Konusunu Oylayın.: Muhammed Salih el-Gursî (Ekinci) - Muhammed Arabkendî hazretleri

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Muhammed Salih el-Gursî (Ekinci) - Muhammed Arabkendî hazretleri
  1. 20.Ocak.2013, 14:56
    1
    Misafir

    Muhammed Salih el-Gursî (Ekinci) - Muhammed Arabkendî hazretleri






    Muhammed Salih el-Gursî (Ekinci) - Muhammed Arabkendî hazretleri Mumsema Muhammed Salih el-Gursî (Ekinci) hoca, Muhammed Arabkendî hazretleri


  2. 31.Ocak.2013, 15:00
    2
    imam
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2007
    Üye No: 2034
    Mesaj Sayısı: 7,511
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: minallah-ilelllah

    Cevap: Muhammed Salih el-Gursî (Ekinci) - Muhammed Arabkendî hazretleri




    şeyh muhammed şerif el-arabkendi

    ŞEYH MUHAMMED ŞERİF el-ARABKENDÎ(TANRIKULU)’NiN HAYATI

    Son devrin büyüklerinden Şeyh Muhammed Arakendi’nin hayatını, talebesi, değerli üstad Salih Ekinci kaleme almışlardı. Beraber olduğumuz bir gün baştan sona okuduk ve tashih ettik. Sitemizde neşrinin hayırlı olacağını belirtiler
    Muhammed Salih Ekinci


    Son devrin büyüklerinden Şeyh Muhammed Arapkendi’nin hayatını, talebesi, değerli üstad Salih Ekinci kaleme almışlardı. Beraber olduğumuz bir gün baştan sona okuduk ve tashih ettik. Sitemizde neşrinin hayırlı olacağını belirtiler. Bu yazı Salih Ekinci tarafından Arapça yazılmış olmakla beraber Türkçe tercümesinde talebeleri de bazı eklemeler yapmışlardır. Okunurken bu hususunda nazara alınması doğru olur. Salih Okur, cevaplar.org



    DOĞUMU VE NESEBİ

    Şeyh Muhammed, 1911 yılında Diyarbakır’ın Bismil ilçesine bağlı Arapkent(Bayındır) köyünde dünyaya geldi. Babası Arapkent’te medfun bulunanSeyyid Yusuf’tur. O da Seyyid Muhammed’in oğludur. O da Seyyid Zinnun’un oğludur. O da Şeyh Muhammed’in oğludur. Şeyh Muhammed Batman’ın Gercüş ilçesine bağlı Bagas köyünde medfundur. Kabri günümüzde belli olup halen ziyaret edilmektedir. Soyu, o yöre halkı arasında meşhur “Bubi” ye ulaşır. Bubi’nin seyyid olduğu halk arasında yaygın olarak bilinmektedir.



    Babası, o daha çok küçük iken vefat etmiştir. Annesi Rabia hatun Diyarbakır’ın Bismil ilçesine bağlı Mirza Bey (Mirzabega) köyünden S. Abdülkadir’in kızıdır. Şeyh Abdurrahman’ın kardeşidir. O da meşhur ve bilinen bir aileye mensuptur.



    YETİŞMESİ

    Küçük yaşlarda babasını kaybeden Şeyh Muhammed, annesinin himayesi altında, büyük abisi Hacı Mehdi ile birlikte zor şartlarda büyümüştür. Annesi, Muhammed’i okutmak için elinden gelen çabayı harcamıştır. Sadece kendi pak sütüyle büyütmüştür. Çocuğunun dışarıda ve ِözellikle düğün yemeği yemesine müsaade etmeyip, abdestli iken pişirdiği yemekleri yedirerek büyütmüştür.



    Bu çabalar sonucunda en güzel bir şekilde yetişmesinin nasip olması anlamında “fe enbetehü nebaten hasenen” sırrına mazhar olmuştur. Çocukluğu ve gençliği ilim tahsil etmekle geçen Şeyh Muhammed aynı zamanda tasavvuf terbiyesi de almıştır.



    İLİM TAHSİLİ VE HOCALARI

    İlim tahsilini, çok sıkıntılı ve zor şartlar altında, değişik mekânlarda muhtelif zatlardan almıştır. İlk tahsiline köyün imamı Molla Said’in yanında Kur’an-ı Kerim okuyarak başlamıştır. Sonraları Şeyh Muhammed, komşu köyde bulunan Şeyh Yusuf’un yanında Molla Said’in kardeşi Molla Abdüsselam’ın gözetiminde tahsiline devam etmiştir. Bu iki kardeşin yanında, medreselerde okutulan küçük temel kitapları okumuştur.



    Bir süre Mardin’in Savur ilçesine bağlı Ahmedî köyüne gidip Şeyh Hamid’in torunlarından büyük âlim ve mürşid Şeyh Kemal’de tahsil görmüştür. İlim tahsiline Diyarbakır’ın Çınar ilçesine bağlı Yuvacık köyünde Molla Tahir el-Yuvacığı’nın yanında devam etmiştir. Belli zaman sonra, çeşitli vesilelerle molla Tahir’den çok istifade ettiğini ve onu asıl hocası olarak kabul ettiğini ifade etmiştir.



    Hocalarından birisi de Nurşin’li Şeyh Muhammed Diyauddin (Hazret)’in büyük halifelerinden Şeyh Mahmud Tileylunî (Karaköylü Şeyh Mahmud)’dir. Onun yanında bir süre ilim tahsil etmiştir. Tahsiline Mardin’in Kızıltepe ilçesine bağlı Avênâ köyünde, onun yanında devam etmiştir.



    Suriye’nin meşhur âlimlerinden Şeyh Ahmed Haznevi’nin Amud’da ikamet eden halifesi Molla Abdullatif’in yanında da bir süre tahsil görmüştür.



    Orada ِöğrenimini sürdürürken, gözlerinden ve başından çok rahatsız olmuştur. Bu hastalık neticesinde gözleri okuyamaz hale gelen Şeyh Muhammed memleketine geri dönmek zorunda kalmıştır. Bu durum on seneden fazla devam etmiştir. Bu sürede ilim tahsilinden uzak kalmıştır. Bazı ilim dallarında usulen okunması gereken ِönemli kitapların bir bölümünü okuyamamıştır.



    Aradan geçen bu süreden sonra, bir gün misafirliğine gelen bir derviş, gözleri için bir ilaç verip kullanmasını tavsiye etmiştir. Gece o ilacı kullanınca çok şiddetli bir ağrı duyduğunu anlatan Şeyh Muhammed, bir ara “gözlerim hiç görmeyecek” hissine vardığını söylemiştir. Fakat ortalığın aydınlanmasıyla birlikte gözlerindeki rahatsızlığın iyiye doğru gittiğini fark eden Şeyh Muhammed, kullandığı ilacın bir benzerini Mardin’e ısmarlamıştır. Böylece gözleri eski sağlığına kavuşmuştur.



    Baş ağrısının ise değişik bir hikâyesi vardır. Günün birinde köyüne gelen kervana mensup bir adam, kendi yörelerinde, bu hastalığa “nüzul” adı verildiğini ve bunu tedavi eden bir hocanın bulunduğunu söylemesi üzerine Şeyh Muhammed, etrafındakilerin ısrarı üzerine tedavi olmuş ve baş ağrısında fark edilir bir hafifleme hissetmiştir.



    Harikulade zekâ ve hafızası sayesinde, ilim tahsiline on sene ara verdiği halde, yarıda bıraktığı ِöğreniminde herhangi bir eksilme olmamıştır.



    Medresede takip edilen metoda göِre okuyamadığı kitapların mukaddimesini veya başından teberrüken bir-iki ders okuyup Şeyh Ahmed Haznevi’nin büyük oğlu Şeyh Masum’dan ilim icazeti almıştır.



    Fevkalade bir zekâya sahip olmasının diğer bir nişanesi de hocalarının kendisinden istifade etmiş olduklarını çeşitli vesilelerle ifade etmeleridir. Hatta ilmî ıstılahların hocadan alınması gereğinden olmasaydı, hocadan okumaya ihtiyaç bile hissetmeyecekti.



    TASAVVUFİ TERBİYESİ



    Tasavvufî terbiyesini, o yörede meşhur olan Şeyh Kemal’in yanında almıştır. Ve şeyhin en çok sevdiği üç kişiden biri olmuştur. Bu müddet zarfında şeyhinden büyük bir teveccüh görmüştür. Böylece gençliği, ilim ve tasavvufla yoğrulmuştur. Yaşıtları, Şeyh Muhammed’in bazı geceleri sabahlara kadar zikirle geçirdiğini ifade etmişlerdir. Bundan dolayıdır ki, salâvat getirirken Peygamber Efendimiz (s.a.v)’i defalarca gördüğünü anlatmıştır.



    Şeyh Kemal vefat edene kadar onunla birlikte olmuş ve kimseye intisap etmemiştir. Yalnız Şeyh Ahmed el-Haznevi’nin meşhur teveccühünde hazır olduğu, kendisinden rivayet edilmiştir. İlim tahsili esnasında Şeyh Ahmed Haznevi’nin müritleriyle bir süre beraber olmuş, fakat ona intisap etmemiştir.



    Arapkent’te imam iken, oralardan geçen bir kervan kendisine yanlarında bulunup da okuyamadıkları birkaç risaleden müteşekkil bir kitap vermişlerdi. Risaleler arasında bulunan Şeyh Sıbğatullah’ın “el-Mineh” adlı risalesini okuyunca çok etkilenmiştir. Bundan dolayı Nakşibendî tarikatının Seyyid Sıbğatullah’tan gelen koluna çok sempati ve iştiyak duymuştur.



    Bundan sonra, kendisine en yakın hissettiği, Nakşibendîlerden Şeyh Ahmed Haznevi’nin büyük oğlu Şeyh Ma’sum’a intisab etmiştir. Şeyhine olan bağlılığından dolayı her türlü hizmeti yapmaktan geri durmamıştır. Hatta Şeyh Ma’sum’un yanında tasavvufî sülûkuna devam ederken, sıradan bir mürid olmayıp büyük bir âlim olmasına rağmen, elleri şişip hiçbir şey tutamayacak hale gelinceye kadar çalışmıştır. Öyle ki Şeyh Ma’sum’un Tilmaruf’lu köylüleri, Şeyh Muhammed’i tanımadıklarından kendi aralarında “ne güzel hizmetçi, keşke Şeyh efendi ona ücret verseydi de sürekli hizmet etseydi veya “Şeyh efendinin darılmayacağını bilsek aramızda onun ücretini karşılayıp burada kalmasını sağlasaydık” seklinde fısıldaşıyorlardı.



    Şeyh Muhammed orada geçen bir anısını şöyle anlatmaktadır: “ Bir gün cami ve avlusunu temizledikten sonra, avluda beklerken, Şeyh Masum’un ‘keşke burada birkaç ağaç olsaydı’ sözünü duydum. Ağaç dikme zamanı olmadığı halde, Şeyhin işaretlerini birer emir olarak telakki ettiğim için, ağaçlardan birkaç dal kesip işaret ettiği yere ektim. Çevremdeki insanlar benimle alay edip, diktiğim ağaçları söktüler.”



    Tasavvufi terbiyesini Şeyh Masum’un yanında mükemmel bir şekilde ve sülûk hususunda güzel örnek olacak şekilde tamamlayıp ondan halifelik almıştır.



    Tarikat hayatı, üstatlarına çok bağlı, sofilerin hurafe ve şatahatlarından uzak bir üslupla devam etmiştir. Nakşibendî tarikatının her yönüyle şahane bir tarikat olduğunu tespit etmiştir.



    İLME HİZMETİ

    Çocukluğu ve gençliğinin büyük bir bölümü ilim tahsili ile geçmiştir. İlimde, üstün zekâsı ile emsalleriyle mukayese edilemeyecek bir üstünlük elde etmiştir. Daha ِönce belirttiğimiz gibi, hastalığından dolayı ilim tahsiline uzun bir müddet ara vermiştir. Tahsil sırasında bile hastalığı dolayısıyla fazla cehd edememesine rağmen emsali az görülür bir ilmi üstünlük elde etmiştir.



    Arapkent’e dِöndükten sonra sağlığı elverince ilim tedrisatına tekrar başlamıştır. Kِöy sakinleri su ihtiyaçlarını yağmurdan sonra sarnıçlarda biriken su ile karşılıyorlardı. Bununla beraber köylüler fakirlik ve yoksulluk içinde idiler. Bu zor şartlar içersinde elli-altmış talebeyi sürekli okutmuştur.



    Köylüler 10’a yakın ِöğrencinin ihtiyacını karşılarken Şeyh Muhammed geri kalan öğrencilerin tüm ihtiyacını karşılıyordu. Tüm gelirini talebelere harcıyordu. Hatta evinde de hiçbir şey kalmayınca köyünde bulunan, her türlü hizmetini yapan sırdaşı Hacı İbrahim’i çağırıp, hiç kimseye anlatmamasını da tembih ettikten sonra, çok değerli cübbesini satıp, karşılığında da buğday almasını istemiştir. Bu şekilde satın alınan buğdayla öğrencilerin eğitimini sürdürmüştür.



    Şeyh Muhammed’in tedris hayatında buna benzer sayısız örnekler mevcuttur. İki hanımı da öğrencilerin yemeğini ve ekmekleri pişirip ihtiyaçlarını karşılıyorlardı. Hatta su sıkıntısından dolayı Arapkent köyünden Mirzabey köyüne gitmek zorunda kalan Şeyh Muhammed ve ِöğrencileri orada da tahsil faaliyetini aksatmadan sürdürmüşlerdir. Bu şekildeki zor şartlar altında birçok büyük âlim yetiştirmiştir.



    Bunlardan bazıları şunlardır:

    Molla Muhammed Emin Gercüsî, Molla Nuri Hanikî, Molla Muhammed Salih el-Ğursî, Molla Muhammed el-Ğursi, Molla Hıdır el-Gursî, Molla Rıdvan, Molla Nusrettin, Molla Celal Yıldız, Molla Burhan, Molla Selahattin, Molla Hüsnü, Molla Said, Molla Serif Eroğlu, Molla Hasan, Molla Ramazan ve daha nice öğrencileri... Bu hocaların büyük çoğunluğu Şeyh Muhammed’in kendilerine gösterdiği yolda halen ilim tedrisatına devam etmektedirler.



    Şeyh Muhammed’in tedris faaliyeti sağlık durumu elverinceye kadar devam etmiştir. Birçok hastalığa müptela olunca bedenen yorgun düşmüş ve tedris faaliyetini bırakmak zorunda kalmıştır.



    İLMİ ÜSTÜNLÜĞÜ



    İlimde büyük bir üstünlük sahibi idi. Hatta o yörenin âlimleri, “alet ilmi dünyadan kalkmış olsa Şeyh Muhammed onu tekrar icat eder” demişlerdir.



    Onun zeki ve başarılı talebeleri diyorlar ki: “Herhangi bir ders verdiği kitabı ya kitabın müellifi seviyesinde veya daha üstün bir şekilde biliyordu.” Ders verirken “Ben kâle yekulû ile uğrasmam. “Kale yekuluyu anlatamam”diyordu. Yani onun yanında okuyan talebenin ilmi seviyesinin olması gerekiyordu. İbare tercüme etmek yerine nüktelerin ortaya çıkarılması ve kitabın içinde geçen hilafların, âlimlerin görüşlerinin tahlili, birini tercih diğerini tenkit ederek veya ikisini de reddedip kendi görüşünü ortaya koyarak ders işliyordu. Derslere hazırlanmadığı halde, çok seviyeli dersler veriyordu.



    Eser yazmaya gelince; “Önceki âlimler geleceğe çok şeyler bırakmışlardır. Yalnız durum ve zaman müsait olmadığından dolayı yazma imkânı bulamadık” diye beyan ediyordu. Yalnız Keşkül’ün “El-Kafiye” lafzı üzerindeki leğazını şerh etmiştir. Ve onun tarikat terbiyesiyle ilgili bazı sözlerini talebesi Molla Muhammed Salih el-Gursi, Eş-Şecaratü’l-Muhammediye adı altında toplayıp derlemiştir. Ayrıca Nakşibendî tarikatının adabından küçük bir risale ve bazı tavsiyeler ve Arapça kasideler yazmıştır.



    VERA VE TAKVASI

    Takvası ve Allah’tan korkması tarif edilemeyecek şekildedir. Öyle ki bazı zamanlarda yemek yeme iştahı olmuyor, uykusuz kalıyordu. Hatta bazı sohbetlerinde “bizim sevgimiz, sevgi değildir, bizim korkumuz da korku değildir. Çünkü seven sevilenle buluşunca yemeği ve uykuyu unutur. Allah’tan korkan kişinin de uykusu ve iştahı kaçar” diyordu.



    Bir gün Bismil’de bir müridin evinde büyük bir kalabalık ile irşad için misafir iken onu talebesi ve halifesi Molla Abdulhalim el-Hêsterekî dışarıda bir arkadaşına “Seyda niçin milleti rahatsız ediyor” diye söyler. İçerde bulunan Seyda dışarı çıktığında onu çağırıp “Abdulhalim” diye seslenmiş ve şöyle demiştir; “Eskiden beri kalbimden, Allah için olmayan hiçbir hatıra geçmemiştir.”



    Çok hastalıklı olduğundan dolayı bedeni çok zayıf olmasıyla beraber hiçbir zaman camide cemaatle namaz kılmayı terk etmemiştir. Camiye giderken bir iki nefes alarak istirahat edip öyle giriyordu. Aynı şekilde teheccüt namazlarını da terk etmiyordu.



    Şeyh Ma’sum Nurşinî: “Kime bakarsan onların kalbinde mal-mülk düşüncesi olduğunu görüyorum. Şeyh Muhammed’e baktığımda ise Allah’tan başka kalbinde hiçbir şey yoktur, demiştir. Bazen zikrin etkisinden ve Allah korkusundan dolayı yanıyordu. Küçük hanımı diyordu ki “elbisesini yıkadığımda kalbinin üstüne gelen bölümü yanıktı. Ona “elbisene ne yaptın?” dediğimde, “bana karışma, sen anlamazsın” diyordu.



    FERASET VE HİKMETİ

    Derin bir feraset ve hikmet sahibiydi. Müridlerine baktığında muvazzaf oldukları, evradları yapıp yapmadıklarını veya gevşek davrandıklarını simalarından anlıyordu. Bu durumları onların yakın arkadaşlarına anlatarak dolaylı olarak ikaz ediyordu.



    Şeyh Ma’sum Nurşini kendisini ziyarete giderken hazır bulunan cemaate; “kalblerinizi kontrol edin. Şeyh Muhammed gelmiştir. O kalblerin casusudur” diye uyarıyordu. Onun hikmetli sözlerini ِöğrenmek isteyen varsa Şeceratı Muhammediye adlı risalesini okuyabilirler. Risalesinden birkaç ِörnek vermekle yetineceğiz.



    “Haram yeme ve köِtü insanlarla oturup kalkma, kalbi ifsat eden

    şeylerin basında gelir.



    “Fitne ve insanlar arasındaki geçimsizliğin nedeni kibir ve dünya

    sevgisidir.”



    “İnsanların irşadına kendini adayan kimse, sürekli kendini kusurlu gördüğü halde, irşad esnasında kendi kusurlarını görmemezlikten gelmesi lazımdır.”



    İRŞAD HAYATI

    Sağlık durumu tedrisata müsaade etmeyince tedrisatı bırakıp irşada başlamıştır. Halk tarafından büyük bir teveccüh gördü. Özellikle o yörede bulunan hocaların çoğu müridi olmuştur. Müridlerinin çoğu âlim olduğundan dolayı bidat ve hurafelerden tarikatı muhafaza etmişlerdir. Bu sebepten çoğu insanların kalbini feth etmiştir.



    Şeyh Muhammed büyük bir kabul görmüştü. Bu kabulü, yaptırdığı bir Cami inşaatı sırasında müşahede edilmiştir. Batman’da bir cami yapmaya teşebbüs etti. Cami için hiç kimseden yardım talep etmedi. Ve yardım talep edilmesini yasakladı. Buna rağmen bu büyük inşaat külliyesiyle beraber ilk kazmayı vurup tavana ulaşana kadar, halk, zengin-fakir demeden cami inşaatında çalışıp ve yardımda yarışarak 17 günde tavana kadar tamamlandı. Bu inşaat bu duruma gelene kadar, sadece 8 yevmiyelik isçi parası verilmiştir. Bu vesileyle tarihi bir olay gerçekleşmiştir.



    Diğer bir ِörnek ise Bismil-Arabkent arasını bağlayan yolun 6-7 km’lik bölümün kazma, kürekle, onun talimatıyla 4 günde halk tarafından şose yol tamamlanmıştır.



    Bu ve benzeri hizmetlerin yanında yörede kan davalarının ve arazi anlaşmazlıklarının birçoğunun barısını sağlamıştır. Yörede barışmayan nice aileleri barıştırmıştır. Ve bu durum vefatına kadar devam etmiştir.



    VEFATI

    Hastalığından dolayı tedavi için Ankara’ya gitmişti. Fakat İbn-i Sina hastanesinde Çarşamba günü 1 Nisan 1987’de, sabah 09.00 civarında, Hakk’ın rahmetine kavuştu..



    Cenazesi Ankara’dan Arapkent’e getirildi ve on binlerce kişiden oluşan bir kalabalık tarafından defnedildi. O gün, cenaze hava limanından alınana kadar Diyarbakır’da trafik durmuştu. Yaşı 76’ idi. Ama onu görenler hastalığından dolayı 80’den fazla sanıyorlardı. İki evli ve her iki hanımının da çocukları olmamıştı. Birisi dayısının kızı, Şeyh Abdurrahman Mirzabeki’nin kızıdır, diğeri de Mir Osman Arabkendi’nin kızıdır.



    Kendi dedelerinden şeyhlik yapanı işitilmemiştir. Ancak Şeyh Muhammed’i Bagasî’nin türbesi ziyaret edilmektedir. Ancak Şeyhlik yapıp yapmadığı hususunda kesin bir bilgi yoktur.



    HALİFELERİ

    13 Halifesi vardır.

    1-Yeğeni Said Muhammed Naci, halen Arapkent köyünde ikamet etmektedir.



    2-Molla Muhammed Emin-i Gercüşi, halen Batman’da ikamet etmektedir. Bir süre tedrisatla uğraştıktan sonra şartların müsait olmamasından dolayı tedrisata ara vermiştir.



    3-Molla Bekir el-Hasbinasî, Halen Gaziantep’de ikamet etmektedir. İrşad faaliyetleri devam etmektedir.



    4-Molla Abdulhalim el-Hesterikî, halen Batman’a bağlı Ancülin köyünde ikamet etmektedir.



    5-Molla Nasruddin, halen Van’da ikamet edip hizmet ve irşatla meşguldür.



    6-Molla Reşat, halen Batman’da ikamet etmektedir.



    7-Molla Muhammed; Şu anda Mardin’in Kızıltepe ilçesinde ikamet etmektedir. İlmi hizmet ve tedrisatla meşguldür.



    8-Molla Muhammed Salih el-Ğursi, halen Konya’da ikamet etmektedir.

    Bugüne kadar birçok öğrenci yetiştiren hoca efendi, halen çok sayıda öğrenciye İslami ilimlerde ders vermektedir. Birçok eseri yayımlanan değerli hocanın, çeşitli konularda te’lif ve tahkik çalışmaları devam etmektedir.



    Yayınlanmış bazı eserleri: 1) Faslu’l-Hitab, Arapça kaleme alınan bu eser “Sahabe Dönemi” adı altında Türkçeye çevrilmiştir.



    2)el-İcabe



    3)es-Sünnetü’n-Nebeviyye hücciyeten ve tedvinen



    4)el-Haşiye ala Nuhbeti’l-Fiker



    5)Menhecü’l-Kasıd, bu eseri de Nebevi sünnet adıyla tercüme edilmistir



    6)el-Fikrü’l-İslami inda’l-İmam Veliyullah ed-Dehlevi, bu eser İmam Dehlevi’nin Yenilikçi Düşüncesi adı altında tercüme edilmiştir.



    9-Molla Ahmed Halilî, Diyarbakır’ın Çınar ilçesinin Ömera köyünde imam olarak görevini sürdürmekteydi, vefat etmiştir..



    10-Molla Sabri, Batman’ın Kozluk ilçesinde ikamet etmektedir. Yakın zaman kadar tedrisatla meşgul idi. Hastalığı nedeniyle bırakmak zorunda kaldı. Şu an vefat etmiştir.



    11-Molla Rıdvan, halen Mardin’in Kızıltepe ilçesinin Selağ köyünde ilim tedrisatıyla meşguldür.



    12-Molla İbrahim Kerhi, Diyarbakır’ın Bismil ilçesine bağlı Aktepe köyünde ikamet etmektedir.



    13-Molla Hıdır; Halen Diyarbakır’da ilmi faaliyetlere devam etmektedir. Âlim ve muttaki olan bu insanlardan Allah razı olsun. Allahu Teala hepsine sağlıklı ve bereketli bir hayat ve uzun ِömürler versin.



    KERAMETLERİNDEN BİR ÖRNEK

    Şeyh Muhammed, kasım aylarının soğuk günlerinden birinde, hac yolculuğu sırasında, Kızıltepe’de halifesi Molla Salih’in babası Molla Ahmed el-Gursi’nin evine misafir olmuştu. Evi o sıralarda satın aldığından, sobayı henüz kuramayan Molla Ahmed, Şeyh Efendi evine misafir olduktan sonra sobayı kurar. Şeyh Muhammed misafir kaldığı müddet içerinde soba gayet güzel bir şekilde tutuşur ve yanar.



    Şeyh Efendi ayrıldıktan sonra ortalığı duman kaplar soba yanmaz. Hayrete düsen Molla Ahmed, oğlu Beşir’e dama çıkıp bacaya bakmasını ister. Dama çıkan Beşir, henüz yeni olan evin baca deliğinin açılmadığını görünce hayret içersinde durumu babasına anlatır. Baba, çocuklar ve misafirler olaya bizzat tanık olmak için dama çıktıklarında aynı manzarayla karşılaşırlar ve tamamen kapalı olan bacayı açarlar. Molla Ahmed sobanın, Şeyh Muhammed’in himmetiyle yandığını anlar ve bunu defalarca anlatır.



    Molla Salih Efendi, bizzat kendisinin dama çıkıp baca deliğinin üzerinde bir karış toprak bulunduğunu ve toprağın altında ayrıca teneke ile kapatıldığına bizzat şahit olduğunu ifade etmiştir.



    ŞEFKAT VE CÖMERTLİĞİ

    İnsanlara, hatta hayvanlara karsı son derece şefkatli idi. Yanına gelen misafirlerin durumunu sorar, fakir bildiği insanlara imkânları ölçüsünde yardım ederdi. Gelen-giden misafirleri için bizzat minibüs şoförleri ile pazarlıkyapardı. Fazla ücret aldıklarında, onu tekrar alıp memnun olmadığını ifade ediyordu. Fakirlerin ve özellikle öğrencilerin yol parasını kendisi veriyordu. Gelecek misafirlerini çok kıt imkânlarına rağmen en güzel şekilde ağırlamaya gayret sarf ediyordu.



    Hayvanların yem ve barınma durumlarını takip ediyordu. Hatta hayvanların su ihtiyacı için kendisi kazma ve kürekle küçük göletler yapıyor ve hayvanların su içmesini sağlıyordu.



    Kendi ifadesiyle; “kurtuluşu hiçbir amelimde görmüyorum”, “arkadaşlarıma yaptığım hizmetleri hiçbir minnetini kalbimde geçirmiyorum, keşke onlar lehimize ve aleyhimize olmasalar bize yeterli olur” diyordu.



    Ve şunu ekliyordu: “Ancak evlatlarına şefkatli davranıp tehlikelerden koruyan bir anne gibi, şefkatimiz ve onlara samimi nasihatimiz hariç. Biz, bunların kurtuluşumuza sebep olacağını düşünüyor ve arkadaşlara bununla minnet ediyoruz. Hatta onların aleyhlerine delil olacağından korkuyoruz”.



    Ek:



    ŞEYH ARAPKENDİ’NİN ÜSTAD BEDİÜZZAMAN HAKKINDA BİR HATIRASI



    Muhammed Salih Ekinci anlatıyor; “Bediüzzaman’ın vefat ettiği gün Ramazan idi. Hatırlıyorum, şimdiki gibi hatırlıyorum. Ortalık birden karardı. İkindivaktinde dünya karardı. Sanki akşam ile yatsı arası gibi oldu. Bir yağmur yağdı. Kan gibi yağıyordu. Sabah kalktık, baktık, her yer kan gibi kıpkırmızıydı. Taş, toprak, ağaç her yer kızarmıştı…



    Büyük üstadım Seyda Muhammed Arapkendi o gün bu durumu görünce demiş ki; “bugün büyük bir zat vefat etmiştir.” Hatta gözü Til Maruf tarafındaydı. Oradan tarikat almıştı. Oradan bir şey olabilir diye düşünüyordu. Tabii herkes kendine yakın olan şeyleri düşünüyor.



    Sonradan Bediüzzaman’ın o gün vefat ettiği haberi gelince çok teessüf etmiş ve demiş ki;“Bu zatın bu kadar büyük olduğunu bilseydim, mutlaka ona ulaşır, onu ziyaret ederdim.”



    Bu hatırayı ben bizzat kendisinden işitmedim. O zaman yanında okuyan mollalardan işittim. Bunlardan biri Molla Ahmed-i Halili ki, sonradan Seyda’nın(Muhammed Arapkendi) halifesi oldu, ben de kendisinden bir müddet okumuştum.”


  3. 31.Ocak.2013, 15:00
    2
    Üye



    şeyh muhammed şerif el-arabkendi

    ŞEYH MUHAMMED ŞERİF el-ARABKENDÎ(TANRIKULU)’NiN HAYATI

    Son devrin büyüklerinden Şeyh Muhammed Arakendi’nin hayatını, talebesi, değerli üstad Salih Ekinci kaleme almışlardı. Beraber olduğumuz bir gün baştan sona okuduk ve tashih ettik. Sitemizde neşrinin hayırlı olacağını belirtiler
    Muhammed Salih Ekinci


    Son devrin büyüklerinden Şeyh Muhammed Arapkendi’nin hayatını, talebesi, değerli üstad Salih Ekinci kaleme almışlardı. Beraber olduğumuz bir gün baştan sona okuduk ve tashih ettik. Sitemizde neşrinin hayırlı olacağını belirtiler. Bu yazı Salih Ekinci tarafından Arapça yazılmış olmakla beraber Türkçe tercümesinde talebeleri de bazı eklemeler yapmışlardır. Okunurken bu hususunda nazara alınması doğru olur. Salih Okur, cevaplar.org



    DOĞUMU VE NESEBİ

    Şeyh Muhammed, 1911 yılında Diyarbakır’ın Bismil ilçesine bağlı Arapkent(Bayındır) köyünde dünyaya geldi. Babası Arapkent’te medfun bulunanSeyyid Yusuf’tur. O da Seyyid Muhammed’in oğludur. O da Seyyid Zinnun’un oğludur. O da Şeyh Muhammed’in oğludur. Şeyh Muhammed Batman’ın Gercüş ilçesine bağlı Bagas köyünde medfundur. Kabri günümüzde belli olup halen ziyaret edilmektedir. Soyu, o yöre halkı arasında meşhur “Bubi” ye ulaşır. Bubi’nin seyyid olduğu halk arasında yaygın olarak bilinmektedir.



    Babası, o daha çok küçük iken vefat etmiştir. Annesi Rabia hatun Diyarbakır’ın Bismil ilçesine bağlı Mirza Bey (Mirzabega) köyünden S. Abdülkadir’in kızıdır. Şeyh Abdurrahman’ın kardeşidir. O da meşhur ve bilinen bir aileye mensuptur.



    YETİŞMESİ

    Küçük yaşlarda babasını kaybeden Şeyh Muhammed, annesinin himayesi altında, büyük abisi Hacı Mehdi ile birlikte zor şartlarda büyümüştür. Annesi, Muhammed’i okutmak için elinden gelen çabayı harcamıştır. Sadece kendi pak sütüyle büyütmüştür. Çocuğunun dışarıda ve ِözellikle düğün yemeği yemesine müsaade etmeyip, abdestli iken pişirdiği yemekleri yedirerek büyütmüştür.



    Bu çabalar sonucunda en güzel bir şekilde yetişmesinin nasip olması anlamında “fe enbetehü nebaten hasenen” sırrına mazhar olmuştur. Çocukluğu ve gençliği ilim tahsil etmekle geçen Şeyh Muhammed aynı zamanda tasavvuf terbiyesi de almıştır.



    İLİM TAHSİLİ VE HOCALARI

    İlim tahsilini, çok sıkıntılı ve zor şartlar altında, değişik mekânlarda muhtelif zatlardan almıştır. İlk tahsiline köyün imamı Molla Said’in yanında Kur’an-ı Kerim okuyarak başlamıştır. Sonraları Şeyh Muhammed, komşu köyde bulunan Şeyh Yusuf’un yanında Molla Said’in kardeşi Molla Abdüsselam’ın gözetiminde tahsiline devam etmiştir. Bu iki kardeşin yanında, medreselerde okutulan küçük temel kitapları okumuştur.



    Bir süre Mardin’in Savur ilçesine bağlı Ahmedî köyüne gidip Şeyh Hamid’in torunlarından büyük âlim ve mürşid Şeyh Kemal’de tahsil görmüştür. İlim tahsiline Diyarbakır’ın Çınar ilçesine bağlı Yuvacık köyünde Molla Tahir el-Yuvacığı’nın yanında devam etmiştir. Belli zaman sonra, çeşitli vesilelerle molla Tahir’den çok istifade ettiğini ve onu asıl hocası olarak kabul ettiğini ifade etmiştir.



    Hocalarından birisi de Nurşin’li Şeyh Muhammed Diyauddin (Hazret)’in büyük halifelerinden Şeyh Mahmud Tileylunî (Karaköylü Şeyh Mahmud)’dir. Onun yanında bir süre ilim tahsil etmiştir. Tahsiline Mardin’in Kızıltepe ilçesine bağlı Avênâ köyünde, onun yanında devam etmiştir.



    Suriye’nin meşhur âlimlerinden Şeyh Ahmed Haznevi’nin Amud’da ikamet eden halifesi Molla Abdullatif’in yanında da bir süre tahsil görmüştür.



    Orada ِöğrenimini sürdürürken, gözlerinden ve başından çok rahatsız olmuştur. Bu hastalık neticesinde gözleri okuyamaz hale gelen Şeyh Muhammed memleketine geri dönmek zorunda kalmıştır. Bu durum on seneden fazla devam etmiştir. Bu sürede ilim tahsilinden uzak kalmıştır. Bazı ilim dallarında usulen okunması gereken ِönemli kitapların bir bölümünü okuyamamıştır.



    Aradan geçen bu süreden sonra, bir gün misafirliğine gelen bir derviş, gözleri için bir ilaç verip kullanmasını tavsiye etmiştir. Gece o ilacı kullanınca çok şiddetli bir ağrı duyduğunu anlatan Şeyh Muhammed, bir ara “gözlerim hiç görmeyecek” hissine vardığını söylemiştir. Fakat ortalığın aydınlanmasıyla birlikte gözlerindeki rahatsızlığın iyiye doğru gittiğini fark eden Şeyh Muhammed, kullandığı ilacın bir benzerini Mardin’e ısmarlamıştır. Böylece gözleri eski sağlığına kavuşmuştur.



    Baş ağrısının ise değişik bir hikâyesi vardır. Günün birinde köyüne gelen kervana mensup bir adam, kendi yörelerinde, bu hastalığa “nüzul” adı verildiğini ve bunu tedavi eden bir hocanın bulunduğunu söylemesi üzerine Şeyh Muhammed, etrafındakilerin ısrarı üzerine tedavi olmuş ve baş ağrısında fark edilir bir hafifleme hissetmiştir.



    Harikulade zekâ ve hafızası sayesinde, ilim tahsiline on sene ara verdiği halde, yarıda bıraktığı ِöğreniminde herhangi bir eksilme olmamıştır.



    Medresede takip edilen metoda göِre okuyamadığı kitapların mukaddimesini veya başından teberrüken bir-iki ders okuyup Şeyh Ahmed Haznevi’nin büyük oğlu Şeyh Masum’dan ilim icazeti almıştır.



    Fevkalade bir zekâya sahip olmasının diğer bir nişanesi de hocalarının kendisinden istifade etmiş olduklarını çeşitli vesilelerle ifade etmeleridir. Hatta ilmî ıstılahların hocadan alınması gereğinden olmasaydı, hocadan okumaya ihtiyaç bile hissetmeyecekti.



    TASAVVUFİ TERBİYESİ



    Tasavvufî terbiyesini, o yörede meşhur olan Şeyh Kemal’in yanında almıştır. Ve şeyhin en çok sevdiği üç kişiden biri olmuştur. Bu müddet zarfında şeyhinden büyük bir teveccüh görmüştür. Böylece gençliği, ilim ve tasavvufla yoğrulmuştur. Yaşıtları, Şeyh Muhammed’in bazı geceleri sabahlara kadar zikirle geçirdiğini ifade etmişlerdir. Bundan dolayıdır ki, salâvat getirirken Peygamber Efendimiz (s.a.v)’i defalarca gördüğünü anlatmıştır.



    Şeyh Kemal vefat edene kadar onunla birlikte olmuş ve kimseye intisap etmemiştir. Yalnız Şeyh Ahmed el-Haznevi’nin meşhur teveccühünde hazır olduğu, kendisinden rivayet edilmiştir. İlim tahsili esnasında Şeyh Ahmed Haznevi’nin müritleriyle bir süre beraber olmuş, fakat ona intisap etmemiştir.



    Arapkent’te imam iken, oralardan geçen bir kervan kendisine yanlarında bulunup da okuyamadıkları birkaç risaleden müteşekkil bir kitap vermişlerdi. Risaleler arasında bulunan Şeyh Sıbğatullah’ın “el-Mineh” adlı risalesini okuyunca çok etkilenmiştir. Bundan dolayı Nakşibendî tarikatının Seyyid Sıbğatullah’tan gelen koluna çok sempati ve iştiyak duymuştur.



    Bundan sonra, kendisine en yakın hissettiği, Nakşibendîlerden Şeyh Ahmed Haznevi’nin büyük oğlu Şeyh Ma’sum’a intisab etmiştir. Şeyhine olan bağlılığından dolayı her türlü hizmeti yapmaktan geri durmamıştır. Hatta Şeyh Ma’sum’un yanında tasavvufî sülûkuna devam ederken, sıradan bir mürid olmayıp büyük bir âlim olmasına rağmen, elleri şişip hiçbir şey tutamayacak hale gelinceye kadar çalışmıştır. Öyle ki Şeyh Ma’sum’un Tilmaruf’lu köylüleri, Şeyh Muhammed’i tanımadıklarından kendi aralarında “ne güzel hizmetçi, keşke Şeyh efendi ona ücret verseydi de sürekli hizmet etseydi veya “Şeyh efendinin darılmayacağını bilsek aramızda onun ücretini karşılayıp burada kalmasını sağlasaydık” seklinde fısıldaşıyorlardı.



    Şeyh Muhammed orada geçen bir anısını şöyle anlatmaktadır: “ Bir gün cami ve avlusunu temizledikten sonra, avluda beklerken, Şeyh Masum’un ‘keşke burada birkaç ağaç olsaydı’ sözünü duydum. Ağaç dikme zamanı olmadığı halde, Şeyhin işaretlerini birer emir olarak telakki ettiğim için, ağaçlardan birkaç dal kesip işaret ettiği yere ektim. Çevremdeki insanlar benimle alay edip, diktiğim ağaçları söktüler.”



    Tasavvufi terbiyesini Şeyh Masum’un yanında mükemmel bir şekilde ve sülûk hususunda güzel örnek olacak şekilde tamamlayıp ondan halifelik almıştır.



    Tarikat hayatı, üstatlarına çok bağlı, sofilerin hurafe ve şatahatlarından uzak bir üslupla devam etmiştir. Nakşibendî tarikatının her yönüyle şahane bir tarikat olduğunu tespit etmiştir.



    İLME HİZMETİ

    Çocukluğu ve gençliğinin büyük bir bölümü ilim tahsili ile geçmiştir. İlimde, üstün zekâsı ile emsalleriyle mukayese edilemeyecek bir üstünlük elde etmiştir. Daha ِönce belirttiğimiz gibi, hastalığından dolayı ilim tahsiline uzun bir müddet ara vermiştir. Tahsil sırasında bile hastalığı dolayısıyla fazla cehd edememesine rağmen emsali az görülür bir ilmi üstünlük elde etmiştir.



    Arapkent’e dِöndükten sonra sağlığı elverince ilim tedrisatına tekrar başlamıştır. Kِöy sakinleri su ihtiyaçlarını yağmurdan sonra sarnıçlarda biriken su ile karşılıyorlardı. Bununla beraber köylüler fakirlik ve yoksulluk içinde idiler. Bu zor şartlar içersinde elli-altmış talebeyi sürekli okutmuştur.



    Köylüler 10’a yakın ِöğrencinin ihtiyacını karşılarken Şeyh Muhammed geri kalan öğrencilerin tüm ihtiyacını karşılıyordu. Tüm gelirini talebelere harcıyordu. Hatta evinde de hiçbir şey kalmayınca köyünde bulunan, her türlü hizmetini yapan sırdaşı Hacı İbrahim’i çağırıp, hiç kimseye anlatmamasını da tembih ettikten sonra, çok değerli cübbesini satıp, karşılığında da buğday almasını istemiştir. Bu şekilde satın alınan buğdayla öğrencilerin eğitimini sürdürmüştür.



    Şeyh Muhammed’in tedris hayatında buna benzer sayısız örnekler mevcuttur. İki hanımı da öğrencilerin yemeğini ve ekmekleri pişirip ihtiyaçlarını karşılıyorlardı. Hatta su sıkıntısından dolayı Arapkent köyünden Mirzabey köyüne gitmek zorunda kalan Şeyh Muhammed ve ِöğrencileri orada da tahsil faaliyetini aksatmadan sürdürmüşlerdir. Bu şekildeki zor şartlar altında birçok büyük âlim yetiştirmiştir.



    Bunlardan bazıları şunlardır:

    Molla Muhammed Emin Gercüsî, Molla Nuri Hanikî, Molla Muhammed Salih el-Ğursî, Molla Muhammed el-Ğursi, Molla Hıdır el-Gursî, Molla Rıdvan, Molla Nusrettin, Molla Celal Yıldız, Molla Burhan, Molla Selahattin, Molla Hüsnü, Molla Said, Molla Serif Eroğlu, Molla Hasan, Molla Ramazan ve daha nice öğrencileri... Bu hocaların büyük çoğunluğu Şeyh Muhammed’in kendilerine gösterdiği yolda halen ilim tedrisatına devam etmektedirler.



    Şeyh Muhammed’in tedris faaliyeti sağlık durumu elverinceye kadar devam etmiştir. Birçok hastalığa müptela olunca bedenen yorgun düşmüş ve tedris faaliyetini bırakmak zorunda kalmıştır.



    İLMİ ÜSTÜNLÜĞÜ



    İlimde büyük bir üstünlük sahibi idi. Hatta o yörenin âlimleri, “alet ilmi dünyadan kalkmış olsa Şeyh Muhammed onu tekrar icat eder” demişlerdir.



    Onun zeki ve başarılı talebeleri diyorlar ki: “Herhangi bir ders verdiği kitabı ya kitabın müellifi seviyesinde veya daha üstün bir şekilde biliyordu.” Ders verirken “Ben kâle yekulû ile uğrasmam. “Kale yekuluyu anlatamam”diyordu. Yani onun yanında okuyan talebenin ilmi seviyesinin olması gerekiyordu. İbare tercüme etmek yerine nüktelerin ortaya çıkarılması ve kitabın içinde geçen hilafların, âlimlerin görüşlerinin tahlili, birini tercih diğerini tenkit ederek veya ikisini de reddedip kendi görüşünü ortaya koyarak ders işliyordu. Derslere hazırlanmadığı halde, çok seviyeli dersler veriyordu.



    Eser yazmaya gelince; “Önceki âlimler geleceğe çok şeyler bırakmışlardır. Yalnız durum ve zaman müsait olmadığından dolayı yazma imkânı bulamadık” diye beyan ediyordu. Yalnız Keşkül’ün “El-Kafiye” lafzı üzerindeki leğazını şerh etmiştir. Ve onun tarikat terbiyesiyle ilgili bazı sözlerini talebesi Molla Muhammed Salih el-Gursi, Eş-Şecaratü’l-Muhammediye adı altında toplayıp derlemiştir. Ayrıca Nakşibendî tarikatının adabından küçük bir risale ve bazı tavsiyeler ve Arapça kasideler yazmıştır.



    VERA VE TAKVASI

    Takvası ve Allah’tan korkması tarif edilemeyecek şekildedir. Öyle ki bazı zamanlarda yemek yeme iştahı olmuyor, uykusuz kalıyordu. Hatta bazı sohbetlerinde “bizim sevgimiz, sevgi değildir, bizim korkumuz da korku değildir. Çünkü seven sevilenle buluşunca yemeği ve uykuyu unutur. Allah’tan korkan kişinin de uykusu ve iştahı kaçar” diyordu.



    Bir gün Bismil’de bir müridin evinde büyük bir kalabalık ile irşad için misafir iken onu talebesi ve halifesi Molla Abdulhalim el-Hêsterekî dışarıda bir arkadaşına “Seyda niçin milleti rahatsız ediyor” diye söyler. İçerde bulunan Seyda dışarı çıktığında onu çağırıp “Abdulhalim” diye seslenmiş ve şöyle demiştir; “Eskiden beri kalbimden, Allah için olmayan hiçbir hatıra geçmemiştir.”



    Çok hastalıklı olduğundan dolayı bedeni çok zayıf olmasıyla beraber hiçbir zaman camide cemaatle namaz kılmayı terk etmemiştir. Camiye giderken bir iki nefes alarak istirahat edip öyle giriyordu. Aynı şekilde teheccüt namazlarını da terk etmiyordu.



    Şeyh Ma’sum Nurşinî: “Kime bakarsan onların kalbinde mal-mülk düşüncesi olduğunu görüyorum. Şeyh Muhammed’e baktığımda ise Allah’tan başka kalbinde hiçbir şey yoktur, demiştir. Bazen zikrin etkisinden ve Allah korkusundan dolayı yanıyordu. Küçük hanımı diyordu ki “elbisesini yıkadığımda kalbinin üstüne gelen bölümü yanıktı. Ona “elbisene ne yaptın?” dediğimde, “bana karışma, sen anlamazsın” diyordu.



    FERASET VE HİKMETİ

    Derin bir feraset ve hikmet sahibiydi. Müridlerine baktığında muvazzaf oldukları, evradları yapıp yapmadıklarını veya gevşek davrandıklarını simalarından anlıyordu. Bu durumları onların yakın arkadaşlarına anlatarak dolaylı olarak ikaz ediyordu.



    Şeyh Ma’sum Nurşini kendisini ziyarete giderken hazır bulunan cemaate; “kalblerinizi kontrol edin. Şeyh Muhammed gelmiştir. O kalblerin casusudur” diye uyarıyordu. Onun hikmetli sözlerini ِöğrenmek isteyen varsa Şeceratı Muhammediye adlı risalesini okuyabilirler. Risalesinden birkaç ِörnek vermekle yetineceğiz.



    “Haram yeme ve köِtü insanlarla oturup kalkma, kalbi ifsat eden

    şeylerin basında gelir.



    “Fitne ve insanlar arasındaki geçimsizliğin nedeni kibir ve dünya

    sevgisidir.”



    “İnsanların irşadına kendini adayan kimse, sürekli kendini kusurlu gördüğü halde, irşad esnasında kendi kusurlarını görmemezlikten gelmesi lazımdır.”



    İRŞAD HAYATI

    Sağlık durumu tedrisata müsaade etmeyince tedrisatı bırakıp irşada başlamıştır. Halk tarafından büyük bir teveccüh gördü. Özellikle o yörede bulunan hocaların çoğu müridi olmuştur. Müridlerinin çoğu âlim olduğundan dolayı bidat ve hurafelerden tarikatı muhafaza etmişlerdir. Bu sebepten çoğu insanların kalbini feth etmiştir.



    Şeyh Muhammed büyük bir kabul görmüştü. Bu kabulü, yaptırdığı bir Cami inşaatı sırasında müşahede edilmiştir. Batman’da bir cami yapmaya teşebbüs etti. Cami için hiç kimseden yardım talep etmedi. Ve yardım talep edilmesini yasakladı. Buna rağmen bu büyük inşaat külliyesiyle beraber ilk kazmayı vurup tavana ulaşana kadar, halk, zengin-fakir demeden cami inşaatında çalışıp ve yardımda yarışarak 17 günde tavana kadar tamamlandı. Bu inşaat bu duruma gelene kadar, sadece 8 yevmiyelik isçi parası verilmiştir. Bu vesileyle tarihi bir olay gerçekleşmiştir.



    Diğer bir ِörnek ise Bismil-Arabkent arasını bağlayan yolun 6-7 km’lik bölümün kazma, kürekle, onun talimatıyla 4 günde halk tarafından şose yol tamamlanmıştır.



    Bu ve benzeri hizmetlerin yanında yörede kan davalarının ve arazi anlaşmazlıklarının birçoğunun barısını sağlamıştır. Yörede barışmayan nice aileleri barıştırmıştır. Ve bu durum vefatına kadar devam etmiştir.



    VEFATI

    Hastalığından dolayı tedavi için Ankara’ya gitmişti. Fakat İbn-i Sina hastanesinde Çarşamba günü 1 Nisan 1987’de, sabah 09.00 civarında, Hakk’ın rahmetine kavuştu..



    Cenazesi Ankara’dan Arapkent’e getirildi ve on binlerce kişiden oluşan bir kalabalık tarafından defnedildi. O gün, cenaze hava limanından alınana kadar Diyarbakır’da trafik durmuştu. Yaşı 76’ idi. Ama onu görenler hastalığından dolayı 80’den fazla sanıyorlardı. İki evli ve her iki hanımının da çocukları olmamıştı. Birisi dayısının kızı, Şeyh Abdurrahman Mirzabeki’nin kızıdır, diğeri de Mir Osman Arabkendi’nin kızıdır.



    Kendi dedelerinden şeyhlik yapanı işitilmemiştir. Ancak Şeyh Muhammed’i Bagasî’nin türbesi ziyaret edilmektedir. Ancak Şeyhlik yapıp yapmadığı hususunda kesin bir bilgi yoktur.



    HALİFELERİ

    13 Halifesi vardır.

    1-Yeğeni Said Muhammed Naci, halen Arapkent köyünde ikamet etmektedir.



    2-Molla Muhammed Emin-i Gercüşi, halen Batman’da ikamet etmektedir. Bir süre tedrisatla uğraştıktan sonra şartların müsait olmamasından dolayı tedrisata ara vermiştir.



    3-Molla Bekir el-Hasbinasî, Halen Gaziantep’de ikamet etmektedir. İrşad faaliyetleri devam etmektedir.



    4-Molla Abdulhalim el-Hesterikî, halen Batman’a bağlı Ancülin köyünde ikamet etmektedir.



    5-Molla Nasruddin, halen Van’da ikamet edip hizmet ve irşatla meşguldür.



    6-Molla Reşat, halen Batman’da ikamet etmektedir.



    7-Molla Muhammed; Şu anda Mardin’in Kızıltepe ilçesinde ikamet etmektedir. İlmi hizmet ve tedrisatla meşguldür.



    8-Molla Muhammed Salih el-Ğursi, halen Konya’da ikamet etmektedir.

    Bugüne kadar birçok öğrenci yetiştiren hoca efendi, halen çok sayıda öğrenciye İslami ilimlerde ders vermektedir. Birçok eseri yayımlanan değerli hocanın, çeşitli konularda te’lif ve tahkik çalışmaları devam etmektedir.



    Yayınlanmış bazı eserleri: 1) Faslu’l-Hitab, Arapça kaleme alınan bu eser “Sahabe Dönemi” adı altında Türkçeye çevrilmiştir.



    2)el-İcabe



    3)es-Sünnetü’n-Nebeviyye hücciyeten ve tedvinen



    4)el-Haşiye ala Nuhbeti’l-Fiker



    5)Menhecü’l-Kasıd, bu eseri de Nebevi sünnet adıyla tercüme edilmistir



    6)el-Fikrü’l-İslami inda’l-İmam Veliyullah ed-Dehlevi, bu eser İmam Dehlevi’nin Yenilikçi Düşüncesi adı altında tercüme edilmiştir.



    9-Molla Ahmed Halilî, Diyarbakır’ın Çınar ilçesinin Ömera köyünde imam olarak görevini sürdürmekteydi, vefat etmiştir..



    10-Molla Sabri, Batman’ın Kozluk ilçesinde ikamet etmektedir. Yakın zaman kadar tedrisatla meşgul idi. Hastalığı nedeniyle bırakmak zorunda kaldı. Şu an vefat etmiştir.



    11-Molla Rıdvan, halen Mardin’in Kızıltepe ilçesinin Selağ köyünde ilim tedrisatıyla meşguldür.



    12-Molla İbrahim Kerhi, Diyarbakır’ın Bismil ilçesine bağlı Aktepe köyünde ikamet etmektedir.



    13-Molla Hıdır; Halen Diyarbakır’da ilmi faaliyetlere devam etmektedir. Âlim ve muttaki olan bu insanlardan Allah razı olsun. Allahu Teala hepsine sağlıklı ve bereketli bir hayat ve uzun ِömürler versin.



    KERAMETLERİNDEN BİR ÖRNEK

    Şeyh Muhammed, kasım aylarının soğuk günlerinden birinde, hac yolculuğu sırasında, Kızıltepe’de halifesi Molla Salih’in babası Molla Ahmed el-Gursi’nin evine misafir olmuştu. Evi o sıralarda satın aldığından, sobayı henüz kuramayan Molla Ahmed, Şeyh Efendi evine misafir olduktan sonra sobayı kurar. Şeyh Muhammed misafir kaldığı müddet içerinde soba gayet güzel bir şekilde tutuşur ve yanar.



    Şeyh Efendi ayrıldıktan sonra ortalığı duman kaplar soba yanmaz. Hayrete düsen Molla Ahmed, oğlu Beşir’e dama çıkıp bacaya bakmasını ister. Dama çıkan Beşir, henüz yeni olan evin baca deliğinin açılmadığını görünce hayret içersinde durumu babasına anlatır. Baba, çocuklar ve misafirler olaya bizzat tanık olmak için dama çıktıklarında aynı manzarayla karşılaşırlar ve tamamen kapalı olan bacayı açarlar. Molla Ahmed sobanın, Şeyh Muhammed’in himmetiyle yandığını anlar ve bunu defalarca anlatır.



    Molla Salih Efendi, bizzat kendisinin dama çıkıp baca deliğinin üzerinde bir karış toprak bulunduğunu ve toprağın altında ayrıca teneke ile kapatıldığına bizzat şahit olduğunu ifade etmiştir.



    ŞEFKAT VE CÖMERTLİĞİ

    İnsanlara, hatta hayvanlara karsı son derece şefkatli idi. Yanına gelen misafirlerin durumunu sorar, fakir bildiği insanlara imkânları ölçüsünde yardım ederdi. Gelen-giden misafirleri için bizzat minibüs şoförleri ile pazarlıkyapardı. Fazla ücret aldıklarında, onu tekrar alıp memnun olmadığını ifade ediyordu. Fakirlerin ve özellikle öğrencilerin yol parasını kendisi veriyordu. Gelecek misafirlerini çok kıt imkânlarına rağmen en güzel şekilde ağırlamaya gayret sarf ediyordu.



    Hayvanların yem ve barınma durumlarını takip ediyordu. Hatta hayvanların su ihtiyacı için kendisi kazma ve kürekle küçük göletler yapıyor ve hayvanların su içmesini sağlıyordu.



    Kendi ifadesiyle; “kurtuluşu hiçbir amelimde görmüyorum”, “arkadaşlarıma yaptığım hizmetleri hiçbir minnetini kalbimde geçirmiyorum, keşke onlar lehimize ve aleyhimize olmasalar bize yeterli olur” diyordu.



    Ve şunu ekliyordu: “Ancak evlatlarına şefkatli davranıp tehlikelerden koruyan bir anne gibi, şefkatimiz ve onlara samimi nasihatimiz hariç. Biz, bunların kurtuluşumuza sebep olacağını düşünüyor ve arkadaşlara bununla minnet ediyoruz. Hatta onların aleyhlerine delil olacağından korkuyoruz”.



    Ek:



    ŞEYH ARAPKENDİ’NİN ÜSTAD BEDİÜZZAMAN HAKKINDA BİR HATIRASI



    Muhammed Salih Ekinci anlatıyor; “Bediüzzaman’ın vefat ettiği gün Ramazan idi. Hatırlıyorum, şimdiki gibi hatırlıyorum. Ortalık birden karardı. İkindivaktinde dünya karardı. Sanki akşam ile yatsı arası gibi oldu. Bir yağmur yağdı. Kan gibi yağıyordu. Sabah kalktık, baktık, her yer kan gibi kıpkırmızıydı. Taş, toprak, ağaç her yer kızarmıştı…



    Büyük üstadım Seyda Muhammed Arapkendi o gün bu durumu görünce demiş ki; “bugün büyük bir zat vefat etmiştir.” Hatta gözü Til Maruf tarafındaydı. Oradan tarikat almıştı. Oradan bir şey olabilir diye düşünüyordu. Tabii herkes kendine yakın olan şeyleri düşünüyor.



    Sonradan Bediüzzaman’ın o gün vefat ettiği haberi gelince çok teessüf etmiş ve demiş ki;“Bu zatın bu kadar büyük olduğunu bilseydim, mutlaka ona ulaşır, onu ziyaret ederdim.”



    Bu hatırayı ben bizzat kendisinden işitmedim. O zaman yanında okuyan mollalardan işittim. Bunlardan biri Molla Ahmed-i Halili ki, sonradan Seyda’nın(Muhammed Arapkendi) halifesi oldu, ben de kendisinden bir müddet okumuştum.”


  4. 28.Şubat.2013, 19:31
    3
    muvahhidim
    herşey O'nun için..!

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Eylül.2010
    Üye No: 78968
    Mesaj Sayısı: 1,235
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 14
    Bulunduğu yer: جَنُوبُ تُرْكيا

    Cevap: Muhammed Salih el-Gursî (Ekinci) - Muhammed Arabkendî hazretleri

    Seyda Muhammed Salih Ekinci Biyografi

    1952 Mardin / Kızıltepe’de doğdu. Küçük yaşta ilim tahsiline başladı. Yörenin alimlerinden okuyarak hızlı bir şekilde ilerledi ve bu ilerleyişini yörenin en önde gelen alimlerinden (Seyyid Muhammed EL-ARABKENDİ)’den icazet alarak taçlandırdı. Yüksek tahsilini yanında yapıp icazet aldığı hocasından hemen ayrılmayıp hocasının yaşlanması sebebiyle hocasının yerine geçti. Henüz genç yaşta bu görevi deruhte edebilecek kabiliyette olduğunu ispatladı. Kendisini sürekli geliştirdi ve yöre alimlerinde pek de görülmeyen bir durum olan, genç yaşta eser vermeyi başardı.Hoca efendinin kabiliyeti ve kendi sahasında otoriterliği onu tanıyan alimler tarafından itiraf ve ortaya koyduğu şaheser kitaplarla da ispat edildi. Kitapları İslam aleminde kabul gördü ve otoriteler tarafından benimsendi.

    Eserleri:

    1. Hüccet Değeri ve Tedvin Açısından Sünnet
    2. Sahabe Dönemi
    3. Dehlevi’nin Tasavvuf Anlayışı ve Islahatçı Görüşleri
    4. Nebevi Ahlak
    5. Sahabeye Dil Uzatanlara Reddiye
    6. Allah’a Gidenlere Kılavuz.

    Bunların Dışında Arapça ve Türkçe birçok araştırma ve makalesi bulunmaktadır. Arapça kitaplarından bazıları Arap Dili ve Edebiyatına dair (Şerh el-Behcetulmerdiyye). Usulü Hadise dair; (Şerh Nuhbetulfiker) Miras ilmi hakkında bir risale, Münazara ilmine dair bir risale, Misyonerlik ve Dinler Tarihi Hakkında geniş ve derin araştırmaları, ve burada saymadığımız diğer eserleri…



  5. 28.Şubat.2013, 19:31
    3
    herşey O'nun için..!
    Seyda Muhammed Salih Ekinci Biyografi

    1952 Mardin / Kızıltepe’de doğdu. Küçük yaşta ilim tahsiline başladı. Yörenin alimlerinden okuyarak hızlı bir şekilde ilerledi ve bu ilerleyişini yörenin en önde gelen alimlerinden (Seyyid Muhammed EL-ARABKENDİ)’den icazet alarak taçlandırdı. Yüksek tahsilini yanında yapıp icazet aldığı hocasından hemen ayrılmayıp hocasının yaşlanması sebebiyle hocasının yerine geçti. Henüz genç yaşta bu görevi deruhte edebilecek kabiliyette olduğunu ispatladı. Kendisini sürekli geliştirdi ve yöre alimlerinde pek de görülmeyen bir durum olan, genç yaşta eser vermeyi başardı.Hoca efendinin kabiliyeti ve kendi sahasında otoriterliği onu tanıyan alimler tarafından itiraf ve ortaya koyduğu şaheser kitaplarla da ispat edildi. Kitapları İslam aleminde kabul gördü ve otoriteler tarafından benimsendi.

    Eserleri:

    1. Hüccet Değeri ve Tedvin Açısından Sünnet
    2. Sahabe Dönemi
    3. Dehlevi’nin Tasavvuf Anlayışı ve Islahatçı Görüşleri
    4. Nebevi Ahlak
    5. Sahabeye Dil Uzatanlara Reddiye
    6. Allah’a Gidenlere Kılavuz.

    Bunların Dışında Arapça ve Türkçe birçok araştırma ve makalesi bulunmaktadır. Arapça kitaplarından bazıları Arap Dili ve Edebiyatına dair (Şerh el-Behcetulmerdiyye). Usulü Hadise dair; (Şerh Nuhbetulfiker) Miras ilmi hakkında bir risale, Münazara ilmine dair bir risale, Misyonerlik ve Dinler Tarihi Hakkında geniş ve derin araştırmaları, ve burada saymadığımız diğer eserleri…






+ Yorum Gönder