Konusunu Oylayın.: Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu ayetini nasıl anlamalıyız?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu ayetini nasıl anlamalıyız?
  1. 24.Ocak.2013, 18:40
    1
    Misafir

    Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu ayetini nasıl anlamalıyız?

  2. 06.Şubat.2013, 01:22
    2
    rana
    Aciz Kul

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Temmuz.2007
    Üye No: 5879
    Mesaj Sayısı: 5,605
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 70
    Bulunduğu yer: Stuttgart/Istanbul/Ankara

    Cevap: Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu ayetini nasıl anlamalıyız?




    Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu ayetini nasıl anlamalıyız?

    Bir çok mahfilde konuşan insanlar bilginin ehemmiyyetinden bahsederken yukarıdaki ifadeyi kullanırlar.Ayeti kerimeden istidlal etmeleri güzel. Ancak mevlamızın bu ifadesindeki asıl maksad nedir?

    Zümer süresi 9. ayet.fakat bu ayetden bir kaç önceki ayetlere bakmamız lazım.Esasen zümer süresi cennetlik ve cehennemlikleri ayrı ayrı sınıflara ayırdığı, bu hususları beyan ettiği için bu ismi almıştır. Surei celilenin başından itibaren halis dinin Allah için olduğunu ve bu hususda müşriklerin tavırlarını bir felaket karşısındaki halleri ile rahatladıkları zamanki davranışlarını bahsediyor.nihayet 6. ayeti kerimede bunun tam aksine halis Allah için ibadet edenlerin durumunu anlatarak,Evet öyle bir müşrik ile bir mümin arasında ne kadar fark vardır!.. bir kere düşünmeli! (yoksa o kimse ki) o mümin zat ki (gece saatlerinde) uyanık bulunarak ibadete devam eder, meşakketlere katlanır,riyadan uzak olarak tam bir samimiyyetle ibadet zevkine dalarak kulluk vazifelerini yerine getirmeye çalışır (secde edici ve kıyamda durucu olarak ahiret azabından çekinir) namaz gibi yüce bir ibadeti yerine getirmeye devam eder (ve Rabbinin rahmetini diler) ahiretde cennete girmeyi ve Allahın cemalini müşahede şerefine nail olmayı temennide bulunur.Artık böyle bir zat ile küfür ve ısyana mübtela bir şahıs bir olabilirmi? elbette olamaz.Ne mutlu öyle samimi,itaatkar mü’minlere. rasülüm.!(de ki hiç bilenlerle bilmeyenler bir olabilirlermi) Allahü tealanın birliğini,kudret ve azametini bilip kulluk vazifesini yerine getirenler ile böyle bir olgunluğa sahip olmayanlar aynı mertebede aynı faziletde bulunmuş sanılabilirlermi? Buna imkan varmı? (ancak saf akıl sahiplari düşünüverir) bundan ibret alırlar.

    Yukarıda, birazda uzun sayılabilecek izahlar Ö.Nasuhi bilmen tefsirinden aynen alınmıştır.bunu okumak zannediyorum bu mes’eleyi anlamaya kafidir. Burada maksad sıradan her hangi bir şeyi bilen ile bilmeyenin bir olmayacağını anlatmak değildir. Bu husus zaten malumdur.marangozluğu bilen ile bilmeyen elbette bir olmaz. Fakat ayeti-kerimede hususiyle medhü sena edilen kullar var .O kullar neyi bildikleri için buna mazhar olmuşlar, o tarafa bakmak lazım.yoksa bunu umumileştirip ingilizceyi bilenler ve bilmeyenler balık pişirmeyi bilenler ile bilmeyenler bir olmaz gibi anlayarak gülünç duruma düşmemek lazım.Allahı, Rasulünü ve onların bilinmesini istedikleri bir çok şeyi bilen nice insan bazı dünyevi işlerden habersiz olabilir.bu gibi insanları, Allah yanında bilenlerden sınıfınamı dahil edeceğiz yoksa bilmeyenlerden sınıfınamı.?
    Mantık ilminin okunması bu noktada ne kadar zaruri.

    Nurettin Yerlikaya




  3. 06.Şubat.2013, 01:22
    2
    Aciz Kul



    Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu ayetini nasıl anlamalıyız?

    Bir çok mahfilde konuşan insanlar bilginin ehemmiyyetinden bahsederken yukarıdaki ifadeyi kullanırlar.Ayeti kerimeden istidlal etmeleri güzel. Ancak mevlamızın bu ifadesindeki asıl maksad nedir?

    Zümer süresi 9. ayet.fakat bu ayetden bir kaç önceki ayetlere bakmamız lazım.Esasen zümer süresi cennetlik ve cehennemlikleri ayrı ayrı sınıflara ayırdığı, bu hususları beyan ettiği için bu ismi almıştır. Surei celilenin başından itibaren halis dinin Allah için olduğunu ve bu hususda müşriklerin tavırlarını bir felaket karşısındaki halleri ile rahatladıkları zamanki davranışlarını bahsediyor.nihayet 6. ayeti kerimede bunun tam aksine halis Allah için ibadet edenlerin durumunu anlatarak,Evet öyle bir müşrik ile bir mümin arasında ne kadar fark vardır!.. bir kere düşünmeli! (yoksa o kimse ki) o mümin zat ki (gece saatlerinde) uyanık bulunarak ibadete devam eder, meşakketlere katlanır,riyadan uzak olarak tam bir samimiyyetle ibadet zevkine dalarak kulluk vazifelerini yerine getirmeye çalışır (secde edici ve kıyamda durucu olarak ahiret azabından çekinir) namaz gibi yüce bir ibadeti yerine getirmeye devam eder (ve Rabbinin rahmetini diler) ahiretde cennete girmeyi ve Allahın cemalini müşahede şerefine nail olmayı temennide bulunur.Artık böyle bir zat ile küfür ve ısyana mübtela bir şahıs bir olabilirmi? elbette olamaz.Ne mutlu öyle samimi,itaatkar mü’minlere. rasülüm.!(de ki hiç bilenlerle bilmeyenler bir olabilirlermi) Allahü tealanın birliğini,kudret ve azametini bilip kulluk vazifesini yerine getirenler ile böyle bir olgunluğa sahip olmayanlar aynı mertebede aynı faziletde bulunmuş sanılabilirlermi? Buna imkan varmı? (ancak saf akıl sahiplari düşünüverir) bundan ibret alırlar.

    Yukarıda, birazda uzun sayılabilecek izahlar Ö.Nasuhi bilmen tefsirinden aynen alınmıştır.bunu okumak zannediyorum bu mes’eleyi anlamaya kafidir. Burada maksad sıradan her hangi bir şeyi bilen ile bilmeyenin bir olmayacağını anlatmak değildir. Bu husus zaten malumdur.marangozluğu bilen ile bilmeyen elbette bir olmaz. Fakat ayeti-kerimede hususiyle medhü sena edilen kullar var .O kullar neyi bildikleri için buna mazhar olmuşlar, o tarafa bakmak lazım.yoksa bunu umumileştirip ingilizceyi bilenler ve bilmeyenler balık pişirmeyi bilenler ile bilmeyenler bir olmaz gibi anlayarak gülünç duruma düşmemek lazım.Allahı, Rasulünü ve onların bilinmesini istedikleri bir çok şeyi bilen nice insan bazı dünyevi işlerden habersiz olabilir.bu gibi insanları, Allah yanında bilenlerden sınıfınamı dahil edeceğiz yoksa bilmeyenlerden sınıfınamı.?
    Mantık ilminin okunması bu noktada ne kadar zaruri.

    Nurettin Yerlikaya




  4. 06.Şubat.2013, 01:56
    3
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,075
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu ayetini nasıl anlamalıyız?

    Kâfirlerin Çelişkisi, Müminlerin Tutarlılığı:


    8- İnsana bir zarar dokundu mu, he*men içtenlikle Rabb'ine yönelerek O'na dua eder. Sonra Allah ona ken*disinden bir nimet verdi mi, önce*den O'na yalvarmakta olduğunu unutur da, O'nun yolundan saptır*mak için Allah'a eşler koşmaya baş*lar. De ki: "Küfrünle biraz eğlene dur, sen ateş halkındansın!" 9- Yoksa o, gece saatlerinde secde ederek, ayakta durarak ibadet eden, ahiretten korkan ve Rabbinin rah*metini uman gibi midir? De ki: "Bi*lenlerle bilmeyenler bir olur mu?" Doğrusu ancak akl-ı selim sahipleri öğüt alır.

    Belagat:


    "uman" ve "korkan" kelimeleri arasında tıbâk vardır. "De ki: "Küfrünle biraz eğlene dur." cümlesi, tıpkı "De ki: "Ey Kavmim! Gücünüz yettiğince yapacağınızı yapın!" (En'âm, 6/135 ve başka yerler) ayetinde olduğu gibi kendisiyle tehdit kastedilen bir emir cümlesidir. "Yoksa o, gece saatlerinde secde ederek, ayakta durarak ibadet eden..." cümlesinde hazf, eksiltme yapılmak suretiyle gerçekleştirilmiş icazlı bir anlatım vardır. Yani böyle kimse, kâfir olan gibi midir?[17]

    Kelime Ve İbareler:


    "İnsana" yani kâfire "bir zarar" sıkıntı "dokundu mu, hemen içtenlikle Rabbineyönelerek" Ona dönerek "dua eder" Ona yakarışta bulunur. "Son*ra Allah ona kendisinden bir nimet verdi mi" ona in'am ve ihsanda bulunup bu nimete onu sahip kıldı mı, "önceden O'na" kendisine nimet ver*meden önceki durumda Allah'a "yalvarmakta olduğunu" bu sıkıntılı durumdan kurtarması için O'na tazarru etmekte olduğunu ve sıkıntının kendisini terkettiğini "unutur da, O'nun yolundan" yani İslâm dininin yolundan başkalarını "saptırmak için" -buradaki "liyudılle" (saptırmak için) kelimesi "liyedılle" (sapmak için) şeklinde de okunmuştur; hem"dalal", hem de "ıdlâl", birer neticedir, asıl hedef değildir- "Allah'a eşler, or*taklar koşmaya başlar." "De ki: "Küfrünle biraz" ecelin gelene kadar "eğlene dur." Bu, tehdit maksatlı bir emirdir. Bu ifadede, küfrün, herhangi bir dayanağı bulun*mayan bir arzu ve istek türü olduğuna ve aynı zamanda kâfirlerin ahiret nimetlerinden istifadeden ümitlerini kesmeleri gerektiğine işaret vardır. Bu sebeple bu ayet, "sen ateş halkındansın." kavl-i ilâhisi ile ilişkilendiril-miştir. Bu, mübalağa yoluyla alay ifade eden bir cümledir. "Yoksa o gece saatlerinde" geceye tekabül eden saatlerde namaz için "ayakta durarak ibadet eden" Allah'a itaat eden ve Ondan korkan, "ahiret-ten korkan" ahiret azabından çekinen "ve Rabbinin rahmetini uman gibi midir?" Yani Rabbinin cennetini uman. Burada hazfedilmiş bir cümle var*dır. Takdirî ifade şöyledir: Bu kimse, küfür ve başka sebeplerle Rabbine asi olan gibi midir? Bunun bir benzeri de şu ayettir: "De ki: Bilenlerle bil*meyenler bir olur mu?" Bu ifade, anılan iki sınıfın eşit olmadığını bildir*mektedir. Yani bu iki zümrf birbirine eşit değildir. Tıpkı alimlerle cahil*lerin bir olmadığı gibi, Allah'a ibadet edenlerle isyan edenler de bir değil*dir. "Ancak akl-ı selim sahipleri." doğru düşünebilen akıl iz'an sahibi "öğüt alır" ders çıkarır.[18]

    Nüzul Sebebi:


    "Yoksa o, gece saatlerinde..." şekilde başlayan 9. ayetin nüzul sebebiyle ilgili olarak İbni Ebî Hatim, İbni Ömer (r.a.)'den, şöyle dediğini rivayet et*miştir: "Bu ayet Osman b. Affân hakkında nazil oldu." İbni Sa'd da İbni Abbâs (r.a.)'m şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Bu ayet Ammâr b. Yâsir (r.a.) hakkında inmiştir." Cüveybir ise İbni Abbâs (r.a.)'dan, "Bu ayet, İbni Mesud, Ammâr b. Yâsir ve Ebû Huzeyfe'nin azatlısı Salim hakkında indi." dediğini rivayet etmiştir.[19]

    Ayetler Arası İlişki:

    Müşriklerin, putlara kulluk etmek suretiyle tuttukları yolun bozuk*luğunu, putlara kulluğun herhangi bir dayanağının bulunmadığını, ancak Allah Tealâ'ya kulluk etmek gerektiğini ve O'nun, mahlukâtma hiçbir şekilde muhtaç olmaksızın, onların ibadetine ihtiyacı bulunmadığını beyan buyurduktan sonra, Yüce Allah burada da kâfirlerin, sıkıntı anında Allah'a yönelmek, ferahlık anında ise O'na yönelmeyi terketmek şeklinde ortaya koydukları çelişkiyi zikretmekte, ardından da müminlerin dinlerinde nasıl sağlam durduklarına ve istikamet sahibi olduklarına ve ilkelerine bağlılık*larına dikkat çekmektedir. Zira onlar Allah Tealâ'dan başkasına sığınmaz*lar ve Allah Tealâ'nm rahmetinden başka birşeye itimat etmezler.[20]

    Açıklaması:


    "İnsana bir zarar dokundu mu, hemen içtenlikle Rabb'ine yönelerek Ona dua eder. Sonra Allah ona kendisinden bir nimet verdi mi, önceden O'na yalvarmakta olduğunu unutur da, O'nun yolundan saptırmak için Al*lah'a eşler koşmaya başlar." Bu, kâfirlerin ortaya koyduğu çelişkili bir tutumdur. Kâfir, hastalık, fakirlik, korku gibi bir sıkıntıya maruz kaldığı zaman Rabbine dönererek ve Ona tevbe ederek yakarışlarda bulunur. Üzerine çöken musibetin kalkması için O'na sığınır. Derken ona musallat olan sıkıntı kalkar. Sonra Allah Tealâ ona bir nimet verdiği veya onu bir mülkün sahibi yaptığı ve o kimse bolluk ve refah haline ulaştığı zaman bu dua ve tazarruyu, daha önce kendisine dua ettiği Rabbini unutur. Rahata eriştiği zaman putları veya başka şeyleri Allah'a ortak koş*maya başlar ve onlara kulluk eder; hem kendi dalâlete düşer, hem de bu ameliyle diğer insanları dalâlete düşürür ve onların İslâm'a girmesine ve Allah'ı birlemelerine mani olur. Buradaki "Allah'ın yolu" ifadesi, İslâm ve tevhidtir. Dolayısıyla bu ayetin ille anlamı şöyle olmaktadır: "Bu kimse, muhtaç olduğu zaman Allah'a tazarru eder ve O'na sığınır." Nitekim Yüce Allah'ın şu kavl-i ilâhisi de buna benzemektedir: "Denizde size bir sıkıntı dokun*duğu zaman, O'ndan başka bütün yalvardıklarınız kaybolur. Fakat sizi kurtarıp karaya çıkarınca yine yüzçevirirsiniz. Gerçekten insan nankördür." (İsrâ, 17/67). İkinci anlam ise şöyledir: "Bu kimse, refaha ulaştığı zaman önceden yaptığı dua ve tazarruyu unutur." Şu ayet de bu anlamı desteklemektedir: "İnsana bir darlık dokunduğu zaman yanı üzere yatarken, otururken, yahut ayakta bize yalvarır; ama biz onun darlığını kaldırınca, sanki ken*disine dokunan bir darlıktan ötürü bize hiç yalvarmamış gibi hareket eder. " (Yûnus, 10/12). Üçüncü anlam da şöyledir: "Putları Allah'a ortak koşmaya başlar: " Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "İnsan Rabb'ine karşı çok nankördür." (Âdiyât, 100/6). Bütün bunlar sebebiyle Allah Tealâ, çelişki içindeki bu kâfiri, yap*tığından ötürü azapla tehdit etmekte ve şöyle buyurmaktadır: "De ki: "Küf*rünle biraz eğlene dur, sen ateş halkındansın." Ey Peygamber! Tutumu, yolu ve tavrı böyle olan kimseye de ki: "Ey insan! Küfrünle az bir zaman -yani ecelin gelene kadar- menfaatlenmek suretiyle eğlene dur. Zira dün*ya menfaati azdır. Sen ahirette ateşe gireceklerdensin ve orada ebedî olarak kalacaksın. Yakında dönüp gideceğin yer orasıdır. Nitekim Yüce Al*lah şöyle buyurmaktadır: "Eğlenin! Gideceğiniz yer ateştir." (İbrahim, 14/30), "Onları biraz geçindirir, sonra kaba bir azaba sürükleriz." (Lokman, 31/24). Daha sonra Allah Tealâ, sürekli itimadı sadece Rabblerine gösteren ibadet ehli müminlerin ahvalini zikretmekte ve şöyle buyurmaktadır: "Yoksa o, gece saatlerinde secde ederek, ayakta durarak ibadet eden, ahiretten korkan ve Rabbinin nimetini uman gibi midir?" Yani hal ve kazanç itibariyle bu kâfir mi daha güzeldir, yoksa Allah'a iman eden, itaat ve huşu ehli olan, gece saatlerinde Allah için namaz kılan kimse mi? Onun huşuu, secde ve kıyam hali boyunca devam eder. O kimse ahiretten korkar ve Rabbinin rahmetini umar. Bu kimse bu haliyle korku ve ümit hallerini birlikte yaşar. İşte sahibini kazanca erdiren kâmil kulluk budur. Bu ayetin sorduğu sorunun cevabı ise açıktır. Ebû Hayyân şöyle der: "Bu ayette gece namazının gündüz namazına üstün olduğuna ve gece namazının gündüz namazına tercih olunacağına delil vardır.[21] "De ki: "Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akl-ı selim sahipleri öğüt alır." Yani alimlerle cahiller bir midir? Allah'ın ayetlerinden gerekli öğüdü alan ve onlar hakkında gereği gibi düşünenler ancak akl-ı selim sahipleridir, cahiller değil! Bu iki sınıf arasındaki farkı da cahiller değil, ancak akıl sahibi kims'eler bilir. Bu iki fırka bir değildir. Hakk'ı idrak eden ve dosdoğru yöntemi bilip uygulayarak gereğince amel eden alim kişi, karanlıkta önünü görmeden yürüyen ve batakta ve dalâlette yürüyen kişi ile bir değildir. Bu ayette, anılan iki fırkanın bir olmadığı gerçeğinin soru tarzında gelmesinin sebebi şudur: Böyle bir ifade, önce zikredilen iki grubun bir ol*madığı konusunda tekit bildirir. Bu iki grup, kendi içinde çelişkili olan kâfir ile, Allah'a itaat eden ve huşu ehli olan mümindir. Tıpkı alim ile cahilin bir olmadığı gibi, mümin ile insanları Allah'ın yolundan çıkarıp dalâlete sürüklemek için Allah'a ortaklar koşan müşrik de bir değildir. Bunlardan ilki hayır ve ilmin zirvesinde, diğeri ise şer ve cehaletin en aşağı mertebelerindedir. Ebû Hayyân şöyle der: "Bu ayet, insanın kemâle ulaşmasının, ancak şu iki amacı gerçekleştirmekle mümkün olur: ilim ve amel. Tıpkı bilenlerle bilmeyenlerin bir olmadığı gibi, itaat edenle isyan eden de bir değildir. Buradaki "ilim"den maksat, Allah'ı bilmeye götüren ve kulu, Allah'ın gazabından kurtaran şey'dir."[22] Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler:

    Bu ayetler, insanlar arasında birbirine zıt iki grubun bulunduğunu göstermektedir: Kâfirler grubu ve müminler grubu. Kâfir kendi içinde çelişkilidir. Kendisine hastalık, fakirlik veya korku gibi bir sıkıntı arız olduğu zaman, bu sıkıntının kalkması için huşu ve itaat ile Allah'a dönüp O'na sığındığını görürsünüz. Sadece Allah'ın lütfuyla o sıkıntıdan kurtulup selâmete çıktığı ve affedildiği; huzur, istikrar, bolluk ve refaha eriştiği zaman ise, daha önce o sıkıntının kendisinden kaldırıl*ması için dua ettiği Rabbini unutur. Üstelik onun çelişkisi, sadece anılan unutma, ve terkedip uzaklaşma da değildir. O, bu noktada da durmaz; Allah'a şirk koşar, putları Ona or*taklar koşarak bu noktanın da ilerisine geçer. Hatta bu noktada kendisi sapmakla da kalmaz; söz veya fiiliyle baş*kalarını da saptırır, bu sapkınlığında onları da kendisine eşlik etmeye çağırır ve bu suretle günahına günah katar. İşte bu sebeple bu kimse,"Küfrünle biraz eğlene dur!" buyurulmak suretiyle tekitli bir tehdide muhatap olmaya müstehaktır. Onun dönüp dolaşıp sonunda varacağı yer de ateştir. Mümine gelince; o, tuttuğu yolda dosdoğru gider ve çelişkiye düşmez; dininde sebat sahibidir; sağlam durur, sağa sola yalpalamaz. O, sergilediği bütün tavırlarda bir tek hal üzere sabit kademdir; Allah'a derin bir iman ve Allah'ın emirleri üzere istikamet onun şiarıdır. Şu halde bu kimse, yukarıda anılan kâfir gibi değildir. Onu, insanlar uyurken gecenin karanlık saatlerinde Rabbinden kor*karak namaz kılarken ve korku ile ümit hislerini bir arada yaşayarak Ona münacatta bulunurken görürsünüz. Daha sonra Allah Tealâ, mümin ile kâfir arasındaki farkı, alim ile cahil konusunda da gündeme getirerek daha da vurgulamaktadır. Nitekim bilenlerle bilmeyenler nasıl bir değilse, itaatkâr ile isyankâr da aynı şekil*de bir değildir. Öte yandan bilenler, ilimlerinden fayda görür ve bildikleriy-le amel ederler; ilimlerinden fayda görmeyen ve bildikleriyle amel et*meyenler ise, bilmeyenlerle aynı seviyededirler. Burada kâfirin veya müş*rik ya da asinin cahil olduğuna da işaret vardır. Bu kimseler dünya ilimleri konusunda alim olsalar da böyledir. Zira Yüce Allah'ın zikrettiği bu kar*şılaştırmalardan sadece müminlerin akıl sahibi olanları ibret ve öğüt alır. Bu ayetlerde müminin özellikleri sayılırken gözetilen tertip de dikkat çekmektedir: Müminin özellikleri sayılırken önce amel zikredilmekte ve müminin, secde ederek ve ayakta durarak ibadet ettiği belirtilmekte ve müminin özellikleri bağlamında son olarak da ilim zikredilmekte ve "Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" buyurulmaktadır. Bu da göstermek*tedir ki, insanın kemâl derecesine ulaşması, yalnızca amel ve ilim ile müm*kündür. Şu halde amel başlangıç, ilim ise sondur. Daha sonra Allah Tealâ, amelden fayda görmenin ancak onu devamlı yapmakla mümkün olduğu hususunda bir tenbihte bulunmaktadır. Zira ayette geçen "kunut", kişinin, gerektiği şekilde devamlı surette taat çeşit*lerini yerine getirmesidir. Yüce Allah'ın "De ki: Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" kavl-i ilâhisi, ilmin fazileti ve ulemanın üstünlüğü konusunda büyük bir uyarıdır. "Doğrusu ancak akl-ı selim sahipleri öğüt alır." ayeti de, alimler ile cahiller arasındaki büyük farkın ancak akıl sahipleri tarafından idrak edilebileceğini göstermektedir. Buradaki akıl sahiplerinden maksat ise akl-ı selim sahipleridir.[23]
    _________________
    [17] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 12/257.

    [18] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 12/257-258.

    [19] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 12/258.

    [20] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 12/258.

    [21] Burada kastedilenin, nafile namazlar olduğu açıktır, (çev.)

    [22] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 12/259-260.

    [23] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 12/260-262.


  5. 06.Şubat.2013, 01:56
    3
    Administrator
    Kâfirlerin Çelişkisi, Müminlerin Tutarlılığı:


    8- İnsana bir zarar dokundu mu, he*men içtenlikle Rabb'ine yönelerek O'na dua eder. Sonra Allah ona ken*disinden bir nimet verdi mi, önce*den O'na yalvarmakta olduğunu unutur da, O'nun yolundan saptır*mak için Allah'a eşler koşmaya baş*lar. De ki: "Küfrünle biraz eğlene dur, sen ateş halkındansın!" 9- Yoksa o, gece saatlerinde secde ederek, ayakta durarak ibadet eden, ahiretten korkan ve Rabbinin rah*metini uman gibi midir? De ki: "Bi*lenlerle bilmeyenler bir olur mu?" Doğrusu ancak akl-ı selim sahipleri öğüt alır.

    Belagat:


    "uman" ve "korkan" kelimeleri arasında tıbâk vardır. "De ki: "Küfrünle biraz eğlene dur." cümlesi, tıpkı "De ki: "Ey Kavmim! Gücünüz yettiğince yapacağınızı yapın!" (En'âm, 6/135 ve başka yerler) ayetinde olduğu gibi kendisiyle tehdit kastedilen bir emir cümlesidir. "Yoksa o, gece saatlerinde secde ederek, ayakta durarak ibadet eden..." cümlesinde hazf, eksiltme yapılmak suretiyle gerçekleştirilmiş icazlı bir anlatım vardır. Yani böyle kimse, kâfir olan gibi midir?[17]

    Kelime Ve İbareler:


    "İnsana" yani kâfire "bir zarar" sıkıntı "dokundu mu, hemen içtenlikle Rabbineyönelerek" Ona dönerek "dua eder" Ona yakarışta bulunur. "Son*ra Allah ona kendisinden bir nimet verdi mi" ona in'am ve ihsanda bulunup bu nimete onu sahip kıldı mı, "önceden O'na" kendisine nimet ver*meden önceki durumda Allah'a "yalvarmakta olduğunu" bu sıkıntılı durumdan kurtarması için O'na tazarru etmekte olduğunu ve sıkıntının kendisini terkettiğini "unutur da, O'nun yolundan" yani İslâm dininin yolundan başkalarını "saptırmak için" -buradaki "liyudılle" (saptırmak için) kelimesi "liyedılle" (sapmak için) şeklinde de okunmuştur; hem"dalal", hem de "ıdlâl", birer neticedir, asıl hedef değildir- "Allah'a eşler, or*taklar koşmaya başlar." "De ki: "Küfrünle biraz" ecelin gelene kadar "eğlene dur." Bu, tehdit maksatlı bir emirdir. Bu ifadede, küfrün, herhangi bir dayanağı bulun*mayan bir arzu ve istek türü olduğuna ve aynı zamanda kâfirlerin ahiret nimetlerinden istifadeden ümitlerini kesmeleri gerektiğine işaret vardır. Bu sebeple bu ayet, "sen ateş halkındansın." kavl-i ilâhisi ile ilişkilendiril-miştir. Bu, mübalağa yoluyla alay ifade eden bir cümledir. "Yoksa o gece saatlerinde" geceye tekabül eden saatlerde namaz için "ayakta durarak ibadet eden" Allah'a itaat eden ve Ondan korkan, "ahiret-ten korkan" ahiret azabından çekinen "ve Rabbinin rahmetini uman gibi midir?" Yani Rabbinin cennetini uman. Burada hazfedilmiş bir cümle var*dır. Takdirî ifade şöyledir: Bu kimse, küfür ve başka sebeplerle Rabbine asi olan gibi midir? Bunun bir benzeri de şu ayettir: "De ki: Bilenlerle bil*meyenler bir olur mu?" Bu ifade, anılan iki sınıfın eşit olmadığını bildir*mektedir. Yani bu iki zümrf birbirine eşit değildir. Tıpkı alimlerle cahil*lerin bir olmadığı gibi, Allah'a ibadet edenlerle isyan edenler de bir değil*dir. "Ancak akl-ı selim sahipleri." doğru düşünebilen akıl iz'an sahibi "öğüt alır" ders çıkarır.[18]

    Nüzul Sebebi:


    "Yoksa o, gece saatlerinde..." şekilde başlayan 9. ayetin nüzul sebebiyle ilgili olarak İbni Ebî Hatim, İbni Ömer (r.a.)'den, şöyle dediğini rivayet et*miştir: "Bu ayet Osman b. Affân hakkında nazil oldu." İbni Sa'd da İbni Abbâs (r.a.)'m şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Bu ayet Ammâr b. Yâsir (r.a.) hakkında inmiştir." Cüveybir ise İbni Abbâs (r.a.)'dan, "Bu ayet, İbni Mesud, Ammâr b. Yâsir ve Ebû Huzeyfe'nin azatlısı Salim hakkında indi." dediğini rivayet etmiştir.[19]

    Ayetler Arası İlişki:

    Müşriklerin, putlara kulluk etmek suretiyle tuttukları yolun bozuk*luğunu, putlara kulluğun herhangi bir dayanağının bulunmadığını, ancak Allah Tealâ'ya kulluk etmek gerektiğini ve O'nun, mahlukâtma hiçbir şekilde muhtaç olmaksızın, onların ibadetine ihtiyacı bulunmadığını beyan buyurduktan sonra, Yüce Allah burada da kâfirlerin, sıkıntı anında Allah'a yönelmek, ferahlık anında ise O'na yönelmeyi terketmek şeklinde ortaya koydukları çelişkiyi zikretmekte, ardından da müminlerin dinlerinde nasıl sağlam durduklarına ve istikamet sahibi olduklarına ve ilkelerine bağlılık*larına dikkat çekmektedir. Zira onlar Allah Tealâ'dan başkasına sığınmaz*lar ve Allah Tealâ'nm rahmetinden başka birşeye itimat etmezler.[20]

    Açıklaması:


    "İnsana bir zarar dokundu mu, hemen içtenlikle Rabb'ine yönelerek Ona dua eder. Sonra Allah ona kendisinden bir nimet verdi mi, önceden O'na yalvarmakta olduğunu unutur da, O'nun yolundan saptırmak için Al*lah'a eşler koşmaya başlar." Bu, kâfirlerin ortaya koyduğu çelişkili bir tutumdur. Kâfir, hastalık, fakirlik, korku gibi bir sıkıntıya maruz kaldığı zaman Rabbine dönererek ve Ona tevbe ederek yakarışlarda bulunur. Üzerine çöken musibetin kalkması için O'na sığınır. Derken ona musallat olan sıkıntı kalkar. Sonra Allah Tealâ ona bir nimet verdiği veya onu bir mülkün sahibi yaptığı ve o kimse bolluk ve refah haline ulaştığı zaman bu dua ve tazarruyu, daha önce kendisine dua ettiği Rabbini unutur. Rahata eriştiği zaman putları veya başka şeyleri Allah'a ortak koş*maya başlar ve onlara kulluk eder; hem kendi dalâlete düşer, hem de bu ameliyle diğer insanları dalâlete düşürür ve onların İslâm'a girmesine ve Allah'ı birlemelerine mani olur. Buradaki "Allah'ın yolu" ifadesi, İslâm ve tevhidtir. Dolayısıyla bu ayetin ille anlamı şöyle olmaktadır: "Bu kimse, muhtaç olduğu zaman Allah'a tazarru eder ve O'na sığınır." Nitekim Yüce Allah'ın şu kavl-i ilâhisi de buna benzemektedir: "Denizde size bir sıkıntı dokun*duğu zaman, O'ndan başka bütün yalvardıklarınız kaybolur. Fakat sizi kurtarıp karaya çıkarınca yine yüzçevirirsiniz. Gerçekten insan nankördür." (İsrâ, 17/67). İkinci anlam ise şöyledir: "Bu kimse, refaha ulaştığı zaman önceden yaptığı dua ve tazarruyu unutur." Şu ayet de bu anlamı desteklemektedir: "İnsana bir darlık dokunduğu zaman yanı üzere yatarken, otururken, yahut ayakta bize yalvarır; ama biz onun darlığını kaldırınca, sanki ken*disine dokunan bir darlıktan ötürü bize hiç yalvarmamış gibi hareket eder. " (Yûnus, 10/12). Üçüncü anlam da şöyledir: "Putları Allah'a ortak koşmaya başlar: " Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "İnsan Rabb'ine karşı çok nankördür." (Âdiyât, 100/6). Bütün bunlar sebebiyle Allah Tealâ, çelişki içindeki bu kâfiri, yap*tığından ötürü azapla tehdit etmekte ve şöyle buyurmaktadır: "De ki: "Küf*rünle biraz eğlene dur, sen ateş halkındansın." Ey Peygamber! Tutumu, yolu ve tavrı böyle olan kimseye de ki: "Ey insan! Küfrünle az bir zaman -yani ecelin gelene kadar- menfaatlenmek suretiyle eğlene dur. Zira dün*ya menfaati azdır. Sen ahirette ateşe gireceklerdensin ve orada ebedî olarak kalacaksın. Yakında dönüp gideceğin yer orasıdır. Nitekim Yüce Al*lah şöyle buyurmaktadır: "Eğlenin! Gideceğiniz yer ateştir." (İbrahim, 14/30), "Onları biraz geçindirir, sonra kaba bir azaba sürükleriz." (Lokman, 31/24). Daha sonra Allah Tealâ, sürekli itimadı sadece Rabblerine gösteren ibadet ehli müminlerin ahvalini zikretmekte ve şöyle buyurmaktadır: "Yoksa o, gece saatlerinde secde ederek, ayakta durarak ibadet eden, ahiretten korkan ve Rabbinin nimetini uman gibi midir?" Yani hal ve kazanç itibariyle bu kâfir mi daha güzeldir, yoksa Allah'a iman eden, itaat ve huşu ehli olan, gece saatlerinde Allah için namaz kılan kimse mi? Onun huşuu, secde ve kıyam hali boyunca devam eder. O kimse ahiretten korkar ve Rabbinin rahmetini umar. Bu kimse bu haliyle korku ve ümit hallerini birlikte yaşar. İşte sahibini kazanca erdiren kâmil kulluk budur. Bu ayetin sorduğu sorunun cevabı ise açıktır. Ebû Hayyân şöyle der: "Bu ayette gece namazının gündüz namazına üstün olduğuna ve gece namazının gündüz namazına tercih olunacağına delil vardır.[21] "De ki: "Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akl-ı selim sahipleri öğüt alır." Yani alimlerle cahiller bir midir? Allah'ın ayetlerinden gerekli öğüdü alan ve onlar hakkında gereği gibi düşünenler ancak akl-ı selim sahipleridir, cahiller değil! Bu iki sınıf arasındaki farkı da cahiller değil, ancak akıl sahibi kims'eler bilir. Bu iki fırka bir değildir. Hakk'ı idrak eden ve dosdoğru yöntemi bilip uygulayarak gereğince amel eden alim kişi, karanlıkta önünü görmeden yürüyen ve batakta ve dalâlette yürüyen kişi ile bir değildir. Bu ayette, anılan iki fırkanın bir olmadığı gerçeğinin soru tarzında gelmesinin sebebi şudur: Böyle bir ifade, önce zikredilen iki grubun bir ol*madığı konusunda tekit bildirir. Bu iki grup, kendi içinde çelişkili olan kâfir ile, Allah'a itaat eden ve huşu ehli olan mümindir. Tıpkı alim ile cahilin bir olmadığı gibi, mümin ile insanları Allah'ın yolundan çıkarıp dalâlete sürüklemek için Allah'a ortaklar koşan müşrik de bir değildir. Bunlardan ilki hayır ve ilmin zirvesinde, diğeri ise şer ve cehaletin en aşağı mertebelerindedir. Ebû Hayyân şöyle der: "Bu ayet, insanın kemâle ulaşmasının, ancak şu iki amacı gerçekleştirmekle mümkün olur: ilim ve amel. Tıpkı bilenlerle bilmeyenlerin bir olmadığı gibi, itaat edenle isyan eden de bir değildir. Buradaki "ilim"den maksat, Allah'ı bilmeye götüren ve kulu, Allah'ın gazabından kurtaran şey'dir."[22] Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler:

    Bu ayetler, insanlar arasında birbirine zıt iki grubun bulunduğunu göstermektedir: Kâfirler grubu ve müminler grubu. Kâfir kendi içinde çelişkilidir. Kendisine hastalık, fakirlik veya korku gibi bir sıkıntı arız olduğu zaman, bu sıkıntının kalkması için huşu ve itaat ile Allah'a dönüp O'na sığındığını görürsünüz. Sadece Allah'ın lütfuyla o sıkıntıdan kurtulup selâmete çıktığı ve affedildiği; huzur, istikrar, bolluk ve refaha eriştiği zaman ise, daha önce o sıkıntının kendisinden kaldırıl*ması için dua ettiği Rabbini unutur. Üstelik onun çelişkisi, sadece anılan unutma, ve terkedip uzaklaşma da değildir. O, bu noktada da durmaz; Allah'a şirk koşar, putları Ona or*taklar koşarak bu noktanın da ilerisine geçer. Hatta bu noktada kendisi sapmakla da kalmaz; söz veya fiiliyle baş*kalarını da saptırır, bu sapkınlığında onları da kendisine eşlik etmeye çağırır ve bu suretle günahına günah katar. İşte bu sebeple bu kimse,"Küfrünle biraz eğlene dur!" buyurulmak suretiyle tekitli bir tehdide muhatap olmaya müstehaktır. Onun dönüp dolaşıp sonunda varacağı yer de ateştir. Mümine gelince; o, tuttuğu yolda dosdoğru gider ve çelişkiye düşmez; dininde sebat sahibidir; sağlam durur, sağa sola yalpalamaz. O, sergilediği bütün tavırlarda bir tek hal üzere sabit kademdir; Allah'a derin bir iman ve Allah'ın emirleri üzere istikamet onun şiarıdır. Şu halde bu kimse, yukarıda anılan kâfir gibi değildir. Onu, insanlar uyurken gecenin karanlık saatlerinde Rabbinden kor*karak namaz kılarken ve korku ile ümit hislerini bir arada yaşayarak Ona münacatta bulunurken görürsünüz. Daha sonra Allah Tealâ, mümin ile kâfir arasındaki farkı, alim ile cahil konusunda da gündeme getirerek daha da vurgulamaktadır. Nitekim bilenlerle bilmeyenler nasıl bir değilse, itaatkâr ile isyankâr da aynı şekil*de bir değildir. Öte yandan bilenler, ilimlerinden fayda görür ve bildikleriy-le amel ederler; ilimlerinden fayda görmeyen ve bildikleriyle amel et*meyenler ise, bilmeyenlerle aynı seviyededirler. Burada kâfirin veya müş*rik ya da asinin cahil olduğuna da işaret vardır. Bu kimseler dünya ilimleri konusunda alim olsalar da böyledir. Zira Yüce Allah'ın zikrettiği bu kar*şılaştırmalardan sadece müminlerin akıl sahibi olanları ibret ve öğüt alır. Bu ayetlerde müminin özellikleri sayılırken gözetilen tertip de dikkat çekmektedir: Müminin özellikleri sayılırken önce amel zikredilmekte ve müminin, secde ederek ve ayakta durarak ibadet ettiği belirtilmekte ve müminin özellikleri bağlamında son olarak da ilim zikredilmekte ve "Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" buyurulmaktadır. Bu da göstermek*tedir ki, insanın kemâl derecesine ulaşması, yalnızca amel ve ilim ile müm*kündür. Şu halde amel başlangıç, ilim ise sondur. Daha sonra Allah Tealâ, amelden fayda görmenin ancak onu devamlı yapmakla mümkün olduğu hususunda bir tenbihte bulunmaktadır. Zira ayette geçen "kunut", kişinin, gerektiği şekilde devamlı surette taat çeşit*lerini yerine getirmesidir. Yüce Allah'ın "De ki: Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" kavl-i ilâhisi, ilmin fazileti ve ulemanın üstünlüğü konusunda büyük bir uyarıdır. "Doğrusu ancak akl-ı selim sahipleri öğüt alır." ayeti de, alimler ile cahiller arasındaki büyük farkın ancak akıl sahipleri tarafından idrak edilebileceğini göstermektedir. Buradaki akıl sahiplerinden maksat ise akl-ı selim sahipleridir.[23]
    _________________
    [17] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 12/257.

    [18] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 12/257-258.

    [19] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 12/258.

    [20] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 12/258.

    [21] Burada kastedilenin, nafile namazlar olduğu açıktır, (çev.)

    [22] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 12/259-260.

    [23] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 12/260-262.





+ Yorum Gönder