Konusunu Oylayın.: Peygamber Efendimizin kurduğu devletin adı, bayrağı, yasası, meclisi var mıdır? Devlet yapılanması n

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Peygamber Efendimizin kurduğu devletin adı, bayrağı, yasası, meclisi var mıdır? Devlet yapılanması n
  1. 18.Ocak.2013, 21:42
    1
    Misafir

    Peygamber Efendimizin kurduğu devletin adı, bayrağı, yasası, meclisi var mıdır? Devlet yapılanması n






    Peygamber Efendimizin kurduğu devletin adı, bayrağı, yasası, meclisi var mıdır? Devlet yapılanması n Mumsema Peygamber Efendimizin kurduğu devletin adı, bayrağı, yasası, meclisi var mıdır? Devlet yapılanması nasıldır?


  2. 24.Ocak.2013, 03:27
    2
    rana
    Aciz Kul

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Temmuz.2007
    Üye No: 5879
    Mesaj Sayısı: 5,605
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 70
    Bulunduğu yer: Stuttgart/Istanbul/Ankara

    Cevap: Peygamber Efendimizin kurduğu devletin adı, bayrağı, yasası, meclisi var mıdır? Devlet yapıla




    Değerli kardeşimiz;
    Kabile anlayışına sahip bir toplumda dünyaya gelen Hz. Muhammed, Mekke dönemindeki risâletinin 13 yılını insanları Allah’a imana davet etmekle geçirdi. Onun bu dönemde devlet kurmak için herhangi bir düşüncesi yoktu. Asıl gayesi de bu değildi. Zaten şartlar da buna el vermiyordu. Ancak ikinci Akabe Bîatındaki Medine’den gelen kabilelerle yaptığı görüşmeler bu ortamı hazırladı.
    Diğer taraftan Mekke’de Müslümanlara yapılan baskılar artınca Medine’ye hicret başladı. Hz. Peygamber hicret sonrası devlet kurma bazında Medine’de bir takım çalışmalara başladı. Medine’de meskûn kabilelerle yaptığı istişareler olumlu sonuç verince, yazılı bir anayasa hazırlayarak merkezî bir yönetim tesis etti. Bu yönetimin adı daha sonraki dönemlerde “Medine Şehir Devleti” veya “İlk İslâm Devleti” gibi isimlerle adlandırılmıştır. Ortaklaşa oluşturulan anayasaya bakıldığı zaman, kurulan bu devletin bir hukuk devleti olduğu anlaşılmaktadır.
    Yesrib, Müslümanların Mekke’den hicret ederek gelip yerleştikleri ve İslâm devletini kurdukları bir kasabanın adıdır. Daha sonra buraya Medine adı verilmiştir. Hatta Hz. Muhammed sağlığında Medine sözcüğünü Yesrib için onurlandırıcı olarak kullanmıştır. Zamanla Yesrib ismi unutulup Medine adıyla anılmaya başlamıştır.
    Medine’de gelişen İslâm toplumu da sadece dinsel bir topluluk olmayıp, aynı zamanda siyasal bir topluluk vasfını kazanıyordu. Dinî topluluğun Peygamberi olan Hz. Muhammed, aynı zamanda yeni kurulacak devletin başkanlık görevini de üslenecekti.
    Hz. Muhammed’in, Müslümanlar arasında içtimâî birliği tesis etmek, kabile hayatının temelini teşkil eden, kan bağıyla oluşan akrabalığı ikinci plânda tutmak, Müslüman aileler arasındaki sosyal ilişkileri geliştirmek, dâhilî ve haricî düşmanlara karşı güçlü bir toplum oluşturmak istediği anlaşılmaktadır. Böylece Hz. Peygamber’in tesis ettiği “Din Ümmeti”, aynı inanç sistemine bağlı Mü’minlerin oluşturduğu bir topluluk olup, kan bağına dayanan kardeşlikten daha da ileri bir seviyeye ulaşmıştır. Nitekim bu husus daha sonraki dönemlerde de değişik ırklara mensup olan insanlar arasında birleştirici rolünü etkin bir şekilde devam ettirmiştir.
    Medine Sınırının Tespiti
    Hz. Muhammed, Medine’de meskûn olan insanlar arasında siyasî birliği sağladıktan sonra, şehrin sınırlarının tespit edilmesi gerektiğini düşündü.Bunun için de Ka’b b. Malik’i görevlendirdi. Çünkü sınırları belli olan toprak parçası ancak vatan olabilirdi. Kâ’b b. Mâlik, Medine merkez olmak üzere 12 millik bir dairevî hudut çizerek yeni kurulacak olan devletin sınırlarını belirledi. Böylece Medine’nin hudutları Harem bölgesi olarak ilân edildi.
    Medine’de Yapılan İlk Nüfus Sayımı
    Şehir savunmasında önemli olan sınır tespitini yaptıran Hz Peygamber,kendisinden önceki bazı peygamberlerin yaptıkları gibi, “Nâs’dan, Müslümanlığını sözü ile açıklayan kimseleri bana yazınız” diyerek Medine’de bir nüfus sayımı yaptırtarak Müslümanların sayısını tespit ettirmişti.
    Anayasanın Hazırlanması
    Medine’de Müslümanlar arasında birlik ve beraberliği sağlayan Hz. Muhammed, Medine’de meskûn diğer kabilelerle de sulh içinde yaşamak istemişti. Bunun için Müslim ve gayri Müslim arasında sosyal ilişkileri düzenleyen ortak noktaların tespit edilip, vahyî esaslar da göz önünde bulundurularak, toplumun düzenini sağlayacak olan Anayasanın alt yapısının oluşturulması ve bunun üzerinde çalışılması gerekiyordu.
    Diğer taraftan Medine’nin, yalnız Mekkeli müşrikler ve çevre kabilelere karşı değil, aynı zamanda dönemin iki süper gücü olan Bizans ve Sasanilere karşı da savunulması için bazı tedbirlerin alınmasına ve bazı müesseselerin kurulmasına ihtiyaç vardı. Çünkü Orta Arabistan’ın kuzey kısımları Bizans ve Sasani devleti hâkimiyetinde bulunuyordu. Bu bakımdan kuzeyden ve güneyden gelebilecek her türlü tehlikelere karşı tedbir alınması gerekiyordu. Bu sebeple Hz. Muhammed, Muhâcîr ve Ensâr ile Medine’deki Arap kabileleri ve Yahudilerin ileri gelenlerini Enes b. Malik’in evinde topladı. Bütün bu inanç farklılıklarına rağmen aynı şehirde beraberce nasıl yaşanabileceği hususunda adlî, siyasî, askerî, sosyal ve ekonomik düşüncelerini ortaya koyarak istişarelerde bulundu. Yapılan görüşmeler sonunda Medine’de bir şehir devletinin kurulması hususunda ittifak edildi.
    Her kabile iç işlerinde serbest olacak, yalnız Medine’nin savunması müşterek yapılacak, ayrıca çözülemeyen hukukî meselelerde merkezî otoriteye müracaat edilecekti. Kabul edilen bu fikirler doğrultusunda bölgede yepyeni bir dönem başlamış oluyordu. Böylece İlk İslâm devletinin temelleri Medine’de gerçekleştirilmiş ve belki de dünyada ilk defa yazılı bir anayasa ortaya konulmuş oluyordu
    Hz. Muhammed Medine’ye hicretten sonra hem dini lider, hem de siyasî lider olarak tebârüz etmiştir. Hz. Muhammed, Medine’de meskûn kabilelerle hoşgörü içinde birlikte yaşayabilecekleri bir devleti kurmakla, adaletin eşit bir şekilde uygulanmasını, hak ve hürriyetlerin teminat altına alınmasını gerçekleştirmiştir. Diğer taraftan Hz. Muhammed’in ortaya koyduğu bu anayasa, kabileler arasındaki meselelerin hal edilmesine, değişik inançlara sahip olan insanların karşılıklı güven anlayışı içinde ortak noktalarda birleşip, aralarında mutâbakatın sağlanması sonunda, birbirleriyle işbirliği yaparak bir arada yaşamalarına, hatta siyasî bir birlik oluşturmalarına, toplumsal ve sosyal barışın gerçekleşmesine, ayrıca hür düşüncenin oluşmasına katkıda bulunmuştur. Ancak zikredilen anayasa hiçbir zaman Kur’an ahkâmı gibi olmamıştır. Bu anayasanın, zamana ve zamanın şartlarına göre değişikliğe uğraması, veya yeni düzenlemelerin yapılması her zaman mümkün olmuştur.
    İslâm'dan önce, Arap kabileleri arasında meydana gelen savaşlarda bayraklar kullanılmıştır. Hz. Peygamber siyah ve beyaz sancak kullanmıştır. Bazı sancaklarının üzerinde "Lâ ilâhe illallah Muhammedü'r-Rasûlüllah" yazılmıştır.
    Doç. Dr. Mevlüt Koyuncu, SAÜ Fen Edebiyat Dergisi (2009-II)
    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet



  3. 24.Ocak.2013, 03:27
    2
    Aciz Kul



    Değerli kardeşimiz;
    Kabile anlayışına sahip bir toplumda dünyaya gelen Hz. Muhammed, Mekke dönemindeki risâletinin 13 yılını insanları Allah’a imana davet etmekle geçirdi. Onun bu dönemde devlet kurmak için herhangi bir düşüncesi yoktu. Asıl gayesi de bu değildi. Zaten şartlar da buna el vermiyordu. Ancak ikinci Akabe Bîatındaki Medine’den gelen kabilelerle yaptığı görüşmeler bu ortamı hazırladı.
    Diğer taraftan Mekke’de Müslümanlara yapılan baskılar artınca Medine’ye hicret başladı. Hz. Peygamber hicret sonrası devlet kurma bazında Medine’de bir takım çalışmalara başladı. Medine’de meskûn kabilelerle yaptığı istişareler olumlu sonuç verince, yazılı bir anayasa hazırlayarak merkezî bir yönetim tesis etti. Bu yönetimin adı daha sonraki dönemlerde “Medine Şehir Devleti” veya “İlk İslâm Devleti” gibi isimlerle adlandırılmıştır. Ortaklaşa oluşturulan anayasaya bakıldığı zaman, kurulan bu devletin bir hukuk devleti olduğu anlaşılmaktadır.
    Yesrib, Müslümanların Mekke’den hicret ederek gelip yerleştikleri ve İslâm devletini kurdukları bir kasabanın adıdır. Daha sonra buraya Medine adı verilmiştir. Hatta Hz. Muhammed sağlığında Medine sözcüğünü Yesrib için onurlandırıcı olarak kullanmıştır. Zamanla Yesrib ismi unutulup Medine adıyla anılmaya başlamıştır.
    Medine’de gelişen İslâm toplumu da sadece dinsel bir topluluk olmayıp, aynı zamanda siyasal bir topluluk vasfını kazanıyordu. Dinî topluluğun Peygamberi olan Hz. Muhammed, aynı zamanda yeni kurulacak devletin başkanlık görevini de üslenecekti.
    Hz. Muhammed’in, Müslümanlar arasında içtimâî birliği tesis etmek, kabile hayatının temelini teşkil eden, kan bağıyla oluşan akrabalığı ikinci plânda tutmak, Müslüman aileler arasındaki sosyal ilişkileri geliştirmek, dâhilî ve haricî düşmanlara karşı güçlü bir toplum oluşturmak istediği anlaşılmaktadır. Böylece Hz. Peygamber’in tesis ettiği “Din Ümmeti”, aynı inanç sistemine bağlı Mü’minlerin oluşturduğu bir topluluk olup, kan bağına dayanan kardeşlikten daha da ileri bir seviyeye ulaşmıştır. Nitekim bu husus daha sonraki dönemlerde de değişik ırklara mensup olan insanlar arasında birleştirici rolünü etkin bir şekilde devam ettirmiştir.
    Medine Sınırının Tespiti
    Hz. Muhammed, Medine’de meskûn olan insanlar arasında siyasî birliği sağladıktan sonra, şehrin sınırlarının tespit edilmesi gerektiğini düşündü.Bunun için de Ka’b b. Malik’i görevlendirdi. Çünkü sınırları belli olan toprak parçası ancak vatan olabilirdi. Kâ’b b. Mâlik, Medine merkez olmak üzere 12 millik bir dairevî hudut çizerek yeni kurulacak olan devletin sınırlarını belirledi. Böylece Medine’nin hudutları Harem bölgesi olarak ilân edildi.
    Medine’de Yapılan İlk Nüfus Sayımı
    Şehir savunmasında önemli olan sınır tespitini yaptıran Hz Peygamber,kendisinden önceki bazı peygamberlerin yaptıkları gibi, “Nâs’dan, Müslümanlığını sözü ile açıklayan kimseleri bana yazınız” diyerek Medine’de bir nüfus sayımı yaptırtarak Müslümanların sayısını tespit ettirmişti.
    Anayasanın Hazırlanması
    Medine’de Müslümanlar arasında birlik ve beraberliği sağlayan Hz. Muhammed, Medine’de meskûn diğer kabilelerle de sulh içinde yaşamak istemişti. Bunun için Müslim ve gayri Müslim arasında sosyal ilişkileri düzenleyen ortak noktaların tespit edilip, vahyî esaslar da göz önünde bulundurularak, toplumun düzenini sağlayacak olan Anayasanın alt yapısının oluşturulması ve bunun üzerinde çalışılması gerekiyordu.
    Diğer taraftan Medine’nin, yalnız Mekkeli müşrikler ve çevre kabilelere karşı değil, aynı zamanda dönemin iki süper gücü olan Bizans ve Sasanilere karşı da savunulması için bazı tedbirlerin alınmasına ve bazı müesseselerin kurulmasına ihtiyaç vardı. Çünkü Orta Arabistan’ın kuzey kısımları Bizans ve Sasani devleti hâkimiyetinde bulunuyordu. Bu bakımdan kuzeyden ve güneyden gelebilecek her türlü tehlikelere karşı tedbir alınması gerekiyordu. Bu sebeple Hz. Muhammed, Muhâcîr ve Ensâr ile Medine’deki Arap kabileleri ve Yahudilerin ileri gelenlerini Enes b. Malik’in evinde topladı. Bütün bu inanç farklılıklarına rağmen aynı şehirde beraberce nasıl yaşanabileceği hususunda adlî, siyasî, askerî, sosyal ve ekonomik düşüncelerini ortaya koyarak istişarelerde bulundu. Yapılan görüşmeler sonunda Medine’de bir şehir devletinin kurulması hususunda ittifak edildi.
    Her kabile iç işlerinde serbest olacak, yalnız Medine’nin savunması müşterek yapılacak, ayrıca çözülemeyen hukukî meselelerde merkezî otoriteye müracaat edilecekti. Kabul edilen bu fikirler doğrultusunda bölgede yepyeni bir dönem başlamış oluyordu. Böylece İlk İslâm devletinin temelleri Medine’de gerçekleştirilmiş ve belki de dünyada ilk defa yazılı bir anayasa ortaya konulmuş oluyordu
    Hz. Muhammed Medine’ye hicretten sonra hem dini lider, hem de siyasî lider olarak tebârüz etmiştir. Hz. Muhammed, Medine’de meskûn kabilelerle hoşgörü içinde birlikte yaşayabilecekleri bir devleti kurmakla, adaletin eşit bir şekilde uygulanmasını, hak ve hürriyetlerin teminat altına alınmasını gerçekleştirmiştir. Diğer taraftan Hz. Muhammed’in ortaya koyduğu bu anayasa, kabileler arasındaki meselelerin hal edilmesine, değişik inançlara sahip olan insanların karşılıklı güven anlayışı içinde ortak noktalarda birleşip, aralarında mutâbakatın sağlanması sonunda, birbirleriyle işbirliği yaparak bir arada yaşamalarına, hatta siyasî bir birlik oluşturmalarına, toplumsal ve sosyal barışın gerçekleşmesine, ayrıca hür düşüncenin oluşmasına katkıda bulunmuştur. Ancak zikredilen anayasa hiçbir zaman Kur’an ahkâmı gibi olmamıştır. Bu anayasanın, zamana ve zamanın şartlarına göre değişikliğe uğraması, veya yeni düzenlemelerin yapılması her zaman mümkün olmuştur.
    İslâm'dan önce, Arap kabileleri arasında meydana gelen savaşlarda bayraklar kullanılmıştır. Hz. Peygamber siyah ve beyaz sancak kullanmıştır. Bazı sancaklarının üzerinde "Lâ ilâhe illallah Muhammedü'r-Rasûlüllah" yazılmıştır.
    Doç. Dr. Mevlüt Koyuncu, SAÜ Fen Edebiyat Dergisi (2009-II)
    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet






+ Yorum Gönder