Konusunu Oylayın.: Kur'an'dan anladıklarımızla amel edilir mi?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Kur'an'dan anladıklarımızla amel edilir mi?
  1. 24.Ocak.2013, 18:40
    1
    Misafir

    Kur'an'dan anladıklarımızla amel edilir mi?

  2. 05.Şubat.2013, 17:41
    2
    rana
    Aciz Kul

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Temmuz.2007
    Üye No: 5879
    Mesaj Sayısı: 5,605
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 70
    Bulunduğu yer: Stuttgart/Istanbul/Ankara

    Cevap: Kur'an'dan anladıklarımızla amel edilir mi?




    Kur'an'dan anladıklarımızla amel edilir mi?



    Kur’an-ı kerimin tefsiri ve tevili ancak ehli olan âlimler tarafından yapılır. Fakat kelime kelime tercümesi mümkün olmaz. Tercüme ile murad-ı ilahi anlaşılamaz. Hadis-i şeriflerin de kelime kelime tercümesi çok zaman yanlış manalara gelir. Hatta bir dildeki deyim, terim ve atasözlerinin kelime kelime tercümesi çok yanlış olur.
    Mesela Fransızca, (De bonne guerre), kelime olarak, iyi savaştan demektir. Deyim olarak, kanunlara uygun demektir. İngilizce, (Rain cats and dogs)=kedi köpek yağıyor demektir. Deyim olarak sağanak halinde yağmur yağıyor demektir. Bir gazetenin İngilizce bilen muhabiri, bu ifadeyi okuyunca, (Amerika’ya kedi köpek yağdı) diye haber vermişti. İngilizce’de bu hatayı yapan, Kur’an-ı kerimdeki ifadelerde ne çamlar devirmez ki... Selefilerin gökte demesi bu yüzdendir. ’ı eli gözü kulağı olan bir insan gibi düşünmeleri bu sebepledir. Arapça’daki deyimlere geçmeden önce Türkçe’deki deyimlere bakarsak konunun önemi daha iyi anlaşılır.
    Mesela (Göz boyamak) tabirini kelime kelime yabancı bir dile çevirirsek, gözün üstüne boya sürmek gibi bir mana çıkar. Halbuki, Türkçe’de göz boyamak, aldatmak demektir. (Göze girmek) gözün içine girmek değil, takdir toplamak, itibar kazanmak demektir. (Gözden düşmek) de itibarını kaybetmek demektir. Eli açık deyiminde de, el ve açık kelimelerini kullanmadan, cömert anlamına gelen kelimelerle tercüme etmek gerekir. Türkçe’de hırsızlık yapana eli uzun derler. Arapça’da ise cömert demektir. Hz. Zeyneb binti Cahş, cömert ve marifetli idi. Peygamber efendimiz onun hakkında, (Bana en önce kavuşacak olanı, eli uzun [cömert] olanıdır) buyurmuştur.
    Dünya kelimesi, Türkçe’de, yeryüzü manasından başka, fikir ve inanç bütünlüğü manasına (İslam dünyası) denir. Görüş manasına da gelir. (Dünyaları ayrı iki insan) gibi. Çok kalabalık manasına da, (Dünyanın insanı gelmiş) denir. Başka manaları da vardır. Bunlar dünya olarak başka dile nasıl tercüme edilir ki. Elbette açıklayarak çevrilir. Kur’an-ı kerimin böyle kelime kelime yapılan mealleri çok yanlıştır.
    Dünya, Arapça’da alçak, mal gibi başka manalara da gelir. Üç örnek:
    (Dünya [deni, alçak şeyler, haram ve mekruhlar] melundur.) [İbni Mace]
    (Dünya [dünya malı] bana yaklaşmak istedi. “Benden uzaklaş” dedim. Giderken, “Sen benden kurtuldun ama, senden sonrakiler benden kurtulamaz” dedi.) [Bezzar]
    (Cennet anaların ayakları altındadır) hadis-i şerifini, (Cennet, ananın rızası altındadır) şeklinde açıklamak gerekir. Ancak bu kadar bir açıklama da kâfi gelmez. Çünkü ana babanın gayri meşru emirlerine de riayet edilmesi gerekeceği anlaşılır. Ayrıca bir çocuk, Müslüman olmasa; ama ana babasının rızasını alsa, Cennete gideceği de zannedilebilir. O halde hadis-i şerifi İslam âlimlerinin açıkladığı şekilde bildirmelidir. Yani, (Müslüman bir evlat, Müslüman ana babanın dine uygun emirlerine riayet edip rızalarını kazanırsa, Cenneti kazanır) demek gerekir. (Eş-şeru tahtesseyf) ve (El Cennetü tahte zılalissüyuf) hadis-i şeriflerini kelime kelime tercüme edersek (İslam kılıç altındadır) ve (Cennet kılıçların gölgesi altındadır) demektir. İslam kılıcın altında ne demektir? Kılıç ile atom bombası, roket, radar, füze gibi her çeşit savaş araçları kastedilmektedir. Müslümanlar, ekonomide, teknolojide ileri seviyede olursa, dinlerini korumuş olurlar. Yani, İslamiyet, kılıç ve diğer araçların koruması altındadır. Amerika’nın, Rusya’nın tekniğini almak gerekir. O halde yukarıdaki hadis-i şeriflerin açıklaması şöyle olur:
    (İslamiyet, kâfirlerdeki silahların hepsini yapmakla ve bunları iyi kullanmakla sağlam kalır.)


    Müctehid olmayan, herhangi bir hadisle amel edemez. Müctehidlerin âyet ve hadislerden çıkararak, verdikleri fetva ile amel etmesi gerekir. (Kifaye)
    Rahmet olarak farklı bildirilen hadis-i şeriflerden on tanesinin meali şöyledir:
    1- (Deve eti yemek abdesti bozar.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai]
    2- (Ateşte ısınmış şey abdesti bozar) [Müslim, Ebu Davud, İbni Mace, Tirmizi, Nesai]
    3- (Zekerine dokunan erkeğin abdesti bozulur.) [Ebu Davud, Tirmizi, Nesai]
    4- (Fercine dokunan kadının abdesti bozulur.) [Beyheki]
    5- (Zekere dokunmak abdesti bozmaz. O da vücuttan parçadır.) [Ebu Davud, Tirmizi, Nesai]
    6- (Kan aldırmak abdesti bozmaz.) [Beyheki]
    7- (Akar kan abdesti bozar.) [Beyheki, Dare Kutni]
    8- (Besmelesiz abdest olmaz.) [Ebu Davud, Tirmizi, Beyheki, Hakim]
    9- (Deniz hayvanları helaldir.) [Ebu Davud, Tirmizi, Nesai]
    10- (Fatihasız namaz olmaz.) [Buhari, Müslim]
    Birinci hadise göre, deve eti abdesti bozar. Halbuki Hanbeli hariç diğer üç mezhepte bozmaz.
    İkinci hadise göre, ateşte pişirilen her şey, mesela çay içmek abdesti bozar. Halbuki hiçbir mezhepte bozmaz. Bu hadis-i şerif, Kütüb-i sitte’nin beşinde mevcuttur. Hiçbir hadis âlimi bu hadise uydurma dememiştir. Bunların açıklaması Mizan-ül-kübra kitabında vardır.
    Üçüncü hadise göre, zekere dokunmak abdesti bozar. Hanefi’de bozmaz, 3 mezhepte bozar.
    Dördüncü hadise göre, ferce dokunmak abdesti bozar. Şafii hariç, diğer 3 mezhepte bozmaz.
    Beşinci hadise göre, zekere dokunmak abdesti bozmaz. Hanefi’de bozmaz, 3 mezhepte bozar.
    Altıncı hadise göre, kan abdesti bozmaz. Hanefi’de bozar, diğer 3 mezhepte bozmaz.
    Yedinci hadise göre, kan abdesti bozar. Hanefi hariç diğer 3 mezhepte bozmaz.
    Sekizinci hadise göre, Besmelesiz abdest olmaz. Sadece Besmele Hanbeli’de farzdır.
    Dokuzuncu hadise göre, denizden çıkan her hayvan yenir. Hanefi’de deniz haşaratı yenmez.
    Onuncu hadise göre, Fatiha okumak farzdır. Hanefi’de farz değil, diğer 3 mezhepte farzdır.
    Şafii’ye göre imam arkasında Fatiha okumak farz, Maliki’de, imam yavaş okurken müstehab, açıktan okurken, Fatiha okunmaz. Hanefi’de, imam arkasında Fatiha okumak mekruhtur.
    İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki: Hadislerle amel etmek, bize caiz olmaz. Mezhebimizin hükmüne aykırı görünen hadis-i şerifler, âlimlerin sözlerini reddetmek için delil ve senet olamaz. Bir Hanefi’nin, imam arkasında Fatiha okuması ilhaddır. (1/ 312, Mebde ve Mead 31)
    M. Hadimi hazretleri buyuruyor ki: Dindeki dört delil, müctehidler içindir. Bizim için delil, mezhebimizin bildirdiği hükümdür. Çünkü bizler, âyet ve hadisten hüküm çıkaramayız. Mezhebin bir hükmü, âyete, hadise uymuyor gibi görünse de yanlış değildir. Çünkü âyet ve hadis ictihad isteyebilir, başka bir âyet veya hadisle değişmiş olabilir veya bilmediğimiz bir tevili vardır. (Berika s. 94)
    Müctehid olmayanın dindeki bu hükümleri hadis-i şeriflerden anlaması mümkün olmaz. Bunun için, müctehid olmayan, hadis kitabı okursa, ya hadislerin uydurma olduğunu zanneder veya kendi aklına göre, yanlış bir hüküm çıkarır. Her ikisi de felaketine sebep olur. O halde bir Müslümana yapılacak en büyük bir kötülük, (Kütüb-i sitteyi al, hadisleri oku ve buradan dinini öğren) demektir. Zaten din düşmanları da altın kupa içinde zehir sunuyorlar, (Meal veya hadis okuyarak dinini öğren) diyorlar.


    M.ALİ DEMİRBAŞ




  3. 05.Şubat.2013, 17:41
    2
    Aciz Kul



    Kur'an'dan anladıklarımızla amel edilir mi?



    Kur’an-ı kerimin tefsiri ve tevili ancak ehli olan âlimler tarafından yapılır. Fakat kelime kelime tercümesi mümkün olmaz. Tercüme ile murad-ı ilahi anlaşılamaz. Hadis-i şeriflerin de kelime kelime tercümesi çok zaman yanlış manalara gelir. Hatta bir dildeki deyim, terim ve atasözlerinin kelime kelime tercümesi çok yanlış olur.
    Mesela Fransızca, (De bonne guerre), kelime olarak, iyi savaştan demektir. Deyim olarak, kanunlara uygun demektir. İngilizce, (Rain cats and dogs)=kedi köpek yağıyor demektir. Deyim olarak sağanak halinde yağmur yağıyor demektir. Bir gazetenin İngilizce bilen muhabiri, bu ifadeyi okuyunca, (Amerika’ya kedi köpek yağdı) diye haber vermişti. İngilizce’de bu hatayı yapan, Kur’an-ı kerimdeki ifadelerde ne çamlar devirmez ki... Selefilerin gökte demesi bu yüzdendir. ’ı eli gözü kulağı olan bir insan gibi düşünmeleri bu sebepledir. Arapça’daki deyimlere geçmeden önce Türkçe’deki deyimlere bakarsak konunun önemi daha iyi anlaşılır.
    Mesela (Göz boyamak) tabirini kelime kelime yabancı bir dile çevirirsek, gözün üstüne boya sürmek gibi bir mana çıkar. Halbuki, Türkçe’de göz boyamak, aldatmak demektir. (Göze girmek) gözün içine girmek değil, takdir toplamak, itibar kazanmak demektir. (Gözden düşmek) de itibarını kaybetmek demektir. Eli açık deyiminde de, el ve açık kelimelerini kullanmadan, cömert anlamına gelen kelimelerle tercüme etmek gerekir. Türkçe’de hırsızlık yapana eli uzun derler. Arapça’da ise cömert demektir. Hz. Zeyneb binti Cahş, cömert ve marifetli idi. Peygamber efendimiz onun hakkında, (Bana en önce kavuşacak olanı, eli uzun [cömert] olanıdır) buyurmuştur.
    Dünya kelimesi, Türkçe’de, yeryüzü manasından başka, fikir ve inanç bütünlüğü manasına (İslam dünyası) denir. Görüş manasına da gelir. (Dünyaları ayrı iki insan) gibi. Çok kalabalık manasına da, (Dünyanın insanı gelmiş) denir. Başka manaları da vardır. Bunlar dünya olarak başka dile nasıl tercüme edilir ki. Elbette açıklayarak çevrilir. Kur’an-ı kerimin böyle kelime kelime yapılan mealleri çok yanlıştır.
    Dünya, Arapça’da alçak, mal gibi başka manalara da gelir. Üç örnek:
    (Dünya [deni, alçak şeyler, haram ve mekruhlar] melundur.) [İbni Mace]
    (Dünya [dünya malı] bana yaklaşmak istedi. “Benden uzaklaş” dedim. Giderken, “Sen benden kurtuldun ama, senden sonrakiler benden kurtulamaz” dedi.) [Bezzar]
    (Cennet anaların ayakları altındadır) hadis-i şerifini, (Cennet, ananın rızası altındadır) şeklinde açıklamak gerekir. Ancak bu kadar bir açıklama da kâfi gelmez. Çünkü ana babanın gayri meşru emirlerine de riayet edilmesi gerekeceği anlaşılır. Ayrıca bir çocuk, Müslüman olmasa; ama ana babasının rızasını alsa, Cennete gideceği de zannedilebilir. O halde hadis-i şerifi İslam âlimlerinin açıkladığı şekilde bildirmelidir. Yani, (Müslüman bir evlat, Müslüman ana babanın dine uygun emirlerine riayet edip rızalarını kazanırsa, Cenneti kazanır) demek gerekir. (Eş-şeru tahtesseyf) ve (El Cennetü tahte zılalissüyuf) hadis-i şeriflerini kelime kelime tercüme edersek (İslam kılıç altındadır) ve (Cennet kılıçların gölgesi altındadır) demektir. İslam kılıcın altında ne demektir? Kılıç ile atom bombası, roket, radar, füze gibi her çeşit savaş araçları kastedilmektedir. Müslümanlar, ekonomide, teknolojide ileri seviyede olursa, dinlerini korumuş olurlar. Yani, İslamiyet, kılıç ve diğer araçların koruması altındadır. Amerika’nın, Rusya’nın tekniğini almak gerekir. O halde yukarıdaki hadis-i şeriflerin açıklaması şöyle olur:
    (İslamiyet, kâfirlerdeki silahların hepsini yapmakla ve bunları iyi kullanmakla sağlam kalır.)


    Müctehid olmayan, herhangi bir hadisle amel edemez. Müctehidlerin âyet ve hadislerden çıkararak, verdikleri fetva ile amel etmesi gerekir. (Kifaye)
    Rahmet olarak farklı bildirilen hadis-i şeriflerden on tanesinin meali şöyledir:
    1- (Deve eti yemek abdesti bozar.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai]
    2- (Ateşte ısınmış şey abdesti bozar) [Müslim, Ebu Davud, İbni Mace, Tirmizi, Nesai]
    3- (Zekerine dokunan erkeğin abdesti bozulur.) [Ebu Davud, Tirmizi, Nesai]
    4- (Fercine dokunan kadının abdesti bozulur.) [Beyheki]
    5- (Zekere dokunmak abdesti bozmaz. O da vücuttan parçadır.) [Ebu Davud, Tirmizi, Nesai]
    6- (Kan aldırmak abdesti bozmaz.) [Beyheki]
    7- (Akar kan abdesti bozar.) [Beyheki, Dare Kutni]
    8- (Besmelesiz abdest olmaz.) [Ebu Davud, Tirmizi, Beyheki, Hakim]
    9- (Deniz hayvanları helaldir.) [Ebu Davud, Tirmizi, Nesai]
    10- (Fatihasız namaz olmaz.) [Buhari, Müslim]
    Birinci hadise göre, deve eti abdesti bozar. Halbuki Hanbeli hariç diğer üç mezhepte bozmaz.
    İkinci hadise göre, ateşte pişirilen her şey, mesela çay içmek abdesti bozar. Halbuki hiçbir mezhepte bozmaz. Bu hadis-i şerif, Kütüb-i sitte’nin beşinde mevcuttur. Hiçbir hadis âlimi bu hadise uydurma dememiştir. Bunların açıklaması Mizan-ül-kübra kitabında vardır.
    Üçüncü hadise göre, zekere dokunmak abdesti bozar. Hanefi’de bozmaz, 3 mezhepte bozar.
    Dördüncü hadise göre, ferce dokunmak abdesti bozar. Şafii hariç, diğer 3 mezhepte bozmaz.
    Beşinci hadise göre, zekere dokunmak abdesti bozmaz. Hanefi’de bozmaz, 3 mezhepte bozar.
    Altıncı hadise göre, kan abdesti bozmaz. Hanefi’de bozar, diğer 3 mezhepte bozmaz.
    Yedinci hadise göre, kan abdesti bozar. Hanefi hariç diğer 3 mezhepte bozmaz.
    Sekizinci hadise göre, Besmelesiz abdest olmaz. Sadece Besmele Hanbeli’de farzdır.
    Dokuzuncu hadise göre, denizden çıkan her hayvan yenir. Hanefi’de deniz haşaratı yenmez.
    Onuncu hadise göre, Fatiha okumak farzdır. Hanefi’de farz değil, diğer 3 mezhepte farzdır.
    Şafii’ye göre imam arkasında Fatiha okumak farz, Maliki’de, imam yavaş okurken müstehab, açıktan okurken, Fatiha okunmaz. Hanefi’de, imam arkasında Fatiha okumak mekruhtur.
    İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki: Hadislerle amel etmek, bize caiz olmaz. Mezhebimizin hükmüne aykırı görünen hadis-i şerifler, âlimlerin sözlerini reddetmek için delil ve senet olamaz. Bir Hanefi’nin, imam arkasında Fatiha okuması ilhaddır. (1/ 312, Mebde ve Mead 31)
    M. Hadimi hazretleri buyuruyor ki: Dindeki dört delil, müctehidler içindir. Bizim için delil, mezhebimizin bildirdiği hükümdür. Çünkü bizler, âyet ve hadisten hüküm çıkaramayız. Mezhebin bir hükmü, âyete, hadise uymuyor gibi görünse de yanlış değildir. Çünkü âyet ve hadis ictihad isteyebilir, başka bir âyet veya hadisle değişmiş olabilir veya bilmediğimiz bir tevili vardır. (Berika s. 94)
    Müctehid olmayanın dindeki bu hükümleri hadis-i şeriflerden anlaması mümkün olmaz. Bunun için, müctehid olmayan, hadis kitabı okursa, ya hadislerin uydurma olduğunu zanneder veya kendi aklına göre, yanlış bir hüküm çıkarır. Her ikisi de felaketine sebep olur. O halde bir Müslümana yapılacak en büyük bir kötülük, (Kütüb-i sitteyi al, hadisleri oku ve buradan dinini öğren) demektir. Zaten din düşmanları da altın kupa içinde zehir sunuyorlar, (Meal veya hadis okuyarak dinini öğren) diyorlar.


    M.ALİ DEMİRBAŞ







+ Yorum Gönder