Konusunu Oylayın.: Cuma hutbe: Hz. Muhammed ve insanın onuru

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 20 kişi
Cuma hutbe: Hz. Muhammed ve insanın onuru
  1. 18.Ocak.2013, 18:32
    1
    Misafir

    Cuma hutbe: Hz. Muhammed ve insanın onuru






    Cuma hutbe: Hz. Muhammed ve insanın onuru Mumsema cuma hutbe: Hz. Muhamed ve insanın onuru


  2. 18.Ocak.2013, 18:32
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 25.Ocak.2013, 23:52
    2
    İnanc
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Şubat.2012
    Üye No: 93990
    Mesaj Sayısı: 2,028
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21
    Bulunduğu yer: Yalan Dünyada Bir Yer.

    Cevap: cuma hutbe: Hz. Muhammed ve insanın onuru




    İnsan Onuru ..


    Cuma Hutbesi 07.12.2012

    İnsan onuru ve hakları


    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ

    يَا اَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تَأْكُلُوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ اِلاَّ اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ وَلَا تَقْتُلُوا اَنْفُسَكُمْ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُمْ رَحِيما

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    [Rahmân ve rahîm Allah’ın adıyla]
    “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helak etmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.”

    [Nisâ sûresi, âyet 29-30]


    Muhterem mü’minler,

    İnsan, Rabbimizin, başka varlıklara vermediği özelliklerle yaratmış olduğu bir varlıktır. Fizikî, ruhî ve aklî özellikler açısından onu en güzel bir biçimde yaratmıştır. İlk yaratılış aşamasında ona en güzel biçimi verdikten sonra “kendi ruhundan” üflemiş ve melekleri ona secde ettirmiştir. En hassas dengeleriyle, yerde ve gökte ne varsa onun emrine vermiştir. Allah gökyüzünü onun için yıldızlarla süslemiştir. Yeryüzünü onun için döşek kadar rahat edebileceği şekilde yaratmıştır. Türlü türlü ve tertemiz yiyecek ve içecekleri onun zevkine sunmuştur. Tabiatı tüm güzellikleriyle onun gözünü gönlünü şenlendirmek için süslemiştir. Allah her şeyi onun hizmetine vermiş onu da en yüce amaç olan Kendisine kulluk için yaratmıştır. İnsan, Rabbinin kendisine vermiş olduğu değeri, O’na kulluk edebildiği ölçüde muhafaza eder.

    Muhterem Kardeşlerim,

    Her insan bizim gibi Allah’ın özenle yarattığı bir varlıktır. Dili, dini, rengi, cinsiyeti, sosyal statüsü, ekonomik durumu ne olursa olsun herkes kuldur ve o kulun Rabbi Allah-u teâladır. Bu sebeple İslam literatüründe insan hakları, “kul hakkı” olarak tabir edilmiştir. Kulun hakkına saygı göstermeyen o kulun Rabbine saygısızlık etmiş olur. Her insanın yaşama hakkı vardır. Can kutsaldır. Bir insanın yaşamına kıymak tüm insanların yaşamına kıymaktır. Bir insanın yaşamasına vesile olmak tüm insanlığı yaşatmak gibidir. Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Kim, bir cana kıymamış, ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış olan bir canı öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de onu(n hayatını kurtarmak suretiyle) yaşatırsa, bütün insanları yaşatmış gibi olur.” [1]

    Her insanın malı kutsaldır. Yüce kitabımızda şöyle buyurulur: “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helak etmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.” [2] Her insanın onuru kutsaldır. Dinimizde yalan, dedi kodu, gıybet (hoşa gitmeyeceği bir şeyi başkasının arkasından konuşmak), iftira, hakaret, kötü lakap takmak gibi insan onurunun zedelenmesine sebep olan şeyler, cezası çok büyük günahlardandır. Her insanın, başkalarının haklarını çiğnememek şartıyla inanma ve inancını yaşama hakkı vardır. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm‘de; hak ile batılın tam bir şekilde açıklandığını, dileyenin iman edip dileyenin inkar edebileceğini, hakikati kabul edip ona uyanları cennetin, aksini tercih edenleri ise cehennemin beklediğini, kimsenin müslüman olmaya zorlanamayacağını, peygamberin vazifesinin sadece hakkı insanlara tebliğ etmek olduğunu bildirmiştir.

    Değerli Mü’minler,

    İnsan hakları hususunda çok dikkatli olmamız gereken alanlardan birisi de kamu haklarıdır. Parklar, bahçeler, sokaklar, toplu taşıma araçları, su, enerji gibi ortak tüketim ve kullanım alanlarında insanlara zarar verecek şekilde tasarruflarda bulunmak, yalan beyanda bulunarak devlet malından faydalanmak telâfisi imkânsız kul haklarındandır. Haklarına dikkat etmemiz gereken sadece kendi dindaşlarımız veya soydaşlarımız değildir. İçinde bulunduğumuz ülke göz önünde bulundurulduğunda başkalarına karşı yaptığımız haksızlığın vebalinin daha ağır olduğunu unutmamalıyız. Çünkü dinimizi güzel temsil etmek dünya dolusu menfaatten daha hayırlı olmasına karşın, yüce dinimiz hakkında insanların güvenini sarsmak ise bir o kadar veballi bir durumdur. Rabbimiz Kur’ân-ı Kerîm‘de diğer dinlerden olanlara haksızlık etmek bir tarafa, müslüman olmadılar diye bir takım kişilere hayırda bulunmaktan kaçınan müslümanları uyarmış, “Onların hidayetlerinden sen sorumlu değilsin” [3] buyurmuştur.

    Hutbemi, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)‘in üzerinden asırlar geçtikçe insan hakları açısından anlamı ve değeri daha da artan Veda Hutbesinde yer alan şu ifadeleriyle bitirmek istiyorum: “Ey İnsanlar! Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.” [4]

    [1] Mâide, 5/32.
    [2] Nisâ, 4/29.
    [3] Zümer, 39/41.
    [4] Müslim, Hac 19; Tirmizî, Fiten 2; İbn Mâce, Fiten 2.

    İbrahim ŞENTÜRK
    Bonn Merkez Camii Din Görevlisi



  4. 25.Ocak.2013, 23:52
    2
    Devamlı Üye



    İnsan Onuru ..


    Cuma Hutbesi 07.12.2012

    İnsan onuru ve hakları


    بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ

    يَا اَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تَأْكُلُوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ اِلاَّ اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ وَلَا تَقْتُلُوا اَنْفُسَكُمْ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُمْ رَحِيما

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    [Rahmân ve rahîm Allah’ın adıyla]
    “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helak etmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.”

    [Nisâ sûresi, âyet 29-30]


    Muhterem mü’minler,

    İnsan, Rabbimizin, başka varlıklara vermediği özelliklerle yaratmış olduğu bir varlıktır. Fizikî, ruhî ve aklî özellikler açısından onu en güzel bir biçimde yaratmıştır. İlk yaratılış aşamasında ona en güzel biçimi verdikten sonra “kendi ruhundan” üflemiş ve melekleri ona secde ettirmiştir. En hassas dengeleriyle, yerde ve gökte ne varsa onun emrine vermiştir. Allah gökyüzünü onun için yıldızlarla süslemiştir. Yeryüzünü onun için döşek kadar rahat edebileceği şekilde yaratmıştır. Türlü türlü ve tertemiz yiyecek ve içecekleri onun zevkine sunmuştur. Tabiatı tüm güzellikleriyle onun gözünü gönlünü şenlendirmek için süslemiştir. Allah her şeyi onun hizmetine vermiş onu da en yüce amaç olan Kendisine kulluk için yaratmıştır. İnsan, Rabbinin kendisine vermiş olduğu değeri, O’na kulluk edebildiği ölçüde muhafaza eder.

    Muhterem Kardeşlerim,

    Her insan bizim gibi Allah’ın özenle yarattığı bir varlıktır. Dili, dini, rengi, cinsiyeti, sosyal statüsü, ekonomik durumu ne olursa olsun herkes kuldur ve o kulun Rabbi Allah-u teâladır. Bu sebeple İslam literatüründe insan hakları, “kul hakkı” olarak tabir edilmiştir. Kulun hakkına saygı göstermeyen o kulun Rabbine saygısızlık etmiş olur. Her insanın yaşama hakkı vardır. Can kutsaldır. Bir insanın yaşamına kıymak tüm insanların yaşamına kıymaktır. Bir insanın yaşamasına vesile olmak tüm insanlığı yaşatmak gibidir. Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Kim, bir cana kıymamış, ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış olan bir canı öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de onu(n hayatını kurtarmak suretiyle) yaşatırsa, bütün insanları yaşatmış gibi olur.” [1]

    Her insanın malı kutsaldır. Yüce kitabımızda şöyle buyurulur: “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helak etmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.” [2] Her insanın onuru kutsaldır. Dinimizde yalan, dedi kodu, gıybet (hoşa gitmeyeceği bir şeyi başkasının arkasından konuşmak), iftira, hakaret, kötü lakap takmak gibi insan onurunun zedelenmesine sebep olan şeyler, cezası çok büyük günahlardandır. Her insanın, başkalarının haklarını çiğnememek şartıyla inanma ve inancını yaşama hakkı vardır. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm‘de; hak ile batılın tam bir şekilde açıklandığını, dileyenin iman edip dileyenin inkar edebileceğini, hakikati kabul edip ona uyanları cennetin, aksini tercih edenleri ise cehennemin beklediğini, kimsenin müslüman olmaya zorlanamayacağını, peygamberin vazifesinin sadece hakkı insanlara tebliğ etmek olduğunu bildirmiştir.

    Değerli Mü’minler,

    İnsan hakları hususunda çok dikkatli olmamız gereken alanlardan birisi de kamu haklarıdır. Parklar, bahçeler, sokaklar, toplu taşıma araçları, su, enerji gibi ortak tüketim ve kullanım alanlarında insanlara zarar verecek şekilde tasarruflarda bulunmak, yalan beyanda bulunarak devlet malından faydalanmak telâfisi imkânsız kul haklarındandır. Haklarına dikkat etmemiz gereken sadece kendi dindaşlarımız veya soydaşlarımız değildir. İçinde bulunduğumuz ülke göz önünde bulundurulduğunda başkalarına karşı yaptığımız haksızlığın vebalinin daha ağır olduğunu unutmamalıyız. Çünkü dinimizi güzel temsil etmek dünya dolusu menfaatten daha hayırlı olmasına karşın, yüce dinimiz hakkında insanların güvenini sarsmak ise bir o kadar veballi bir durumdur. Rabbimiz Kur’ân-ı Kerîm‘de diğer dinlerden olanlara haksızlık etmek bir tarafa, müslüman olmadılar diye bir takım kişilere hayırda bulunmaktan kaçınan müslümanları uyarmış, “Onların hidayetlerinden sen sorumlu değilsin” [3] buyurmuştur.

    Hutbemi, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)‘in üzerinden asırlar geçtikçe insan hakları açısından anlamı ve değeri daha da artan Veda Hutbesinde yer alan şu ifadeleriyle bitirmek istiyorum: “Ey İnsanlar! Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.” [4]

    [1] Mâide, 5/32.
    [2] Nisâ, 4/29.
    [3] Zümer, 39/41.
    [4] Müslim, Hac 19; Tirmizî, Fiten 2; İbn Mâce, Fiten 2.

    İbrahim ŞENTÜRK
    Bonn Merkez Camii Din Görevlisi



  5. 25.Ocak.2013, 23:52
    3
    İnanc
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Şubat.2012
    Üye No: 93990
    Mesaj Sayısı: 2,028
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21
    Bulunduğu yer: Yalan Dünyada Bir Yer.

    Cevap: cuma hutbe: Hz. Muhammed ve insanın onuru

    Cuma Hutbesi 27.04.2012

    Bir kul olarak Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحمَنِ الْرَّحِيمِ
    وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ اِلاَّ نُوحِي اِلَيْهِ اَنَّهُ لاَ اِلٰهَ اِلاَّ اَنَا فَاعْبُدُونِ

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    [Rahmân ve rahîm Allah’ın adıyla]
    “Senden önce hiçbir resûl göndermedik ki ona: ‘Benden başka ilâh yoktur; şu halde bana kulluk edin’ diye vahyetmiş olmayalım.”

    [Enbiya suresi, ayet 25]

    Aziz Müminler!

    Kainattaki her varlığın bir yaratılış gayesi vardır. Hiçbirşey boşu boşuna yaratılmamıştır. [1] İnsanın yaratılış amacı ve dünyadaki en büyük payesi herşeyden önce yüce Allah’a kulluk etmektir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de Cenab-ı Hak: “Ben, cinleri ve insanları, bana kulluk etsinler diye yarattım” [2] buyurmaktadır. Kulluk ve ibâdetin derecesi ise Allah’ı tanımaya ve O’nu tanıdığı oranda sevmeye bağlıdır.

    Bu konuda zirve ise her konuda olduğu gibi Peygaberimiz, insanlığın efendisi Hz. Muhammed (s.a.v.)’dir. Kelîme-i Şehâdette Peygamberimizin önce kul sonra peygamber olduguna şâhitlik ediyoruz. Kur’ân-ı Kerîm’de Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Senden önce hiçbir resûl göndermedik ki ona: ‘Benden başka ilâh yoktur; şu halde bana kulluk edin’ diye vahyetmiş olmayalım.” [3] Başka bir ayette de “De ki: dîni Allah’a hâlis kılarak, O’na ibadet etmekle emrolundum” [4] buyurulmuştur.

    Aziz Kardeşlerim!

    Peygamberimiz (s.a.v.)’in ibâdet hayatı Kur’ân’da kulluğunu yerine getirmek için elinden geldiğince amel eden, Allah’ı zikreden, Allah’a tevekkül eden, Allah’a sığınan, Allah’a imân eden, O’na kulluk eden, sıkıntılara sabreden, Allah’a şükreden, O’na duâ eden, Allah’ı hamd ile tesbîh eden, secde yapan, Kur’ân okuyan, Allah’tan bağışlanma dileyen, âhirete yönelmiş ve Islâm’a tâbi olmuş şeklinde tasvîr edilmiştir.
    Allah Resûlü, bazı geceler ayakları şişinceye kadar namaz kılar, Allah’ı zikrederdi. Ashâbdan Muğîre b. Şu’be (r.a.): “Ey Allah'ın Elçisi! Allah senin gelmiş geçmiş bütün günahlarını bağışladığı hâlde, neden hâlâ kendini bu kadar zorluyorsun?” diye sorunca: “Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı?” buyurmuştur. [5]

    Peygamber Efendimiz (sav)‘in kulluğundaki bu derinliğin yanı sıra, Hz. Âişe vâlidemizin anlattığına göre, her gece teheccüd namazı kılmasına rağmen bütün gece sabaha kadar namaz kıldığı veya ibâdet ettiği söz konusu olmamıştır. Aynı sekilde Ramazan orucu dışında aralıksız bir ay boyunca oruç tuttuğu görülmemiştir. [6] Yani Peygamberimiz (s.a.v.), ibâdetlerde itidâlli, aşırılıklardan uzak, dengeli ve devamlı olmayı yaşayarak bizlere göstermiştir.

    Muhterem Müminler!
    Namazın kendisine göz aydınlığı kılındığını buyuran Peygamberimiz (s.a.v.) namaza özel bir önem vermiş ve günlük farz namazlarıyla birlikte kıldığı sünnet namazlarına ek olarak kuşluk vaktinde duha, akşam namazından sonra evvabin, sabah namazından önce de teheccüd namazlarını kılmaya özen göstermiştir. Bizleri de “Namazı kasten terk etmeyin. Kim namazı kasten terk ederse, Allah’ın ve resûlünün korumasından uzak olur” [7] buyurarak uyarmaktadır. Ayrıca gün aşırı tuttuğu oruçlar vardır. Bunlara ek olarak günün tamamına yayılmış elbise giyerken, çıkarırken, yatarken, uykudan uyandığında, eve girerken, evden çıkarken, kısacası hayatının her karesinde yapmış olduğu duâlar vardır.

    O halde Peygamberimiz (s.a.v.)’e layık ümmet olabilmek icin kulluk, ibâdet ve duâyı hayatımızın her ânına dâhil etmeliyiz. Evde, işte, alışverişte, sokakta vb. her ortamda kulluğun gerektirdiği sorumluluk ve farkındalıkla hareket etmeliyiz. Öyle ki ruhumuz sıkıldığında, dertlerden bunalıp gönül huzuru istediğimizde, dünyanın bin bir türlü endişe ve kaygılarına bir an olsun son vermek istediğimizde Peygamberimiz (s.a.v.)‘in yaptığı gibi hayatımızın her ânını namaz, duâ ve zikirle dolduralım ki huzur ve sükûna kavuşalım.

    Hutbemizi kurtuluşun Allah’a kulluktan geçtiğini ifade eden bir âyet meâliyle bitirelim: “Ey imân edenler, rükû edin, secde edin, Rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.” [8]

    [1] Âl-i Imrân, 3/191. [2] Zâriyat, 51/56.
    [3] Enbiyâ, 21/25.
    [4] Zümer, 39/11.
    [5] Buhârî, Rikâk 20.
    [6] Müslim, Müsâfirîn, 141.
    [7] Buhârî, Mevâkit, 15.
    [8] Hac Suresi: 77.

    Hayrettin GÜL
    Bremen E. Sultan Bahçe Din Görevlisi



  6. 25.Ocak.2013, 23:52
    3
    Devamlı Üye
    Cuma Hutbesi 27.04.2012

    Bir kul olarak Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)

    بِسْمِ اللهِ الْرَّحمَنِ الْرَّحِيمِ
    وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ اِلاَّ نُوحِي اِلَيْهِ اَنَّهُ لاَ اِلٰهَ اِلاَّ اَنَا فَاعْبُدُونِ

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    [Rahmân ve rahîm Allah’ın adıyla]
    “Senden önce hiçbir resûl göndermedik ki ona: ‘Benden başka ilâh yoktur; şu halde bana kulluk edin’ diye vahyetmiş olmayalım.”

    [Enbiya suresi, ayet 25]

    Aziz Müminler!

    Kainattaki her varlığın bir yaratılış gayesi vardır. Hiçbirşey boşu boşuna yaratılmamıştır. [1] İnsanın yaratılış amacı ve dünyadaki en büyük payesi herşeyden önce yüce Allah’a kulluk etmektir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de Cenab-ı Hak: “Ben, cinleri ve insanları, bana kulluk etsinler diye yarattım” [2] buyurmaktadır. Kulluk ve ibâdetin derecesi ise Allah’ı tanımaya ve O’nu tanıdığı oranda sevmeye bağlıdır.

    Bu konuda zirve ise her konuda olduğu gibi Peygaberimiz, insanlığın efendisi Hz. Muhammed (s.a.v.)’dir. Kelîme-i Şehâdette Peygamberimizin önce kul sonra peygamber olduguna şâhitlik ediyoruz. Kur’ân-ı Kerîm’de Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Senden önce hiçbir resûl göndermedik ki ona: ‘Benden başka ilâh yoktur; şu halde bana kulluk edin’ diye vahyetmiş olmayalım.” [3] Başka bir ayette de “De ki: dîni Allah’a hâlis kılarak, O’na ibadet etmekle emrolundum” [4] buyurulmuştur.

    Aziz Kardeşlerim!

    Peygamberimiz (s.a.v.)’in ibâdet hayatı Kur’ân’da kulluğunu yerine getirmek için elinden geldiğince amel eden, Allah’ı zikreden, Allah’a tevekkül eden, Allah’a sığınan, Allah’a imân eden, O’na kulluk eden, sıkıntılara sabreden, Allah’a şükreden, O’na duâ eden, Allah’ı hamd ile tesbîh eden, secde yapan, Kur’ân okuyan, Allah’tan bağışlanma dileyen, âhirete yönelmiş ve Islâm’a tâbi olmuş şeklinde tasvîr edilmiştir.
    Allah Resûlü, bazı geceler ayakları şişinceye kadar namaz kılar, Allah’ı zikrederdi. Ashâbdan Muğîre b. Şu’be (r.a.): “Ey Allah'ın Elçisi! Allah senin gelmiş geçmiş bütün günahlarını bağışladığı hâlde, neden hâlâ kendini bu kadar zorluyorsun?” diye sorunca: “Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı?” buyurmuştur. [5]

    Peygamber Efendimiz (sav)‘in kulluğundaki bu derinliğin yanı sıra, Hz. Âişe vâlidemizin anlattığına göre, her gece teheccüd namazı kılmasına rağmen bütün gece sabaha kadar namaz kıldığı veya ibâdet ettiği söz konusu olmamıştır. Aynı sekilde Ramazan orucu dışında aralıksız bir ay boyunca oruç tuttuğu görülmemiştir. [6] Yani Peygamberimiz (s.a.v.), ibâdetlerde itidâlli, aşırılıklardan uzak, dengeli ve devamlı olmayı yaşayarak bizlere göstermiştir.

    Muhterem Müminler!
    Namazın kendisine göz aydınlığı kılındığını buyuran Peygamberimiz (s.a.v.) namaza özel bir önem vermiş ve günlük farz namazlarıyla birlikte kıldığı sünnet namazlarına ek olarak kuşluk vaktinde duha, akşam namazından sonra evvabin, sabah namazından önce de teheccüd namazlarını kılmaya özen göstermiştir. Bizleri de “Namazı kasten terk etmeyin. Kim namazı kasten terk ederse, Allah’ın ve resûlünün korumasından uzak olur” [7] buyurarak uyarmaktadır. Ayrıca gün aşırı tuttuğu oruçlar vardır. Bunlara ek olarak günün tamamına yayılmış elbise giyerken, çıkarırken, yatarken, uykudan uyandığında, eve girerken, evden çıkarken, kısacası hayatının her karesinde yapmış olduğu duâlar vardır.

    O halde Peygamberimiz (s.a.v.)’e layık ümmet olabilmek icin kulluk, ibâdet ve duâyı hayatımızın her ânına dâhil etmeliyiz. Evde, işte, alışverişte, sokakta vb. her ortamda kulluğun gerektirdiği sorumluluk ve farkındalıkla hareket etmeliyiz. Öyle ki ruhumuz sıkıldığında, dertlerden bunalıp gönül huzuru istediğimizde, dünyanın bin bir türlü endişe ve kaygılarına bir an olsun son vermek istediğimizde Peygamberimiz (s.a.v.)‘in yaptığı gibi hayatımızın her ânını namaz, duâ ve zikirle dolduralım ki huzur ve sükûna kavuşalım.

    Hutbemizi kurtuluşun Allah’a kulluktan geçtiğini ifade eden bir âyet meâliyle bitirelim: “Ey imân edenler, rükû edin, secde edin, Rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.” [8]

    [1] Âl-i Imrân, 3/191. [2] Zâriyat, 51/56.
    [3] Enbiyâ, 21/25.
    [4] Zümer, 39/11.
    [5] Buhârî, Rikâk 20.
    [6] Müslim, Müsâfirîn, 141.
    [7] Buhârî, Mevâkit, 15.
    [8] Hac Suresi: 77.

    Hayrettin GÜL
    Bremen E. Sultan Bahçe Din Görevlisi






+ Yorum Gönder