Konusunu Oylayın.: Cuma hutbesi ankara

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Cuma hutbesi ankara
  1. 18.Ocak.2013, 16:18
    1
    Misafir

    Cuma hutbesi ankara

  2. 25.Ocak.2013, 18:41
    2
    Candle
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Mayıs.2007
    Üye No: 866
    Mesaj Sayısı: 864
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10

    Cevap: cuma hutbesi ankara




    cuma hutbesi ankara

    İLİ : ANKARA
    AY-YIL : ARALIK- 2012
    TARİH : 07/12/2012


    GÜNAHLARDAN SAKINMAK
    Kardeşlerim!
    Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.s) buyuruyor ki: “Mümin günah işlediği zaman kalbinde siyah bir leke oluşur. Sonra tövbe eder, kendini o günahtan çekip çıkarır ve Allah'tan mağfiret dilerse kalbi cilalanarak leke silinir. Eğer günahta ısrar ederse, kalbindeki siyah leke çoğalır.”[1]
    Sevgili Peygamberimiz, bu hadis-i şerifi ile bizlere, günahtan sakınmamız ve Rabbimize sığınmamız gerektiğine dair derin mesajlar vermektedir.
    Değerli Kardeşlerim!
    Şu kısacık ömrümüzün her anında sayılı nefeslerimizi tüketiyoruz. Ve her geçen gün kaçınılmaz sona, yani ölüme bir adım daha yaklaşıyoruz. Yüce Allah, bu ömrü kendisine ibadet edelim, güzel ve faydalı işler yapalım diye lütfetti. Bu yönüyle hayatımız bir imtihandan ibarettir. Bu imtihanın sonunda büyük bir mükafat veya elîm bir hüsran vardır. Ömür sınavında başarılı olmak için gayret gösterenler, Allah’ın rızasına ve ebedi nimetler yurdu olan cennete kavuşacaklardır. Bu imtihanın gereğini yapmayanların ise ahirette ceza ile karşı karşıya kalacakları unutulmamalıdır.
    Kardeşlerim!
    Kerim kitabında günahlardan kaçınmamız için bizleri sıkça uyaran Rabbimiz, bir ayette şöyle buyurmaktadır: “Eğer size yasaklanan günahların büyüklerinden kaçınırsanız, küçük günahlarınızı örter ve sizi güzel bir yere koyarız.”[2]
    Bu ayet bizlere, büyük günahlardan sakındığımızda küçük günahlarımızın affedileceğini müjdelemektedir.
    Sürekli günahlardan kaçınmayı öğütleyen Sevgili Peygamberimiz de büyük günahların neler olduğunu öğretmiştir. Bunlardan bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz:
    Allah’a şirk koşmak, insan öldürmek, namuslu kadınlara iftira etmek, zina yapmak, sihir ve falcılık yapmak, yaptırmak, kehanette bulunmak, faiz almak ve vermek, alkollü içki ve uyuşturucu kullanmak, rüşvet almak ve vermek, kumar oynamak, yetim malı yemek, akraba ve hısımlarla bağı koparmak, ana babaya âsi davranmak, yalan söylemek, yalan yere şahitlik etmek, emanete ihanet etmek, verilen sözden dönmek, hırsızlık, gasp ve zimmete para geçirmek, insanlarla alay etmek, büyüklük taslamak…
    Değerli Kardeşlerim!
    Esasen günahın büyüğüne küçüğüne değil, günahlar karşısındaki tutumumuza bakmalıyız. Bunun için şu sorularla kendimizi sorgulayalım: Bizlere sonsuz nimetler bahşeden Rabbimizin emir ve yasaklarına aykırı davranarak günah işleme lüksümüz var mı? Günah işlediğimizde yüreğimizde derin bir hüzün ve pişmanlık hissediyor muyuz? Günahlarımızı dile getirip, “Rabbim! Acziyetimi sana itiraf ediyorum. Sen merhametlilerin en merhametlisisin” diyerek iki damla gözyaşı dökebiliyor muyuz? Yoksa günahları umursamadan, bunlardan kaçınmadan yaşayarak dünya ve ahiret mutluluğumuzu tehlikeye mi atıyoruz?
    Kıymetli Kardeşlerim!
    Öyleyse gönlümüzü karartan, kalplerimizi kirleten, çoğu zaman da hayatımızı alt üst eden bütün günahlardan kaçınalım. Zaaflarımıza yenik düşüp günah işlediğimizde ise umutsuzluğa kapılmadan Rabbimizin sonsuz merhametine ve affına sığınalım. O’na yönelelim ve tövbe istiğfar edelim. Hutbemizi Efendimizin şu güzel duası ile bitirelim:
    “Allahım! Kalbimi günahlardan temizle; Beyaz elbiseyi kirden temizlediğin gibi. Benimle günahlarımın arasını uzaklaştır; Doğu ile batı arasını uzaklaştırdığın gibi. Tembellikten, ihtiyarlıktan, borçlanmaktan ve günahtan sana sığınırım Allahım!”[3]


    [1] İbn Mâce, Zühd, 29.

    [2] Nisa, 4/31.

    [3] Buhârî, Daavât, 39; Nesâî, İstiâze, 17.

    Hazırlayan: Ali GÜLDEN
    Redaksiyon: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü





  3. 25.Ocak.2013, 18:41
    2
    Devamlı Üye



    cuma hutbesi ankara

    İLİ : ANKARA
    AY-YIL : ARALIK- 2012
    TARİH : 07/12/2012


    GÜNAHLARDAN SAKINMAK
    Kardeşlerim!
    Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.s) buyuruyor ki: “Mümin günah işlediği zaman kalbinde siyah bir leke oluşur. Sonra tövbe eder, kendini o günahtan çekip çıkarır ve Allah'tan mağfiret dilerse kalbi cilalanarak leke silinir. Eğer günahta ısrar ederse, kalbindeki siyah leke çoğalır.”[1]
    Sevgili Peygamberimiz, bu hadis-i şerifi ile bizlere, günahtan sakınmamız ve Rabbimize sığınmamız gerektiğine dair derin mesajlar vermektedir.
    Değerli Kardeşlerim!
    Şu kısacık ömrümüzün her anında sayılı nefeslerimizi tüketiyoruz. Ve her geçen gün kaçınılmaz sona, yani ölüme bir adım daha yaklaşıyoruz. Yüce Allah, bu ömrü kendisine ibadet edelim, güzel ve faydalı işler yapalım diye lütfetti. Bu yönüyle hayatımız bir imtihandan ibarettir. Bu imtihanın sonunda büyük bir mükafat veya elîm bir hüsran vardır. Ömür sınavında başarılı olmak için gayret gösterenler, Allah’ın rızasına ve ebedi nimetler yurdu olan cennete kavuşacaklardır. Bu imtihanın gereğini yapmayanların ise ahirette ceza ile karşı karşıya kalacakları unutulmamalıdır.
    Kardeşlerim!
    Kerim kitabında günahlardan kaçınmamız için bizleri sıkça uyaran Rabbimiz, bir ayette şöyle buyurmaktadır: “Eğer size yasaklanan günahların büyüklerinden kaçınırsanız, küçük günahlarınızı örter ve sizi güzel bir yere koyarız.”[2]
    Bu ayet bizlere, büyük günahlardan sakındığımızda küçük günahlarımızın affedileceğini müjdelemektedir.
    Sürekli günahlardan kaçınmayı öğütleyen Sevgili Peygamberimiz de büyük günahların neler olduğunu öğretmiştir. Bunlardan bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz:
    Allah’a şirk koşmak, insan öldürmek, namuslu kadınlara iftira etmek, zina yapmak, sihir ve falcılık yapmak, yaptırmak, kehanette bulunmak, faiz almak ve vermek, alkollü içki ve uyuşturucu kullanmak, rüşvet almak ve vermek, kumar oynamak, yetim malı yemek, akraba ve hısımlarla bağı koparmak, ana babaya âsi davranmak, yalan söylemek, yalan yere şahitlik etmek, emanete ihanet etmek, verilen sözden dönmek, hırsızlık, gasp ve zimmete para geçirmek, insanlarla alay etmek, büyüklük taslamak…
    Değerli Kardeşlerim!
    Esasen günahın büyüğüne küçüğüne değil, günahlar karşısındaki tutumumuza bakmalıyız. Bunun için şu sorularla kendimizi sorgulayalım: Bizlere sonsuz nimetler bahşeden Rabbimizin emir ve yasaklarına aykırı davranarak günah işleme lüksümüz var mı? Günah işlediğimizde yüreğimizde derin bir hüzün ve pişmanlık hissediyor muyuz? Günahlarımızı dile getirip, “Rabbim! Acziyetimi sana itiraf ediyorum. Sen merhametlilerin en merhametlisisin” diyerek iki damla gözyaşı dökebiliyor muyuz? Yoksa günahları umursamadan, bunlardan kaçınmadan yaşayarak dünya ve ahiret mutluluğumuzu tehlikeye mi atıyoruz?
    Kıymetli Kardeşlerim!
    Öyleyse gönlümüzü karartan, kalplerimizi kirleten, çoğu zaman da hayatımızı alt üst eden bütün günahlardan kaçınalım. Zaaflarımıza yenik düşüp günah işlediğimizde ise umutsuzluğa kapılmadan Rabbimizin sonsuz merhametine ve affına sığınalım. O’na yönelelim ve tövbe istiğfar edelim. Hutbemizi Efendimizin şu güzel duası ile bitirelim:
    “Allahım! Kalbimi günahlardan temizle; Beyaz elbiseyi kirden temizlediğin gibi. Benimle günahlarımın arasını uzaklaştır; Doğu ile batı arasını uzaklaştırdığın gibi. Tembellikten, ihtiyarlıktan, borçlanmaktan ve günahtan sana sığınırım Allahım!”[3]


    [1] İbn Mâce, Zühd, 29.

    [2] Nisa, 4/31.

    [3] Buhârî, Daavât, 39; Nesâî, İstiâze, 17.

    Hazırlayan: Ali GÜLDEN
    Redaksiyon: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü





  4. 14.Haziran.2013, 02:23
    3
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,585
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: cuma hutbesi ankara

    Ankara müftülüğünden cuma hutbesi

    KUR’AN EĞİTİMİ

    Muhterem Müslümanlar!
    Yüce Kur’an’ın inmeye başladığı andan bugüne 1401 yıl geçti. Geliniz vahyin ilk gelişini birlikte yad edelim. Peygamber Efendimiz(s.a.s.) yaklaşık beş yıldır yapageldiği üzere sık sık çıktığı Nur Dağı’ndaki Hira mağarasında yine tefekküre dalmıştı. İnsanlığın içine düştüğü cehalet ve azgınlığın tahammül edilemez dereceye ulaştığını görüyor, ancak elinden bir şey gelmiyordu. Bu da ona ızdırap veriyordu. Ama artık zamanı gelmişti. İnsanlığı nura kavuşturacak hayat rehberi ona verilecekti. Daha önce hiç görmediği melek bir anda önünde beliriverdi. Ona ilk sözü “Oku!”1 oldu. “Ben okuma bilmem” dedi. Bu diyalog ikisi arasında birkaç kez tekrarlandı. Sonra melek Cebrail: “Yaratan Rabbi’nin adıyla oku. O insanı “alak”tan yarattı. Oku! Senin Rabbin en cömert olandır. O, kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir.”2 şeklindeki ayetleri vahyetti. Bunun üzerine Efendimiz(s.a.s.) aynı cümleleri tekrar etti. “Okuma” ve “Okunan şey” anlamlarına gelen “Kur’an”ı okumak artık onun hayatının bir parçası haline geldi. Yeni Müslüman olanlar da Kur’an’ı ondan öğreniyor, ezberliyor, öğrendiklerini anlamaya ve yaşamaya çalışıyordu. Cahilî anlayış ve hayat tarzının yüreklerinde oluşturduğu kir ve pası Kur’an’ın nuruyla temizliyorlardı.

    Kardeşlerim!
    Rahman Suresi’nin ilk ayetlerinde Allah Teala’nın insanı yarattığı, ona Kur’an’ı ve beyanı öğrettiği[1]ifade edilmekte, böylece insanın yaratılışının Kur’an’ı öğrenmek ve anlamakla ne kadar iç içe olduğu ortaya konulmaktadır.

    Efendimiz de; “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğreteninizdir”3 buyurmuşlardır. Bu ayet ve hadislerin ilhamıyla Kur’an’ı öğrenmek ve
    öğretmek maksadıyla ecdadımız, İran’dan Türkistan’a Mısır’dan İstanbul’a binlerce kilometre yol kat etmişlerdir. Kur’an aşığı bu gönül insanları nasıl büyük bir coşku ile harekete geçmişse, bugün bizim de onu öğrenme, öğretme, anlama, anlatma ve hayatımızı Kur’an’a göre tanzim etme konusundaki azmimizin son derece yüksek olması gerekmektedir.

    Değerli Kardeşlerim!
    Özellikle çocuklarımızın Kur’an eğitimini zamanında vermemiz büyük önem arzetmektedir. Okullarımız yaz tatiline girdikten kısa bir süre sonra ülkemiz genelinde tüm camilerimizde ve Kur’an kurslarımızda yaz Kur’an kursları başlamaktadır. Binlerce din görevlimiz ile bu mekanlarda çağdaş eğitim metotlarına uygun olarak çocuklarımızın Kur’an eğitimini almaları konusunda büyük bir seferberlik başlatıyoruz.

    Veliler olarak bizler yarınlarımızı kendilerine emanet edeceğimiz yavrularımızın gözlerinin, gönüllerinin ve zihinlerinin Kur’an’ın nuruyla aydınlanması, ülkesini, milletini seven bilinçli, ahlaklı ve erdemli gençler olarak yetişmeleri için hiçbir fedakârlıktan kaçınmamalıyız. Zira anne ve babaların çocukları için bırakacakları en büyük miras bu olacaktır. Resulullah Efendimiz(s.a.s.) de “İnsanoğlu öldüğü zaman, bütün amellerinin sevabı da kesilir. Şu üç şey bundan müstesnadır: Sadaka-i câriye, istifade edilen ilim, kendisine dua eden hayırlı evlat.”4 buyurmuşlardır.

    Aziz Kardeşlerim
    Şunu kat’iyyetle ifade edelim ki, yaz Kur’an kurslarına gitme yaşında çocuğu olan kardeşlerimizin birkaç yıllık tatillerinden ailece fedakarlık etmeleri gerekebilir. Tatil yapma imkanı daha sonra da bulunur ama Kur’an öğrenmek için zamanı ve yaşı geri getirmek imkansızdır. Bu konuyu dikkate almadan çocuklarının büyüdüğünü fark eden birçok insanımızın yaşadığı pişmanlığa çoğumuz şahit olmuşuzdur.

    Böyle bir pişmanlık yaşamamak için gelin hep beraber Efendimiz(s.a.s.)’in şu tavsiyelerine kulak verelim:

    “Şunu bilin ki, kim Kur'an'ı öğrenip, başkalarına öğretir ve ondaki emirlerle amel ederse, ben onu cennete sevk eden ve cenneti ona gösteren kılavuz olacağım."5

    “…Bir topluluk Allah'ın evlerinden birinde Kur'an okur da onu aralarında ders konusu yaparlarsa, onların üzerine sükûnet ve iç huzuru iner, onları rahmet kaplar, melekler onları kuşatır, Allah yanında bulunanların içinde onları anar.”6


    Hazırlayan: Prof.Dr. Ali ERBAŞ
    Eğitim Hizmetleri Genel Müdürü
    Redaksiyon: D.İ.B. Hutbe Komisyonu
    [1] Alak,1.
    2 Alak, 2-5.
    3 Rahman, 1-4.
    4 Buhari, Fezailü’l-Kur’an, 21.
    5 Müslim, Vasiyyet, 14.
    6 Kenzü’l-Ummal, 2375.





  5. 14.Haziran.2013, 02:23
    3
    Moderatör
    Ankara müftülüğünden cuma hutbesi

    KUR’AN EĞİTİMİ

    Muhterem Müslümanlar!
    Yüce Kur’an’ın inmeye başladığı andan bugüne 1401 yıl geçti. Geliniz vahyin ilk gelişini birlikte yad edelim. Peygamber Efendimiz(s.a.s.) yaklaşık beş yıldır yapageldiği üzere sık sık çıktığı Nur Dağı’ndaki Hira mağarasında yine tefekküre dalmıştı. İnsanlığın içine düştüğü cehalet ve azgınlığın tahammül edilemez dereceye ulaştığını görüyor, ancak elinden bir şey gelmiyordu. Bu da ona ızdırap veriyordu. Ama artık zamanı gelmişti. İnsanlığı nura kavuşturacak hayat rehberi ona verilecekti. Daha önce hiç görmediği melek bir anda önünde beliriverdi. Ona ilk sözü “Oku!”1 oldu. “Ben okuma bilmem” dedi. Bu diyalog ikisi arasında birkaç kez tekrarlandı. Sonra melek Cebrail: “Yaratan Rabbi’nin adıyla oku. O insanı “alak”tan yarattı. Oku! Senin Rabbin en cömert olandır. O, kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir.”2 şeklindeki ayetleri vahyetti. Bunun üzerine Efendimiz(s.a.s.) aynı cümleleri tekrar etti. “Okuma” ve “Okunan şey” anlamlarına gelen “Kur’an”ı okumak artık onun hayatının bir parçası haline geldi. Yeni Müslüman olanlar da Kur’an’ı ondan öğreniyor, ezberliyor, öğrendiklerini anlamaya ve yaşamaya çalışıyordu. Cahilî anlayış ve hayat tarzının yüreklerinde oluşturduğu kir ve pası Kur’an’ın nuruyla temizliyorlardı.

    Kardeşlerim!
    Rahman Suresi’nin ilk ayetlerinde Allah Teala’nın insanı yarattığı, ona Kur’an’ı ve beyanı öğrettiği[1]ifade edilmekte, böylece insanın yaratılışının Kur’an’ı öğrenmek ve anlamakla ne kadar iç içe olduğu ortaya konulmaktadır.

    Efendimiz de; “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğreteninizdir”3 buyurmuşlardır. Bu ayet ve hadislerin ilhamıyla Kur’an’ı öğrenmek ve
    öğretmek maksadıyla ecdadımız, İran’dan Türkistan’a Mısır’dan İstanbul’a binlerce kilometre yol kat etmişlerdir. Kur’an aşığı bu gönül insanları nasıl büyük bir coşku ile harekete geçmişse, bugün bizim de onu öğrenme, öğretme, anlama, anlatma ve hayatımızı Kur’an’a göre tanzim etme konusundaki azmimizin son derece yüksek olması gerekmektedir.

    Değerli Kardeşlerim!
    Özellikle çocuklarımızın Kur’an eğitimini zamanında vermemiz büyük önem arzetmektedir. Okullarımız yaz tatiline girdikten kısa bir süre sonra ülkemiz genelinde tüm camilerimizde ve Kur’an kurslarımızda yaz Kur’an kursları başlamaktadır. Binlerce din görevlimiz ile bu mekanlarda çağdaş eğitim metotlarına uygun olarak çocuklarımızın Kur’an eğitimini almaları konusunda büyük bir seferberlik başlatıyoruz.

    Veliler olarak bizler yarınlarımızı kendilerine emanet edeceğimiz yavrularımızın gözlerinin, gönüllerinin ve zihinlerinin Kur’an’ın nuruyla aydınlanması, ülkesini, milletini seven bilinçli, ahlaklı ve erdemli gençler olarak yetişmeleri için hiçbir fedakârlıktan kaçınmamalıyız. Zira anne ve babaların çocukları için bırakacakları en büyük miras bu olacaktır. Resulullah Efendimiz(s.a.s.) de “İnsanoğlu öldüğü zaman, bütün amellerinin sevabı da kesilir. Şu üç şey bundan müstesnadır: Sadaka-i câriye, istifade edilen ilim, kendisine dua eden hayırlı evlat.”4 buyurmuşlardır.

    Aziz Kardeşlerim
    Şunu kat’iyyetle ifade edelim ki, yaz Kur’an kurslarına gitme yaşında çocuğu olan kardeşlerimizin birkaç yıllık tatillerinden ailece fedakarlık etmeleri gerekebilir. Tatil yapma imkanı daha sonra da bulunur ama Kur’an öğrenmek için zamanı ve yaşı geri getirmek imkansızdır. Bu konuyu dikkate almadan çocuklarının büyüdüğünü fark eden birçok insanımızın yaşadığı pişmanlığa çoğumuz şahit olmuşuzdur.

    Böyle bir pişmanlık yaşamamak için gelin hep beraber Efendimiz(s.a.s.)’in şu tavsiyelerine kulak verelim:

    “Şunu bilin ki, kim Kur'an'ı öğrenip, başkalarına öğretir ve ondaki emirlerle amel ederse, ben onu cennete sevk eden ve cenneti ona gösteren kılavuz olacağım."5

    “…Bir topluluk Allah'ın evlerinden birinde Kur'an okur da onu aralarında ders konusu yaparlarsa, onların üzerine sükûnet ve iç huzuru iner, onları rahmet kaplar, melekler onları kuşatır, Allah yanında bulunanların içinde onları anar.”6


    Hazırlayan: Prof.Dr. Ali ERBAŞ
    Eğitim Hizmetleri Genel Müdürü
    Redaksiyon: D.İ.B. Hutbe Komisyonu
    [1] Alak,1.
    2 Alak, 2-5.
    3 Rahman, 1-4.
    4 Buhari, Fezailü’l-Kur’an, 21.
    5 Müslim, Vasiyyet, 14.
    6 Kenzü’l-Ummal, 2375.








+ Yorum Gönder