Konusunu Oylayın.: Hz mehdi gerçeği nedir? Hz. Mehdi ile ilgili hadisler açıklar mısınız?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hz mehdi gerçeği nedir? Hz. Mehdi ile ilgili hadisler açıklar mısınız?
  1. 29.Ocak.2013, 13:00
    1
    asker1
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Kasım.2011
    Üye No: 91780
    Mesaj Sayısı: 91
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 36

    Hz mehdi gerçeği nedir? Hz. Mehdi ile ilgili hadisler açıklar mısınız?






    Hz mehdi gerçeği nedir? Hz. Mehdi ile ilgili hadisler açıklar mısınız? Mumsema Kardeşlerim, hz mehdi gerçeği nedir? hz mehdi bir kısım insan gelecek diyor bir kısım gelmez diyor..mehdi gerçeği nedir? adnan oktar her şeyi mehdiye bağlıyor bu doğrumu?


  2. 29.Ocak.2013, 13:00
    1
    asker1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli



    Kardeşlerim, hz mehdi gerçeği nedir? hz mehdi bir kısım insan gelecek diyor bir kısım gelmez diyor..mehdi gerçeği nedir? adnan oktar her şeyi mehdiye bağlıyor bu doğrumu?


    Benzer Konular

    - Mehdi nedir? İslamda mehdi kavramı

    - Hz. Mehdi ile ilgili hadisler

    - Üstad Bediüzzaman Said Nursi Mehdi midir? Mehdi ile ilgili bazı hadisler var, onları nasıl anlamalıy

    - Mehdi, On İkinci İmam olan İmam Muhammed midir? Mehdi ile ilgili rivayetler nelerdir?

  3. 29.Ocak.2013, 14:39
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,606
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Hz mehdi gerçeği nedir? Hz. Mehdi ile ilgili hadisler açıklar mısınız?




    Hz mehdi gerçeği nedir? Hz. Mehdi ile ilgili hadisler açıklar mısınız?

    "Mehdî"
    sözlükte, "kendisine rehberlik edilen"
    demektir. Bütün istikâmetler Allah'dan geldiği için, bu kelime, kendisine Allah
    tarafından yol gösterilen, yani hususî ve şahsî bir şekilde Allah'ın hidâyetine
    nail olan mânâsını almıştır.

    Terim olarak mehdî, Hz.
    Peygamber (s.a)'in kıyamete yakın bir zamanda geleceğin haber verdiği sâlih
    kuldur.
    Şüphesiz burada kastedilen, Şiilerin "Mehdî-Î Muntazar = Beklenen Mehdi" dedikleri On
    İki İmam'ın sonuncusu olan Mehdî değildir. Fakat, Mehdi'nin Hz. Fatıma'nın
    torunlarından olacağına dair hadis vardır. Ancak onun Hz. Hasan'ın mı yoksa Hz.
    Hüseyin'in mi torunlarından olacağı ihtilaflıdır. İlerideki bir hadiste geleceği
    üzere Mehdinin adı Peygamberimizin (s.a) adından, babasının adı da
    Peygamberimizin (s.a) babasının adından olacaktır. Yani adı Muhammed, babasının
    adı da Abdullah olacaktır. "Mehdî ise onun ismi değil lâkabıdır. Mehdi'nin
    çıkması kıyametin alâmetlerindendir. O, dini kuvvetlendirecek, yer yüzünde
    adaleti yayacak ve tüm Müslümanlar kendisine uyacaklardır. Mehdî'den sonra Hz.
    İsa (as) inecek ve Deccâl'ı öldürecektir. Bir rivayete gö­re ise, Mehdî ile Hz.
    İsa birlikte inecekler ve Deccâl'ı birlikte öldüreceklerdir. Hz. İsa (as),
    namazında Mehdiye uyacaktır.

    Mehdî'nin zuhurunu haber veren hadîsi, Ebû Davûd,
    Tirmizî, Ibn Mace, Bezzâr, Hâkim, Taberanî, Ebû Râbî, rîvâyet etmişlerdir.

    Bu zatlar, hadisi
    sahabeden kalabalık bir gruba isnâd etmişlerdir. Bu sahabeler şunlardır. Ali,
    İbn Abbas, Tâlha, İbn Ömer, Abdullah b. Mes'ûd, Ebû Hureyre, Enes b. Malik, Ebû,
    Saîd el Hudrî, Ümmü Habîbe, Ümmü Seleme, Sevbân, Kürel b. İyas, Ali el Hilâl
    Abdullah b. Haris b. Cezaî (r.a)'dır. Anılan bu zatların hadislerinin kimi
    sahih, kimi hasen, kimi de zayıftır. Bununla birlikte Mehdî konusunda,
    uydurulmuş hadis de vardır. Avnü'I Ma'bûd'da Muhammed b. Münkedîr'den onun da
    Câbir'den merfûan rivayet ettiği söylenen "Mehdî'yi yalanlayan kafir olur." mânâsına gelen
    ve hadis denilen sözün uydurma olduğu ifade edilmektedir.

    Mehdî'nin varlığını
    kabul etmeyenlerin Rasûlullah (asm)'den merfû olarak rivayet edilen "Meryem'in oğlu İsa'dan başka Mehdî yoktur."
    mânâsındaki hadise dayandıkları söylenmektedir. Ancak Beyhakî ve Hâkim bu
    hadisin zayıf olduğunu söylemişlerdir. Buna sebep hadisin isnadındaki Ebân b.
    Salih'tir. O metrükü'l-hâdis birisidir.[1]

    Câbir b. Semure (r.a) şöyle demiştir: Rasûlullah
    (s.a)'i, şöyle buyururken işittim:


    "Size etrafında
    (tüm) ümmetin toplanacağı on iki halife gelinceye kadar, bu din ayakta kalmaya
    devam edecektir."


    (Bu arada) Rasûlullah (s.a)'den bir söz duydum ama
    anlamadım, ba­bama: "Rasûlullah ne diyor?"
    dedim."Hepsi Kureyş'den"
    (buyurdu) dedi.[2]
    Cabir b. Sebûre (r.a) şöyle demiştir. Rasûlullah
    (s.a)'i şunları söylerken işittim:


    "On iki halife
    (gelince)ye kadar bu din aziz olarak devam edecektir."


    Bunun üzerine insanlar, tekbir getirdiler, feryad
    ettiler. Sonra Rasûlullah sessizce bir şey söyledi, Babama: "Babacığım, Rasûlullah ne dedi?" dedim "Hepsi Kureyş'ten (buyurdu)"
    dedi.[3]
    Esveb. Saîd el Hemedânî, Cabir b. Semûre (r.a)'den
    bu (önceki) hadisi rivayet etti ve şunu ilâve etti:

    Rasûlullah evine dönünce, Kureyşliler ona gelip "Sonra ne olacak?'' dediler. "Fitne ve iç savaş" buyurdu.[4]

    Açıklama:

    Bu babda geçen üç rivayet, aynı hadisin üç ayrı
    rivâyetidir. Gerek senetlerindeki, gerekse metinler­deki bazı farklılıklardan
    dolayı, musannif bu rivayetleri ayrı ayrı hadisler halinde vermiştir. Aynı
    hadisin rivayetleri olduğu için hepsinin izahını birlikte yapmayı uygun
    bulduk.

    Efendimiz, ilk
    rivayette
    on iki halife gelinceye kadar bu dinin ayakta olmaya devam
    edeceğini söylemiştir.

    İkinci Rivayette
    ise,
    bu mânâ "Aziz olmaya devam
    eder"
    şeklinde ifâde edilmiştir. Müslim'in bir rivayeti de "İnsanların işi, kendilerine on iki zat hükmettiği
    müddetçe yürümekte devam edecektir."
    şeklindedir.[5]

    Dinin ayakta durmasından
    maksat, tahrif edilmeden esaslarının muhafazası, insanlara hakim olması,
    uygulanmasıdır. Aliyyü'l Kârî'de "Dinin aziz
    olması"
    nı aşağı yukarı aynı kelimelerle izah etmiştir.

    Metindeki "On iki hâlife gelinceye kadar" cümlesi,
    Sahîh-i Müslim'in rivayetinde "On iki hâlife
    hükmettiği müddetçe"
    şeklindedir. Zaten bu rivayette murad edilen mânâ
    da aynıdır. Hadisin devamında Müslümanların bu on iki halife etrafında
    toplanacakları beyan buyurulmaktadır. Rasûlullah'ın kasdettiği bu on iki halife
    kimlerdir? Bu konu ulemâ arasında hayli tartışılmıştır.

    Bazı muhakkik alimler bu
    on iki halifeden dördünün Hülefa-i Raşidîn olarak tanınan, Hz. Ebubekir, Hz.
    Ömer, Hz. Osman, ve Hz. Ali (Allah hepsinden razı olsun) olduğunu, kalan
    sekizinin de kıyamete kadar geleceğini söylemişlerdir. Bir görüşe göre bu
    halifelerin hepsi aynı anda bulunacak, insanlar onların etrafına
    dağılacaktır.

    Türbeştî, buradaki halifelerden muradın âdil olan
    hâlifeler olup, gerçekte halife ismine onların müstehak olduklarını söyler.

    Bu hadisle ilgili
    olarak, Avnü'l Ma'bûd Müellifi, İmam Nevevî, Veliyyullah Dehlevî ve Hafûziddîn
    b. Kesîr'den çok kıymetli görüşler nakletmiştir. Bu görüşleri özet olarak
    nakletmek istiyoruz.

    İmam Nevevî, Kadî'den naklen şöyle demektedir.
    "Burada iki soru yöneltilebilir. Bunlardan birisi şudur: Başka bir hadisde
    Peygamber (s.a) kendisinden sonra halifeliğin otuz üç sene olup, daha sonrasının
    saltanat olacağını haber vermiştir. Bu hadiste ise, on iki halife söz konusu
    edilmektedir. Bu iki hadis arasında bir çelişki vardır. Çünkü otuz üç sene
    içerisinde dört Râşit hâlifenin ve Hz. Hasan'in hilâfeti geçmiştir.

    Bu soruya şu cevâb
    verilir. Rasûlullah'dan sonra otuz üç sene sürecek olan halifelikten murad,
    Nübüvetin halifeliğidir. Nitekim bazı rivayetlerde bu, "Benden sonra Nübüvet halifeliği" şeklinde
    varîd olmuştur. On iki halife de ise bu şart aranmaz dolayısıyla bu açıdan
    hadisler arasında bir zıtlık yoktur.

    İkinci soru da şudur; Müslümanların başına on ikiden fazla halife
    geç­miştir. Bu, hadise zıt düşmez mi?


    Bunun cevabı da şudur: Bu, bâtıl bir itirazdır.
    Çünkü Rasûlullah (s.a) sadece "On iki gelecek"
    dememiş. "On iki halife
    gelmedikçe"
    , demiştir.

    Dolayısıyla daha fazla halifenin gelmesi bu mânâya
    zarar vermez."

    Şâh Veliyûllah'ın söyledikleri de özetle şöyledir.
    "Bu din, Allah (c.c), hepsi Kureyş'ten olmak
    üzere, on iki tane halife gönderilinceye kadar üstün olmaya devam
    edecektir."
    Hadisi müşkîl görülmüştür. Bu işkâle sebep de, hadisin on iki
    imam inancına sahip olan İsnâ aşeriyye mezhebinin görüşünü destekler mahiyette
    görülmesidir.

    Gerçek
    şudur: Kur'an-ı Kerim'de olduğu gibi Rasûlullah'ın hadisleri de biribirlerini
    izah ederler. Abdullah îbh Mes'ûd'un rivayet ettiği bir hadiste Efendimiz,


    "İslam'ın
    değirmeni otuz beş veya otuz altı sene dönecektir. Eğer helak olurlarsa, onların
    yolu helak olanların yoludur. Eğer onların dini (düzgün olarak) kalırsa geçen
    kısımdan itibaren yetmiş sene kalır."
    buyuruyor. Bu hadisin mânâsını anlamakta hayli
    hatalara düşülmüştür. Bizim anladığımız şudur:

    Bu müddetin başlangıcı, Hicrî İkinci yıldaki cihâddan
    itibarendir. Hadisdeki "eğer helak
    olurlarsa"
    cümlesinden maksat, şek veya şüphe için değil, o zaman büyük
    hadiselerin çıkacağını beyandır. Açık alâmetlere bakıldığında görülüyor ki,
    İslâmiyet'in kuvveti zayıflamış, cihâd kesilmiştir. Sonra, Cenab-ı Allah,
    hilâfeti yoluna koyacak kişiler gönderecek ve bu intizam yetmiş yıl kadar devam
    edecektir. Gerçekten de Rasûlullah'ın haber verdiği şeyler olmuştur. Cihâd'ın
    başlanıcından otuz beş sene geçince Hz. Osman katledilmiş, Müslümanlar
    parçalanmıştır. 36. yılında Cemel Vak'asi meydana gelmiş, Müslümanlar kâfirlerle
    cihadı bırakıp birbirleri ile uğraşmışlardır. İslâmiyet zayıflamıştır. Ama
    Cenab-ı Allah, hilâfeti tekrar düzene koymuş ve tekrar cihadlar başlamıştır, bu
    hâl Abbasilere kadar devam etmiştir. Abbasiler döneminde de Allah Müslümanlara
    kuvvet vermiş, cihadlar devam etmiş bu durum da Moğol istilâsına kadar
    sürmüştür.

    Hadisin
    İsna Aşerriyye'cilerin "on iki imam
    görüşü"
    nü teyid ettiğini söylemeye hiç imkân yoktur. Çünkü:

    1.
    Hadiste anılan, on iki imam değil, hâlifedir. Halbuki Şiilerin kabul ettikleri
    on iki imamdan büyük çoğunluğu, halife olmamıştır. Bunu İsna Aşeriyye de kabul
    eder.

    2.
    Hadiste bu hâlifelerin Kureyş'e nisbet edilmeleri onların hepsinin Ben-i
    Hâşîm'den olmadıklarını gösterir. Çünkü bir cemaatin hepsi bir batına mensup
    iseler, o batınla anılırlar, ama çeşitli batınlardan iseler o batınların mensup
    olduğu kabileye nisbet edilirler. Ben-i Hâşim batın, Kureyş kabiledir.

    3. On
    iki imama inananlar, dinin onlarla güç kazanacağını söylemiyorlar. Aksine,
    Rasûlullah'ın vefatından sonra dinin gizlendiğini İmamların takiyye prensibine
    göre hareket ettiklerini Hz. Ali'nin bile kendi mezhep ve görüşünü açığa
    vuramadığını söylerler.

    Hadislerde, Râvî, Hz. Peygamberin, alçak sesle bir
    şeyler söylediğini, ama kendisinin anlayamadığını, babasına sorunca,
    Efendimizin "Onların hepsi
    Kureyş'tendir"
    buyurduğunu anladığını söylemektedir. Yukarıda
    Veliyullah Dehvelî'den de naklettiğimiz gibi bu, gelecek on iki halifenin
    Kureyş'ten olacağının açık delilidir.

    Üçüncü rivayette,
    Hz. Peygamber (s.a) kendisine gelen Kureyşliler'in sorusu olarak bu on
    iki halifeden sonra kavga ve kargaşaların çıkacağını haber vermiştir.[6]

    Bize Müsedded haber
    verdi, Onlara Ömer b. Abîd haber ver­miş.[7] Bize Ebû Bekir, yani İbn-i Ayaş
    haber verdi. (H), bize Müsedded haber verdi, bize Sûfyân'dan Yahya haber verdi
    (H). Bize Ahmed b. İb­rahim haber verdi. Bize Ubeyduilah b. Musa haber verdi.
    Bize Zaide haber verdi. (H) Bize Ahmed b. İbrahim haber verdi, bana Ubeydullah
    b.Mûsa Fıtri'dan haber verdi, dedi. (Rivâyetlerdeki) mânâ ay­nıdır. Bunların
    hepsi Asım'dan, Asım, Zir'den o da Abdullah (b.Mes'ûd) (r.a) vasıtasıyla
    Rasûlullah (s.a)'den rivayet etmiştir;

    Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur:


    "Dünyada sadece
    bir gün kalsa, -Zaîde, hadisinde şöyle dedi - Allah o günü uzatır da - sonra
    bütün râvîler ittifak ettiler.[8] -O günde Benden veya Ehl-i beytimden, adı
    adıma, babasının adı da babamın adına uyan bir adam
    gönderir."
    Fitr hadisinde şu ilâve vardır: O şahıs dünyayı,
    zulümle dolduğu gibi, adaletle dolduracaktır."
    Süfyân hadisinde
    şöyle dedi. "Araplara, adı adıma uyan Ehl-i
    beytimden biri hakim olmadıkça dünya son bulmayacak, - Veya gitmeyecektir
    -"
    [9]

    Ebû
    Davûd der ki, Ömer ve Ebu Bekr'in (rivayetleri) Süfyân'm (rivayetinin) aynıdır,
    (yani son ilâve, bunların rivayetinde de vardır.[10]

    Açıklama:

    Tirmizî, hadis-î şerif için "Hasen Sahîh" demiştir.
    Dipnotta da işaret edildiği gibi bu hadis, müsannıfa beş ayrı isnâdla gelmiştir.
    Bu isnâdlardaki rivayetler mânâ itibariyle aynı olmakla birlikte, lâfız olarak
    aralarına bazı küçük farklar vardır. Metinde bu farklar gösterilmiş, tercümeye
    de aynen aktarılmıştır. Ancak bu okuyucu için, hadisin mânâsını anlatmakta, bir
    güçlük doğurmaktadır. Onun için, hadiste ifâde edilen mânâyı tekrar atkarmak
    istiyoruz.

    Efendimizin beyânına göre, dünyanın ömründen
    sadece bir gün bile kalsa Cenab-ı Allah, o günü uzatacak ve Rasûlullah'in ehl-i
    beytinden Abdullah oğlu Muhammed isminde bir zat gönederecektir. Bu zat tüm
    Araplara hakim olacak ve daha önce zulümle dolan dünyayı adaletle
    dolduracaktır.

    Ulemanın beyanına
    göre,
    Rasûlullah'ın geleceğini haber verdiği bu zat Mehdî'dir.
    Mehdî'nin, Rasûlullah'ın Ehl-i beytinden olduğu, hadisle sabit olmakla beraber,
    oun Hz. Hasan'ın mı yoksa Hz. Hüseyin'in mi soyundan geleceği konusunda bir nâss
    yoktur. Bu yüzden ulema bu hususta ihtilâf etmiştir. Aliyyü'l Kârî Mirkat'da,
    iki nesebin birlikte bulunmasına bir engel olmayacağını, zahire göre Mehdî'nin
    baba tarafından Hz. Hasan, Anne tarafından Hz. Hüseyin'e mensup olacağını
    söyler. Bunu söylerken de Hz. İbrahim'in oğulları İsmail ve İshak (s.s)'a kıyas
    yapar. İsrailoğullarının bütün peygamberleri Hz. İshak'ın soyundan geldiği halde
    bizim Peygamberimiz (s.a), Hz. İsmail'in soyundan gelmiş ve öbürlerinin tümü
    makamına kâîm olmuştur. Aynı şekilde imamların çoğu ve ümmetim büyükleri, Hz.
    Hüseyin'in soyundan gelmiştir. İşte buna karşılık beklenen Mehdî'nin de Hz.
    Hasan'ın soyundan gelmesi muvafıktır. İşte evliyanın sonuncusu olacak olan bu
    zat, diğer büyük zevatın yerine kaîm olacaktır.

    Efendimiz'in bildirdiğine göre, Mehdî geldiğinde
    yeryüzünü adaletle dolduracaktır. Kimi alimler bundan maksadın tüm dünya, kimi
    alimler Arap ülkeleri ve ona tâbi yerler olduğunu söylerler.

    Süfyân'ın rivayetine göre, Mehdî tüm Araplara malik
    olacaktır. Alimler "Araplar"ın galibe nazaran zikredildiğini, onun sadece
    Araplara değil tüm kavimlere mâlik olacağını söylerler. Rasülullah'ın sadece
    Arapları anması, o zaman Müslümanların araplardan oluşması, ya da diğer halklar
    müslüman olunca, ilk müslüman olan Araplarla tek millet gibi olmalarıdır.
    Şüphesiz, doğrusunu Allah bilir.[11]

    Ali (b. Ebî Talib) (r.a)'dan; Rasûlullah (s.a)'in
    şöyle buyurdu­ğu rivayet edilmiştir:


    "Dünyanın
    ömründen sadece birgün kalsa bile, Allah (c.c) benim Ehl-i beytimden bir adam
    gönderecektir. O dünyayı, (daha önce) zulümle olduğu gibi, Adaletle
    dolduracaktır."
    [12]
    Açıklama:

    Bu hadisin senedi sağlamdır. İsnâddaki Fıtr b.
    Hânife’yi Ahmet b. Hanbel, Yahya b. Saîd el-Kettân, Yahya b. Maîn, Nesaî, î, İbn
    Sa'ad ve Sâcî sika kabul etmişlerdir.
    Bu hadis,
    yukarıda geçen hadisle aynı mânâdadır. Rasûlullah'ın söz konusu ettiği şahıs
    Mehdî'dir. Yukarıda gerekli malumat verilmiştir.[13]

    Ümmü seleme (r.a)şöyle
    demiştir: Rasûlullah (s.a)'i şöyle buyururken işittim:


    "Mehdî[14] benim ailemden, Fatima'nın
    oğullarındandır."
    Abdullah b. Cafer şöyle demiştir: Ebûl Melhyi, Ali
    b. Nüfeyl'i överken ve onun iyiliğini söylerken dinledim.[15]

    Açıklama:

    Hadisin İbn Mâce'deki rivâyetinde "benim ailemden" cümlesi mevcut değildir.
    "Benim ailem" diye tercüme ettiğimiz
    (...) kelimesi birkaç mânâya gelmektedir. Hattabî, bu kelime ile ilgili olarak
    şu mânâlara işâret etmektedir.

    a)
    Kişinin, kendi sulbünden gelen oğlu,
    b) Kişinin
    akrabaları,
    c) Kişinin amcaoğullan Hz. Ebu Bekir Sakîfe
    gününde, "Biz,
    Rasûlullah'ın amca oğullarıyız"
    demiştir.

    İbnü'l Esîr, En-Nihâye adındaki eserinde bu
    kelimeyi şöyle izah etmiş­tir: Kişinin en yakın akrabasıdır. Hz. Peygamber'in
    ailesi Abdû'l Muttalip oğullandır. Kureyş olduğu da söylenmiştir. Meşhur olan,
    onların, kendilerine zekat verilmesi caiz olmalayanlar (Haşimoğulları)
    olduğudur.

    Hadisin devamında Efendimiz (s.a), Mehdî'nin Hz.
    Fâtıma'nın evlâdından olacağını beyan buyurmuştur. Hafız İmâduddin, bu ifadeyi
    göz önüne alarak Mehdî'nin Abbasilerden sonra çıkacağını söylemiştir.

    Bu hadis, Mehdî'nin Hz. Fatıma'nın oğulları
    arasından çıkacağı konusunda açıktır. Ama hangi oğlunun neslinden geleceği
    konusunda bir açıklık yoktur. Bu konu daha önceki hadisin şerhinde
    açıklanmıştır.

    Hadisin sonunda Abdullah b. Cafer, Râvîlerden Ali
    b. Nüfeyl'in güvenli bir râvî olduğuna dikkat çekmek istemiştir. Onu böyle bir
    izaha gerek duyduran sebep Ali b. Nüfeyl hakkındaki bazı söylentilerdir. Ulema
    ge­nelde bu zat hakkında (Lâ be se bih) tâbirini kullanmaktadır.[16]

    Ebû Saîd El Hudrî
    (r.a)'dan rivâyt edildiğine göre, Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur:


    "Mehdî ben (im
    neslim) dendir. O açık alınlı ve ince burunludur. Dünyayı zulümle dolduğu gibi
    adaletle dolduracak ve yedi sene hüküm
    sürecektir."
    [17]
    Açıklama:

    "Açık alınlı"
    diye tercüme ettiğimiz (...) terkibi, aslında, "başının ön tarafının saçı dökül­müş veya saçının
    yarısı dökülmüş"
    mânâlarındandır. "İnce
    burunlu"
    diye tercüme ettiğimiz (...) terkibinin de ayrıca, uzun
    burunlu, yumru burunlu mânâlarına gelmesi ihtimal vardır.

    Bu hadiste Efendimiz, yukarıdakilerden farklı
    olarak Mehdî'nin şekli­ni tarif etmiş, kalacağı müddeti söylemiştir. El Münâvî
    bir rivayette yedi senenin yanı sıra "Veya
    dokuz"
    sene ilâvesinin, başka bir rivayette de "Allah ona üç yüz bin melekle yardım
    edecektir."
    ilâvesinin yer aldığını söyler.[18]

    Dipnotlar:

    [1] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil
    Yayınevi: 14/393-394.
    [2] Tirmizî, Fiten, 46.
    Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/394.
    [3] Müslîm. İmare 7; Ahmed b. Hanbel V-90,93. Sünen-i
    Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/395.
    [4] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil
    Yayınevi: 14/395.
    [5] Müslim, İmare 6.
    [6] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil
    Yayınevi: 14/395-399.
    [7] Bu işaret değişik
    senetleri delirtmek için konulur. Bu hadis Müellife beş ayrı isnâdla gelmiş ve
    bunların ara sun harfi İle ayırmıştır. "Tahvil" anlamındadır.
    [8] Buradaki şek râvî'dendir,
    [9] Şek râvîdendir.
    [10]
    Tirmizî, Fiten 52. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi:
    14/399-400.
    [11] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve
    Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/400-401.
    [12] İbn. Mâce,
    Fiten 34 Ahmed b. Hanbel 1-299, III -28,37. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi,
    Şamil Yayınevi: 14/401-402.
    [13] Sünen-i Ebu Davud
    Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/402.
    [14]
    "Mühdi" şeklinde okumak mümkündür.
    [15] İbn Mâce,
    Fiten 34. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/402.
    [16] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil
    Yayınevi: 14/402-403.
    [17] Ahmed b. Hanbel II-291,
    111-17. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/403-404.
    [18] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil
    Yayınevi: 14/404.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet



  4. 29.Ocak.2013, 14:39
    2
    Moderatör



    Hz mehdi gerçeği nedir? Hz. Mehdi ile ilgili hadisler açıklar mısınız?

    "Mehdî"
    sözlükte, "kendisine rehberlik edilen"
    demektir. Bütün istikâmetler Allah'dan geldiği için, bu kelime, kendisine Allah
    tarafından yol gösterilen, yani hususî ve şahsî bir şekilde Allah'ın hidâyetine
    nail olan mânâsını almıştır.

    Terim olarak mehdî, Hz.
    Peygamber (s.a)'in kıyamete yakın bir zamanda geleceğin haber verdiği sâlih
    kuldur.
    Şüphesiz burada kastedilen, Şiilerin "Mehdî-Î Muntazar = Beklenen Mehdi" dedikleri On
    İki İmam'ın sonuncusu olan Mehdî değildir. Fakat, Mehdi'nin Hz. Fatıma'nın
    torunlarından olacağına dair hadis vardır. Ancak onun Hz. Hasan'ın mı yoksa Hz.
    Hüseyin'in mi torunlarından olacağı ihtilaflıdır. İlerideki bir hadiste geleceği
    üzere Mehdinin adı Peygamberimizin (s.a) adından, babasının adı da
    Peygamberimizin (s.a) babasının adından olacaktır. Yani adı Muhammed, babasının
    adı da Abdullah olacaktır. "Mehdî ise onun ismi değil lâkabıdır. Mehdi'nin
    çıkması kıyametin alâmetlerindendir. O, dini kuvvetlendirecek, yer yüzünde
    adaleti yayacak ve tüm Müslümanlar kendisine uyacaklardır. Mehdî'den sonra Hz.
    İsa (as) inecek ve Deccâl'ı öldürecektir. Bir rivayete gö­re ise, Mehdî ile Hz.
    İsa birlikte inecekler ve Deccâl'ı birlikte öldüreceklerdir. Hz. İsa (as),
    namazında Mehdiye uyacaktır.

    Mehdî'nin zuhurunu haber veren hadîsi, Ebû Davûd,
    Tirmizî, Ibn Mace, Bezzâr, Hâkim, Taberanî, Ebû Râbî, rîvâyet etmişlerdir.

    Bu zatlar, hadisi
    sahabeden kalabalık bir gruba isnâd etmişlerdir. Bu sahabeler şunlardır. Ali,
    İbn Abbas, Tâlha, İbn Ömer, Abdullah b. Mes'ûd, Ebû Hureyre, Enes b. Malik, Ebû,
    Saîd el Hudrî, Ümmü Habîbe, Ümmü Seleme, Sevbân, Kürel b. İyas, Ali el Hilâl
    Abdullah b. Haris b. Cezaî (r.a)'dır. Anılan bu zatların hadislerinin kimi
    sahih, kimi hasen, kimi de zayıftır. Bununla birlikte Mehdî konusunda,
    uydurulmuş hadis de vardır. Avnü'I Ma'bûd'da Muhammed b. Münkedîr'den onun da
    Câbir'den merfûan rivayet ettiği söylenen "Mehdî'yi yalanlayan kafir olur." mânâsına gelen
    ve hadis denilen sözün uydurma olduğu ifade edilmektedir.

    Mehdî'nin varlığını
    kabul etmeyenlerin Rasûlullah (asm)'den merfû olarak rivayet edilen "Meryem'in oğlu İsa'dan başka Mehdî yoktur."
    mânâsındaki hadise dayandıkları söylenmektedir. Ancak Beyhakî ve Hâkim bu
    hadisin zayıf olduğunu söylemişlerdir. Buna sebep hadisin isnadındaki Ebân b.
    Salih'tir. O metrükü'l-hâdis birisidir.[1]

    Câbir b. Semure (r.a) şöyle demiştir: Rasûlullah
    (s.a)'i, şöyle buyururken işittim:


    "Size etrafında
    (tüm) ümmetin toplanacağı on iki halife gelinceye kadar, bu din ayakta kalmaya
    devam edecektir."


    (Bu arada) Rasûlullah (s.a)'den bir söz duydum ama
    anlamadım, ba­bama: "Rasûlullah ne diyor?"
    dedim."Hepsi Kureyş'den"
    (buyurdu) dedi.[2]
    Cabir b. Sebûre (r.a) şöyle demiştir. Rasûlullah
    (s.a)'i şunları söylerken işittim:


    "On iki halife
    (gelince)ye kadar bu din aziz olarak devam edecektir."


    Bunun üzerine insanlar, tekbir getirdiler, feryad
    ettiler. Sonra Rasûlullah sessizce bir şey söyledi, Babama: "Babacığım, Rasûlullah ne dedi?" dedim "Hepsi Kureyş'ten (buyurdu)"
    dedi.[3]
    Esveb. Saîd el Hemedânî, Cabir b. Semûre (r.a)'den
    bu (önceki) hadisi rivayet etti ve şunu ilâve etti:

    Rasûlullah evine dönünce, Kureyşliler ona gelip "Sonra ne olacak?'' dediler. "Fitne ve iç savaş" buyurdu.[4]

    Açıklama:

    Bu babda geçen üç rivayet, aynı hadisin üç ayrı
    rivâyetidir. Gerek senetlerindeki, gerekse metinler­deki bazı farklılıklardan
    dolayı, musannif bu rivayetleri ayrı ayrı hadisler halinde vermiştir. Aynı
    hadisin rivayetleri olduğu için hepsinin izahını birlikte yapmayı uygun
    bulduk.

    Efendimiz, ilk
    rivayette
    on iki halife gelinceye kadar bu dinin ayakta olmaya devam
    edeceğini söylemiştir.

    İkinci Rivayette
    ise,
    bu mânâ "Aziz olmaya devam
    eder"
    şeklinde ifâde edilmiştir. Müslim'in bir rivayeti de "İnsanların işi, kendilerine on iki zat hükmettiği
    müddetçe yürümekte devam edecektir."
    şeklindedir.[5]

    Dinin ayakta durmasından
    maksat, tahrif edilmeden esaslarının muhafazası, insanlara hakim olması,
    uygulanmasıdır. Aliyyü'l Kârî'de "Dinin aziz
    olması"
    nı aşağı yukarı aynı kelimelerle izah etmiştir.

    Metindeki "On iki hâlife gelinceye kadar" cümlesi,
    Sahîh-i Müslim'in rivayetinde "On iki hâlife
    hükmettiği müddetçe"
    şeklindedir. Zaten bu rivayette murad edilen mânâ
    da aynıdır. Hadisin devamında Müslümanların bu on iki halife etrafında
    toplanacakları beyan buyurulmaktadır. Rasûlullah'ın kasdettiği bu on iki halife
    kimlerdir? Bu konu ulemâ arasında hayli tartışılmıştır.

    Bazı muhakkik alimler bu
    on iki halifeden dördünün Hülefa-i Raşidîn olarak tanınan, Hz. Ebubekir, Hz.
    Ömer, Hz. Osman, ve Hz. Ali (Allah hepsinden razı olsun) olduğunu, kalan
    sekizinin de kıyamete kadar geleceğini söylemişlerdir. Bir görüşe göre bu
    halifelerin hepsi aynı anda bulunacak, insanlar onların etrafına
    dağılacaktır.

    Türbeştî, buradaki halifelerden muradın âdil olan
    hâlifeler olup, gerçekte halife ismine onların müstehak olduklarını söyler.

    Bu hadisle ilgili
    olarak, Avnü'l Ma'bûd Müellifi, İmam Nevevî, Veliyyullah Dehlevî ve Hafûziddîn
    b. Kesîr'den çok kıymetli görüşler nakletmiştir. Bu görüşleri özet olarak
    nakletmek istiyoruz.

    İmam Nevevî, Kadî'den naklen şöyle demektedir.
    "Burada iki soru yöneltilebilir. Bunlardan birisi şudur: Başka bir hadisde
    Peygamber (s.a) kendisinden sonra halifeliğin otuz üç sene olup, daha sonrasının
    saltanat olacağını haber vermiştir. Bu hadiste ise, on iki halife söz konusu
    edilmektedir. Bu iki hadis arasında bir çelişki vardır. Çünkü otuz üç sene
    içerisinde dört Râşit hâlifenin ve Hz. Hasan'in hilâfeti geçmiştir.

    Bu soruya şu cevâb
    verilir. Rasûlullah'dan sonra otuz üç sene sürecek olan halifelikten murad,
    Nübüvetin halifeliğidir. Nitekim bazı rivayetlerde bu, "Benden sonra Nübüvet halifeliği" şeklinde
    varîd olmuştur. On iki halife de ise bu şart aranmaz dolayısıyla bu açıdan
    hadisler arasında bir zıtlık yoktur.

    İkinci soru da şudur; Müslümanların başına on ikiden fazla halife
    geç­miştir. Bu, hadise zıt düşmez mi?


    Bunun cevabı da şudur: Bu, bâtıl bir itirazdır.
    Çünkü Rasûlullah (s.a) sadece "On iki gelecek"
    dememiş. "On iki halife
    gelmedikçe"
    , demiştir.

    Dolayısıyla daha fazla halifenin gelmesi bu mânâya
    zarar vermez."

    Şâh Veliyûllah'ın söyledikleri de özetle şöyledir.
    "Bu din, Allah (c.c), hepsi Kureyş'ten olmak
    üzere, on iki tane halife gönderilinceye kadar üstün olmaya devam
    edecektir."
    Hadisi müşkîl görülmüştür. Bu işkâle sebep de, hadisin on iki
    imam inancına sahip olan İsnâ aşeriyye mezhebinin görüşünü destekler mahiyette
    görülmesidir.

    Gerçek
    şudur: Kur'an-ı Kerim'de olduğu gibi Rasûlullah'ın hadisleri de biribirlerini
    izah ederler. Abdullah îbh Mes'ûd'un rivayet ettiği bir hadiste Efendimiz,


    "İslam'ın
    değirmeni otuz beş veya otuz altı sene dönecektir. Eğer helak olurlarsa, onların
    yolu helak olanların yoludur. Eğer onların dini (düzgün olarak) kalırsa geçen
    kısımdan itibaren yetmiş sene kalır."
    buyuruyor. Bu hadisin mânâsını anlamakta hayli
    hatalara düşülmüştür. Bizim anladığımız şudur:

    Bu müddetin başlangıcı, Hicrî İkinci yıldaki cihâddan
    itibarendir. Hadisdeki "eğer helak
    olurlarsa"
    cümlesinden maksat, şek veya şüphe için değil, o zaman büyük
    hadiselerin çıkacağını beyandır. Açık alâmetlere bakıldığında görülüyor ki,
    İslâmiyet'in kuvveti zayıflamış, cihâd kesilmiştir. Sonra, Cenab-ı Allah,
    hilâfeti yoluna koyacak kişiler gönderecek ve bu intizam yetmiş yıl kadar devam
    edecektir. Gerçekten de Rasûlullah'ın haber verdiği şeyler olmuştur. Cihâd'ın
    başlanıcından otuz beş sene geçince Hz. Osman katledilmiş, Müslümanlar
    parçalanmıştır. 36. yılında Cemel Vak'asi meydana gelmiş, Müslümanlar kâfirlerle
    cihadı bırakıp birbirleri ile uğraşmışlardır. İslâmiyet zayıflamıştır. Ama
    Cenab-ı Allah, hilâfeti tekrar düzene koymuş ve tekrar cihadlar başlamıştır, bu
    hâl Abbasilere kadar devam etmiştir. Abbasiler döneminde de Allah Müslümanlara
    kuvvet vermiş, cihadlar devam etmiş bu durum da Moğol istilâsına kadar
    sürmüştür.

    Hadisin
    İsna Aşerriyye'cilerin "on iki imam
    görüşü"
    nü teyid ettiğini söylemeye hiç imkân yoktur. Çünkü:

    1.
    Hadiste anılan, on iki imam değil, hâlifedir. Halbuki Şiilerin kabul ettikleri
    on iki imamdan büyük çoğunluğu, halife olmamıştır. Bunu İsna Aşeriyye de kabul
    eder.

    2.
    Hadiste bu hâlifelerin Kureyş'e nisbet edilmeleri onların hepsinin Ben-i
    Hâşîm'den olmadıklarını gösterir. Çünkü bir cemaatin hepsi bir batına mensup
    iseler, o batınla anılırlar, ama çeşitli batınlardan iseler o batınların mensup
    olduğu kabileye nisbet edilirler. Ben-i Hâşim batın, Kureyş kabiledir.

    3. On
    iki imama inananlar, dinin onlarla güç kazanacağını söylemiyorlar. Aksine,
    Rasûlullah'ın vefatından sonra dinin gizlendiğini İmamların takiyye prensibine
    göre hareket ettiklerini Hz. Ali'nin bile kendi mezhep ve görüşünü açığa
    vuramadığını söylerler.

    Hadislerde, Râvî, Hz. Peygamberin, alçak sesle bir
    şeyler söylediğini, ama kendisinin anlayamadığını, babasına sorunca,
    Efendimizin "Onların hepsi
    Kureyş'tendir"
    buyurduğunu anladığını söylemektedir. Yukarıda
    Veliyullah Dehvelî'den de naklettiğimiz gibi bu, gelecek on iki halifenin
    Kureyş'ten olacağının açık delilidir.

    Üçüncü rivayette,
    Hz. Peygamber (s.a) kendisine gelen Kureyşliler'in sorusu olarak bu on
    iki halifeden sonra kavga ve kargaşaların çıkacağını haber vermiştir.[6]

    Bize Müsedded haber
    verdi, Onlara Ömer b. Abîd haber ver­miş.[7] Bize Ebû Bekir, yani İbn-i Ayaş
    haber verdi. (H), bize Müsedded haber verdi, bize Sûfyân'dan Yahya haber verdi
    (H). Bize Ahmed b. İb­rahim haber verdi. Bize Ubeyduilah b. Musa haber verdi.
    Bize Zaide haber verdi. (H) Bize Ahmed b. İbrahim haber verdi, bana Ubeydullah
    b.Mûsa Fıtri'dan haber verdi, dedi. (Rivâyetlerdeki) mânâ ay­nıdır. Bunların
    hepsi Asım'dan, Asım, Zir'den o da Abdullah (b.Mes'ûd) (r.a) vasıtasıyla
    Rasûlullah (s.a)'den rivayet etmiştir;

    Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur:


    "Dünyada sadece
    bir gün kalsa, -Zaîde, hadisinde şöyle dedi - Allah o günü uzatır da - sonra
    bütün râvîler ittifak ettiler.[8] -O günde Benden veya Ehl-i beytimden, adı
    adıma, babasının adı da babamın adına uyan bir adam
    gönderir."
    Fitr hadisinde şu ilâve vardır: O şahıs dünyayı,
    zulümle dolduğu gibi, adaletle dolduracaktır."
    Süfyân hadisinde
    şöyle dedi. "Araplara, adı adıma uyan Ehl-i
    beytimden biri hakim olmadıkça dünya son bulmayacak, - Veya gitmeyecektir
    -"
    [9]

    Ebû
    Davûd der ki, Ömer ve Ebu Bekr'in (rivayetleri) Süfyân'm (rivayetinin) aynıdır,
    (yani son ilâve, bunların rivayetinde de vardır.[10]

    Açıklama:

    Tirmizî, hadis-î şerif için "Hasen Sahîh" demiştir.
    Dipnotta da işaret edildiği gibi bu hadis, müsannıfa beş ayrı isnâdla gelmiştir.
    Bu isnâdlardaki rivayetler mânâ itibariyle aynı olmakla birlikte, lâfız olarak
    aralarına bazı küçük farklar vardır. Metinde bu farklar gösterilmiş, tercümeye
    de aynen aktarılmıştır. Ancak bu okuyucu için, hadisin mânâsını anlatmakta, bir
    güçlük doğurmaktadır. Onun için, hadiste ifâde edilen mânâyı tekrar atkarmak
    istiyoruz.

    Efendimizin beyânına göre, dünyanın ömründen
    sadece bir gün bile kalsa Cenab-ı Allah, o günü uzatacak ve Rasûlullah'in ehl-i
    beytinden Abdullah oğlu Muhammed isminde bir zat gönederecektir. Bu zat tüm
    Araplara hakim olacak ve daha önce zulümle dolan dünyayı adaletle
    dolduracaktır.

    Ulemanın beyanına
    göre,
    Rasûlullah'ın geleceğini haber verdiği bu zat Mehdî'dir.
    Mehdî'nin, Rasûlullah'ın Ehl-i beytinden olduğu, hadisle sabit olmakla beraber,
    oun Hz. Hasan'ın mı yoksa Hz. Hüseyin'in mi soyundan geleceği konusunda bir nâss
    yoktur. Bu yüzden ulema bu hususta ihtilâf etmiştir. Aliyyü'l Kârî Mirkat'da,
    iki nesebin birlikte bulunmasına bir engel olmayacağını, zahire göre Mehdî'nin
    baba tarafından Hz. Hasan, Anne tarafından Hz. Hüseyin'e mensup olacağını
    söyler. Bunu söylerken de Hz. İbrahim'in oğulları İsmail ve İshak (s.s)'a kıyas
    yapar. İsrailoğullarının bütün peygamberleri Hz. İshak'ın soyundan geldiği halde
    bizim Peygamberimiz (s.a), Hz. İsmail'in soyundan gelmiş ve öbürlerinin tümü
    makamına kâîm olmuştur. Aynı şekilde imamların çoğu ve ümmetim büyükleri, Hz.
    Hüseyin'in soyundan gelmiştir. İşte buna karşılık beklenen Mehdî'nin de Hz.
    Hasan'ın soyundan gelmesi muvafıktır. İşte evliyanın sonuncusu olacak olan bu
    zat, diğer büyük zevatın yerine kaîm olacaktır.

    Efendimiz'in bildirdiğine göre, Mehdî geldiğinde
    yeryüzünü adaletle dolduracaktır. Kimi alimler bundan maksadın tüm dünya, kimi
    alimler Arap ülkeleri ve ona tâbi yerler olduğunu söylerler.

    Süfyân'ın rivayetine göre, Mehdî tüm Araplara malik
    olacaktır. Alimler "Araplar"ın galibe nazaran zikredildiğini, onun sadece
    Araplara değil tüm kavimlere mâlik olacağını söylerler. Rasülullah'ın sadece
    Arapları anması, o zaman Müslümanların araplardan oluşması, ya da diğer halklar
    müslüman olunca, ilk müslüman olan Araplarla tek millet gibi olmalarıdır.
    Şüphesiz, doğrusunu Allah bilir.[11]

    Ali (b. Ebî Talib) (r.a)'dan; Rasûlullah (s.a)'in
    şöyle buyurdu­ğu rivayet edilmiştir:


    "Dünyanın
    ömründen sadece birgün kalsa bile, Allah (c.c) benim Ehl-i beytimden bir adam
    gönderecektir. O dünyayı, (daha önce) zulümle olduğu gibi, Adaletle
    dolduracaktır."
    [12]
    Açıklama:

    Bu hadisin senedi sağlamdır. İsnâddaki Fıtr b.
    Hânife’yi Ahmet b. Hanbel, Yahya b. Saîd el-Kettân, Yahya b. Maîn, Nesaî, î, İbn
    Sa'ad ve Sâcî sika kabul etmişlerdir.
    Bu hadis,
    yukarıda geçen hadisle aynı mânâdadır. Rasûlullah'ın söz konusu ettiği şahıs
    Mehdî'dir. Yukarıda gerekli malumat verilmiştir.[13]

    Ümmü seleme (r.a)şöyle
    demiştir: Rasûlullah (s.a)'i şöyle buyururken işittim:


    "Mehdî[14] benim ailemden, Fatima'nın
    oğullarındandır."
    Abdullah b. Cafer şöyle demiştir: Ebûl Melhyi, Ali
    b. Nüfeyl'i överken ve onun iyiliğini söylerken dinledim.[15]

    Açıklama:

    Hadisin İbn Mâce'deki rivâyetinde "benim ailemden" cümlesi mevcut değildir.
    "Benim ailem" diye tercüme ettiğimiz
    (...) kelimesi birkaç mânâya gelmektedir. Hattabî, bu kelime ile ilgili olarak
    şu mânâlara işâret etmektedir.

    a)
    Kişinin, kendi sulbünden gelen oğlu,
    b) Kişinin
    akrabaları,
    c) Kişinin amcaoğullan Hz. Ebu Bekir Sakîfe
    gününde, "Biz,
    Rasûlullah'ın amca oğullarıyız"
    demiştir.

    İbnü'l Esîr, En-Nihâye adındaki eserinde bu
    kelimeyi şöyle izah etmiş­tir: Kişinin en yakın akrabasıdır. Hz. Peygamber'in
    ailesi Abdû'l Muttalip oğullandır. Kureyş olduğu da söylenmiştir. Meşhur olan,
    onların, kendilerine zekat verilmesi caiz olmalayanlar (Haşimoğulları)
    olduğudur.

    Hadisin devamında Efendimiz (s.a), Mehdî'nin Hz.
    Fâtıma'nın evlâdından olacağını beyan buyurmuştur. Hafız İmâduddin, bu ifadeyi
    göz önüne alarak Mehdî'nin Abbasilerden sonra çıkacağını söylemiştir.

    Bu hadis, Mehdî'nin Hz. Fatıma'nın oğulları
    arasından çıkacağı konusunda açıktır. Ama hangi oğlunun neslinden geleceği
    konusunda bir açıklık yoktur. Bu konu daha önceki hadisin şerhinde
    açıklanmıştır.

    Hadisin sonunda Abdullah b. Cafer, Râvîlerden Ali
    b. Nüfeyl'in güvenli bir râvî olduğuna dikkat çekmek istemiştir. Onu böyle bir
    izaha gerek duyduran sebep Ali b. Nüfeyl hakkındaki bazı söylentilerdir. Ulema
    ge­nelde bu zat hakkında (Lâ be se bih) tâbirini kullanmaktadır.[16]

    Ebû Saîd El Hudrî
    (r.a)'dan rivâyt edildiğine göre, Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur:


    "Mehdî ben (im
    neslim) dendir. O açık alınlı ve ince burunludur. Dünyayı zulümle dolduğu gibi
    adaletle dolduracak ve yedi sene hüküm
    sürecektir."
    [17]
    Açıklama:

    "Açık alınlı"
    diye tercüme ettiğimiz (...) terkibi, aslında, "başının ön tarafının saçı dökül­müş veya saçının
    yarısı dökülmüş"
    mânâlarındandır. "İnce
    burunlu"
    diye tercüme ettiğimiz (...) terkibinin de ayrıca, uzun
    burunlu, yumru burunlu mânâlarına gelmesi ihtimal vardır.

    Bu hadiste Efendimiz, yukarıdakilerden farklı
    olarak Mehdî'nin şekli­ni tarif etmiş, kalacağı müddeti söylemiştir. El Münâvî
    bir rivayette yedi senenin yanı sıra "Veya
    dokuz"
    sene ilâvesinin, başka bir rivayette de "Allah ona üç yüz bin melekle yardım
    edecektir."
    ilâvesinin yer aldığını söyler.[18]

    Dipnotlar:

    [1] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil
    Yayınevi: 14/393-394.
    [2] Tirmizî, Fiten, 46.
    Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/394.
    [3] Müslîm. İmare 7; Ahmed b. Hanbel V-90,93. Sünen-i
    Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/395.
    [4] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil
    Yayınevi: 14/395.
    [5] Müslim, İmare 6.
    [6] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil
    Yayınevi: 14/395-399.
    [7] Bu işaret değişik
    senetleri delirtmek için konulur. Bu hadis Müellife beş ayrı isnâdla gelmiş ve
    bunların ara sun harfi İle ayırmıştır. "Tahvil" anlamındadır.
    [8] Buradaki şek râvî'dendir,
    [9] Şek râvîdendir.
    [10]
    Tirmizî, Fiten 52. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi:
    14/399-400.
    [11] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve
    Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/400-401.
    [12] İbn. Mâce,
    Fiten 34 Ahmed b. Hanbel 1-299, III -28,37. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi,
    Şamil Yayınevi: 14/401-402.
    [13] Sünen-i Ebu Davud
    Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/402.
    [14]
    "Mühdi" şeklinde okumak mümkündür.
    [15] İbn Mâce,
    Fiten 34. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/402.
    [16] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil
    Yayınevi: 14/402-403.
    [17] Ahmed b. Hanbel II-291,
    111-17. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/403-404.
    [18] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil
    Yayınevi: 14/404.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet



  5. 01.Şubat.2013, 08:24
    3
    breathing
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Ocak.2013
    Üye No: 99641
    Mesaj Sayısı: 31
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Hz mehdi gerçeği nedir? Hz. Mehdi ile ilgili hadisler açıklar mısınız?

    Hz Mehdi kıyamet kopmadan önce ahir zamanda gelecek ve Hz İsa ile Deccalı öldürecektir.


  6. 01.Şubat.2013, 08:24
    3
    breathing - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Hz Mehdi kıyamet kopmadan önce ahir zamanda gelecek ve Hz İsa ile Deccalı öldürecektir.


  7. 14.Ekim.2017, 14:29
    4
    Misafir

    Mehdî

    Selâm alyküm kardeşlerim hadislerde yazılana göre mehdî as a uyan birini görseniz tepkiniz ne olur bir genç var sağ yanağında beni var sağ ayağında da var sağ elinde bile var sırtında iki küreğinin ortasında da mühür var orta boylu yanı anlayacağınız mehdî hakkında söylenen her şey bu gençde var doğrusunu Allah bilir tabi ama bu genci Antalya Manavgat çolaklı camide cumada hep görüyorum sol baş parmağın da Arapça birşey yazıyor sağ parmağın da da bir yüzük var üzerinde elif vav harfi var sizlerle paylaşmak istedim


  8. 14.Ekim.2017, 14:29
    4
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Selâm alyküm kardeşlerim hadislerde yazılana göre mehdî as a uyan birini görseniz tepkiniz ne olur bir genç var sağ yanağında beni var sağ ayağında da var sağ elinde bile var sırtında iki küreğinin ortasında da mühür var orta boylu yanı anlayacağınız mehdî hakkında söylenen her şey bu gençde var doğrusunu Allah bilir tabi ama bu genci Antalya Manavgat çolaklı camide cumada hep görüyorum sol baş parmağın da Arapça birşey yazıyor sağ parmağın da da bir yüzük var üzerinde elif vav harfi var sizlerle paylaşmak istedim





+ Yorum Gönder