Konusunu Oylayın.: İslam dinine göre insan nasıl yaratılmıştır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
İslam dinine göre insan nasıl yaratılmıştır?
  1. 18.Ocak.2013, 04:01
    1
    Misafir

    İslam dinine göre insan nasıl yaratılmıştır?






    İslam dinine göre insan nasıl yaratılmıştır? Mumsema islam dinine göre insan nasıl yaratılmıştır


  2. 18.Ocak.2013, 04:01
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 19.Ocak.2013, 17:57
    2
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: islam dinine göre insan nasıl yaratılmıştır?




    Kur`an-ı Kerim, insanın muhtelif yaratılış devrelerinden bahseder. Bunu ana
    hatlarıyla ikiye ayırmak mümkündür. Birisi; ilk insan Hz. Adem (as)`ın, ikincisi
    de diğer insanların yaratılmasıdır. Bu farklı yaratılışlara bazen ayrı ayrı
    ayetlerde, bazen de aynı ayette dikkat çekilir. Nitekim Mü`minun suresinde;


    "Andolsun biz
    insanı çamurdan (süzülmüş) bir hülasadan yarattık. Sonra onu (Hz. Adem`in nesli
    olan) insanı sarp ve metin bir karargahta (rahimde) bir nutfe (zigot) yaptık.
    Sonra o nutfeyi alaka (yapışan şey) haline getirdik, derken o alakayı mudga (bir
    çiğnem et) yaptık, o bir çiğnem eti kemik(lere) çevirdik (ve) o kemiklere de et
    (kaslar) giydirdik. Sonra onu başka yaratılışla inşa ettik (can verdik, konuşma
    verdik)..."
    (Mü`minun, 12-14).

    Görüldüğü gibi, insanın
    ilk yaratılıştan itibaren geçirdiği devreler safha safha nazara verilmektedir.
    Bunlardan kendi yaratılış devrelerimizi anlamak, ilk yaratılışa da ışık
    tutacaktır.

    Yukarıdaki Ayet-i Kerimede geçen yaratılışla ilgili
    hususlara, bir hadis-i şerifte de işaret edilir:


    "Her
    birinizin yaratılışı ana rahminde nutfe olarak 40 gün derlenip toparlanır. Sonra
    aynen öyle (40 gün daha) alaka (yapışan şey) olur. Sonra yine öyle (bir 40 gün
    daha) mudga (et parçası) halinde kalır. Ondan sonra melek gönderilir. Ona ruh
    üfler..."
    (Mehmet Sofuoğlu, Sahih-i Müslim ve
    Tercemesi, VIII, 114).

    Bu hadiste, zigot, morula ve blastula safhaları,
    derlenip toparlanma devresi (nutfe) olarak ifade edilmiştir. Bugün embriyoloji
    ilminin tespiti de yukarıda bahsedilen gelişim devrelerine paralellik gösterir.
    Yumurtalık kanalında döllenen yumurta, ana rahmine doğru inmeye başlar. Daha
    inerken bile bölünmektedir. Ana rahmine gelen yumurta, plasenta (eten=eş)
    oluşunca mukoza ve kasları içine iyice yapışarak gömülür. Bir başka ifade ile
    tohum gibi ekilir. Bu safha, ayet ve hadislerde "alaka" (*) (yapışan şey)
    kelimesiyle ifade edilir.

    Buradaki embriyo, çıplak gözle görülmeye başladığı
    zaman, küçük bir et kütlesi (mudga) halindedir. Bulunduğu yerde gelişir ve
    kademe kademe bir insan şeklini almaya başlar.

    Bugün ilim, insanın yaratılışı hakkında Kur`an-ı Kerim
    ve hadis-i şeriflerin ortaya koyduğu hükümlerin ancak bir kısmını tesbit
    edebilmiştir. Mesela; his ve duygular, bu maddi gelişimin hangi safhasında
    vücutta yerini almaktadır? İlim buna henüz bir cevap bulamamıştır. Peygamberimiz
    (sav) ise, 120 gün sonra ruhun geldiğini bildirmekle, insan vücudunu süsleyen
    duyguların göreve başladığı zamana işaret etmiştir.

    Zigot teşekkülünden
    itibaren 120 gün kadar cenin sadece büyüme kanununa tabidir. Yani, bu devre
    içinde hücreler bölünür ve farklılaşır. Aynı büyüme kanunu, bitki ve hayvan
    embriyolarında da cereyan eder. Bir başka ifade ile cenin, 120 gün sonra insan
    mertebesine yükselir. Nitekim bu duruma ayette; "... sonra onu bambaşka bir yaratık (insan)
    yaptık..." (Mü`minun, 14) beyanı ile dikkat çekilir.

    Hz. Adem (as)`in
    topraktan yaratıldığını bildiren pek çok ayet vardır. "Allah sizi (Hz. Adem`i) bir topraktan, sonra bir
    meniden (Hz. Adem`in neslini) yarattı." (Fatır, 11). Şu Ayet-i Kerimelerde
    de insanın topraktan yaratıldığı belirtilir: 3/59; 18/37; 22/5; 35/11; 40/67;
    30/20.

    İlk insanın
    yaratılışında da günümüzdeki yaratılış gibi çeşitli devreler yer alır. "O`dur ki her şeyin yaratılışını güzel yaptı ve insanı
    yaratmaya çamurdan başladı." (Secde, 7).

    Şu ayette de bu çamurun mahiyetinden bahsedilir:


    "Andolsun biz
    insanı kuru bir çamurdan, değişmiş cıvık balçıktan yarattık..."
    (Hicr, 26).


    Bu Ayet-i Kerimelerden,
    yaratılışın; toprakla başladığını, daha sonra bunun çamur halini aldığını
    anlamak mümkün. Bu çamur da süzülerek çamur özü hasıl olmuştur.


    "Andolsun ki
    biz insanı çamurdan süzülmüş bir hülasadan (özden) yarattık."
    (Mü`minun, 12).


    Daha sonra balçık halini
    alan bu çamur özünün zamanla değiştiği ifade edilir.


    "İblis: `Ben
    bir salsaldan (kurumuş çamurdan) değişken bir balçıktan (Hamein mesnun)
    yarattığın insana secde edemem` dedi"
    (Hicr,
    33).


    Bazı müfessirler "insanı
    bir nutfeden yarattık" hükmünün, Hz. Adem (as) için de geçerli olabileceğini
    ileri sürerler. Onlara göre bu balçıktan nutfe hasıl edilmiştir. (Elmalılı, V,
    3058).

    Bu safhaya
    kadar olan gelişmeler, günümüzdeki ceninin ilk dört aylık (120 günlük) durumuna
    benzerlik gösterir. Midedeki besinlerden spermanın süzülerek çıkarıldığı gibi,
    çamur da süzülerek çamur özü (sülale) hasıl edilmiştir. Bir müddet bu halde
    kalan çamur özü, balçık şeklini (Hamein mesnun) almış ve daha sonra katı hale
    (salsal) sokulmuştur. Bu devreden sonra kuruyan bu balçığa insan şekli
    verildiğini anlıyoruz. "... sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da
    meleklere: "Adem`e secde edin" dedik..."
    (`Araf, 11).

    Nuh
    suresinde ise, gerek ilk insan ve gerekse insan neslinin merhale merhale
    yaratılışına da işaret edilir: "Halbuki O, sizi
    çeşitli merhaleler halinde yarattı." (Nuh, 14).

    İlk insanın bu safhaya
    kadar bitki ve hayvanlarda görülen büyüme, gelişme ve farklılaşma kanunlarına
    tabi olduğu söylenebilir. Artık bundan sonra ceninde olduğu gibi, yeni bir
    yaratılış safhası başlayacaktır. Yani, ruh bedene gelecektir. Çünkü, insanın
    terkip ve tesviyesi tamamlanmıştır..


    "..sonra onu
    bambaşka bir yaratık (insan) yaptık..."
    (Mü`minun, 14).

    "Onun (şeklini) düzeltip
    ona ruhumdan üflediğim zaman kendisi için derhal (bana) secdeye kapanın"
    (Sa`d, 72).


    Şu Ayet-i Kerimede de
    yaratılışın bütün safhalarına işaret edilir:


    "Ey insanlar,
    eğer öldükten sonra dirilmek hususunda herhangi bir şüphe içinde iseniz şu
    muhakkaktır ki biz sizi(aslınızı) topraktan, sonra (onun neslini) insan suyundan
    (spermadan) sonra alaka (yapışan şey)`dan daha sonra da hilkati belli belirsiz
    bir çiğnem etten yarattık (ve bunları) size (kudretimizin kemalini) apaçık
    gösterelim diye (yaptık) sizi dileyeceğimiz muayyen bir vakte kadar rahimlerde
    tutuyoruz, sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyoruz."
    (Hacc, 5).


    Bu Ayet-i Kerimenin son
    bölümündeki hükümler, yani yaratılışta tabi olduğumuz kanunlar, günümüzde aynen
    cereyan ediyor. Bu bize, ayetin başında zikredilen topraktan yaratılmanın da
    vuku bulduğunu ifade etmez mi? Bütün bunlarla Cenab-ı Hak, dilediğini dilediği
    şekilde yaratacağını göstermiştir.

    İnsan vücudundaki elementlerin büyük bir kısmı
    toprakta mevcuttur. Özellikle balçık ve yapışkan çamurda karbon (C—4) ve (N—3)
    molekülleri eksi değerlidir. Bunlar, topraktaki oksijen, fosfor ve hidrojenle
    kolaylıkla birleşerek insan vücudunun teşkilinde önemli görev almış olabilir.
    Ama bütün bunlar, bir kudret olmadan nasıl şekilden şekle girecektir?

    Günümüz insanı her şeyi,
    kendi akıl ölçüleriyle değerlendirmeye çalışır. Eline bir avuç çamur alır,
    bundan insanın nasıl yaratılabileceğini düşünür. Bir çamura, bir de kendisine
    bakar. Arada hiç benzerlik yok. Ona göre bundan, ya tuğla veya çömlek
    yapılabilir. Çünkü kendi gücü buna yetmektedir.

    Aslında tek hücreden insan yaratılması, çamurdan insan
    yaratılmasından daha kolay değildir. Gözle görülemeyecek kadar küçük bir
    hücreden, dokuz ayda şuur ve akıl sahibi bir insan süzülüyor. Zigotun bebek
    haline gelinceye kadar geçirdiği değişiklikleri adım adım takip etmek mümkün.
    Ama, hadisenin izahını nasıl yapacağız? Hangi kudret kalbi tanzim ediyor; baştan
    gözü, ağızdan dişi çıkarıyor? Hem de, Hz. Adem (as)`den beri bütün insanlarda
    aynı kanunlar hükmünü icra ediyor. Şunu itiraf etmek durumundayız ki, insanın
    yaratılışı gerçekten bir mucize. İster ilk insan, isterse günümüz insanı olsun,
    bu hüküm hepsi için geçerli.

    Meselenin anlaşılmasındaki güçlük, sanırım yanlış
    kıyastan ileri geliyor. Biz, kainattaki hadiselerin cereyan tarzını devamlı
    kendi güç, kuvvet ve ilmimizle mukayese ediyoruz. Tabii ki, sonuçta işin içinden
    çıkamıyoruz. Halbuki bu hadiselere Cenab-ı Hakk`ın kuvvet, kudret ve ilmi
    noktasından bakmak gerek. O zaman, her şeyin gerek vücuda gelmesi, gerekse
    ortadan kalkması o kadar kolay olur ki, şüpheye mahal kalmaz.

    İlk insanın yaratılışını
    açıklamak hususunda evrimciler çıkmaz yoldadırlar. Bunu kendileri de itiraf
    ediyorlar. O halde, "Yapan bilir, bilen
    konuşur" kaidesince, yapanın beyanına kulak vermek gerekiyor. O, insanı
    topraktan yarattığını bildiriyor. "Muhakkak sizi
    topraktan yarattık..." (Hacc, 5). Hem de en güzel şekilde. "Biz insanı en güzel biçimde yarattık" (Tin, 4). On
    defa evrimcileri dinleyenlerin, hiç olmazsa bir defa da Yaratan`ın fermanlarına
    nazar etmesi gerekmez mi?

    (*) "Alaka" kelimesinin manalarından birisi "kan
    pıhtısı" diğeri de "yapışan" veya "asılıp tutunan şey"dir. "Yapışan şey" ceninin
    bu safhasına daha uygun düşmektedir.



  4. 19.Ocak.2013, 17:57
    2
    Hadimul Müslimin



    Kur`an-ı Kerim, insanın muhtelif yaratılış devrelerinden bahseder. Bunu ana
    hatlarıyla ikiye ayırmak mümkündür. Birisi; ilk insan Hz. Adem (as)`ın, ikincisi
    de diğer insanların yaratılmasıdır. Bu farklı yaratılışlara bazen ayrı ayrı
    ayetlerde, bazen de aynı ayette dikkat çekilir. Nitekim Mü`minun suresinde;


    "Andolsun biz
    insanı çamurdan (süzülmüş) bir hülasadan yarattık. Sonra onu (Hz. Adem`in nesli
    olan) insanı sarp ve metin bir karargahta (rahimde) bir nutfe (zigot) yaptık.
    Sonra o nutfeyi alaka (yapışan şey) haline getirdik, derken o alakayı mudga (bir
    çiğnem et) yaptık, o bir çiğnem eti kemik(lere) çevirdik (ve) o kemiklere de et
    (kaslar) giydirdik. Sonra onu başka yaratılışla inşa ettik (can verdik, konuşma
    verdik)..."
    (Mü`minun, 12-14).

    Görüldüğü gibi, insanın
    ilk yaratılıştan itibaren geçirdiği devreler safha safha nazara verilmektedir.
    Bunlardan kendi yaratılış devrelerimizi anlamak, ilk yaratılışa da ışık
    tutacaktır.

    Yukarıdaki Ayet-i Kerimede geçen yaratılışla ilgili
    hususlara, bir hadis-i şerifte de işaret edilir:


    "Her
    birinizin yaratılışı ana rahminde nutfe olarak 40 gün derlenip toparlanır. Sonra
    aynen öyle (40 gün daha) alaka (yapışan şey) olur. Sonra yine öyle (bir 40 gün
    daha) mudga (et parçası) halinde kalır. Ondan sonra melek gönderilir. Ona ruh
    üfler..."
    (Mehmet Sofuoğlu, Sahih-i Müslim ve
    Tercemesi, VIII, 114).

    Bu hadiste, zigot, morula ve blastula safhaları,
    derlenip toparlanma devresi (nutfe) olarak ifade edilmiştir. Bugün embriyoloji
    ilminin tespiti de yukarıda bahsedilen gelişim devrelerine paralellik gösterir.
    Yumurtalık kanalında döllenen yumurta, ana rahmine doğru inmeye başlar. Daha
    inerken bile bölünmektedir. Ana rahmine gelen yumurta, plasenta (eten=eş)
    oluşunca mukoza ve kasları içine iyice yapışarak gömülür. Bir başka ifade ile
    tohum gibi ekilir. Bu safha, ayet ve hadislerde "alaka" (*) (yapışan şey)
    kelimesiyle ifade edilir.

    Buradaki embriyo, çıplak gözle görülmeye başladığı
    zaman, küçük bir et kütlesi (mudga) halindedir. Bulunduğu yerde gelişir ve
    kademe kademe bir insan şeklini almaya başlar.

    Bugün ilim, insanın yaratılışı hakkında Kur`an-ı Kerim
    ve hadis-i şeriflerin ortaya koyduğu hükümlerin ancak bir kısmını tesbit
    edebilmiştir. Mesela; his ve duygular, bu maddi gelişimin hangi safhasında
    vücutta yerini almaktadır? İlim buna henüz bir cevap bulamamıştır. Peygamberimiz
    (sav) ise, 120 gün sonra ruhun geldiğini bildirmekle, insan vücudunu süsleyen
    duyguların göreve başladığı zamana işaret etmiştir.

    Zigot teşekkülünden
    itibaren 120 gün kadar cenin sadece büyüme kanununa tabidir. Yani, bu devre
    içinde hücreler bölünür ve farklılaşır. Aynı büyüme kanunu, bitki ve hayvan
    embriyolarında da cereyan eder. Bir başka ifade ile cenin, 120 gün sonra insan
    mertebesine yükselir. Nitekim bu duruma ayette; "... sonra onu bambaşka bir yaratık (insan)
    yaptık..." (Mü`minun, 14) beyanı ile dikkat çekilir.

    Hz. Adem (as)`in
    topraktan yaratıldığını bildiren pek çok ayet vardır. "Allah sizi (Hz. Adem`i) bir topraktan, sonra bir
    meniden (Hz. Adem`in neslini) yarattı." (Fatır, 11). Şu Ayet-i Kerimelerde
    de insanın topraktan yaratıldığı belirtilir: 3/59; 18/37; 22/5; 35/11; 40/67;
    30/20.

    İlk insanın
    yaratılışında da günümüzdeki yaratılış gibi çeşitli devreler yer alır. "O`dur ki her şeyin yaratılışını güzel yaptı ve insanı
    yaratmaya çamurdan başladı." (Secde, 7).

    Şu ayette de bu çamurun mahiyetinden bahsedilir:


    "Andolsun biz
    insanı kuru bir çamurdan, değişmiş cıvık balçıktan yarattık..."
    (Hicr, 26).


    Bu Ayet-i Kerimelerden,
    yaratılışın; toprakla başladığını, daha sonra bunun çamur halini aldığını
    anlamak mümkün. Bu çamur da süzülerek çamur özü hasıl olmuştur.


    "Andolsun ki
    biz insanı çamurdan süzülmüş bir hülasadan (özden) yarattık."
    (Mü`minun, 12).


    Daha sonra balçık halini
    alan bu çamur özünün zamanla değiştiği ifade edilir.


    "İblis: `Ben
    bir salsaldan (kurumuş çamurdan) değişken bir balçıktan (Hamein mesnun)
    yarattığın insana secde edemem` dedi"
    (Hicr,
    33).


    Bazı müfessirler "insanı
    bir nutfeden yarattık" hükmünün, Hz. Adem (as) için de geçerli olabileceğini
    ileri sürerler. Onlara göre bu balçıktan nutfe hasıl edilmiştir. (Elmalılı, V,
    3058).

    Bu safhaya
    kadar olan gelişmeler, günümüzdeki ceninin ilk dört aylık (120 günlük) durumuna
    benzerlik gösterir. Midedeki besinlerden spermanın süzülerek çıkarıldığı gibi,
    çamur da süzülerek çamur özü (sülale) hasıl edilmiştir. Bir müddet bu halde
    kalan çamur özü, balçık şeklini (Hamein mesnun) almış ve daha sonra katı hale
    (salsal) sokulmuştur. Bu devreden sonra kuruyan bu balçığa insan şekli
    verildiğini anlıyoruz. "... sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da
    meleklere: "Adem`e secde edin" dedik..."
    (`Araf, 11).

    Nuh
    suresinde ise, gerek ilk insan ve gerekse insan neslinin merhale merhale
    yaratılışına da işaret edilir: "Halbuki O, sizi
    çeşitli merhaleler halinde yarattı." (Nuh, 14).

    İlk insanın bu safhaya
    kadar bitki ve hayvanlarda görülen büyüme, gelişme ve farklılaşma kanunlarına
    tabi olduğu söylenebilir. Artık bundan sonra ceninde olduğu gibi, yeni bir
    yaratılış safhası başlayacaktır. Yani, ruh bedene gelecektir. Çünkü, insanın
    terkip ve tesviyesi tamamlanmıştır..


    "..sonra onu
    bambaşka bir yaratık (insan) yaptık..."
    (Mü`minun, 14).

    "Onun (şeklini) düzeltip
    ona ruhumdan üflediğim zaman kendisi için derhal (bana) secdeye kapanın"
    (Sa`d, 72).


    Şu Ayet-i Kerimede de
    yaratılışın bütün safhalarına işaret edilir:


    "Ey insanlar,
    eğer öldükten sonra dirilmek hususunda herhangi bir şüphe içinde iseniz şu
    muhakkaktır ki biz sizi(aslınızı) topraktan, sonra (onun neslini) insan suyundan
    (spermadan) sonra alaka (yapışan şey)`dan daha sonra da hilkati belli belirsiz
    bir çiğnem etten yarattık (ve bunları) size (kudretimizin kemalini) apaçık
    gösterelim diye (yaptık) sizi dileyeceğimiz muayyen bir vakte kadar rahimlerde
    tutuyoruz, sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyoruz."
    (Hacc, 5).


    Bu Ayet-i Kerimenin son
    bölümündeki hükümler, yani yaratılışta tabi olduğumuz kanunlar, günümüzde aynen
    cereyan ediyor. Bu bize, ayetin başında zikredilen topraktan yaratılmanın da
    vuku bulduğunu ifade etmez mi? Bütün bunlarla Cenab-ı Hak, dilediğini dilediği
    şekilde yaratacağını göstermiştir.

    İnsan vücudundaki elementlerin büyük bir kısmı
    toprakta mevcuttur. Özellikle balçık ve yapışkan çamurda karbon (C—4) ve (N—3)
    molekülleri eksi değerlidir. Bunlar, topraktaki oksijen, fosfor ve hidrojenle
    kolaylıkla birleşerek insan vücudunun teşkilinde önemli görev almış olabilir.
    Ama bütün bunlar, bir kudret olmadan nasıl şekilden şekle girecektir?

    Günümüz insanı her şeyi,
    kendi akıl ölçüleriyle değerlendirmeye çalışır. Eline bir avuç çamur alır,
    bundan insanın nasıl yaratılabileceğini düşünür. Bir çamura, bir de kendisine
    bakar. Arada hiç benzerlik yok. Ona göre bundan, ya tuğla veya çömlek
    yapılabilir. Çünkü kendi gücü buna yetmektedir.

    Aslında tek hücreden insan yaratılması, çamurdan insan
    yaratılmasından daha kolay değildir. Gözle görülemeyecek kadar küçük bir
    hücreden, dokuz ayda şuur ve akıl sahibi bir insan süzülüyor. Zigotun bebek
    haline gelinceye kadar geçirdiği değişiklikleri adım adım takip etmek mümkün.
    Ama, hadisenin izahını nasıl yapacağız? Hangi kudret kalbi tanzim ediyor; baştan
    gözü, ağızdan dişi çıkarıyor? Hem de, Hz. Adem (as)`den beri bütün insanlarda
    aynı kanunlar hükmünü icra ediyor. Şunu itiraf etmek durumundayız ki, insanın
    yaratılışı gerçekten bir mucize. İster ilk insan, isterse günümüz insanı olsun,
    bu hüküm hepsi için geçerli.

    Meselenin anlaşılmasındaki güçlük, sanırım yanlış
    kıyastan ileri geliyor. Biz, kainattaki hadiselerin cereyan tarzını devamlı
    kendi güç, kuvvet ve ilmimizle mukayese ediyoruz. Tabii ki, sonuçta işin içinden
    çıkamıyoruz. Halbuki bu hadiselere Cenab-ı Hakk`ın kuvvet, kudret ve ilmi
    noktasından bakmak gerek. O zaman, her şeyin gerek vücuda gelmesi, gerekse
    ortadan kalkması o kadar kolay olur ki, şüpheye mahal kalmaz.

    İlk insanın yaratılışını
    açıklamak hususunda evrimciler çıkmaz yoldadırlar. Bunu kendileri de itiraf
    ediyorlar. O halde, "Yapan bilir, bilen
    konuşur" kaidesince, yapanın beyanına kulak vermek gerekiyor. O, insanı
    topraktan yarattığını bildiriyor. "Muhakkak sizi
    topraktan yarattık..." (Hacc, 5). Hem de en güzel şekilde. "Biz insanı en güzel biçimde yarattık" (Tin, 4). On
    defa evrimcileri dinleyenlerin, hiç olmazsa bir defa da Yaratan`ın fermanlarına
    nazar etmesi gerekmez mi?

    (*) "Alaka" kelimesinin manalarından birisi "kan
    pıhtısı" diğeri de "yapışan" veya "asılıp tutunan şey"dir. "Yapışan şey" ceninin
    bu safhasına daha uygun düşmektedir.






+ Yorum Gönder