Konusunu Oylayın.: Hz. Mariye annemiz hakkında yapılan iftiranın mahiyeti nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hz. Mariye annemiz hakkında yapılan iftiranın mahiyeti nedir?
  1. 03.Şubat.2013, 22:56
    1
    Misafir

    Hz. Mariye annemiz hakkında yapılan iftiranın mahiyeti nedir?






    Hz. Mariye annemiz hakkında yapılan iftiranın mahiyeti nedir? Mumsema Hz. Mariye annemiz hakkında yapılan iftiranın mahiyeti nedir?


  2. 05.Şubat.2013, 02:29
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Hz. Mariye annemiz hakkında yapılan iftiranın mahiyeti nedir?




    Hz. Peygamberin cariyesi Maria'nın zina ettiğini ve oğlu İbrahim'in ondan olmadığına dair iddialar var. Bazı inançsızlar, Hz Peygamberin Hz. Hatice dışında sadece Maria'dan çöcuğu olduğunu, neden diğer eşlerinden çocukları olmadığını, Peygamberin kısır olduğunu iddia ediyorlar. Eğer kısır olmasaydı diğer eşlerinden de çocukları olurdu, diyorlar..


    Peygamber efendimizin eşi ve Müminlerin annesi Mâriye bint Şem'ûn el-Kıbtiyye, Medine'nin Avâlî (Âliye) semtindeki Kuf bölgesinde bulunan bir evde yaşıyordu.

    Bazı kötü niyetli kimselerin Mâriye ile onun hizmetinde bulunan bir Kıbtî veya Mısır'dan birlikte geldikleri hadım köle hakkında dedikodu çıkarması üzerine Resûlullah (asm) bu iddiayı araştırmak için Hz. Ali'yi görevlendirdi. Kıbtî'nin de hadım olduğu ortaya çıkınca dedikodu kapanmıştır.

    Hz. Mâriye, Medine'de vefat etti, cenaze namazı Hz. Ömer tarafından kıldırıldıktan sonra Baki kabristanına defnedildi.

    Hz. Mâriye dolayısıyla Mısırlılar'ı kendine hısım kabul eden Resûl-i Ekrem (asm), ileride Mısır fethedildiği zaman halkına iyi davranılmasını tavsiye etmiş (Müslim, Fezâ'i-Iü's-sahâbe, 226, 227) ve bu tavsiyesi yerine getirilmiştir.

    Çocuklar konusuna gelince:

    Bunun en kısa ve en veciz cevabı, Allah’ın öyle takdir etmesidir. Çünkü, "Göklerin ve yerin hâkimiyeti Allah’ındır. O dilediğini yaratır. Dilediğine kız evlat, dilediğine erkek evlat verir, yahut kızlı oğlanlı olarak her iki cinsten karma yapar. Dilediğini de kısır bırakır. O her şeyi mükemmel bilir, dilediği her şeye kadirdir." (Şura, 42/49-50)

    Demek ki, Allah ne dilerse o olur. Peygamber efendimiz hakkında da bu şekilde bir takdirde bulunmuştur.

    “Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır...” cümlesi ile her şeyde, plânlı ve programlı şekilde yegâne tasarrufun Allah'a ait bulunduğu açıklanmakta ve insan irâdesinin dar bir alanda rolü bulunduğuna işarette bulunulmaktadır.

    Allah ilgili âyetle, denge ve düzenleme kanunu hakkında ana fikir, temel bilgi verdikten sonra, konuyu iki sıfatına bağlamak suretiyle düşünce ufkumuzu genişletiyor: Alîm ve Kadîr.

    Birinci sıfatla, bütün bu düzenleme ve dengelemenin; plânlama ve programlamanın ilâhî ilimle belirlendiği; ikinci sıfatla, her şeyin O'nun sınırsız kudretiyle vücut bulup varlık alanına getirildiği vurgulanıyor...

    Ayrıca, ayetlerden açıkça anlaşıldığı üzere, ister kız ister erkek cinsinden olsun, doğan her çocuk Allah'ın bağışı ve armağanı olduğuna, erkek ve kız çocuklarına birlikte sahip olmak da sahip olamamak da ilâhî iradeye bağlı bulunduğuna göre, çocuk sahibi olma veya olamama, kız veya erkek çocuğunun dünyaya gelmesi insanlar için bir övgü veya yergi konusu olmamalı, bir üstünlük ya da kusur gibi görülmemelidir.

    Kulun görevi, çocuk sahibi olmuşsa -bazı âyetlerde dünya hayatının süsü olarak nitelenen- bu armağanı veren Allah'a şükretmek, istediği veya gerekli meşru sebeplere tevessül ettiği halde çocuk sahibi olamamışsa -sınav alanı olan dünya hayatında insanların sağlık, vücut temliği gibi bütün nimetlerde eşit tutulmadıklarını dikkate alarak- sabretmektir. Hatta, her şeyde bir çok hayır ve hikmet bulunduğunu bilerek şükretmektir.

    Bilindiği gibi Hz. Peygamber, yetim olarak dünyaya geldi. Çünkü o doğmadan önce babası Abdullah vefat etmişti. Altı yaşına geldiğinde de annesi Âmine Hâtun vefat ettiği için öksüz kaldı. O, babadan yetim ve anneden öksüz olarak büyüdü. Altı yaşından sekiz yaşına kadar dedesi Abdülmüttalib'in yanında, sekiz yaşından yirmi beş yaşına kadar da amcası Ebû Tâlib'in evinde kaldı. Yirmi beş yaşına geldiğinde Hz. Hatice ile evlendi ve kendi yuvasını kurdu.

    Hz. Peygamber efendimiz, altı çocuğunun annesi olan Hz. Hatice hayatta iken başka bir kadınla evlenmedi. Onu hem çok seviyor hem de saygı duyuyordu. Çünkü o, gerçekten mükemmel bir hanımefendi, şefkatli bir anne, anlayışlı bir eşti. Hz. Peygamber'e en sıkıntılı günlerinde maddî ve manevî destekler veren üstün bir insandı. Hz. Peygamber onun hakkında şöyle buyurur: "Dünya kadınlarının hayırlısı Meryem'dir. Bu ümmetin kadınlarının hayırlısı da Hatice'dir." (Buhârî, Menâkıb, 19)

    Hz. Peygamber efendimiz, Hz. Hatice'nin vefatından sonra çocuksuz ve yaşlı bir dul kadın olan Hz. Sevde ile evlendi. Hz. Hatice'den sonra evlendiği hamınlar içerisinde Hz. Âişe hariç diğerleri duldu. Sadece Hz. Âişe bekârdı. Hz. Peygamber'in bekâr olarak evlendiği Hz. Âişe'den ve dul olarak evlendiği eşlerinden çocuğu olmadı. Sadece Mısırlı eşi Mâriye’den oğlu İbrahim oldu. Hz. Peygamber'in, Hz. Hatice'den sonra evlendiği dul olan hanımlarından Ümmü Seleme ve Ümmü Habibe hariç, diğerlerinin önceki eşlerinden de çocukları olmamıştı.

    Hz. Ümmü Seleme, Hz. Peygamber'in evine dört yetim çocuğu ile birlikte geldi. Ümmü Habibe'nin de bir yetimi vardı. Ümmü Seleme'nin yetimlerinin ikisi kız, ikisi erkekti. Ümmü Habibe'nin yetimi ise kızdı. Ümmü Seleme ile hicretin dördüncü yılında, Ümmü Habibe ile de hicretin yedinci yılında evlenmişti. Ümmü Seleme’nin çocukları Seleme, Ömer, Zeynep ve Dürre ile Ümmü Habibe’nin kızı Habibe, üvey de olsa Hz. Peygamber gibi bir baba kazanmış oldular. Yani hicretin yedinci yılından itibaren Hz. Peygamber'in evinde beş yetim çocuk vardı. Hz. Peygamber bunlarla çok yakından ilgilendi.

    Hz. Peygamber efendimiz, Ümmü Seleme'nin ve Ümmü Habibe’nin çocuklarını kendi çocukları gibi sever ve öylece himaye ederdi. Bu çocuklarla şakalaşır, kendilerini sever ve onlara babalarını aratmazdı. Ümmü Seleme’nin kızı küçük Zeyneb’in yüzüne şaka ile biraz su serpmiş ve onu neşelendirmiştir. Zeyneb, yaşlandığı zaman bile yüzünde gençliğin tazeliğini korur, bilenler de bunu yüzüne serpilen suya bağlarlardı. (İbn Haceri el-İsâbe, IV, 311)

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet


  3. 05.Şubat.2013, 02:29
    2
    Moderatör



    Hz. Peygamberin cariyesi Maria'nın zina ettiğini ve oğlu İbrahim'in ondan olmadığına dair iddialar var. Bazı inançsızlar, Hz Peygamberin Hz. Hatice dışında sadece Maria'dan çöcuğu olduğunu, neden diğer eşlerinden çocukları olmadığını, Peygamberin kısır olduğunu iddia ediyorlar. Eğer kısır olmasaydı diğer eşlerinden de çocukları olurdu, diyorlar..


    Peygamber efendimizin eşi ve Müminlerin annesi Mâriye bint Şem'ûn el-Kıbtiyye, Medine'nin Avâlî (Âliye) semtindeki Kuf bölgesinde bulunan bir evde yaşıyordu.

    Bazı kötü niyetli kimselerin Mâriye ile onun hizmetinde bulunan bir Kıbtî veya Mısır'dan birlikte geldikleri hadım köle hakkında dedikodu çıkarması üzerine Resûlullah (asm) bu iddiayı araştırmak için Hz. Ali'yi görevlendirdi. Kıbtî'nin de hadım olduğu ortaya çıkınca dedikodu kapanmıştır.

    Hz. Mâriye, Medine'de vefat etti, cenaze namazı Hz. Ömer tarafından kıldırıldıktan sonra Baki kabristanına defnedildi.

    Hz. Mâriye dolayısıyla Mısırlılar'ı kendine hısım kabul eden Resûl-i Ekrem (asm), ileride Mısır fethedildiği zaman halkına iyi davranılmasını tavsiye etmiş (Müslim, Fezâ'i-Iü's-sahâbe, 226, 227) ve bu tavsiyesi yerine getirilmiştir.

    Çocuklar konusuna gelince:

    Bunun en kısa ve en veciz cevabı, Allah’ın öyle takdir etmesidir. Çünkü, "Göklerin ve yerin hâkimiyeti Allah’ındır. O dilediğini yaratır. Dilediğine kız evlat, dilediğine erkek evlat verir, yahut kızlı oğlanlı olarak her iki cinsten karma yapar. Dilediğini de kısır bırakır. O her şeyi mükemmel bilir, dilediği her şeye kadirdir." (Şura, 42/49-50)

    Demek ki, Allah ne dilerse o olur. Peygamber efendimiz hakkında da bu şekilde bir takdirde bulunmuştur.

    “Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır...” cümlesi ile her şeyde, plânlı ve programlı şekilde yegâne tasarrufun Allah'a ait bulunduğu açıklanmakta ve insan irâdesinin dar bir alanda rolü bulunduğuna işarette bulunulmaktadır.

    Allah ilgili âyetle, denge ve düzenleme kanunu hakkında ana fikir, temel bilgi verdikten sonra, konuyu iki sıfatına bağlamak suretiyle düşünce ufkumuzu genişletiyor: Alîm ve Kadîr.

    Birinci sıfatla, bütün bu düzenleme ve dengelemenin; plânlama ve programlamanın ilâhî ilimle belirlendiği; ikinci sıfatla, her şeyin O'nun sınırsız kudretiyle vücut bulup varlık alanına getirildiği vurgulanıyor...

    Ayrıca, ayetlerden açıkça anlaşıldığı üzere, ister kız ister erkek cinsinden olsun, doğan her çocuk Allah'ın bağışı ve armağanı olduğuna, erkek ve kız çocuklarına birlikte sahip olmak da sahip olamamak da ilâhî iradeye bağlı bulunduğuna göre, çocuk sahibi olma veya olamama, kız veya erkek çocuğunun dünyaya gelmesi insanlar için bir övgü veya yergi konusu olmamalı, bir üstünlük ya da kusur gibi görülmemelidir.

    Kulun görevi, çocuk sahibi olmuşsa -bazı âyetlerde dünya hayatının süsü olarak nitelenen- bu armağanı veren Allah'a şükretmek, istediği veya gerekli meşru sebeplere tevessül ettiği halde çocuk sahibi olamamışsa -sınav alanı olan dünya hayatında insanların sağlık, vücut temliği gibi bütün nimetlerde eşit tutulmadıklarını dikkate alarak- sabretmektir. Hatta, her şeyde bir çok hayır ve hikmet bulunduğunu bilerek şükretmektir.

    Bilindiği gibi Hz. Peygamber, yetim olarak dünyaya geldi. Çünkü o doğmadan önce babası Abdullah vefat etmişti. Altı yaşına geldiğinde de annesi Âmine Hâtun vefat ettiği için öksüz kaldı. O, babadan yetim ve anneden öksüz olarak büyüdü. Altı yaşından sekiz yaşına kadar dedesi Abdülmüttalib'in yanında, sekiz yaşından yirmi beş yaşına kadar da amcası Ebû Tâlib'in evinde kaldı. Yirmi beş yaşına geldiğinde Hz. Hatice ile evlendi ve kendi yuvasını kurdu.

    Hz. Peygamber efendimiz, altı çocuğunun annesi olan Hz. Hatice hayatta iken başka bir kadınla evlenmedi. Onu hem çok seviyor hem de saygı duyuyordu. Çünkü o, gerçekten mükemmel bir hanımefendi, şefkatli bir anne, anlayışlı bir eşti. Hz. Peygamber'e en sıkıntılı günlerinde maddî ve manevî destekler veren üstün bir insandı. Hz. Peygamber onun hakkında şöyle buyurur: "Dünya kadınlarının hayırlısı Meryem'dir. Bu ümmetin kadınlarının hayırlısı da Hatice'dir." (Buhârî, Menâkıb, 19)

    Hz. Peygamber efendimiz, Hz. Hatice'nin vefatından sonra çocuksuz ve yaşlı bir dul kadın olan Hz. Sevde ile evlendi. Hz. Hatice'den sonra evlendiği hamınlar içerisinde Hz. Âişe hariç diğerleri duldu. Sadece Hz. Âişe bekârdı. Hz. Peygamber'in bekâr olarak evlendiği Hz. Âişe'den ve dul olarak evlendiği eşlerinden çocuğu olmadı. Sadece Mısırlı eşi Mâriye’den oğlu İbrahim oldu. Hz. Peygamber'in, Hz. Hatice'den sonra evlendiği dul olan hanımlarından Ümmü Seleme ve Ümmü Habibe hariç, diğerlerinin önceki eşlerinden de çocukları olmamıştı.

    Hz. Ümmü Seleme, Hz. Peygamber'in evine dört yetim çocuğu ile birlikte geldi. Ümmü Habibe'nin de bir yetimi vardı. Ümmü Seleme'nin yetimlerinin ikisi kız, ikisi erkekti. Ümmü Habibe'nin yetimi ise kızdı. Ümmü Seleme ile hicretin dördüncü yılında, Ümmü Habibe ile de hicretin yedinci yılında evlenmişti. Ümmü Seleme’nin çocukları Seleme, Ömer, Zeynep ve Dürre ile Ümmü Habibe’nin kızı Habibe, üvey de olsa Hz. Peygamber gibi bir baba kazanmış oldular. Yani hicretin yedinci yılından itibaren Hz. Peygamber'in evinde beş yetim çocuk vardı. Hz. Peygamber bunlarla çok yakından ilgilendi.

    Hz. Peygamber efendimiz, Ümmü Seleme'nin ve Ümmü Habibe’nin çocuklarını kendi çocukları gibi sever ve öylece himaye ederdi. Bu çocuklarla şakalaşır, kendilerini sever ve onlara babalarını aratmazdı. Ümmü Seleme’nin kızı küçük Zeyneb’in yüzüne şaka ile biraz su serpmiş ve onu neşelendirmiştir. Zeyneb, yaşlandığı zaman bile yüzünde gençliğin tazeliğini korur, bilenler de bunu yüzüne serpilen suya bağlarlardı. (İbn Haceri el-İsâbe, IV, 311)

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet





+ Yorum Gönder