Konusunu Oylayın.: 114 Mübarek Süre'nin Fazileti

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi
114 Mübarek Süre'nin Fazileti
  1. 31.Ocak.2013, 00:59
    1
    Misafir

    114 Mübarek Süre'nin Fazileti

  2. 17.Şubat.2013, 02:29
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,687
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: 114 Mübarek Süre'nin Fazileti




    114 sürenin faziletini paylaşmak biraz zaman alacaktır.
    ilk 10 sürenin faziletini ekleyeceğim istek olursa inşallah diğerleride eklenir.


    Fatiha Sûresinin Fazileti

    Bu surenin fazileti sahih hadislerde sabit olmuştur. Bunlardan bir tanesi Peygamber (s.a.)ın şu hadisi şerifidir: "Allah Tevrat'ta da İncil'de de Ümmü'l-Kur'an gibisini indirmiş değildir. O es-Sebu'l Mesanîdir o -aziz ve celil olan Al­lah'ın kudsî hadiste buyurduğu gibi- "Benim ile kulum arasında pay edilmiştir ve kuluma dilediği verilecektir" [5]
    Yine Peygamber (s.a.)'ın Ebû Said b. el-Mualla'ya söylediği şu hadis-i şerif de sûrenin faziletini göstermektedir: "Sana Kur'an-ı Kerim'in en büyük suresi olan bir sureyi öğreteceğim. Bu el-Hamdülillahirabbilâlemîn süresidir. es-Se-bu'l-Mesani (tekrarlanan yedi ayetli sûre) odur. Bana verilen Kur'an-ı Kerim de odur." [6]
    Bu iki hadisi şerifte Yüce Allah'ın: "Andolsunki biz sana tekrarlanan ye­di (ayetli sûre) yi ve şu Kur'an-ı Azimi verdik" (Hicr, 15/87) ayetine işaret et­mektedir. Çünkü Fatiha sûresi namazda tekrarlanagelen yedi ayetli bir su­redir. [7]


    Bakara Süresinin Fazileti:

    Bu sûrenin fazileti çok büyüktür. Bu sûreye "Kur'an'ın fustâtl (en büyük otağı)" adı verilir. Bunun sebebi ise sûrenin azameti, göz kamaştırıcılığı ve öğütlerinin çokluğudur. Resulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Evlerinizi mezar­lara çevirmeyiniz. Şüphesiz şeytan içinde Bakara Sûresinin okunduğu evden nefretle kaçar"[4]. Yine Hazreti Peygamber şöyle buyurmuştur: "Bakara sûresi­ni okuyunuz. Çünkü o sûreyi okumak bir bereket, onu terketmek ise bir hasrettir, ziyandır). Bâtılcılar (sihirbazlar) onun altından kalkamazlar" [5] el-Bustî'nin Sahih'inde Sehl b. Sa'd'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir. Resulullah (s.a.) bu­yuruyor ki: "Şüphesiz ki her şeyin bir zirvesi vardır. Kur'an-ı Kerim'in zirvesi ise Bakara süresidir. Geceleyin bu sûreyi evinde kim okursa, üç gece süreyle şeytan onun evine girmez. Gündüzün onu okuyan kimsenin de üç gün süre ile şeytan evine girmez." [6]


    Ali İmran Suresinin Fazileti:


    Müslim'in rivayetine göre en-Nevvâs b. Sem'ân şöyle demiştir: Resulullah (s.a.)'ı şöyle buyururken dinledim: "Kıyamet gününde önlerinde Bakara ve Âl-i imran sureleri olmak üzere Kur'an-ı Kerim ve onunla amel eden Kur'an ehli ge*tirilir."

    Yine Müslim Ebu Ümame el-Bâhilî'den şöyle dediğini nakletmektedir: Resulullah (s.a.)'ı şöyle buyururken dinledim: "Kufan'ı okuyunuz. Çünkü şüp*hesiz ki o kıyamet gününde sahiplerine şefaatçi olarak gelecektir. İki aydınlık nuru (ez-zahraveyn'i) yani Bakara ve Âl-i İmran surelerini okuyunuz. Her ikisi de kıyamet gününde adeta iki bulut veya iki gölgelikmiş gibi yahut da her ikisi de saf saf duran iki bölük kuş gibi gelecektir. Bu iki sure sahiplerini, (kendileri*ni okuyup) onlarla amel edenleri savunacaklardır. Bakara suresini okuyunuz. Çünkü o sureyi almak (gereğince amel etmek) bir berekettir, onu terk etmek has*rettir. Sihirbazlar (batilcılar) onun altından kalkamazlar." [6]

    Nisa Süresinin Fazileti:


    Hâkim Müstedrek'inde Abdurrahman b. Abdullah b. Mes'ud'dan şöyle de*diğini nakletmektedir: Nisa suresinde beş ayet-i kerime vardır ki onları dünya*ya ve dünyadaki her şeye değişmem. Bunlar, "Şüphesiz Allah zerre ağırlığı ka*dar zulmetmez." (Nisa, 4/40); "Eğer nehyolunduğunuz büyük günahlardan kaçı*nırsanız..." (Nisa, 4/31); "Şüphesiz Allah kendisine ortak koşulmasını bağışla*maz ondan başkasının dilediği kimselere mağfiret eder." (Nisa, 4/48 ile 116); "Eğer onlar nefislerine zulmettikleri vakit sana gelip de Allah'tan mağfiret dile-selerdi..." (Nisa, 4/64) ayetleridir. Daha sonra da Hâkim der ki: "Eğer Abdur*rahman babasından (Abdullah b. Mes'ud) hadis dinlemiş ise, bu isnadı sahih bir rivayettir." Ancak bu hususta farklı görüşler vardır. Abdürrezzak ve İbni Cerir et-Taberî'nin İbni Mes'ud'dan buna yakın ifadeler ile naklettikleri de bu*nu desteklemektedir. [5]

    Maide Suresinin Fazileti:


    İmam Ahmed, Abdullah b. Amr b. el-Âs (r.anhuma) dan şöyle dediğini ri*vayet etmektedir: "Mâide suresi Resulullah (s.a.)'a devesi üzerinde binmiş vazi*yette iken nazil oldu da devesi onu taşıyamadı. Bundan dolayı devesinin sırtın*dan indi." [5]

    En'am Sûresinin Nüzulü ve Fazileti:


    Bu sure inanç esaslarını kapsadığından dolayı bir defada nazil olmuştur. İbni Abbas der ki: "En'âm suresi Mekke'de ve geceleyin bir defada nazil oldu. Etrafında yüksek sesle teşbih getiren yetmiş bin melek de vardı."

    İbni Ömer'in rivayetine göre de Resulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: "En'âm suresi bana bir defada nazil oldu. Onu "teşbih ve tahmid sesleri duyu*lan" yetmiş bin melek uğurladı." Buna sebep ise surenin tevhid, adalet nübüv*vet ve meadın delillerini ve açıklamalarını ihtiva etmesi, batıla ve inkarcıların görüş ve kanaatlerini çürütmesidir. Bununla birlikte bazı ayetlerinin Medi*ne'de inmiş olmasına bir mani yoktur. Daha sonra Resulullah (s.a.) bu ayet-i kerimelerin suredeki yerlerine konulmasını emir buyurmuştur. [2]


    A'araf süresinin fazileti/Muhtevası

    Not: Araf süresinin faziletinin bulamadım ama özet olarak muhtevasını/içeriğini ekliyorum.
    Bu sure peygamberlerin kıssalarını genişçe anlatmak, akidenin esaslarını da beyan etmek üzere nazil olmuştur. O bakımdan bu sure En'âm suresini an­dırmaktadır; hatta onun bir açıklaması gibidir. Yüce Allah'ın tevhidini ispatla­mak, öldükten sonra dirilişi, amellerinin karşılıklarının görüleceğini vurgula­mak, vahiy ve risaleti, özellikle de Resulullah (s.a.)'ın peygamberliğinin genel olduğunu ispatlamaktadır.
    Mekkî surelerin en uzunu olan A'râf suresi İslâm akidesinin temel ilkele­rinden olan aşağıdaki hususları ihtiva etmektedir:
    1- Kur'an Allah'ın kelâmıdır. Sure önce Kur"an-ı Azim'in Allah Rasulünün ebedî mucizesi ve Allah'tan gelen bir nimet olduğunu, onun buyruklarına tabi olmanın zorunlu olduğunu ifade ederek başlamaktadır.
    2- Hz. Adem (a.s.)'in insanlığın ilk atası olduğu. Bütün insanlar tek bir atadan üremişlerdir. Allah meleklere bu ataya -ibadet ve takdis amacıyla değil de- tazim ve selâmlama kasdıyla secde etmeleri emrini vermiştir. Şeytan da bu emre karşı gelmiştir.
    Burada Hz. Adem ile İblis'in başından geçenler kötülüğün ve batılın sim­gesi haline gelen şeytanın vesvesesi sebebiyle cennetten çıkması, yeryüzüne indirilmesi, Allah'a ibadet etmeye, hayır ve hakka çağıran insan ile mücadelesi daha önce Bakara suresinde anılanlar tekit edilmek üzere burada da tekrar hatırlatılmaktadır.
    3- Tevhidin ispatı: Bu ise, Allah'ın vahdaniyetinin ikrar edilmesi, yalnızca O'na ibadet edilip dinin yalnızca O'na halis kılınması, şeriat koymak, helâl ve haram koymak hususlarında yalnızca O'nun hak sahibi olduğunun itiraf edil­mesi demektir: "Rabbinizden size indirilene uyun, ondan başka velilere uyma­yın." (3.ayet)
    4- Vahiy ve risalet: Vahiy, sabit ve değişmez bir gerçektir. Burada vahiy Kur'an-ı Kerim'in Resulullah (s.a.)'m kalbine indirilişini de kapsamaktadır. Vahyin özü ise ilâhî elçilikle yükümlü kılınmak ve peygamberlerin insanlara gönderilmesi demektir: "Ey Ademoğulları, içinizden size ayetlerimi anlatacak peygamberler gelince..." (35.ayet)
    5- Ahiret âleminde öldükten sonra dirilme ve amellerin karşılıklarının gö­rüleceğinin vurgulanması: Sure kıyamet gününde öldükten sonra diriliş ve tek­rar yaratılışa dair açıklamaları da ihtiva etmektedir: "İlk önce sizi yarattığı gi­bi yine döneceksiniz." (29.ayet)
    Ceza (amellerin karşılıklarının görülmesi), hesap ve bunun sonucunda in­sanların üç fırkaya ayrılması: Cennet ehli olan ve kurtulan müminler fırkası, cehennem ehli olup helak olan kâfirler fırkası, bir de cennet ile cehennem arası bir sûr olan A'râf ashabı.
    6- Allah'ın varlığının delilleri: Yüce Allah, göklerle yerin altı günde yara­tılması, gece ile gündüzün arka arkaya gelmesi, Allah'ın emriyle güneşin, ayın ve yıldızların müsahhar kılınması, yeryüzünden türlü mahsullerin çıkartılması gibi varlığına dair pek çok delili de açıklamaktadır.
    7- Helak etme tehdidi: Allah başkalarına ibret olmak üzere zalim toplum­ları helak etmiş ve insanları bundan sonra da benzer bir azabın indirümesiyle korkutup uyarmış, ümmete gökten ve yerden bereketleri, hayırları sağnak sağ-nak indirmek için iman ve salih ameli de teşvik etmiştir: "Şayet kasabalar hal­kı inanmış ve sakınmış olsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden bereketler açardı..." (A'râf, 7/96). Aynı şekilde yeryüzüne mirasçı kılmak ve başkalarının yerine ve başkalarına halife kılmak için de bu teşviki yapmıştır: "Musa kavmi­ne dedi ki: Allah'tan yardım isteyin ve sabredin. Yeryüzü şüphesiz ki Allah'ın­dır, kullarından dilediğine onu miras verir. Güzel akıbet takva sahiplerinindir." (A'râf, 7/158).
    8- Peygamberlerin kıssaları: Yüce Allah bu surede bir grup peygamberin kıssasını zikretmektedir: Nuh, Hud, Salih, Lût, Şuayb, Musa (hepsine selâm olsun). Bunlardan maksat ise peygamberlerini yalanlayanların durumlarını hatırlatmak, imanların bunlardan öğüt ve ibret almalarını sağlamaktır. Bu kıssaların en çarpıcı deliller ihtiva edeni ise Hz. Musa'nın tağut Firavun ile ba­şından geçenler, İsrail oğullarının da Allah'ın emrine muhalefet etmeleri sebe­biyle domuzlara dönüştürülerek (mesh ile) cezalandırılmaları ve kötü ilim adamının köpeğe benzetilmesidir: "Dikseydik onu bunlarla yükseltirdik; fakat o yere saplandı ve hevâsına uydu. Artık onun hali o köpeğin hali gibidir ki, üstü­ne varsan da dilini sarkıtıp solur, kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp so­lur..." (A'râf, 7/176).
    9- Putlara ibadetin tenkit edilmesi, fayda ve zarar veremeyen, görmeyen, işitmeyen taş ve heykellere ibadet edenlerle bir çeşit alay edilmesi. Bütün bun­lar, başından sonuna kadar vurgulanmış olan tevhid ilkesini açıklamak için­dir.

    Enfal süresinin fazileti/Muhtevası

    Ahmed, İbni Hibban ve Hakim, Ubâde b. Sâmit'in şöyle dediğini tahric ederler: Müslümanlar Bedir ganimetleri ve onların paylaştırılması konusunda ihtilafa düştüler. Ganimetler nasıl bölüştürelecek? Onlar hakkında hüküm kimin? Onlar muhacirlerin mi, ensann mı, yoksa hepsinin mi olacak? Bu konula­rı Hz. Peygamberce sormaları üzerine bu ayet nazil oldu.
    İmam Ahmed, Ebu Ümame'nin şöyle dediğini tahric eder: Ubâde b. Sâ-mit'e "enfâl"i sordum. Şöyle dedi: Bizim, yani Bedir ashabı hakkında, ganimet hususunda ihtilaf edip kötü hale düştüğümüz zaman nazil oldu. Allah onu bi­zim elimizden alıp Resulullah'a verdi. Resulullah (s.a)da onu, müslümanlar arasında eşit bir şekilde paylaştırdı.
    Ebu Davud, Nesâi, İbni Hibbân ve Hâkim, İbni Abbas'tan şöyle dediğini rivayet ederler: Resulullah (s.a) şöyle buyurdu: "Kira savaşta bir düşmanı öldü­rürse, onun için şu şu vardır. Kim bir düşmanı esir alırsa, onun için de şu şu vardır". Bunun üzerine gençler koştu, ihtiyarlar sancaklar altında kaldı. Gani­metler alınınca, gençler kendilerine vaad edilenleri istemek üzere geldiler. İhti­yarlar: "Sadece kendinize ayırmayın. Biz size destek olduk. Eğer bozguna uğra-saydınız, bize dönecektiniz" dediler. Dolayısıyla birbirlerine düştüler. Bunun üzerine Allahu Teâlâ, bu ayeti indirdi.
    Ahmed, Ebu Davud, Tirmizî ve Nesâi, Sa'd b. Ebî Vakkas'dan rivayet eder­ler: Sa'd b. Ebî Vakkas, Said b. el-Âs'ı öldürdü ve kılıcını aldı. Resulullah (s.a) onu, ondan istedi, Sa'd buna yanaşmadı. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu. Sa'd, onu Hz. Peygambere verdi. Çünkü bütün emir onundu.
    Bu rivayetler arasında herhangi bir çelişki yoktur. Ayet, müslümanların Bedir ganimetlerinin paylaştırılması konusunda anlaşmazlığa düştüklerinde, bu ganimetlerinin paylaştırılması hususunda nazil oldu. Ancak bazı rivayetler özel bir sebep zikretmektedir. Her ikisinin birlikte bulunmasına hiçbir engel yoktur. Cessas şöyle der: Sahih olan şudur: Savaştan önce ganimetler hakkın­da Resulullah hiçbir şey söylememişti. Savaş bitince, ganimetler konusunda ih­tilafa düştüler. Bunun üzerine Allahu Teâlâ: "Sana Enfal'den sorarlar.." ayetini indirdi. Onlarla ilgili emrini Hz. Peygambere havale etti. O da, onlar arasında eşit bir şekilde taksim etti.[8]
    Ganimetlerin helal kılınması, Allahu Teâlâ tarafından İslâm ümmetine ve­rilmiş bir özelliktir. Nitekim Sahihayn'da Cabir (r.a.)'den rivayet olunan hadis-i şerifte Resulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Bana beş şey verilmiştir ki, onlar benden önce hiç kimseye verilmemiştir- hadisi zikrettikten sonra şöyle dedi-: Ba­na ganimetler helâl kılındı. Onlar benden önce hiç kimseye helâl kılınmadı."
    Ebu Ubeyd şöyle demiştir: Bunun için imamın, savaş için vaad ettiği şeye "nefel" denmiştir. Nefel, imamın bazı askerlere, payları dışında bir şeyler ver­mesidir. Bunu, İslâm'a sağladıkları fayda ve düşmana verdikleri zarar ölçüsün­de verir.
    Askerleri savaşa teşvik için verilen bu şeyde (nefelde) dört sünnet vardır:
    1- Seleb olan (öldürülenin yanında bulunan silah, mal ve meta gibi şey) nefelde beşte bir yoktur.
    2- Nefel: "Ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin mutlaka beşte biri Allah'ın, Rasulü'nün.." (Enfâl, 8/41) ayetinde işaret olunan beşte birin çıkarıl­masından sonra ganimetten olur. İmam savaşılan ülkeye birtakım seriyyeler gönderir. Onlar ganimetler getirirler. Beşte bir ayrıldıktan sonra getirdikleri şeylerin dörtte biri, ya da üçte biri o seriyyelerin olur. Ahmed ve Ebu Davud'un Ma'n b. Yezid'den rivayet ettikleri bir hadiste şöyle buyrulur: "Ancak beşte bir ayrıldıktan sonra nefel (ganimet) vardır."
    3- Bizzat beşte bir'den olan nefel: İmamın kendi hissesinden çıkardığı şey­dir. Bu şöyle olur. Bütün ganimet alınır, beşe bölünür, beşte bir imamın eline geçince, uygun gördüğü ölçüde ondan bağışta bulunur.
    4- Ganimet, beşte bire bölünmeden ganimetin bütününden çıkan nefel. [9] Bu dört durum hakkında fakihler farklı görüşlere sahiplerdir;
    Şafiî'ye göre Enfâl, beşte birden önce, ana maldan selebden başka hiçbir şey çıkarılmamasıdır. Ebu Ubeyd şöyle demiştir: Peygamber (s.a.)'in beşte bi­rinden olan nefelin ikinci şekli, her ganimetten onun için beşte birin beşte biri vardır. Üçüncü şekli, imam gönderdiği seriyyeye, yahut orduya, onlara vadetti-ği şekilde verir.
    İmam Malik ve Ebu Hanife'nin görüşleri de Şafiî gibidir; Enfâl, beşte bir­den imamın, içtihadına göre bağışladığı şeydir. Geriye kalan dört beşte birde nefel yoktur. Resulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın size ganimet olarak verdiği şeylerden ancak beşte biri benimdir. Geriye kalan beşte birler sizindir."
    Malikîler ise şöyle der: Nefel iki kısımdır: Caiz ve mekruh. Caiz olan, sa­vaştan sonra olandır. Mekruh olan, öldürmeden önce, "Kim şöyle şöyle yaparsa onun için şu vardır" şeklinde vaad edilendir. Bunun mekruh olmasının sebebi, o zaman savaşın ganimet için yapılmış olmasıdır.


    Tevbe süresinin fazileti/Muhtevası

    Enfal sûresi, hicretten sonra nazil olan ilk sûrelerdendir. Tevbe sûresi de Kur"an'da nazil olan son sûredir. Hicri dokuzuncu yılda ki Resulullah (s.a.), ya­zın çok sıcak, meyvelerin olgunlaşıp güzelleştiği fakat müslümanlarm darlık ve yokluktan kıvrandığı bir zamanda Rumlarla gazveye çıktı. Bu sure onun en son gazvesi olan bu yılda- indi, müminlerin imanı için bir imtihan ve münafıkların nifaklarının ortaya çıkma sebebi oldu. İlk ayetleri Mekke'nin fethinden sonra in­di. Resulullah (s.a.) hac mevsiminde, onları, müşriklere okuması için, Hz. Ali'yi gönderdi.
    Buharî, Bera b. Azib'den şu rivayeti yapar: En son nazil olan ayet: "Sen­den fetva isterler. De ki: "Allah size kelâle (babası ve çocuğu olmayanın mirası) hakkında..." (Nisa, 4/176) ayeti, en son nazil olan sûre de "Tevbe" süresidir. [7]
    ___________

    Sûre, müşriklerle ilişkiyi kesmek, onlara dört aylık eman müddeti vermek, suçlan sebebiyle onlara savaş ilân etmek, Mescid-i Haram'a girişlerini ebediyen yasaklamak, cizye vermeyi, ya da müslüman olmayı kabul edene kadar ehl-i ki­tapla mücadele etmekle başlıyor. Sûre, ilk bölümünden 41 nci ayetin sonuna ka­dar cihadı, Allah yolunda mal ve canla genel seferberliği içine alıyor. İkinci kısımda -sûrenin sonuna kadar- münafıkların niteliklerinden, çevirdikleri dolap­lardan, arapların cihaddan geri kalışlarından, Medine ve çevresindeki araplarm cihada katılmayı kabul etmemelerinden bahsediyor ve müminlerle münafıkları birbirinden ayıran açık mukayeselerle, cihadı farz-ı kifaye kılarak ve dinde de­rinleşecek bir grubun geride bırakılmasına işaret ederek sona eriyor.
    O halde, sûre iki önemli şey üzerinde duruyor:
    Birincisi, müşriklerle ve ehli kitapla cihad hükümleri.
    İkincisi, Tebük gazvesi sırasında müminlerin münafıklardan ayırt edilmesi.
    Kur'an-ı Kerim bu sûrede, anlaşmaların bozulmasını, müşriklerden biri sı­ğınacak olursa Allah'ın sözünü dinlemesi için ona eman verilmesini, müslü-manlarla Ehl-i Kitab arasında bulunan sözleşmelere son verilmesini istiyor. Çünkü müşrikler ve ehl-i kitap ahidlerini bozmuşlar, yahudi kabilelerinden Be-nu'n-Nadr, Benû Kurayza ve Benû Kaynuka, müslümanlarla savaşmak ve işle­rini bitirmek üzere anlaşmışlardı. Yirmi civarında ayet, yahudilerin kin ve de­siselerinden, hile ve tuzaklarından bahsetmektedir. Gayr-i müslimlerin ahidle­rini bozmasından ve eman müddeti bittikten sonra, artık eman, barış ve anlaş­ma olmayacağından söz etmektedir.
    Bu sûrenin büyük bölümünde ayetler, müslümanlarm psikolojik hallerini -çünkü müslümanlar Tebük Gazvesinde Rumlarla savaşmaktan çekiniyorlardı-ortaya çıkan isteksizlik ve geri kalma arzularını, münafıkların hile ve aldatıcı tuzaklarını, hakkında dört ayet nazil olan Mescidül-Dırar'ı, görüşüp konuşma ve yıkıcı faaliyetlerde bulunma yeri edinmelerini konu edinmekte ve onların rezilliklerini açığa çıkarmaktadır. Bu yüzden sûreye aynı zamanda Fadıha adı da verilmiştir.
    Özetle bu sûre, gayr-i müslimlerle ilgili konuları kökünden çözümleyen, belki de iman ordusunu bir araya toplayan ve onu müslümanlarla müslüman olmayanlar arasında nihaî ayırıcı bir savaşa, devlet içinde nifakın köklerini tasfiye ederek ve yahudi tuzağını boşa çıkararak, ya da dışarda Tebük savaşın­da (bu savaş onları korkutmuş ve onların İslâm'ı ve müslümanları yok etmeye yönelik bütün hareketlerini dondurmuştur) Rum kibirine baş kaldırarak hazır­layan en önemli bir sûre oldu.
    Allahü Teâlâ'nın takdir edip sınırlarını çizdiği bu iç ve dış tasfiye hareketi, İslâm Devletinin yerleşmesinde ve devletin kurucusu ve lideri Peygamber (s.a.)'in ahirete intikalinden sonra uluslararası varlığını korumasında ve hey­betini ortaya koymasında en büyük etkiye sahip olmuştur.


    Yunus Süresinin Fazileti/muhtevası

    Yunus suresi ilâhî kitaplar, ulûhiyet, ilâhın sıfatları, peygamberlik, bazı peygamberlerin kıssaları, müşriklerin Kur'an-ı Kerime karşı tavırları, öldük­ten sonra dirilme ve ahiret hayatı hakkında ayetler ihtiva etmektedir.
    1- Bu sure Allah'ın her ümmete mutlaka bir peygamber gönderdiği şeklin­deki ilâhî kanunu ve müşriklerin onun peygamberliğine karşı hayret etmeleri­ne sebep olmayacak şekilde peygamberlerin Hz. Peygamber (s.a.) ile sona erdi­ğini ifade ederek başlamıştır.
    "İçlerinden bir adama "insanları uyar, iman edenleri Rablerinin katında yüce derecelerle müjdele" diye vahyettiğimizi insanlar tuhaf mı karşıladılar?.." (Yunus, 10/2).
    2- Bundan sonra Allah'ın kâinattaki eserleri yoluyla Onun varlığını ispat anlatılmaktadır: "Şüphesiz ki Rabbiniz gökleri ve yeri altı günde yaratan... Al­lah'tır." (Yunus, 10/3) Sonra da yaratıkların öldükten sonra diriltilip O'na vara­cakları şeklinde ikaz edilmeleri geliyor. İnsanların müminler ve kâfirler şeklin­de iki gruba ayrılması ve her grubun ceza ve mükâfatlarının bildirilmesi, in­karcıların ve geçmiş zalim ümmetlerin helak edildikleri anlatılarak, korkutul-malan yer almaktadır.
    3- Daha sonra müşriklerin inançlarını ve peygamberliği inkâr edenlerin beş tane şüpheleri anlatıldı. Bu konular mantıki ve ikna edici bir tartışma ze­mininde incelenmektedir. Kur'an'm Allah'ın kelamı ve Peygamberimiz (s.a.)'in kıyamete kadar ebedî mucizesi olduğu ispat edilmektedir.
    "Bu Kur'an Allah tarafından olmayıp uydurulan bir kitap değildir." Yine bu surede edebiyat, belagat ve fasahat ehli müşriklere Kur'an sureleri gibi bir sure getirmeleri için meydan okunarak Kuranın Allah tarafından gönderildi­ğine delil getirilmiştir:
    'Yoksa onlar "Onu uydurdu" mu diyorlar? De ki: O halde siz de o sureler gibi bir sure getirin." (Yunus, 10/38).
    Müşriklerin Kur'an'a karşı tutumları ise "Onlardan bir kısmı iman eder, bir kısmı ise iman etmezler." (Yunus, 10/40) ayeti ile açıklandı.
    4- Daha sonra Allah'ın azametine ve O'na iman etmenin zaruretine delâlet eden göz kamaştırıcı ilâhî kudret eserlerini zikretti. Çünkü O, hayatın, rızkın ve nimetin kaynağıdır. "De ki: Size gökten ve yerden rızık veren kimdir? Size kulak ve gözleri bahşeden kimdir? Ölüden diriyi çıkaran, diriden de ölüyü çıka­ran kimdir? Bütün işleri düzene koyan kimdir? "Allah'tır" diyecektir. De ki: O halde Allah'tan korkmaz mısınız?" (Yunus, 10/31).
    5- Daha sonra ibret ve öğüt almak için Kur'an'ın doğruluğunu ispat etmek maksadıyla kısaca bazı peygamberlerin kıssalarını ele aldı. Hz. Nuh (a.s.)'un kavmine hatırlatma kıssası, Hz. Musa (a.s.)'nın Firavunla olan kıssası, Fira-vun'un Hz. Musa (a.s.)'nm davetini boşa çıkarmak için sihirbazlardan yardım istemesi, Hz. Musa (a.s.)'nın kavmine karşı tutumu, Firavun'a beddua etmesi, İsrailoğullan'nın kurtuluşu, Firavun'un denizde boğulması, Hz. Yunus (a.s.)'un kavmi ile kıssası... Bu surede zikredilen kıssalar üç peygamberin kendileri ve çevresindekilerle ilgilidir.
    6- "Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt gelmiştir." (Yunus, 10/57) Bu öğüt, insanın hayrına ve saadetine vesile olacak hususları ihtiva eden Kur'an mesajına ve Allah'ın şeriatına uymaktır.
    "De ki: Ey insanlar! Size Rabbiniz tarafından bir hak geldi. Kim doğru yo­la girerse kendi lehine doğru yola girmiş olur." (Yunus, 10/108).
    "Sana vahyedilene tabi ol. Allah'ın hükmü gelinceye kadar sabret, Allah hüküm verenlerin en hayırlısıdır." (Yunus, 109) ayetleri ile sona erdi.
    Beyzavî Peygamberimiz (s.a.)'den bu sure hakkında şöyle bir hadis zikret­miştir: "Kim Yunus suresini okursa ona ecirden Uz. Yunus (a.s.)'u tasdik eden ve yalanlayanların sayısınca ve Firavunla birlikte boğulanların sayısınca hase­nat verilir." [4]


  3. 17.Şubat.2013, 02:29
    2
    Moderatör



    114 sürenin faziletini paylaşmak biraz zaman alacaktır.
    ilk 10 sürenin faziletini ekleyeceğim istek olursa inşallah diğerleride eklenir.


    Fatiha Sûresinin Fazileti

    Bu surenin fazileti sahih hadislerde sabit olmuştur. Bunlardan bir tanesi Peygamber (s.a.)ın şu hadisi şerifidir: "Allah Tevrat'ta da İncil'de de Ümmü'l-Kur'an gibisini indirmiş değildir. O es-Sebu'l Mesanîdir o -aziz ve celil olan Al­lah'ın kudsî hadiste buyurduğu gibi- "Benim ile kulum arasında pay edilmiştir ve kuluma dilediği verilecektir" [5]
    Yine Peygamber (s.a.)'ın Ebû Said b. el-Mualla'ya söylediği şu hadis-i şerif de sûrenin faziletini göstermektedir: "Sana Kur'an-ı Kerim'in en büyük suresi olan bir sureyi öğreteceğim. Bu el-Hamdülillahirabbilâlemîn süresidir. es-Se-bu'l-Mesani (tekrarlanan yedi ayetli sûre) odur. Bana verilen Kur'an-ı Kerim de odur." [6]
    Bu iki hadisi şerifte Yüce Allah'ın: "Andolsunki biz sana tekrarlanan ye­di (ayetli sûre) yi ve şu Kur'an-ı Azimi verdik" (Hicr, 15/87) ayetine işaret et­mektedir. Çünkü Fatiha sûresi namazda tekrarlanagelen yedi ayetli bir su­redir. [7]


    Bakara Süresinin Fazileti:

    Bu sûrenin fazileti çok büyüktür. Bu sûreye "Kur'an'ın fustâtl (en büyük otağı)" adı verilir. Bunun sebebi ise sûrenin azameti, göz kamaştırıcılığı ve öğütlerinin çokluğudur. Resulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Evlerinizi mezar­lara çevirmeyiniz. Şüphesiz şeytan içinde Bakara Sûresinin okunduğu evden nefretle kaçar"[4]. Yine Hazreti Peygamber şöyle buyurmuştur: "Bakara sûresi­ni okuyunuz. Çünkü o sûreyi okumak bir bereket, onu terketmek ise bir hasrettir, ziyandır). Bâtılcılar (sihirbazlar) onun altından kalkamazlar" [5] el-Bustî'nin Sahih'inde Sehl b. Sa'd'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir. Resulullah (s.a.) bu­yuruyor ki: "Şüphesiz ki her şeyin bir zirvesi vardır. Kur'an-ı Kerim'in zirvesi ise Bakara süresidir. Geceleyin bu sûreyi evinde kim okursa, üç gece süreyle şeytan onun evine girmez. Gündüzün onu okuyan kimsenin de üç gün süre ile şeytan evine girmez." [6]


    Ali İmran Suresinin Fazileti:


    Müslim'in rivayetine göre en-Nevvâs b. Sem'ân şöyle demiştir: Resulullah (s.a.)'ı şöyle buyururken dinledim: "Kıyamet gününde önlerinde Bakara ve Âl-i imran sureleri olmak üzere Kur'an-ı Kerim ve onunla amel eden Kur'an ehli ge*tirilir."

    Yine Müslim Ebu Ümame el-Bâhilî'den şöyle dediğini nakletmektedir: Resulullah (s.a.)'ı şöyle buyururken dinledim: "Kufan'ı okuyunuz. Çünkü şüp*hesiz ki o kıyamet gününde sahiplerine şefaatçi olarak gelecektir. İki aydınlık nuru (ez-zahraveyn'i) yani Bakara ve Âl-i İmran surelerini okuyunuz. Her ikisi de kıyamet gününde adeta iki bulut veya iki gölgelikmiş gibi yahut da her ikisi de saf saf duran iki bölük kuş gibi gelecektir. Bu iki sure sahiplerini, (kendileri*ni okuyup) onlarla amel edenleri savunacaklardır. Bakara suresini okuyunuz. Çünkü o sureyi almak (gereğince amel etmek) bir berekettir, onu terk etmek has*rettir. Sihirbazlar (batilcılar) onun altından kalkamazlar." [6]

    Nisa Süresinin Fazileti:


    Hâkim Müstedrek'inde Abdurrahman b. Abdullah b. Mes'ud'dan şöyle de*diğini nakletmektedir: Nisa suresinde beş ayet-i kerime vardır ki onları dünya*ya ve dünyadaki her şeye değişmem. Bunlar, "Şüphesiz Allah zerre ağırlığı ka*dar zulmetmez." (Nisa, 4/40); "Eğer nehyolunduğunuz büyük günahlardan kaçı*nırsanız..." (Nisa, 4/31); "Şüphesiz Allah kendisine ortak koşulmasını bağışla*maz ondan başkasının dilediği kimselere mağfiret eder." (Nisa, 4/48 ile 116); "Eğer onlar nefislerine zulmettikleri vakit sana gelip de Allah'tan mağfiret dile-selerdi..." (Nisa, 4/64) ayetleridir. Daha sonra da Hâkim der ki: "Eğer Abdur*rahman babasından (Abdullah b. Mes'ud) hadis dinlemiş ise, bu isnadı sahih bir rivayettir." Ancak bu hususta farklı görüşler vardır. Abdürrezzak ve İbni Cerir et-Taberî'nin İbni Mes'ud'dan buna yakın ifadeler ile naklettikleri de bu*nu desteklemektedir. [5]

    Maide Suresinin Fazileti:


    İmam Ahmed, Abdullah b. Amr b. el-Âs (r.anhuma) dan şöyle dediğini ri*vayet etmektedir: "Mâide suresi Resulullah (s.a.)'a devesi üzerinde binmiş vazi*yette iken nazil oldu da devesi onu taşıyamadı. Bundan dolayı devesinin sırtın*dan indi." [5]

    En'am Sûresinin Nüzulü ve Fazileti:


    Bu sure inanç esaslarını kapsadığından dolayı bir defada nazil olmuştur. İbni Abbas der ki: "En'âm suresi Mekke'de ve geceleyin bir defada nazil oldu. Etrafında yüksek sesle teşbih getiren yetmiş bin melek de vardı."

    İbni Ömer'in rivayetine göre de Resulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: "En'âm suresi bana bir defada nazil oldu. Onu "teşbih ve tahmid sesleri duyu*lan" yetmiş bin melek uğurladı." Buna sebep ise surenin tevhid, adalet nübüv*vet ve meadın delillerini ve açıklamalarını ihtiva etmesi, batıla ve inkarcıların görüş ve kanaatlerini çürütmesidir. Bununla birlikte bazı ayetlerinin Medi*ne'de inmiş olmasına bir mani yoktur. Daha sonra Resulullah (s.a.) bu ayet-i kerimelerin suredeki yerlerine konulmasını emir buyurmuştur. [2]


    A'araf süresinin fazileti/Muhtevası

    Not: Araf süresinin faziletinin bulamadım ama özet olarak muhtevasını/içeriğini ekliyorum.
    Bu sure peygamberlerin kıssalarını genişçe anlatmak, akidenin esaslarını da beyan etmek üzere nazil olmuştur. O bakımdan bu sure En'âm suresini an­dırmaktadır; hatta onun bir açıklaması gibidir. Yüce Allah'ın tevhidini ispatla­mak, öldükten sonra dirilişi, amellerinin karşılıklarının görüleceğini vurgula­mak, vahiy ve risaleti, özellikle de Resulullah (s.a.)'ın peygamberliğinin genel olduğunu ispatlamaktadır.
    Mekkî surelerin en uzunu olan A'râf suresi İslâm akidesinin temel ilkele­rinden olan aşağıdaki hususları ihtiva etmektedir:
    1- Kur'an Allah'ın kelâmıdır. Sure önce Kur"an-ı Azim'in Allah Rasulünün ebedî mucizesi ve Allah'tan gelen bir nimet olduğunu, onun buyruklarına tabi olmanın zorunlu olduğunu ifade ederek başlamaktadır.
    2- Hz. Adem (a.s.)'in insanlığın ilk atası olduğu. Bütün insanlar tek bir atadan üremişlerdir. Allah meleklere bu ataya -ibadet ve takdis amacıyla değil de- tazim ve selâmlama kasdıyla secde etmeleri emrini vermiştir. Şeytan da bu emre karşı gelmiştir.
    Burada Hz. Adem ile İblis'in başından geçenler kötülüğün ve batılın sim­gesi haline gelen şeytanın vesvesesi sebebiyle cennetten çıkması, yeryüzüne indirilmesi, Allah'a ibadet etmeye, hayır ve hakka çağıran insan ile mücadelesi daha önce Bakara suresinde anılanlar tekit edilmek üzere burada da tekrar hatırlatılmaktadır.
    3- Tevhidin ispatı: Bu ise, Allah'ın vahdaniyetinin ikrar edilmesi, yalnızca O'na ibadet edilip dinin yalnızca O'na halis kılınması, şeriat koymak, helâl ve haram koymak hususlarında yalnızca O'nun hak sahibi olduğunun itiraf edil­mesi demektir: "Rabbinizden size indirilene uyun, ondan başka velilere uyma­yın." (3.ayet)
    4- Vahiy ve risalet: Vahiy, sabit ve değişmez bir gerçektir. Burada vahiy Kur'an-ı Kerim'in Resulullah (s.a.)'m kalbine indirilişini de kapsamaktadır. Vahyin özü ise ilâhî elçilikle yükümlü kılınmak ve peygamberlerin insanlara gönderilmesi demektir: "Ey Ademoğulları, içinizden size ayetlerimi anlatacak peygamberler gelince..." (35.ayet)
    5- Ahiret âleminde öldükten sonra dirilme ve amellerin karşılıklarının gö­rüleceğinin vurgulanması: Sure kıyamet gününde öldükten sonra diriliş ve tek­rar yaratılışa dair açıklamaları da ihtiva etmektedir: "İlk önce sizi yarattığı gi­bi yine döneceksiniz." (29.ayet)
    Ceza (amellerin karşılıklarının görülmesi), hesap ve bunun sonucunda in­sanların üç fırkaya ayrılması: Cennet ehli olan ve kurtulan müminler fırkası, cehennem ehli olup helak olan kâfirler fırkası, bir de cennet ile cehennem arası bir sûr olan A'râf ashabı.
    6- Allah'ın varlığının delilleri: Yüce Allah, göklerle yerin altı günde yara­tılması, gece ile gündüzün arka arkaya gelmesi, Allah'ın emriyle güneşin, ayın ve yıldızların müsahhar kılınması, yeryüzünden türlü mahsullerin çıkartılması gibi varlığına dair pek çok delili de açıklamaktadır.
    7- Helak etme tehdidi: Allah başkalarına ibret olmak üzere zalim toplum­ları helak etmiş ve insanları bundan sonra da benzer bir azabın indirümesiyle korkutup uyarmış, ümmete gökten ve yerden bereketleri, hayırları sağnak sağ-nak indirmek için iman ve salih ameli de teşvik etmiştir: "Şayet kasabalar hal­kı inanmış ve sakınmış olsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden bereketler açardı..." (A'râf, 7/96). Aynı şekilde yeryüzüne mirasçı kılmak ve başkalarının yerine ve başkalarına halife kılmak için de bu teşviki yapmıştır: "Musa kavmi­ne dedi ki: Allah'tan yardım isteyin ve sabredin. Yeryüzü şüphesiz ki Allah'ın­dır, kullarından dilediğine onu miras verir. Güzel akıbet takva sahiplerinindir." (A'râf, 7/158).
    8- Peygamberlerin kıssaları: Yüce Allah bu surede bir grup peygamberin kıssasını zikretmektedir: Nuh, Hud, Salih, Lût, Şuayb, Musa (hepsine selâm olsun). Bunlardan maksat ise peygamberlerini yalanlayanların durumlarını hatırlatmak, imanların bunlardan öğüt ve ibret almalarını sağlamaktır. Bu kıssaların en çarpıcı deliller ihtiva edeni ise Hz. Musa'nın tağut Firavun ile ba­şından geçenler, İsrail oğullarının da Allah'ın emrine muhalefet etmeleri sebe­biyle domuzlara dönüştürülerek (mesh ile) cezalandırılmaları ve kötü ilim adamının köpeğe benzetilmesidir: "Dikseydik onu bunlarla yükseltirdik; fakat o yere saplandı ve hevâsına uydu. Artık onun hali o köpeğin hali gibidir ki, üstü­ne varsan da dilini sarkıtıp solur, kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp so­lur..." (A'râf, 7/176).
    9- Putlara ibadetin tenkit edilmesi, fayda ve zarar veremeyen, görmeyen, işitmeyen taş ve heykellere ibadet edenlerle bir çeşit alay edilmesi. Bütün bun­lar, başından sonuna kadar vurgulanmış olan tevhid ilkesini açıklamak için­dir.

    Enfal süresinin fazileti/Muhtevası

    Ahmed, İbni Hibban ve Hakim, Ubâde b. Sâmit'in şöyle dediğini tahric ederler: Müslümanlar Bedir ganimetleri ve onların paylaştırılması konusunda ihtilafa düştüler. Ganimetler nasıl bölüştürelecek? Onlar hakkında hüküm kimin? Onlar muhacirlerin mi, ensann mı, yoksa hepsinin mi olacak? Bu konula­rı Hz. Peygamberce sormaları üzerine bu ayet nazil oldu.
    İmam Ahmed, Ebu Ümame'nin şöyle dediğini tahric eder: Ubâde b. Sâ-mit'e "enfâl"i sordum. Şöyle dedi: Bizim, yani Bedir ashabı hakkında, ganimet hususunda ihtilaf edip kötü hale düştüğümüz zaman nazil oldu. Allah onu bi­zim elimizden alıp Resulullah'a verdi. Resulullah (s.a)da onu, müslümanlar arasında eşit bir şekilde paylaştırdı.
    Ebu Davud, Nesâi, İbni Hibbân ve Hâkim, İbni Abbas'tan şöyle dediğini rivayet ederler: Resulullah (s.a) şöyle buyurdu: "Kira savaşta bir düşmanı öldü­rürse, onun için şu şu vardır. Kim bir düşmanı esir alırsa, onun için de şu şu vardır". Bunun üzerine gençler koştu, ihtiyarlar sancaklar altında kaldı. Gani­metler alınınca, gençler kendilerine vaad edilenleri istemek üzere geldiler. İhti­yarlar: "Sadece kendinize ayırmayın. Biz size destek olduk. Eğer bozguna uğra-saydınız, bize dönecektiniz" dediler. Dolayısıyla birbirlerine düştüler. Bunun üzerine Allahu Teâlâ, bu ayeti indirdi.
    Ahmed, Ebu Davud, Tirmizî ve Nesâi, Sa'd b. Ebî Vakkas'dan rivayet eder­ler: Sa'd b. Ebî Vakkas, Said b. el-Âs'ı öldürdü ve kılıcını aldı. Resulullah (s.a) onu, ondan istedi, Sa'd buna yanaşmadı. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu. Sa'd, onu Hz. Peygambere verdi. Çünkü bütün emir onundu.
    Bu rivayetler arasında herhangi bir çelişki yoktur. Ayet, müslümanların Bedir ganimetlerinin paylaştırılması konusunda anlaşmazlığa düştüklerinde, bu ganimetlerinin paylaştırılması hususunda nazil oldu. Ancak bazı rivayetler özel bir sebep zikretmektedir. Her ikisinin birlikte bulunmasına hiçbir engel yoktur. Cessas şöyle der: Sahih olan şudur: Savaştan önce ganimetler hakkın­da Resulullah hiçbir şey söylememişti. Savaş bitince, ganimetler konusunda ih­tilafa düştüler. Bunun üzerine Allahu Teâlâ: "Sana Enfal'den sorarlar.." ayetini indirdi. Onlarla ilgili emrini Hz. Peygambere havale etti. O da, onlar arasında eşit bir şekilde taksim etti.[8]
    Ganimetlerin helal kılınması, Allahu Teâlâ tarafından İslâm ümmetine ve­rilmiş bir özelliktir. Nitekim Sahihayn'da Cabir (r.a.)'den rivayet olunan hadis-i şerifte Resulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Bana beş şey verilmiştir ki, onlar benden önce hiç kimseye verilmemiştir- hadisi zikrettikten sonra şöyle dedi-: Ba­na ganimetler helâl kılındı. Onlar benden önce hiç kimseye helâl kılınmadı."
    Ebu Ubeyd şöyle demiştir: Bunun için imamın, savaş için vaad ettiği şeye "nefel" denmiştir. Nefel, imamın bazı askerlere, payları dışında bir şeyler ver­mesidir. Bunu, İslâm'a sağladıkları fayda ve düşmana verdikleri zarar ölçüsün­de verir.
    Askerleri savaşa teşvik için verilen bu şeyde (nefelde) dört sünnet vardır:
    1- Seleb olan (öldürülenin yanında bulunan silah, mal ve meta gibi şey) nefelde beşte bir yoktur.
    2- Nefel: "Ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin mutlaka beşte biri Allah'ın, Rasulü'nün.." (Enfâl, 8/41) ayetinde işaret olunan beşte birin çıkarıl­masından sonra ganimetten olur. İmam savaşılan ülkeye birtakım seriyyeler gönderir. Onlar ganimetler getirirler. Beşte bir ayrıldıktan sonra getirdikleri şeylerin dörtte biri, ya da üçte biri o seriyyelerin olur. Ahmed ve Ebu Davud'un Ma'n b. Yezid'den rivayet ettikleri bir hadiste şöyle buyrulur: "Ancak beşte bir ayrıldıktan sonra nefel (ganimet) vardır."
    3- Bizzat beşte bir'den olan nefel: İmamın kendi hissesinden çıkardığı şey­dir. Bu şöyle olur. Bütün ganimet alınır, beşe bölünür, beşte bir imamın eline geçince, uygun gördüğü ölçüde ondan bağışta bulunur.
    4- Ganimet, beşte bire bölünmeden ganimetin bütününden çıkan nefel. [9] Bu dört durum hakkında fakihler farklı görüşlere sahiplerdir;
    Şafiî'ye göre Enfâl, beşte birden önce, ana maldan selebden başka hiçbir şey çıkarılmamasıdır. Ebu Ubeyd şöyle demiştir: Peygamber (s.a.)'in beşte bi­rinden olan nefelin ikinci şekli, her ganimetten onun için beşte birin beşte biri vardır. Üçüncü şekli, imam gönderdiği seriyyeye, yahut orduya, onlara vadetti-ği şekilde verir.
    İmam Malik ve Ebu Hanife'nin görüşleri de Şafiî gibidir; Enfâl, beşte bir­den imamın, içtihadına göre bağışladığı şeydir. Geriye kalan dört beşte birde nefel yoktur. Resulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın size ganimet olarak verdiği şeylerden ancak beşte biri benimdir. Geriye kalan beşte birler sizindir."
    Malikîler ise şöyle der: Nefel iki kısımdır: Caiz ve mekruh. Caiz olan, sa­vaştan sonra olandır. Mekruh olan, öldürmeden önce, "Kim şöyle şöyle yaparsa onun için şu vardır" şeklinde vaad edilendir. Bunun mekruh olmasının sebebi, o zaman savaşın ganimet için yapılmış olmasıdır.


    Tevbe süresinin fazileti/Muhtevası

    Enfal sûresi, hicretten sonra nazil olan ilk sûrelerdendir. Tevbe sûresi de Kur"an'da nazil olan son sûredir. Hicri dokuzuncu yılda ki Resulullah (s.a.), ya­zın çok sıcak, meyvelerin olgunlaşıp güzelleştiği fakat müslümanlarm darlık ve yokluktan kıvrandığı bir zamanda Rumlarla gazveye çıktı. Bu sure onun en son gazvesi olan bu yılda- indi, müminlerin imanı için bir imtihan ve münafıkların nifaklarının ortaya çıkma sebebi oldu. İlk ayetleri Mekke'nin fethinden sonra in­di. Resulullah (s.a.) hac mevsiminde, onları, müşriklere okuması için, Hz. Ali'yi gönderdi.
    Buharî, Bera b. Azib'den şu rivayeti yapar: En son nazil olan ayet: "Sen­den fetva isterler. De ki: "Allah size kelâle (babası ve çocuğu olmayanın mirası) hakkında..." (Nisa, 4/176) ayeti, en son nazil olan sûre de "Tevbe" süresidir. [7]
    ___________

    Sûre, müşriklerle ilişkiyi kesmek, onlara dört aylık eman müddeti vermek, suçlan sebebiyle onlara savaş ilân etmek, Mescid-i Haram'a girişlerini ebediyen yasaklamak, cizye vermeyi, ya da müslüman olmayı kabul edene kadar ehl-i ki­tapla mücadele etmekle başlıyor. Sûre, ilk bölümünden 41 nci ayetin sonuna ka­dar cihadı, Allah yolunda mal ve canla genel seferberliği içine alıyor. İkinci kısımda -sûrenin sonuna kadar- münafıkların niteliklerinden, çevirdikleri dolap­lardan, arapların cihaddan geri kalışlarından, Medine ve çevresindeki araplarm cihada katılmayı kabul etmemelerinden bahsediyor ve müminlerle münafıkları birbirinden ayıran açık mukayeselerle, cihadı farz-ı kifaye kılarak ve dinde de­rinleşecek bir grubun geride bırakılmasına işaret ederek sona eriyor.
    O halde, sûre iki önemli şey üzerinde duruyor:
    Birincisi, müşriklerle ve ehli kitapla cihad hükümleri.
    İkincisi, Tebük gazvesi sırasında müminlerin münafıklardan ayırt edilmesi.
    Kur'an-ı Kerim bu sûrede, anlaşmaların bozulmasını, müşriklerden biri sı­ğınacak olursa Allah'ın sözünü dinlemesi için ona eman verilmesini, müslü-manlarla Ehl-i Kitab arasında bulunan sözleşmelere son verilmesini istiyor. Çünkü müşrikler ve ehl-i kitap ahidlerini bozmuşlar, yahudi kabilelerinden Be-nu'n-Nadr, Benû Kurayza ve Benû Kaynuka, müslümanlarla savaşmak ve işle­rini bitirmek üzere anlaşmışlardı. Yirmi civarında ayet, yahudilerin kin ve de­siselerinden, hile ve tuzaklarından bahsetmektedir. Gayr-i müslimlerin ahidle­rini bozmasından ve eman müddeti bittikten sonra, artık eman, barış ve anlaş­ma olmayacağından söz etmektedir.
    Bu sûrenin büyük bölümünde ayetler, müslümanlarm psikolojik hallerini -çünkü müslümanlar Tebük Gazvesinde Rumlarla savaşmaktan çekiniyorlardı-ortaya çıkan isteksizlik ve geri kalma arzularını, münafıkların hile ve aldatıcı tuzaklarını, hakkında dört ayet nazil olan Mescidül-Dırar'ı, görüşüp konuşma ve yıkıcı faaliyetlerde bulunma yeri edinmelerini konu edinmekte ve onların rezilliklerini açığa çıkarmaktadır. Bu yüzden sûreye aynı zamanda Fadıha adı da verilmiştir.
    Özetle bu sûre, gayr-i müslimlerle ilgili konuları kökünden çözümleyen, belki de iman ordusunu bir araya toplayan ve onu müslümanlarla müslüman olmayanlar arasında nihaî ayırıcı bir savaşa, devlet içinde nifakın köklerini tasfiye ederek ve yahudi tuzağını boşa çıkararak, ya da dışarda Tebük savaşın­da (bu savaş onları korkutmuş ve onların İslâm'ı ve müslümanları yok etmeye yönelik bütün hareketlerini dondurmuştur) Rum kibirine baş kaldırarak hazır­layan en önemli bir sûre oldu.
    Allahü Teâlâ'nın takdir edip sınırlarını çizdiği bu iç ve dış tasfiye hareketi, İslâm Devletinin yerleşmesinde ve devletin kurucusu ve lideri Peygamber (s.a.)'in ahirete intikalinden sonra uluslararası varlığını korumasında ve hey­betini ortaya koymasında en büyük etkiye sahip olmuştur.


    Yunus Süresinin Fazileti/muhtevası

    Yunus suresi ilâhî kitaplar, ulûhiyet, ilâhın sıfatları, peygamberlik, bazı peygamberlerin kıssaları, müşriklerin Kur'an-ı Kerime karşı tavırları, öldük­ten sonra dirilme ve ahiret hayatı hakkında ayetler ihtiva etmektedir.
    1- Bu sure Allah'ın her ümmete mutlaka bir peygamber gönderdiği şeklin­deki ilâhî kanunu ve müşriklerin onun peygamberliğine karşı hayret etmeleri­ne sebep olmayacak şekilde peygamberlerin Hz. Peygamber (s.a.) ile sona erdi­ğini ifade ederek başlamıştır.
    "İçlerinden bir adama "insanları uyar, iman edenleri Rablerinin katında yüce derecelerle müjdele" diye vahyettiğimizi insanlar tuhaf mı karşıladılar?.." (Yunus, 10/2).
    2- Bundan sonra Allah'ın kâinattaki eserleri yoluyla Onun varlığını ispat anlatılmaktadır: "Şüphesiz ki Rabbiniz gökleri ve yeri altı günde yaratan... Al­lah'tır." (Yunus, 10/3) Sonra da yaratıkların öldükten sonra diriltilip O'na vara­cakları şeklinde ikaz edilmeleri geliyor. İnsanların müminler ve kâfirler şeklin­de iki gruba ayrılması ve her grubun ceza ve mükâfatlarının bildirilmesi, in­karcıların ve geçmiş zalim ümmetlerin helak edildikleri anlatılarak, korkutul-malan yer almaktadır.
    3- Daha sonra müşriklerin inançlarını ve peygamberliği inkâr edenlerin beş tane şüpheleri anlatıldı. Bu konular mantıki ve ikna edici bir tartışma ze­mininde incelenmektedir. Kur'an'm Allah'ın kelamı ve Peygamberimiz (s.a.)'in kıyamete kadar ebedî mucizesi olduğu ispat edilmektedir.
    "Bu Kur'an Allah tarafından olmayıp uydurulan bir kitap değildir." Yine bu surede edebiyat, belagat ve fasahat ehli müşriklere Kur'an sureleri gibi bir sure getirmeleri için meydan okunarak Kuranın Allah tarafından gönderildi­ğine delil getirilmiştir:
    'Yoksa onlar "Onu uydurdu" mu diyorlar? De ki: O halde siz de o sureler gibi bir sure getirin." (Yunus, 10/38).
    Müşriklerin Kur'an'a karşı tutumları ise "Onlardan bir kısmı iman eder, bir kısmı ise iman etmezler." (Yunus, 10/40) ayeti ile açıklandı.
    4- Daha sonra Allah'ın azametine ve O'na iman etmenin zaruretine delâlet eden göz kamaştırıcı ilâhî kudret eserlerini zikretti. Çünkü O, hayatın, rızkın ve nimetin kaynağıdır. "De ki: Size gökten ve yerden rızık veren kimdir? Size kulak ve gözleri bahşeden kimdir? Ölüden diriyi çıkaran, diriden de ölüyü çıka­ran kimdir? Bütün işleri düzene koyan kimdir? "Allah'tır" diyecektir. De ki: O halde Allah'tan korkmaz mısınız?" (Yunus, 10/31).
    5- Daha sonra ibret ve öğüt almak için Kur'an'ın doğruluğunu ispat etmek maksadıyla kısaca bazı peygamberlerin kıssalarını ele aldı. Hz. Nuh (a.s.)'un kavmine hatırlatma kıssası, Hz. Musa (a.s.)'nın Firavunla olan kıssası, Fira-vun'un Hz. Musa (a.s.)'nm davetini boşa çıkarmak için sihirbazlardan yardım istemesi, Hz. Musa (a.s.)'nın kavmine karşı tutumu, Firavun'a beddua etmesi, İsrailoğullan'nın kurtuluşu, Firavun'un denizde boğulması, Hz. Yunus (a.s.)'un kavmi ile kıssası... Bu surede zikredilen kıssalar üç peygamberin kendileri ve çevresindekilerle ilgilidir.
    6- "Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt gelmiştir." (Yunus, 10/57) Bu öğüt, insanın hayrına ve saadetine vesile olacak hususları ihtiva eden Kur'an mesajına ve Allah'ın şeriatına uymaktır.
    "De ki: Ey insanlar! Size Rabbiniz tarafından bir hak geldi. Kim doğru yo­la girerse kendi lehine doğru yola girmiş olur." (Yunus, 10/108).
    "Sana vahyedilene tabi ol. Allah'ın hükmü gelinceye kadar sabret, Allah hüküm verenlerin en hayırlısıdır." (Yunus, 109) ayetleri ile sona erdi.
    Beyzavî Peygamberimiz (s.a.)'den bu sure hakkında şöyle bir hadis zikret­miştir: "Kim Yunus suresini okursa ona ecirden Uz. Yunus (a.s.)'u tasdik eden ve yalanlayanların sayısınca ve Firavunla birlikte boğulanların sayısınca hase­nat verilir." [4]





+ Yorum Gönder