Konusunu Oylayın.: Peygamberimizden Taziye örneği

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Peygamberimizden Taziye örneği
  1. 24.Ocak.2013, 19:25
    1
    Misafir

    Peygamberimizden Taziye örneği

  2. 25.Ocak.2013, 22:30
    2
    rana
    Aciz Kul

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Temmuz.2007
    Üye No: 5879
    Mesaj Sayısı: 5,605
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 70
    Bulunduğu yer: Stuttgart/Istanbul/Ankara

    Cevap: Peygamberimizden Taziye örneği




    Musibetle karşılasan kişiyi teselli etme, sabra teşvik etme. "Azâ" fiilinden "tef'îl" babında bir mastar. Türkçe'de; bir yakını vefat eden kimseye baş sağlığı dilemek, geçmiş olsun dileklerini bildirmek anlamında kullanılır.

    Bir yakını vefat eden mümine taziyede bulunmak İslâm ahlâkındandır. Ancak cenaze sahiplerinin acısını yenilememek için üç günden fazla taziyede bulunmak mekruh sayılmıştır. Diğer yandan cenazenin defninde bulunamayan uzaktaki kimseler üç günden sonra da taziyede bulunabilirler.

    Hz. Peygamber (s.a.s) üç güne kadar yas tutmaya izin vermiş ve şöyle buyurmuştur: "Allah'a ve Ahiret gününe iman eden kadına ölü için üç günden fazla yas tutmak helâl değildir. Ancak kocası için iddet süresi olan dört ay on gün yas tutması müstesnadır" (eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, VI, 292).

    Definden önœ veya sonra ölüye ağlamak ittifakla caizdir. Ancak sesi yükseltmemek, çirkin sözler söylememek ve ağıt yakmamak gerekir. Çünkü oğlu İbrahim ölünce Hz. Peygamber (s.a.s) de ağlamış, yine kızının oğlu can çekişmekte iken kendisine arzedilince gözlerinden yaşlar boşanmıştır. Sebebi sorulunca da şöyle cevap vermiştir: "Bu, Allah'ın rahmetidir, onu kullarının kalplerine koymuştur. Allah ancak merhametli olan kullarına merhamet eder" (bk. Buharî, Cenâiz, 44; Tevhîd, 25; Müslim, Cenâiz, 12, 106; Ebu Dâvud, Cenâiz, 77; İbn Abidîn, Reddü'l-Muhtâr, Mısır t.y., 1, 841; eş-Şirbînî, Muğnîl-Muhtac, Mısır t.y., 1, 355 vd.; eş-,Şîrâzî, el-Mühezzeb, Mısır t.y., I, 139).

    Sonuç olarak müminin diğer müminlere karşı görevlerinden biri de onu son yolculuğunda uğurlaması ve definden sonra da onun yakınlarına bas sağlığı dileğinde bulunmasıdır. Bir musibete, felâkete uğrayan kimselere sabır tavsiyesinde bulunmak, meydana gelen musibetle kaderin tecelli ettiğini ve bunu geri çevirmenin artık mümkün olmadığını, bu nedenle kadere teslim olmanın kişiyi ruhî rahatlığa erdireceğini telkin etmek gerekir.


    Hamdi DÖNDÜREN

    **********************

    Müslüman, îmandan mahrum materyalistler gibi, yalnız şahsını düşünen, sadece nefsini hatırlayan bencil bir insan değildir. Müslüman, bütün müslümanları tek vücut, kendisini de o vücudun bir âzası kabul edecek kadar diğergâmdır. Bu sebeble bir müslümana herhangi bir belâ ve musibet gelse, kendine gelmiş gibi, onun elemini hisseder, üzüntü ve ızdırabını duyar. Bu, onun dindarlığının gereği, müslümanlığının icabıdır. Bundan dolayıdır ki İslâm`da tâziye sünneti vardır. Tâziye, yakını vefat eden kederli bir müslümanı ziyaret edip tesellide bulunmak, üzüntülerine ortak olmaktır. Müslümanlar, din kardeşlerinin evlerinden cenaze çıkması hâlinde gidip ziyaret eder, geçmiş olsun`da bulunur, başsağlığı diler, onların üzüntü ve kederlerini hafifletmeye çalışırlar. Tâziye ziyaretleri, ilk üç gün içinde yapılmalıdır. Daha sonra yapılacak ziyaretler, zamanı geçmiş tâziye ziyâretleri olarak ifade edilir. Üç günden sonra yapılacak ziyaretlerde vefatı sık sık sohbet konusu yapıp derdi tazelemek uygun olmaz. Münasip bir lisanla bir kere tâziyede, baş sağlığı dileğinde bulunulur, sonra sohbet başka mevzulara kaydırılır. Evinden cenaze çıkan kimseler, o üzüntü ve keder içinde yemek yapamaz, gelen giden ziyaretçilere sofra çıkaramazlar. Bunun için vefalı komşular, bir müddet için (bir hafta) buraya yemekler getirir, sofralar gönderirler. Böylece onların dertlerine ortak olduklarını fiilen göstermiş olurlar. Vefat edenin yakınları, evleri müsait değilse, herkesin rahatça gelip gidebileceği bir yerde hazır bulunarak taziyeye imkân vermelidir. Resûlüllah Efendimiz, hicretin 5. yılında vuku bulan Mûte gazasında şehid düşen amca oğlu Ca`fer, Zeyd bin Hârise ve Abdullah bin Revâha`nın tâziyesi için üç gün mescidde beklemiş, böylece tâziyeye gelenlere kolaylık sağlamıştır. Ashabdan bir zat, birkaç gün mescidde görülmeyince, Resûlüllah Efendimiz sordular. Çocuğunun vefat ettiği için gelemediği haberini alınca da şöyle buyurdular:
    "Ne duruyorsunuz öyleyse, kalkın, gidip kardeşimizi ziyaret edelim, tâziyede bulunalım..." Hep birlikte gidip tâziyede bulundular. Tâziye için gelenler, merhumun iyi taraflarından bahsetmeli, güzel hâtıralarından söz etmelidirler, kötü hâtıralara hiç girmemelidirler. Resûlüllah Efendimiz:
    "Mevtânızı hayırla yâdediniz..." buyurmak suretiyle bu hususu bizlere hatırlatmıştır. Hasta ziyaretleri olsun, tâziyeler olsun, bunlar müslümana sevab getiren, İslâm kardeşliğini kuvvetlendiren, cem`iyette tesanüd ve dayanışmayı artıran güzel âdetlerdendir. İhmâl edilmemelidir. Resûl-i Ekrem Efendimiz bu konuda şöyle buyurur:
    "Bir müslümanın diğer müslüman üzerindeki haklarından biri de bir musibete mâruz kaldığında tâziyede bulunmasıdır."

    Sorularla islamiyet



  3. 25.Ocak.2013, 22:30
    2
    Aciz Kul



    Musibetle karşılasan kişiyi teselli etme, sabra teşvik etme. "Azâ" fiilinden "tef'îl" babında bir mastar. Türkçe'de; bir yakını vefat eden kimseye baş sağlığı dilemek, geçmiş olsun dileklerini bildirmek anlamında kullanılır.

    Bir yakını vefat eden mümine taziyede bulunmak İslâm ahlâkındandır. Ancak cenaze sahiplerinin acısını yenilememek için üç günden fazla taziyede bulunmak mekruh sayılmıştır. Diğer yandan cenazenin defninde bulunamayan uzaktaki kimseler üç günden sonra da taziyede bulunabilirler.

    Hz. Peygamber (s.a.s) üç güne kadar yas tutmaya izin vermiş ve şöyle buyurmuştur: "Allah'a ve Ahiret gününe iman eden kadına ölü için üç günden fazla yas tutmak helâl değildir. Ancak kocası için iddet süresi olan dört ay on gün yas tutması müstesnadır" (eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, VI, 292).

    Definden önœ veya sonra ölüye ağlamak ittifakla caizdir. Ancak sesi yükseltmemek, çirkin sözler söylememek ve ağıt yakmamak gerekir. Çünkü oğlu İbrahim ölünce Hz. Peygamber (s.a.s) de ağlamış, yine kızının oğlu can çekişmekte iken kendisine arzedilince gözlerinden yaşlar boşanmıştır. Sebebi sorulunca da şöyle cevap vermiştir: "Bu, Allah'ın rahmetidir, onu kullarının kalplerine koymuştur. Allah ancak merhametli olan kullarına merhamet eder" (bk. Buharî, Cenâiz, 44; Tevhîd, 25; Müslim, Cenâiz, 12, 106; Ebu Dâvud, Cenâiz, 77; İbn Abidîn, Reddü'l-Muhtâr, Mısır t.y., 1, 841; eş-Şirbînî, Muğnîl-Muhtac, Mısır t.y., 1, 355 vd.; eş-,Şîrâzî, el-Mühezzeb, Mısır t.y., I, 139).

    Sonuç olarak müminin diğer müminlere karşı görevlerinden biri de onu son yolculuğunda uğurlaması ve definden sonra da onun yakınlarına bas sağlığı dileğinde bulunmasıdır. Bir musibete, felâkete uğrayan kimselere sabır tavsiyesinde bulunmak, meydana gelen musibetle kaderin tecelli ettiğini ve bunu geri çevirmenin artık mümkün olmadığını, bu nedenle kadere teslim olmanın kişiyi ruhî rahatlığa erdireceğini telkin etmek gerekir.


    Hamdi DÖNDÜREN

    **********************

    Müslüman, îmandan mahrum materyalistler gibi, yalnız şahsını düşünen, sadece nefsini hatırlayan bencil bir insan değildir. Müslüman, bütün müslümanları tek vücut, kendisini de o vücudun bir âzası kabul edecek kadar diğergâmdır. Bu sebeble bir müslümana herhangi bir belâ ve musibet gelse, kendine gelmiş gibi, onun elemini hisseder, üzüntü ve ızdırabını duyar. Bu, onun dindarlığının gereği, müslümanlığının icabıdır. Bundan dolayıdır ki İslâm`da tâziye sünneti vardır. Tâziye, yakını vefat eden kederli bir müslümanı ziyaret edip tesellide bulunmak, üzüntülerine ortak olmaktır. Müslümanlar, din kardeşlerinin evlerinden cenaze çıkması hâlinde gidip ziyaret eder, geçmiş olsun`da bulunur, başsağlığı diler, onların üzüntü ve kederlerini hafifletmeye çalışırlar. Tâziye ziyaretleri, ilk üç gün içinde yapılmalıdır. Daha sonra yapılacak ziyaretler, zamanı geçmiş tâziye ziyâretleri olarak ifade edilir. Üç günden sonra yapılacak ziyaretlerde vefatı sık sık sohbet konusu yapıp derdi tazelemek uygun olmaz. Münasip bir lisanla bir kere tâziyede, baş sağlığı dileğinde bulunulur, sonra sohbet başka mevzulara kaydırılır. Evinden cenaze çıkan kimseler, o üzüntü ve keder içinde yemek yapamaz, gelen giden ziyaretçilere sofra çıkaramazlar. Bunun için vefalı komşular, bir müddet için (bir hafta) buraya yemekler getirir, sofralar gönderirler. Böylece onların dertlerine ortak olduklarını fiilen göstermiş olurlar. Vefat edenin yakınları, evleri müsait değilse, herkesin rahatça gelip gidebileceği bir yerde hazır bulunarak taziyeye imkân vermelidir. Resûlüllah Efendimiz, hicretin 5. yılında vuku bulan Mûte gazasında şehid düşen amca oğlu Ca`fer, Zeyd bin Hârise ve Abdullah bin Revâha`nın tâziyesi için üç gün mescidde beklemiş, böylece tâziyeye gelenlere kolaylık sağlamıştır. Ashabdan bir zat, birkaç gün mescidde görülmeyince, Resûlüllah Efendimiz sordular. Çocuğunun vefat ettiği için gelemediği haberini alınca da şöyle buyurdular:
    "Ne duruyorsunuz öyleyse, kalkın, gidip kardeşimizi ziyaret edelim, tâziyede bulunalım..." Hep birlikte gidip tâziyede bulundular. Tâziye için gelenler, merhumun iyi taraflarından bahsetmeli, güzel hâtıralarından söz etmelidirler, kötü hâtıralara hiç girmemelidirler. Resûlüllah Efendimiz:
    "Mevtânızı hayırla yâdediniz..." buyurmak suretiyle bu hususu bizlere hatırlatmıştır. Hasta ziyaretleri olsun, tâziyeler olsun, bunlar müslümana sevab getiren, İslâm kardeşliğini kuvvetlendiren, cem`iyette tesanüd ve dayanışmayı artıran güzel âdetlerdendir. İhmâl edilmemelidir. Resûl-i Ekrem Efendimiz bu konuda şöyle buyurur:
    "Bir müslümanın diğer müslüman üzerindeki haklarından biri de bir musibete mâruz kaldığında tâziyede bulunmasıdır."

    Sorularla islamiyet






+ Yorum Gönder