Konusunu Oylayın.: Sübhaneke hangi surede

5 üzerinden 4.43 | Toplam : 7 kişi
Sübhaneke hangi surede
  1. 06.Şubat.2013, 11:34
    1
    Misafir

    Sübhaneke hangi surede






    Sübhaneke hangi surede Mumsema Sübhaneke hangi surede bana kısaca bilgi verir misiniz Kuranı kerimde Sübhaneke hangi surede bulunmaktadır ?


  2. 06.Şubat.2013, 11:34
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 09.Şubat.2013, 19:01
    2
    Yolcu
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 08.Mart.2012
    Üye No: 94846
    Mesaj Sayısı: 169
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 31

    Cevap: sübhaneke hangi surede




    sübhaneke hangi surede

    Subhaneke kuran ı kerimde bir surede geçmemektedir.Peygamberimizin duasıdır.

    Hanefi ve Hanbelilere göre Sübhaneke duası okumak sünnettir. Çünkü Hz. Aişe (ra)'den şöyle dediği rivayet edilmiştir:

    "Hz. Peygamber (asm) namaza başladığı zaman "Sübhanekellahümme ve bihamdike ve tebarekesmüke ve teala ceddüke vela ilahe gayruk" derdi."1

    Sübhaneke tesbihten gelir. Bu da Allah Teala'yı tenzih etmektir. Tebarekesmüke, bereketten gelir. Bu da bir şeyde ilahi hayrın sabit olmasıdır. Teala ceddüke: Ced, azamet demektir. Te'ala, Tefaül vezninde olup, "Uluvv"den türemiştir. Yani senin büyüklüğün her şeyin büyüklüğünden yüce ve üstündür, yahut senin celalin ve azametin yüce demektir.

    Bu tesbih duası(Sübhaneke)nın icmalen manası şudur:

    "Ya Rabb! Seni noksanlıklardan beri kılarım. Ben seni ancak sana hamd ederek tenzih ederim. Senin isminin hayrı her şeyde devam etsin. Senin celalin yüce, senden başka mabud yoktur."

    1. Bu hadisi Ebu Davud rivayet etmiştir. Darekutni'nin Enes'ten benzer bir hadis rivayeti vardır. Beş hadis imamı Ebu Said'den benzer bir hadisi rivayet etmişlerdir. Müslim Sahihinde Hz. Ömer'in bunu açıktan okuduğu rivayet edilmiştir. (Neylül Evtar, II/195)


  4. 09.Şubat.2013, 19:01
    2
    Yolcu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Özel Üye



    sübhaneke hangi surede

    Subhaneke kuran ı kerimde bir surede geçmemektedir.Peygamberimizin duasıdır.

    Hanefi ve Hanbelilere göre Sübhaneke duası okumak sünnettir. Çünkü Hz. Aişe (ra)'den şöyle dediği rivayet edilmiştir:

    "Hz. Peygamber (asm) namaza başladığı zaman "Sübhanekellahümme ve bihamdike ve tebarekesmüke ve teala ceddüke vela ilahe gayruk" derdi."1

    Sübhaneke tesbihten gelir. Bu da Allah Teala'yı tenzih etmektir. Tebarekesmüke, bereketten gelir. Bu da bir şeyde ilahi hayrın sabit olmasıdır. Teala ceddüke: Ced, azamet demektir. Te'ala, Tefaül vezninde olup, "Uluvv"den türemiştir. Yani senin büyüklüğün her şeyin büyüklüğünden yüce ve üstündür, yahut senin celalin ve azametin yüce demektir.

    Bu tesbih duası(Sübhaneke)nın icmalen manası şudur:

    "Ya Rabb! Seni noksanlıklardan beri kılarım. Ben seni ancak sana hamd ederek tenzih ederim. Senin isminin hayrı her şeyde devam etsin. Senin celalin yüce, senden başka mabud yoktur."

    1. Bu hadisi Ebu Davud rivayet etmiştir. Darekutni'nin Enes'ten benzer bir hadis rivayeti vardır. Beş hadis imamı Ebu Said'den benzer bir hadisi rivayet etmişlerdir. Müslim Sahihinde Hz. Ömer'in bunu açıktan okuduğu rivayet edilmiştir. (Neylül Evtar, II/195)


  5. 18.Aralık.2014, 23:04
    3
    Misafir

    Cevap: sübhaneke hangi surede

    Subhaneke duası bir surede bulunmamaktadır. Bir duadır.


  6. 18.Aralık.2014, 23:04
    3
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Subhaneke duası bir surede bulunmamaktadır. Bir duadır.


  7. 30.Mayıs.2016, 19:22
    4
    Misafir

    Cevap: Sübhaneke hangi surede

    Kuran-ı kerimde mezhep yoktur ayrıca kuranı kerim varken başka bi kaynak aramak veya doğru demektedir demek bile gayet yanlış değilmidir? Kuran-ı kerimde ve hz peygamberimizin hayatında mezhep yoktur hatta kuranı ı kerimde dinlerini parça parça etmekden bahseder mezhepler ve her türlü bölünüş buna işaret değilmidir? Kuranı kerimi kerimde bırakıp hadis rivayet diye resullah vefatından sonra ortalama 230 yıl sonra yazıldığı bilinen bir takım yazıları kaynak sağlamak ne kadar akıl işidir? Kuranı kerim de tek kitaptır zaten yine bir ayette "tek doğru yola getirir" izahı mevcuttur artık uyanın kuranı kerimi okuyun ki dininizle alakası olmayan şeyleri din diye yaşamayın. Allah yazacağı şeyi eksik mi bırakır ekleyemez miydi oraya hz resullahın örnek alınacak yaptıkları veya tavsiyelerini gerci hz resullah a.s zaten kuranı yaşamıştır yuzde yuz sünnet ararsan kuran yeter hatta bu konu da en'am süresi 50 ayete bakınız. Artık düşünmek zamanı değil mi?


  8. 30.Mayıs.2016, 19:22
    4
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Kuran-ı kerimde mezhep yoktur ayrıca kuranı kerim varken başka bi kaynak aramak veya doğru demektedir demek bile gayet yanlış değilmidir? Kuran-ı kerimde ve hz peygamberimizin hayatında mezhep yoktur hatta kuranı ı kerimde dinlerini parça parça etmekden bahseder mezhepler ve her türlü bölünüş buna işaret değilmidir? Kuranı kerimi kerimde bırakıp hadis rivayet diye resullah vefatından sonra ortalama 230 yıl sonra yazıldığı bilinen bir takım yazıları kaynak sağlamak ne kadar akıl işidir? Kuranı kerim de tek kitaptır zaten yine bir ayette "tek doğru yola getirir" izahı mevcuttur artık uyanın kuranı kerimi okuyun ki dininizle alakası olmayan şeyleri din diye yaşamayın. Allah yazacağı şeyi eksik mi bırakır ekleyemez miydi oraya hz resullahın örnek alınacak yaptıkları veya tavsiyelerini gerci hz resullah a.s zaten kuranı yaşamıştır yuzde yuz sünnet ararsan kuran yeter hatta bu konu da en'am süresi 50 ayete bakınız. Artık düşünmek zamanı değil mi?


  9. 31.Mayıs.2016, 00:41
    5
    Şem'a
    YÖNETİCİ

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Mayıs.2007
    Üye No: 677
    Mesaj Sayısı: 2,903
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 31
    Bulunduğu yer: dünya

    Cevap: Sübhaneke hangi surede

    Alıntı
    kuranı ı kerimde dinlerini parça parça etmekden bahseder mezhepler ve her türlü bölünüş buna işaret değilmidir?
    Bu itikadi anlamdadır yani inanç mezhepleri kastedilir yoksa ameli mezhepler değil.
    Alıntı
    Kuranı kerimi kerimde bırakıp hadis rivayet diye resullah vefatından sonra ortalama 230 yıl sonra yazıldığı bilinen bir takım yazıları kaynak sağlamak ne kadar akıl işidir?
    Peygamber sözü olduğu ümmetin tüm alimleri tarafından tespit edilen sözlere uymamak akıl işi midir?
    Alıntı
    hatta bu konu da en'am süresi 50 ayete bakınız
    Kur'an sünnetsiz anlaşılır demek, bu güne kadar gelen sahabileri, tabiinleri ve tüm alimleri reddetmek ve kendini haklı çıkarmak demektir ki bu cehaletten/bilmemezlikten kaynaklanıyor.

    Peygamberin Tek Kaynağı Vahiy, Görevi İse İnsanları Uyarmaktır


    En'am Suresi 50-

    De ki: "Ben size "Yanımda Allah'ın hazineleri vardır" demiyorum. Ben gaybı da bilmiyorum. Ben hiç şüphesiz bir meleğim de demiyorum. Ben ancak vahyolunana uyarım." De ki: "Hiç görmeyenle gören bir olur mu? Hiç düşünmüyor musunuz?"
    ----------------------

    Açıklaması


    Müşrikler Resulullah (s.a.)'tan peygamberin ve onun risaletinin görev ve fonksiyonunun ne olduğunu bilmediklerinden dolayı kendilerini ikna edici maddî bir takım mucizeler göstermesini istiyorlardı. Yüce Alllah indirdiği buyruklarla ona şöyle demesini emretti: "Ey Peygamber! Şunlara de ki: Ben Allah'ın hazinelerine sahip değilim. Onları paylaştırma, dağıtma ve onlarda tasarruf etme gücüm yoktur. Bu, yalnızca Allah'a ait olan bir iştir. O, bu hazinelerden hikmetine uygun ve kendi iradesiyle kullarından dilediğine verir.
    Ben sizlere "Şüphesiz ki ben gaybı bilirim" de demiyorum. Bu da aziz ve celil olan Allah'a ait bir şeydir. Ben gaybdan ancak Allah'ın bana bildirdiği şeyleri bilebilirim. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: "O gaybı bilendir, O gaybına hiç bir kimseyi muttali kılmaz, meğer ki beğenip seçtiği bir peygamber ola." (Cin, 72/26-27)
    Ben meleklerden bir melek olduğumu da iddia etmiyorum. Ben ancak bir insanım, Allah tarafından bana vahiy geliyor. O bakımdan insanların yapamayacakları şeyleri yapabilme gücüm yoktur.
    Bu üç hususun ifade ettiği anlam da şudur: Ben ulûhiyet iddiasında da bulunmuyorum, gaybı da bilmiyorum, melek olmak iddiam da yoktur ki, güç ve kudretimin içerisinde olmayan şeyleri benden isteyesiniz. Ben ancak sizin gibi bir beşerim; bana Kur'an-ı Kerim ve onu açıklamam vahyolunmaktadır. Bu konuda ben benzeri görülmedik bir iş de yapmıyorum. Risaleti tebliğ hususunda benden önce pek çok peygamber gelmiştir.
    Peygamberin görevi ise vahye tabi olmaktır. Yüce Allah'ın, "Ben ancak bana vahyolunana uyarım" buyruğunun anlamı işte budur. Yani ben bana vahyo-lunanın dışına, çok az bir mikdar dahi olsa çıkmam.
    Daha sonra yüce Allah sapıtanın ve hidayet bulanın eşit olmayacağını beyan ederek sapıklıkları dolayısıyla müşrikleri azarlayıp şöyle buyurmaktadır: "De ki, hiç görmeyenle gören bir olur mu?" Yani yalanlayan müşriklere de ki: Hakka uyup ona yol bulan ile haktan uzaklaşarak onu kaybedip sapıtan kimseler bir olur mu?
    Hiç düşünüp de şirkin sapıklığı ile İslâm hidayeti arasındaki farkı, Kuran-ı Kerim'deki Allah'ın birliğinin delilleri ve O'nun rasülüne tabi olmanın gereğini akledip kavramıyor musunuz? Bu Yüce Allah'ın şu ayetini andırmaktadır: "Rabbinden sana indirilenin ancak hak olduğunu bilen kimse, kör kimse gibi olur mu? Ancak selim akıl sahipleri iyice öğüt alırlar." (Ra'd, 13/19)
    Sıraladığımız bu açıklamalar, özetle, Yüce Allah'ın hiç bir kimsenin benzerine sahip olma imkânı bulunmayan mutlak kudretini ispatlamaktadır. Bu ise Allah'ın varlık ve birliğine delil olan bir husustur. Aynı şekilde Kur"an-ı Ke-rim'in ve peygamberin doğruluğunu destekleyen mucizelerin yalnızca Allah tarafından geldiğini de ispatlamaktadır. Çünkü peygamberler, alışılmış hallerin dışında herhangi bir hususta tasarrufta bulunamazlar. Hiç bir şekilde Kur'an-ı Kerim yahut harikulade ayetlerin (mucizelerin) indirilmesi gibi, herhangi bir şeye de güçleri yetmez, mucizeleri gerçekleştiremezler de.
    İşte risaletin hakikati budur. Daha sonra Yüce Allah peygamberine müminleri kötü hesap ve kötü cezalara karşı uyarmasını emrederek şöylece buyurmaktadır: "... Sen bununla inzar et..." Yani ey Muhammed! Sen vahiy yoluyla yahut Kur'an-ı Kerim'in delaletiyle Allah'a iman eden, öldükten sonra dirilip haşredilmekten, mahşerin dehşetlerinden, kıyamet günündeki hesabın şiddetinden ve buna bağlı olarak Allah'ın huzuruna çıkılacağı esnada amellere karşılık verileceği zamanın dehşeti ile onları korkut. Böyle bir günde kendilerinin hiç bir yardımcıları, şefaatçileri, candan dostları ve destekleyicileri olmayacağına inanan o müminleri uyar: "O gün kimsenin kimseye bir fayda sağlama imkânı olmayacaktır. O gün mülk bütünüyle Allah'ındır." (İnfitâr, 82/19). Onları uyar ki, sakınabilsinler. Yani sen -sakınsınlar diye- aziz ve celil olan Allah'tan başka hiç bir kimsenin hakim olmadığı o günü hatırlatarak onları uyar. İbni Abbas der ki: Bunun anlamı şudur: Dünyada Allah'tan korksunlar, küfür ve masiyetlerden vazgeçsinler diye onları korkutup uyar. İşte Allah'a, gayba ve ahiret gününe iman eden bu kimseler, Kur'an-ı Kerim'den yararlanabilenlerdir. Maddenin dışında hiç bir şeye inanmayan materyalistlere gelince, bunlar ilâhî hidayet nurunu görmekten yana gözlerinin üzerine kendi elleriyle perde çekmişler, Allah onların kalplerini mühürlemiş, kulaklarını sağırlaştırmış ve gözlerini de kör etmiştir. Bu da Yüce Allah'ın şu buyruğunu andırmaktadır: "Sen ancak gıyaben Rablerinden korkanları ve namazı dosdoğru kılanları korkutursun. Kim de temizlenip arınırsa ancak kendisi için temizlenmiş olur. Dönüş yalnız Allah'adır." (Fâtır, 35/18)


  10. 31.Mayıs.2016, 00:41
    5
    YÖNETİCİ
    Alıntı
    kuranı ı kerimde dinlerini parça parça etmekden bahseder mezhepler ve her türlü bölünüş buna işaret değilmidir?
    Bu itikadi anlamdadır yani inanç mezhepleri kastedilir yoksa ameli mezhepler değil.
    Alıntı
    Kuranı kerimi kerimde bırakıp hadis rivayet diye resullah vefatından sonra ortalama 230 yıl sonra yazıldığı bilinen bir takım yazıları kaynak sağlamak ne kadar akıl işidir?
    Peygamber sözü olduğu ümmetin tüm alimleri tarafından tespit edilen sözlere uymamak akıl işi midir?
    Alıntı
    hatta bu konu da en'am süresi 50 ayete bakınız
    Kur'an sünnetsiz anlaşılır demek, bu güne kadar gelen sahabileri, tabiinleri ve tüm alimleri reddetmek ve kendini haklı çıkarmak demektir ki bu cehaletten/bilmemezlikten kaynaklanıyor.

    Peygamberin Tek Kaynağı Vahiy, Görevi İse İnsanları Uyarmaktır


    En'am Suresi 50-

    De ki: "Ben size "Yanımda Allah'ın hazineleri vardır" demiyorum. Ben gaybı da bilmiyorum. Ben hiç şüphesiz bir meleğim de demiyorum. Ben ancak vahyolunana uyarım." De ki: "Hiç görmeyenle gören bir olur mu? Hiç düşünmüyor musunuz?"
    ----------------------

    Açıklaması


    Müşrikler Resulullah (s.a.)'tan peygamberin ve onun risaletinin görev ve fonksiyonunun ne olduğunu bilmediklerinden dolayı kendilerini ikna edici maddî bir takım mucizeler göstermesini istiyorlardı. Yüce Alllah indirdiği buyruklarla ona şöyle demesini emretti: "Ey Peygamber! Şunlara de ki: Ben Allah'ın hazinelerine sahip değilim. Onları paylaştırma, dağıtma ve onlarda tasarruf etme gücüm yoktur. Bu, yalnızca Allah'a ait olan bir iştir. O, bu hazinelerden hikmetine uygun ve kendi iradesiyle kullarından dilediğine verir.
    Ben sizlere "Şüphesiz ki ben gaybı bilirim" de demiyorum. Bu da aziz ve celil olan Allah'a ait bir şeydir. Ben gaybdan ancak Allah'ın bana bildirdiği şeyleri bilebilirim. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: "O gaybı bilendir, O gaybına hiç bir kimseyi muttali kılmaz, meğer ki beğenip seçtiği bir peygamber ola." (Cin, 72/26-27)
    Ben meleklerden bir melek olduğumu da iddia etmiyorum. Ben ancak bir insanım, Allah tarafından bana vahiy geliyor. O bakımdan insanların yapamayacakları şeyleri yapabilme gücüm yoktur.
    Bu üç hususun ifade ettiği anlam da şudur: Ben ulûhiyet iddiasında da bulunmuyorum, gaybı da bilmiyorum, melek olmak iddiam da yoktur ki, güç ve kudretimin içerisinde olmayan şeyleri benden isteyesiniz. Ben ancak sizin gibi bir beşerim; bana Kur'an-ı Kerim ve onu açıklamam vahyolunmaktadır. Bu konuda ben benzeri görülmedik bir iş de yapmıyorum. Risaleti tebliğ hususunda benden önce pek çok peygamber gelmiştir.
    Peygamberin görevi ise vahye tabi olmaktır. Yüce Allah'ın, "Ben ancak bana vahyolunana uyarım" buyruğunun anlamı işte budur. Yani ben bana vahyo-lunanın dışına, çok az bir mikdar dahi olsa çıkmam.
    Daha sonra yüce Allah sapıtanın ve hidayet bulanın eşit olmayacağını beyan ederek sapıklıkları dolayısıyla müşrikleri azarlayıp şöyle buyurmaktadır: "De ki, hiç görmeyenle gören bir olur mu?" Yani yalanlayan müşriklere de ki: Hakka uyup ona yol bulan ile haktan uzaklaşarak onu kaybedip sapıtan kimseler bir olur mu?
    Hiç düşünüp de şirkin sapıklığı ile İslâm hidayeti arasındaki farkı, Kuran-ı Kerim'deki Allah'ın birliğinin delilleri ve O'nun rasülüne tabi olmanın gereğini akledip kavramıyor musunuz? Bu Yüce Allah'ın şu ayetini andırmaktadır: "Rabbinden sana indirilenin ancak hak olduğunu bilen kimse, kör kimse gibi olur mu? Ancak selim akıl sahipleri iyice öğüt alırlar." (Ra'd, 13/19)
    Sıraladığımız bu açıklamalar, özetle, Yüce Allah'ın hiç bir kimsenin benzerine sahip olma imkânı bulunmayan mutlak kudretini ispatlamaktadır. Bu ise Allah'ın varlık ve birliğine delil olan bir husustur. Aynı şekilde Kur"an-ı Ke-rim'in ve peygamberin doğruluğunu destekleyen mucizelerin yalnızca Allah tarafından geldiğini de ispatlamaktadır. Çünkü peygamberler, alışılmış hallerin dışında herhangi bir hususta tasarrufta bulunamazlar. Hiç bir şekilde Kur'an-ı Kerim yahut harikulade ayetlerin (mucizelerin) indirilmesi gibi, herhangi bir şeye de güçleri yetmez, mucizeleri gerçekleştiremezler de.
    İşte risaletin hakikati budur. Daha sonra Yüce Allah peygamberine müminleri kötü hesap ve kötü cezalara karşı uyarmasını emrederek şöylece buyurmaktadır: "... Sen bununla inzar et..." Yani ey Muhammed! Sen vahiy yoluyla yahut Kur'an-ı Kerim'in delaletiyle Allah'a iman eden, öldükten sonra dirilip haşredilmekten, mahşerin dehşetlerinden, kıyamet günündeki hesabın şiddetinden ve buna bağlı olarak Allah'ın huzuruna çıkılacağı esnada amellere karşılık verileceği zamanın dehşeti ile onları korkut. Böyle bir günde kendilerinin hiç bir yardımcıları, şefaatçileri, candan dostları ve destekleyicileri olmayacağına inanan o müminleri uyar: "O gün kimsenin kimseye bir fayda sağlama imkânı olmayacaktır. O gün mülk bütünüyle Allah'ındır." (İnfitâr, 82/19). Onları uyar ki, sakınabilsinler. Yani sen -sakınsınlar diye- aziz ve celil olan Allah'tan başka hiç bir kimsenin hakim olmadığı o günü hatırlatarak onları uyar. İbni Abbas der ki: Bunun anlamı şudur: Dünyada Allah'tan korksunlar, küfür ve masiyetlerden vazgeçsinler diye onları korkutup uyar. İşte Allah'a, gayba ve ahiret gününe iman eden bu kimseler, Kur'an-ı Kerim'den yararlanabilenlerdir. Maddenin dışında hiç bir şeye inanmayan materyalistlere gelince, bunlar ilâhî hidayet nurunu görmekten yana gözlerinin üzerine kendi elleriyle perde çekmişler, Allah onların kalplerini mühürlemiş, kulaklarını sağırlaştırmış ve gözlerini de kör etmiştir. Bu da Yüce Allah'ın şu buyruğunu andırmaktadır: "Sen ancak gıyaben Rablerinden korkanları ve namazı dosdoğru kılanları korkutursun. Kim de temizlenip arınırsa ancak kendisi için temizlenmiş olur. Dönüş yalnız Allah'adır." (Fâtır, 35/18)


  11. 14.Ocak.2017, 23:00
    6
    Misafir

    Yorum: Sübhaneke hangi surede

    Kuranı Kerim detaylı şekilde Farz Namazı anlatmıyor. Sen neye hangi ilme göre namaz kılıyorsun? Mezhep neticesi doğru demiyorum, görüş ayrılığına düşmek iyi değil ve bölünmemek gerek, fakat bu kafaya göre düşünürsen o halde inkar etmiyormusun, bu nasıl inançtır ozaman?


  12. 14.Ocak.2017, 23:00
    6
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Kuranı Kerim detaylı şekilde Farz Namazı anlatmıyor. Sen neye hangi ilme göre namaz kılıyorsun? Mezhep neticesi doğru demiyorum, görüş ayrılığına düşmek iyi değil ve bölünmemek gerek, fakat bu kafaya göre düşünürsen o halde inkar etmiyormusun, bu nasıl inançtır ozaman?





+ Yorum Gönder