Konusunu Oylayın.: Ranuna vadisinde ilk cuma namazını kim kıldırdı?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Ranuna vadisinde ilk cuma namazını kim kıldırdı?
  1. 06.Şubat.2013, 13:52
    1
    Misafir

    Ranuna vadisinde ilk cuma namazını kim kıldırdı?






    Ranuna vadisinde ilk cuma namazını kim kıldırdı? Mumsema ranuna vadisinde ilk cuma namazını kim kıldırdı


  2. 07.Şubat.2013, 02:24
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,581
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: ranuna vadisinde ilk cuma namazını kim kıldırdı?




    Râ­nû­nâ Vâ­di­si’nde İlk Cu­ma Na­ma­zı

    Ni­hâ­yet Ku­bâ’da on dört gün­lük bir mi­sâ­fir­lik­ten son­ra Al­lâh Ra­sû­lü -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- ve be­râ­be­rin­de­ki­ler, Me­dî­ne’ye ha­re­ket et­ti­ler. Gün­ler­den cu­ma idi. Öğ­le üze­ri “Râ­nû­nâ Vâ­di­si”ne va­rıl­mış, na­maz vak­ti gir­miş­ti. Al­lâh Ra­sû­lü -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- de­ve­sin­den in­di. O sı­ra­da, İs­lâm’ın ik­ti­dâ­rı­nın bir alâ­me­ti ola­rak farz kı­lı­nan “cu­ma na­ma­zı”nı kıl­dır­dı. Ora­da şu hut­be­le­ri îrâd bu­yur­du­lar:
    1. Hut­be:
    “Ey in­san­lar!
    Öl­me­den ön­ce tev­be edin; fır­sat el­de iken sâ­lih amel­ler iş­le­me­ye ba­kın! Giz­li-açık bol­ca sa­da­ka ver­mek ve Al­lâh’ı çok çok zik­ret­mek­le Rab­bi­niz­le ara­nı­zı dü­zel­tin! Böy­le ya­par­sa­nız, rı­zık­lan­dı­rı­lır, yar­dım gö­rür ve ka­çır­mış ol­du­ğu­nuz şey­le­ri el­de eder­si­niz.
    Bi­li­niz ki Al­lâh, bu yı­lı­nı­zın bu ayın­da, bu yer­de si­ze kı­yâ­me­te ka­dar «cu­ma na­ma­zı»nı farz kıl­mış­tır. Âdil ol­sun-ol­ma­sın, ba­şın­da bir imâm var­ken be­nim sağ­lı­ğım­da ve­ya ben­den son­ra her kim ha­fi­fe ala­rak ve­ya in­kâr ede­rek bu na­ma­zı bı­ra­kır­sa, onun iki ya­ka­sı bir ara­ya gel­me­sin! Ve Al­lâh, onun iş­le­ri­ni ba­şa­rı­ya ulaş­tır­ma­sın! O kim­se­nin baş­ka na­ma­zı yok­tur; tev­be eden­ler müs­tes­nâ… Çün­kü kim tev­be eder­se, Al­lâh onun tev­be­si­ni ka­bûl eder.” (İbn-i Mâ­ce, İkâ­me, 78)
    “Ey in­san­lar!
    Sağ­lı­ğı­nız­da âhi­re­ti­niz için ha­zır­lık ya­pı­nız! Mu­hak­kak her bi­ri­niz öle­cek ve sü­rü­sü­nü ço­ban­sız bı­ra­ka­cak­tır. Son­ra Al­lâh, ona ter­cü­man­sız ve vâ­sı­ta­sız ola­rak di­ye­cek ki: «Be­nim Ra­sû­lüm ge­lip de si­ze emir­le­ri­mi bil­dir­me­di mi? Ben sa­na mal-mülk ver­dim, pek çok iyi­lik­ler­de, ih­san­lar­da bu­lun­dum; sen ken­din için ne ge­tir­din?»
    Bu su­âl ile kar­şı­la­şan her­kes, sa­ğa-so­la ba­ka­cak bir şey gö­re­me­ye­cek, önü­ne bak­tı­ğı za­man ce­hen­ne­mi gö­re­cek…
    O hâl­de uya­nı­nız! Kim ya­rım hur­ma ile da­hî ateş­ten ko­run­ma­ya muk­te­dir­se, onu yap­sın! Kim ki o ya­rım hur­ma­yı bu­la­maz­sa, bâ­ri tat­lı bir söz söy­le­ye­rek iyi­lik et­me­ye ça­lış­sın! Çün­kü bir iyi­li­ğe on mis­lin­den ye­di yüz mis­li­ne ka­dar se­vap ve­ri­lir.
    Al­lâh’ın se­lâ­mı, rah­me­ti ve be­re­ke­ti üze­ri­ni­ze ol­sun!” (İbn-i Hi­şâm, I, 118-119, Bey­ha­kî, De­lâ­il, II, 524)
    2. Hut­be:
    “Al­lâh’a hamd ede­rim ve O’ndan yar­dım di­le­rim. Ne­fis­le­ri­mi­zin şer­rin­den ve amel­le­ri­mi­zin kö­tü­lük­le­rin­den Al­lâh’a sı­ğı­nı­rız. Al­lâh’ın hi­dâ­ye­te er­dir­di­ği­ni kim­se sap­tı­ra­maz; sap­tır­dı­ğı­nı da kim­se doğ­ru yo­la ile­te­mez.
    Şe­hâ­det ede­rim ki, Al­lâh’tan baş­ka ilâh yok­tur. O, bir­dir; or­ta­ğı yok­tur. Söz­le­rin en gü­ze­li Al­lâh’ın ki­tâ­bı­dır. Al­lâh, ki­min kal­bi­ni Kur’ân’la süs­ler ve onu kü­für­den son­ra İs­lâm’a hi­dâ­yet bu­yu­rur, o da Kur’ân’ı baş­ka söz­le­re ter­cîh eder­se, iş­te o kim­se kur­tu­lu­şa er­miş­tir.
    Doğ­ru­su Al­lâh’ın ki­tâ­bı, söz­le­rin en gü­ze­li ve en be­lî­ği­dir.
    Al­lâh’ın sev­di­ği­ni se­vi­niz! Al­lâh’ın ke­lâ­mı’ndan ve O’nu zik­ret­mek­ten usan­ma­yı­nız. Al­lâh’ın ke­lâ­mın­dan kal­bi­ni­ze dar­lık gel­me­sin! Çün­kü Al­lâh’ın ke­lâ­mı, her şe­yin üs­tü­nü­nü ayı­rıp se­çer. Amel­le­rin ha­yır­lı­sı­nı, kul­la­rın seç­ki­ni olan pey­gam­ber­le­ri, kıs­sa­la­rın en gü­zel ve ib­ret­li­le­ri­ni an­la­tır.267 He­lâl ve ha­râ­mı açık­lar.
    Siz an­cak Al­lâh’a ibâ­det edi­niz ve O’na hiç­bir şe­yi or­tak koş­ma­yı­nız! O’ndan hak­kı ile sa­kı­nı­nız! Yap­tı­ğı­nız iyi iş­le­ri di­li­niz te’yîd et­sin! Al­lâh’ın ke­lâ­mı ile bir­bi­ri­ni­zi se­vi­niz! Mu­hak­kak bi­li­niz ki Al­lâh Te­âlâ, ah­di­ni bo­zan­la­ra ga­zab eder.
    Al­lâh’ın se­lâ­mı üze­ri­ni­ze ol­sun!” (Bey­ha­kî, De­lâ­il, II, 524-525)
    Bu hut­be­ler, İs­lâm’ın îti­kad, ibâ­det, ah­lâk, mu­âme­lât gi­bi mev­zû­la­rıy­la dî­nin umû­mî bir hu­lâ­sa­sı hük­mün­de­dir.
    Cu­ma na­ma­zı­nın Hic­ret es­nâ­sın­da farz kı­lın­ma­sı, müs­lü­man­la­rın ce­ma­at hâ­li­ne gel­me­le­ri­nin ehem­mi­yet ve za­rû­re­ti­ne işâ­ret et­mek­te­dir.


  3. 07.Şubat.2013, 02:24
    2
    Moderatör



    Râ­nû­nâ Vâ­di­si’nde İlk Cu­ma Na­ma­zı

    Ni­hâ­yet Ku­bâ’da on dört gün­lük bir mi­sâ­fir­lik­ten son­ra Al­lâh Ra­sû­lü -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- ve be­râ­be­rin­de­ki­ler, Me­dî­ne’ye ha­re­ket et­ti­ler. Gün­ler­den cu­ma idi. Öğ­le üze­ri “Râ­nû­nâ Vâ­di­si”ne va­rıl­mış, na­maz vak­ti gir­miş­ti. Al­lâh Ra­sû­lü -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- de­ve­sin­den in­di. O sı­ra­da, İs­lâm’ın ik­ti­dâ­rı­nın bir alâ­me­ti ola­rak farz kı­lı­nan “cu­ma na­ma­zı”nı kıl­dır­dı. Ora­da şu hut­be­le­ri îrâd bu­yur­du­lar:
    1. Hut­be:
    “Ey in­san­lar!
    Öl­me­den ön­ce tev­be edin; fır­sat el­de iken sâ­lih amel­ler iş­le­me­ye ba­kın! Giz­li-açık bol­ca sa­da­ka ver­mek ve Al­lâh’ı çok çok zik­ret­mek­le Rab­bi­niz­le ara­nı­zı dü­zel­tin! Böy­le ya­par­sa­nız, rı­zık­lan­dı­rı­lır, yar­dım gö­rür ve ka­çır­mış ol­du­ğu­nuz şey­le­ri el­de eder­si­niz.
    Bi­li­niz ki Al­lâh, bu yı­lı­nı­zın bu ayın­da, bu yer­de si­ze kı­yâ­me­te ka­dar «cu­ma na­ma­zı»nı farz kıl­mış­tır. Âdil ol­sun-ol­ma­sın, ba­şın­da bir imâm var­ken be­nim sağ­lı­ğım­da ve­ya ben­den son­ra her kim ha­fi­fe ala­rak ve­ya in­kâr ede­rek bu na­ma­zı bı­ra­kır­sa, onun iki ya­ka­sı bir ara­ya gel­me­sin! Ve Al­lâh, onun iş­le­ri­ni ba­şa­rı­ya ulaş­tır­ma­sın! O kim­se­nin baş­ka na­ma­zı yok­tur; tev­be eden­ler müs­tes­nâ… Çün­kü kim tev­be eder­se, Al­lâh onun tev­be­si­ni ka­bûl eder.” (İbn-i Mâ­ce, İkâ­me, 78)
    “Ey in­san­lar!
    Sağ­lı­ğı­nız­da âhi­re­ti­niz için ha­zır­lık ya­pı­nız! Mu­hak­kak her bi­ri­niz öle­cek ve sü­rü­sü­nü ço­ban­sız bı­ra­ka­cak­tır. Son­ra Al­lâh, ona ter­cü­man­sız ve vâ­sı­ta­sız ola­rak di­ye­cek ki: «Be­nim Ra­sû­lüm ge­lip de si­ze emir­le­ri­mi bil­dir­me­di mi? Ben sa­na mal-mülk ver­dim, pek çok iyi­lik­ler­de, ih­san­lar­da bu­lun­dum; sen ken­din için ne ge­tir­din?»
    Bu su­âl ile kar­şı­la­şan her­kes, sa­ğa-so­la ba­ka­cak bir şey gö­re­me­ye­cek, önü­ne bak­tı­ğı za­man ce­hen­ne­mi gö­re­cek…
    O hâl­de uya­nı­nız! Kim ya­rım hur­ma ile da­hî ateş­ten ko­run­ma­ya muk­te­dir­se, onu yap­sın! Kim ki o ya­rım hur­ma­yı bu­la­maz­sa, bâ­ri tat­lı bir söz söy­le­ye­rek iyi­lik et­me­ye ça­lış­sın! Çün­kü bir iyi­li­ğe on mis­lin­den ye­di yüz mis­li­ne ka­dar se­vap ve­ri­lir.
    Al­lâh’ın se­lâ­mı, rah­me­ti ve be­re­ke­ti üze­ri­ni­ze ol­sun!” (İbn-i Hi­şâm, I, 118-119, Bey­ha­kî, De­lâ­il, II, 524)
    2. Hut­be:
    “Al­lâh’a hamd ede­rim ve O’ndan yar­dım di­le­rim. Ne­fis­le­ri­mi­zin şer­rin­den ve amel­le­ri­mi­zin kö­tü­lük­le­rin­den Al­lâh’a sı­ğı­nı­rız. Al­lâh’ın hi­dâ­ye­te er­dir­di­ği­ni kim­se sap­tı­ra­maz; sap­tır­dı­ğı­nı da kim­se doğ­ru yo­la ile­te­mez.
    Şe­hâ­det ede­rim ki, Al­lâh’tan baş­ka ilâh yok­tur. O, bir­dir; or­ta­ğı yok­tur. Söz­le­rin en gü­ze­li Al­lâh’ın ki­tâ­bı­dır. Al­lâh, ki­min kal­bi­ni Kur’ân’la süs­ler ve onu kü­für­den son­ra İs­lâm’a hi­dâ­yet bu­yu­rur, o da Kur’ân’ı baş­ka söz­le­re ter­cîh eder­se, iş­te o kim­se kur­tu­lu­şa er­miş­tir.
    Doğ­ru­su Al­lâh’ın ki­tâ­bı, söz­le­rin en gü­ze­li ve en be­lî­ği­dir.
    Al­lâh’ın sev­di­ği­ni se­vi­niz! Al­lâh’ın ke­lâ­mı’ndan ve O’nu zik­ret­mek­ten usan­ma­yı­nız. Al­lâh’ın ke­lâ­mın­dan kal­bi­ni­ze dar­lık gel­me­sin! Çün­kü Al­lâh’ın ke­lâ­mı, her şe­yin üs­tü­nü­nü ayı­rıp se­çer. Amel­le­rin ha­yır­lı­sı­nı, kul­la­rın seç­ki­ni olan pey­gam­ber­le­ri, kıs­sa­la­rın en gü­zel ve ib­ret­li­le­ri­ni an­la­tır.267 He­lâl ve ha­râ­mı açık­lar.
    Siz an­cak Al­lâh’a ibâ­det edi­niz ve O’na hiç­bir şe­yi or­tak koş­ma­yı­nız! O’ndan hak­kı ile sa­kı­nı­nız! Yap­tı­ğı­nız iyi iş­le­ri di­li­niz te’yîd et­sin! Al­lâh’ın ke­lâ­mı ile bir­bi­ri­ni­zi se­vi­niz! Mu­hak­kak bi­li­niz ki Al­lâh Te­âlâ, ah­di­ni bo­zan­la­ra ga­zab eder.
    Al­lâh’ın se­lâ­mı üze­ri­ni­ze ol­sun!” (Bey­ha­kî, De­lâ­il, II, 524-525)
    Bu hut­be­ler, İs­lâm’ın îti­kad, ibâ­det, ah­lâk, mu­âme­lât gi­bi mev­zû­la­rıy­la dî­nin umû­mî bir hu­lâ­sa­sı hük­mün­de­dir.
    Cu­ma na­ma­zı­nın Hic­ret es­nâ­sın­da farz kı­lın­ma­sı, müs­lü­man­la­rın ce­ma­at hâ­li­ne gel­me­le­ri­nin ehem­mi­yet ve za­rû­re­ti­ne işâ­ret et­mek­te­dir.





+ Yorum Gönder