınızla yok olurdu"

    Dikkat! edilirse anlaşılır ki hadiste kuşlar, yuvalarında durup rızıklarını beklerler denmiyor, rızıklarını aramak üzere çıkarlar, Allah rızkı aramakta olan, yani rızkın sebeplerine yapışan yaratıklarına rızık verir, deniyor. Ne kadar ince ve hikmetli bir anlatış!

    Bu hadis, bir yandan Allah'a tevekkülün önemini anlatırken, bir yandan da kuşların çalışkanlığına ve çalışmanın önemine dikkat çekmektedir. Zira kuşlar, tevekkül edip de yuvalarında kalmıyorlar, rızıklarını aramak üzere yuvalarından çıkıp dolaşıyor, aradıkları rızıklarına ulaşıyorlar. Sabahleyin karnı aç çıkan kuşlar, akşamleyin kursağı tok olarak dönüyorlar. İşte tevekkül budur. Allah'ın, rızkını vereceğine güvenerek çalışmak, rızkın sebeplerine yapışmaktır.

    İsa (a.s)’da şöyle demiştir: “Kuşlara bakın. Onlar ne ekip biçer, ne de biriktirirler. Allahu Teala onları gün be gün rızıklandırır. Eğer, Bizim karınlarımız kuşlarınkinden daha büyük’ derseniz, o zaman da büyük baş hayvanlara bakın; Allahu Teala onlara nasıl rızık vermektedir.”

    Tevekkülün, Allah'ı olduğu gibi tanımakla, yukarıda anlatıldığı gibi tevhitle ve kaderle de sıkı irtibatı vardır. Yani Allah kuluna bir parça irade vermiş, çalışma ve çabalama diye özetleyebileceğimiz bir takım görevler yüklemiş ve kendisine güvenip dayanması'nı istemiştir. Diğer yönden de "Kulum beni nasıl sanırsa ben öyleyim" demiş ve kulunun iradesini kullanacağı doğrultuda da, önceden bildiği için, onun kaderini yazmıştır. Kendisine güveneceğini bildiği kimsenin kaderini de güvendiğinin mükafatı olarak yardım edeceği şekilde yazmıştır. Tevekküle ve tevekkülün yardımı celbedeceğine en güzel bir misal Hz. İbrahim'in ateşe atılırken dahi "hasbiyallah=bana Allah yeter" demesi ve ateşin yakmamasıdır. Kısaca insan tevekkül etmekle bütün ağırlıklarını mutlak güç sahibi Allah'ın kudreti eline emanet eder, rahatla dünyadan geçer, berzahla istirahat eder, sonra ebedi mutluluğa girmek için cennete uçabilir. Yoksa tevekkül etmese dünyanın ağırlıkları uçmasına değil, esfel-i sariline yuvarlanmasına sebep olur. Demek ki, iman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül İki dünya saadetini gerektirir.

    Bu hususta Lokman (a.s) oğluna yaptığı öğütte şöyle demiştir:

    “İmanın dört esası vardır; iman ancak onlarla güzel ve sağlam olur. Nasıl bir beden, iki el ve iki ayakla sağlam oluyorsa; bu da öyledir. Bu esaslar şunlardır: Allah’a tevekkül etmek, O’nun kazasına teslimiyet göstermek, işleri O’na havale etmek ve Allah’ın takdirine rıza göstermektir.”

    Kısaca denilebilir ki,Tevekkül,ilahi kanuna uyarak her işte sebepleri yerince kullanmaktır. Allah'a Emanet olmanız dileğiyle...








+ Yorum Gönder