Konusunu Oylayın.: Sünneti bazen yerine getirmemek sünnet midir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Sünneti bazen yerine getirmemek sünnet midir?
  1. 26.Ocak.2013, 16:08
    1
    Misafir

    Sünneti bazen yerine getirmemek sünnet midir?

  2. 28.Ocak.2013, 00:14
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: sünneti bazen yerine getirmemek sünnet midir?




    Sünneti Terk Etmek Sünnet midir?



    Soru:
    “Sünnetim ehl-i bid’anın adeti olunca sünnetimi terk etmek sünnettir veya vaciptir” şeklinde bir hadis var mıdır?

    Cevap:
    Sünnet ve bid’at konusu önemli bir konu olmakla beraber çoğu zaman karıştırılan ve medar-ı münakaşa olan bir konudur. İbadet olarak yapılan amellerin sünnete uygun olması esastır. Sünnete uygun olmadığı zaman Allah katında makbul olmaz. Bu sebeple İslam bilginleri amelin sünnete uygunlunu esas almışlardır. Bid’a ise ibadette, yani ibadet olarak yapılan fiillerde sünnetin yerine geçen ve çoğu iyi niyetten kaynaklanan adetlerdir. Hayatı kolaylaştıracak olan ve doğrudan ibadetten sayılmayan (Dolayısıyla her faaliyet halis bir niyetle ve helal ve mübah olmak şartı ile ibadet sevabı kazandırabilir. Bu bahsimizden hariçtir.) ameller ve faaliyetlerde bida denemez. Yenilikler ve teknolojik gelişmenin sonucu olarak kabul edilir.

    Sünnetler de temel olarak ikiye ayrılır. Birincisi, “Şeâir-i İslâmiye” adı verilen ve şahsî farzlardan daha önemli olan sünnetlerdir. Bunlar Ezan, Selam ve Hıtan, yani sünnet olmak gibi hususlardır. İkincisi ise ibadet amacı ile peygamberimizin (sav) uyguladığı ibadet ve adetleridir. Bunlar da “Sünnet-i Hüda” tabir edilen farz ibadetleri tamamlayan sünnetlerdir. Diğeri de “Adab” tabir edilen günlük hayatta peygamberimizin (sav) uygulamaları ve ahlakıdır. Genellikle bid’a denince peygamberimizin (sav) “Şeâri” ve “Sünnet-i Hüda” dışındaki adetleri ve adab tabir edilen kısmının yerine konan adetler kastedilmektedir. Sakal bırakmak da bu nevi şeâir olmayan ve farzı tamamlamayan “adet” kısmından bir sünnettir. Dolayısıyla böyle bir sünnet ehl-i bida ve dalaletin âdeti haline gelince onlara benzememek için terk etmekte bir sakınca yoktur.

    Sünnetler yapılırsa sevabı olan ve fazileti artıran ibadet nevidir. Terk edilmesinde günah olmamakla beraber peygamberin şefaatinden ve islamın faziletinden mahrumiyete sebeptir. “Sünneti terk etmek sünnettir veya vaciptir” denemez. Bir sünneti terk etmek sadece günah olmaz. Ama sünnettir veya sünnetten daha üstün olan ve Kur’ân-ı Kerimin ima ve işareti ile emir sayılan vaciptir denemez. Zira Kur’ânda “Peygambere itaat etme” emri vardır ve bu emir müteaddit ayetlerle teyit edilmiştir. Elbette peygambere itaat Sünnetine uymak anlamındadır.

    Sonuç olarak “Sünneti terk etmekte sakınca olmaması” ayrı konudur. Bu ihtiyara tabidir ve günah olmaz demektir. “Sünneti terk etmenin sünnet olması veya vacip olması” bir hükümdür. Bu hükme ulaşmak mümkün değildir. Şayet sünneti terk etmek vaciptir denirse sünnet olarak işleyenler büyük günaha giriyor demektir ki bunun yanlışlığı ortadadır. Böyle bir şey ancak sünneti terk ettirme amacına yönelik olarak söylenebilir ki bu da çok yanlıştır. Bu olsa olsa dini hükümleri bilmeyen birinin söylediği iyi niyetli ama sonucu vahim bir hatadır.

    Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin sakal bırakmaması bir müçtehit ve müceddit olarak onun içtihadı ve fetvasıdır. Kendisine hastır. İçinde bulunduğu şartların gereğidir. Sakal bırakması ve evlenmesi zaten yaşadığı şartların gereği olarak mümkün değildir. Bediüzzaman’a has ve onun ile ilgili bu meseleyi genel bir içtihat olarak zaten bir hüküm olarak ortaya koymamıştır. “Bana özel bir durum demiştir.” Elbette Bediüzzaman’a ve bulunduğu şartlara ait bir hüküm ve fetva bizler için geçerli umumi bir kural ve hüküm olamaz. Bediüzzaman’ın ortaya koyduğu genel hüküm şudur: “Her müstait kendi nefsi için içtihat edebilir ama teşri edemez.” (Mektubat, 2004, Hakikat Çekirdekleri, 797) Nasıl ki kıbleyi bilmeyen ve sorma imkânı da olmayan kimse kendisine göre bir içtihatta bulunur ve bir tarafa yönelerek namazını kılar, sonradan kıble olmadığı anlaşılsa da namazını iade etmez. Namazı makbuldür; ama bundan sonra kıble böyledir herkes bu tarafa dönüp namaz kılacak diyemez.


    Etiketler: Sünnet Sünneti terk etmek İbadet Şeâir Sünnet-i Hüda Farz Vacip Bid'a Şeâir-i İslâmiye

    f.bahçesi


  3. 28.Ocak.2013, 00:14
    2
    Editör



    Sünneti Terk Etmek Sünnet midir?



    Soru:
    “Sünnetim ehl-i bid’anın adeti olunca sünnetimi terk etmek sünnettir veya vaciptir” şeklinde bir hadis var mıdır?

    Cevap:
    Sünnet ve bid’at konusu önemli bir konu olmakla beraber çoğu zaman karıştırılan ve medar-ı münakaşa olan bir konudur. İbadet olarak yapılan amellerin sünnete uygun olması esastır. Sünnete uygun olmadığı zaman Allah katında makbul olmaz. Bu sebeple İslam bilginleri amelin sünnete uygunlunu esas almışlardır. Bid’a ise ibadette, yani ibadet olarak yapılan fiillerde sünnetin yerine geçen ve çoğu iyi niyetten kaynaklanan adetlerdir. Hayatı kolaylaştıracak olan ve doğrudan ibadetten sayılmayan (Dolayısıyla her faaliyet halis bir niyetle ve helal ve mübah olmak şartı ile ibadet sevabı kazandırabilir. Bu bahsimizden hariçtir.) ameller ve faaliyetlerde bida denemez. Yenilikler ve teknolojik gelişmenin sonucu olarak kabul edilir.

    Sünnetler de temel olarak ikiye ayrılır. Birincisi, “Şeâir-i İslâmiye” adı verilen ve şahsî farzlardan daha önemli olan sünnetlerdir. Bunlar Ezan, Selam ve Hıtan, yani sünnet olmak gibi hususlardır. İkincisi ise ibadet amacı ile peygamberimizin (sav) uyguladığı ibadet ve adetleridir. Bunlar da “Sünnet-i Hüda” tabir edilen farz ibadetleri tamamlayan sünnetlerdir. Diğeri de “Adab” tabir edilen günlük hayatta peygamberimizin (sav) uygulamaları ve ahlakıdır. Genellikle bid’a denince peygamberimizin (sav) “Şeâri” ve “Sünnet-i Hüda” dışındaki adetleri ve adab tabir edilen kısmının yerine konan adetler kastedilmektedir. Sakal bırakmak da bu nevi şeâir olmayan ve farzı tamamlamayan “adet” kısmından bir sünnettir. Dolayısıyla böyle bir sünnet ehl-i bida ve dalaletin âdeti haline gelince onlara benzememek için terk etmekte bir sakınca yoktur.

    Sünnetler yapılırsa sevabı olan ve fazileti artıran ibadet nevidir. Terk edilmesinde günah olmamakla beraber peygamberin şefaatinden ve islamın faziletinden mahrumiyete sebeptir. “Sünneti terk etmek sünnettir veya vaciptir” denemez. Bir sünneti terk etmek sadece günah olmaz. Ama sünnettir veya sünnetten daha üstün olan ve Kur’ân-ı Kerimin ima ve işareti ile emir sayılan vaciptir denemez. Zira Kur’ânda “Peygambere itaat etme” emri vardır ve bu emir müteaddit ayetlerle teyit edilmiştir. Elbette peygambere itaat Sünnetine uymak anlamındadır.

    Sonuç olarak “Sünneti terk etmekte sakınca olmaması” ayrı konudur. Bu ihtiyara tabidir ve günah olmaz demektir. “Sünneti terk etmenin sünnet olması veya vacip olması” bir hükümdür. Bu hükme ulaşmak mümkün değildir. Şayet sünneti terk etmek vaciptir denirse sünnet olarak işleyenler büyük günaha giriyor demektir ki bunun yanlışlığı ortadadır. Böyle bir şey ancak sünneti terk ettirme amacına yönelik olarak söylenebilir ki bu da çok yanlıştır. Bu olsa olsa dini hükümleri bilmeyen birinin söylediği iyi niyetli ama sonucu vahim bir hatadır.

    Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin sakal bırakmaması bir müçtehit ve müceddit olarak onun içtihadı ve fetvasıdır. Kendisine hastır. İçinde bulunduğu şartların gereğidir. Sakal bırakması ve evlenmesi zaten yaşadığı şartların gereği olarak mümkün değildir. Bediüzzaman’a has ve onun ile ilgili bu meseleyi genel bir içtihat olarak zaten bir hüküm olarak ortaya koymamıştır. “Bana özel bir durum demiştir.” Elbette Bediüzzaman’a ve bulunduğu şartlara ait bir hüküm ve fetva bizler için geçerli umumi bir kural ve hüküm olamaz. Bediüzzaman’ın ortaya koyduğu genel hüküm şudur: “Her müstait kendi nefsi için içtihat edebilir ama teşri edemez.” (Mektubat, 2004, Hakikat Çekirdekleri, 797) Nasıl ki kıbleyi bilmeyen ve sorma imkânı da olmayan kimse kendisine göre bir içtihatta bulunur ve bir tarafa yönelerek namazını kılar, sonradan kıble olmadığı anlaşılsa da namazını iade etmez. Namazı makbuldür; ama bundan sonra kıble böyledir herkes bu tarafa dönüp namaz kılacak diyemez.


    Etiketler: Sünnet Sünneti terk etmek İbadet Şeâir Sünnet-i Hüda Farz Vacip Bid'a Şeâir-i İslâmiye

    f.bahçesi





+ Yorum Gönder