Konusunu Oylayın.: Avukatlık yapmak caiz midir?

5 üzerinden 3.25 | Toplam : 4 kişi
Avukatlık yapmak caiz midir?
  1. 09.Ocak.2013, 20:27
    1
    Misafir

    Avukatlık yapmak caiz midir?

  2. 09.Ocak.2013, 21:35
    2
    rana
    Aciz Kul

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Temmuz.2007
    Üye No: 5879
    Mesaj Sayısı: 5,605
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 70
    Bulunduğu yer: Stuttgart/Istanbul/Ankara

    Cevap: Avukatlık yapmak caiz midir?




    Avukatlık yapmak caiz midir?

    Öncelikle Allah`a ve O`nun indirdiklerine icmalen de olsa, inanan, bunu kalbi ile tasdik dili ile iksar eden mü`mindir. Bu hal üzere devam ettikçe mümin olmaya da devam eder ve Ehli sünnet inancına göre gûnahlar insanı kâfir yapmazlar. Her günahta küfre açılan bir kapının olması ise ayrı bir konudur. Birinci olarak bu meselenin iyi kavranılması gerekir.

    Ikinci olarak herhangi bir ilmin mücelled öğrenilmesi de insanı kâfir yapmaz. Bu konuda herhalde en tehlikeli ilim sihirdir, onunda insanı küfre götürmesi, sırf öğrenilmesi sebebiyle değildir. Bunu da böyle belirledikten sonra :

    Ileriye dönük, fayda ve zararlarını bir tarafa bırakarak günümüzde Hukuk Fakülteleri gibi okullarda okumak, fıkhın yorumsuz hükmüyle caizdir. Ondan sonrası gayeye göre değişir. Mutlak adaleti tamamen ya da kısmen uygulamak, zulmü alabildiğince azaltmak, haksızlığa ugrayanları savunmak, korumak, kollamak... gayesiyle okunması bir görev ve bir ibadet olur. Aksi olan iki ihtimale göre fisk da olabilir, küfür de olabilir.

    Bu okullarda okununca mezun olunacak ve bu istikamette görev alınacaktır. Hakim olunması halinde durum yine aynıdır. Binaenalyh "Allah`ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirdir" (K. Mâide 5, 44) mealindeki ayetin hükmü bunlar için kayıtsız şartsız geçerli değildir. Yani bir takım kayıtlar ve itibarlar söz konusudur

    1.Önce bu insanlara "hakim" denmesi mecazendir. Bunlar gerçek anlamda hâkim değillerdir. Gerçek anlamdaki hakîmler tarafından belirlenmiş bir hükmü uygulama durumundadırlar. Söz konusu hüküm eğer "mutlak adalet"e aykırı ise ve hakimin takdir hakkıda yoksa onu kerhen uygulayacak ve gerçek adaleti uygulama fırsatı bulduğu yerlerde de zûlmü, yani gerçek adaletin hilafina verilmiş hükümleri olabildiğince azaltmış olacaktır. Bu ise küfür değil, zulmü hafifletme ve hüküm ifadesiyle "ehven-i şerreyni ihtiyar etme"dir.

    2.Yukarıda belirttiğimiz şekilde iman eden ve bu imanında berdevam olan bir insanın, imansızlık dışında yapacağı en büyük isyan dahi küfür olmaz, olsa olsa büyük günah olur. Binaenaleyh, Allah`ın koyduğu ahkâmın doğruluguna inanarak bir insanın Saddam`ın, Hitler`in, Lenin`in, Haccac`ın hükümlerini uygulaması bile küfür değildir. Belki zalimdir. Hiçbir iyi niyeti olmadan bu mesleği seçenler için en fazla böyle denebilir.

    3.Allah`ın indirdikleri ile hükmetmeyenleri hiçbir kayıt ve itibara tabi tutmadan kâfir ilan edecek olursak, bu yargıdan faraza bir Islâm ülkesindeki müslüman hakimler dahi kurtulamazlar: Zira her konuda Allah`ın açık hükmünü bulamayacaklar, çoğu yerde takdir ve ictihatlarını kullanacaklar ve bunların bir kısmında da isabet edemeyebileceklerdir. Böyle bir durumda Allah`ın hükmüyle hükmettiklerini söyleyemeyeceğimize göre kâfir olduklarını nasıl söyleyeceğiz ? Asla. Kaldı ki Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenlerin kafir olmasından maksat, Allahın hükümlerini inkar edenler demektir.

    4.Öyleyse özellikle Hukuk Fakültelerinde okumak, bunu yaparken de zûlmü adım adım izole etmeyi, mutlak adaleti yerleştirmeyi, mağduriyetleri önlemeyi hedeflemelidir. Bu niyetle bu tahsilin dahi ibadet olacağına inanıyoruz. Evet bataklığa girip çamurlanmamak mümkün değildir. Ama çamursuz bir ortama geçebilmek için bataklıga girmekten başka çare yoksa ne yapılır?

    Savcı ve noterlerin durumu hakimlerden daha tehlikeli değildir. Yeter ki, niyyet iyi tutulsun ve zûlme bulaşmamak için azami gayret gösterilsin. Avukatlığı da aynı ölçülere göre değerlendirmek gerekir.


    Sorularla islamiyet




    ********************



    SORU: Faiz alan da veren de melundur, hadisi dikkate alındığında mevcut hukuk sisteminde avukatlık yapmak caiz midir? Çünkü gerek ticaret hukuku gerek borçlar hukuku faizin fahiş boyutlarda olduğu hepimizin malumudur. Ayrıca islami hassasiyeti olan müvekkiller bile avukatlarından kanuni faizi talep etmekte bu konuda da avukata inisiyatif alanı kalmamaktadır.

    CEVAP:
    Avukatlık sadece faizli işlem üzerine yürütülen bir meslek değildir. Ama faiz kadar ağır olan bazı günahlar açısından kaygan bir zeminde icra edilebilen bir meslektir. Bu nedenle avukatlık için tamim yapıp ‘icra edilemez’ şeklinde bir kural koymayalım da, ‘riskli alanlarda dikkat edilmesi gereken bir meslektir.’ diyelim; daha adil davranmış oluruz. Çünkü faiz kadar yalan da ağır bir günahtır ve avukatlık açısından her adımda Müslüman’ı riske sokan bir tehlikedir: Ama sırf tehlike açısından bir karşılaştırma yapılacaksa imamlık bile sorunsuz bir meslek değildir bu düzen içinde: Kaçarak halledebileceğimiz bir iş yoktur aslı zatında. İmanımızı ve kişiliğimizi muhafaza ederek yangının ortasına dalmamız gerekebileceğini unutmayalım. Allah yardımcımız olsun.

    Nureddin Yildiz



  3. 09.Ocak.2013, 21:35
    2
    Aciz Kul



    Avukatlık yapmak caiz midir?

    Öncelikle Allah`a ve O`nun indirdiklerine icmalen de olsa, inanan, bunu kalbi ile tasdik dili ile iksar eden mü`mindir. Bu hal üzere devam ettikçe mümin olmaya da devam eder ve Ehli sünnet inancına göre gûnahlar insanı kâfir yapmazlar. Her günahta küfre açılan bir kapının olması ise ayrı bir konudur. Birinci olarak bu meselenin iyi kavranılması gerekir.

    Ikinci olarak herhangi bir ilmin mücelled öğrenilmesi de insanı kâfir yapmaz. Bu konuda herhalde en tehlikeli ilim sihirdir, onunda insanı küfre götürmesi, sırf öğrenilmesi sebebiyle değildir. Bunu da böyle belirledikten sonra :

    Ileriye dönük, fayda ve zararlarını bir tarafa bırakarak günümüzde Hukuk Fakülteleri gibi okullarda okumak, fıkhın yorumsuz hükmüyle caizdir. Ondan sonrası gayeye göre değişir. Mutlak adaleti tamamen ya da kısmen uygulamak, zulmü alabildiğince azaltmak, haksızlığa ugrayanları savunmak, korumak, kollamak... gayesiyle okunması bir görev ve bir ibadet olur. Aksi olan iki ihtimale göre fisk da olabilir, küfür de olabilir.

    Bu okullarda okununca mezun olunacak ve bu istikamette görev alınacaktır. Hakim olunması halinde durum yine aynıdır. Binaenalyh "Allah`ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirdir" (K. Mâide 5, 44) mealindeki ayetin hükmü bunlar için kayıtsız şartsız geçerli değildir. Yani bir takım kayıtlar ve itibarlar söz konusudur

    1.Önce bu insanlara "hakim" denmesi mecazendir. Bunlar gerçek anlamda hâkim değillerdir. Gerçek anlamdaki hakîmler tarafından belirlenmiş bir hükmü uygulama durumundadırlar. Söz konusu hüküm eğer "mutlak adalet"e aykırı ise ve hakimin takdir hakkıda yoksa onu kerhen uygulayacak ve gerçek adaleti uygulama fırsatı bulduğu yerlerde de zûlmü, yani gerçek adaletin hilafina verilmiş hükümleri olabildiğince azaltmış olacaktır. Bu ise küfür değil, zulmü hafifletme ve hüküm ifadesiyle "ehven-i şerreyni ihtiyar etme"dir.

    2.Yukarıda belirttiğimiz şekilde iman eden ve bu imanında berdevam olan bir insanın, imansızlık dışında yapacağı en büyük isyan dahi küfür olmaz, olsa olsa büyük günah olur. Binaenaleyh, Allah`ın koyduğu ahkâmın doğruluguna inanarak bir insanın Saddam`ın, Hitler`in, Lenin`in, Haccac`ın hükümlerini uygulaması bile küfür değildir. Belki zalimdir. Hiçbir iyi niyeti olmadan bu mesleği seçenler için en fazla böyle denebilir.

    3.Allah`ın indirdikleri ile hükmetmeyenleri hiçbir kayıt ve itibara tabi tutmadan kâfir ilan edecek olursak, bu yargıdan faraza bir Islâm ülkesindeki müslüman hakimler dahi kurtulamazlar: Zira her konuda Allah`ın açık hükmünü bulamayacaklar, çoğu yerde takdir ve ictihatlarını kullanacaklar ve bunların bir kısmında da isabet edemeyebileceklerdir. Böyle bir durumda Allah`ın hükmüyle hükmettiklerini söyleyemeyeceğimize göre kâfir olduklarını nasıl söyleyeceğiz ? Asla. Kaldı ki Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenlerin kafir olmasından maksat, Allahın hükümlerini inkar edenler demektir.

    4.Öyleyse özellikle Hukuk Fakültelerinde okumak, bunu yaparken de zûlmü adım adım izole etmeyi, mutlak adaleti yerleştirmeyi, mağduriyetleri önlemeyi hedeflemelidir. Bu niyetle bu tahsilin dahi ibadet olacağına inanıyoruz. Evet bataklığa girip çamurlanmamak mümkün değildir. Ama çamursuz bir ortama geçebilmek için bataklıga girmekten başka çare yoksa ne yapılır?

    Savcı ve noterlerin durumu hakimlerden daha tehlikeli değildir. Yeter ki, niyyet iyi tutulsun ve zûlme bulaşmamak için azami gayret gösterilsin. Avukatlığı da aynı ölçülere göre değerlendirmek gerekir.


    Sorularla islamiyet




    ********************



    SORU: Faiz alan da veren de melundur, hadisi dikkate alındığında mevcut hukuk sisteminde avukatlık yapmak caiz midir? Çünkü gerek ticaret hukuku gerek borçlar hukuku faizin fahiş boyutlarda olduğu hepimizin malumudur. Ayrıca islami hassasiyeti olan müvekkiller bile avukatlarından kanuni faizi talep etmekte bu konuda da avukata inisiyatif alanı kalmamaktadır.

    CEVAP:
    Avukatlık sadece faizli işlem üzerine yürütülen bir meslek değildir. Ama faiz kadar ağır olan bazı günahlar açısından kaygan bir zeminde icra edilebilen bir meslektir. Bu nedenle avukatlık için tamim yapıp ‘icra edilemez’ şeklinde bir kural koymayalım da, ‘riskli alanlarda dikkat edilmesi gereken bir meslektir.’ diyelim; daha adil davranmış oluruz. Çünkü faiz kadar yalan da ağır bir günahtır ve avukatlık açısından her adımda Müslüman’ı riske sokan bir tehlikedir: Ama sırf tehlike açısından bir karşılaştırma yapılacaksa imamlık bile sorunsuz bir meslek değildir bu düzen içinde: Kaçarak halledebileceğimiz bir iş yoktur aslı zatında. İmanımızı ve kişiliğimizi muhafaza ederek yangının ortasına dalmamız gerekebileceğini unutmayalım. Allah yardımcımız olsun.

    Nureddin Yildiz



  4. 09.Ocak.2013, 22:07
    3
    karadamlalar
    Kesintili Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Temmuz.2012
    Üye No: 96809
    Mesaj Sayısı: 1,620
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 17

    Cevap: Avukatlık yapmak caiz midir?

    32- HAKİMLİK , SAVCILIK , AVUKATLIK


    "Kâdı'lar üç kısımdır: Biri Cennet'te, ikisi Cehennem'dedir. Hakkı bilen ve ona göre hüküm veren kâdı Cennet'tedir. Hakkı bilen fakat ona göre hüküm vermeyen kâdı Cehennem'dedir. Bilmediği hâlde hüküm veren kâdı da Cehennem'dedir." (İbn-i Mâce, Ebu Dâvud, Tirmizî)

    "Kâdı yerine oturunca, onun yanına iki melek iner ve zulmetmedikçe ona yol gösterirler. Onu muvaffak kılmaya çalışırlar. Eğer zulmederse, oradan ayrılıp kendi hâline bırakırlar." (Ebu Dâvud)

    Kâdı da, muftî gibi mutlak olarak Ebu Hanîfe'nin kavilleriyle (ictihadlarıyla, fetvâlarıyla) amel etmeli, ondan sonra Ebu Yusuf'un, ondan sonra İmâm-ı Muhammed'in, daha sonra İmâm-ı Zufer ve Hasan ibni Ziyâd'ın fetvâlarıyla bu tertib üzerine hüküm ver melidir. (Muhammed bin Muhammed bin Abdurraşîd bin TayfunSecâvendî)


    Kâdı'nın muctehid olması evlâdır, daha iyidir. Eğer muctehid kâdı bulunmazsa âdil, sâlih, dîninde emniyetli, aklında, anlayışında güvenilir olan biri seçilir. Ayrıca fıkhı ve sünneti de iyi bilmesi lâzımdır. (Kemaleddun İbn-i Humâm)



    Çağdaş beşeri düzenlerde ; hakimler , meclisler ya da ilgili kurumlar tarafından konulan yasa ve hükümlere göre hüküm verir ve yargılarlar .

    Savcılar ise iddia makamı olarak ilgili taraflar hakkında yine aynı şekilde ortaya konulmuş kanun ve hükümlere göre iddialarda bulunur , cezalandırmayı ister , hak taleb eder ya da haksızlıkların giderilmesini isterler .
    Bütün bunların ortak özelliği ya da ifade ettiği anlam ise , ALLAH ‘ın indirdiklerinden başka bir takım hükümlerle hüküm vermektir . Bunun ise müslümanlara haram olduğu , Kur’an-ı Kerim’in son derece açık ve pek çok hükmünden anlaşılan bir husustur .
    Hatta konu ile ilgili yani müslümanların ALLAH’ın hükümleri dışında kalan hükümlerle hükmetmelerini yasaklayan ayet ve hadisleri tek tek sıralamak başlı başına bir iştir . Mu'min ALLAH’ın indirdiğinden başka hükümlerle hükmedemeyeceği gibi , ALLAH’ın indirdiği hükümlerle bu hükümlere aykırı hükümler arasında bir telif ve uzlaştırma yoluna da gidemez. ALLAH’ın hükümleri ile tağutun ya da hevanın hükümlerini bir arada uygulamaya da kalkışamaz . Çünkü böylesi katmerli küfür ve apaçık münafıklıkıtr .
    ALLAH’ a ve ALLAH’tan gelenlere iman etmek ile onlara aykırı hükümler arasında bir uyum sağlamak birbirine zıttır . Katıksız bir iman , adına ister hakikat , ister inanç ( ideoloji ) , ister siyaset , ister görüş denilsin , rasulullah’ın getirdiklerine aykırı olan her şeye karşı amansız bir savaşa girişmeyi gerektirir . Ta ki ALLAH’tan gelen hükümlerle tam ve katıksız şekliyle hükmedebilmek mümkün olsun . Nitekim ALLAH’ın yolundan alıkoyup ALLAH’tan gelenlerle onlara aykırı hükümlerin arasını bulup telif ve uyuşturma yoluna giderek ALLAH’ın yolundan alıkoymak isteyenler hakkındaki ilahi hükümden de anlaşılan budur .

    “ Onlara: "ALLAH'ın indirdiğine ve Peygambere gelin !" denince, munafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün. “ ( Nisa 61 )

    Bilindiği gibi beşer tarafından konulmuş anayasa ve yasalara bağlı kalmak , insanlar tarafından ve ALLAH’ın şeriatine aykırı konulmuş bu hükümlere dayanarak hükümler vermek yani bu esasa göre beşeri düzenlerin yargı kurumlarında görev almak , İslam’a karşı ve taban tabana zıt bir faaliyettir . ALLAH’a ve ahiret gününe iman eden bir kimsenin bu anayasalara göre kurulmuş düzenlerin heva sahiplerini kandırmasıdır , onları iman yolundan ve islam şeriatinden uzaklaştırmasıdır .

    Avukatlık mesleği , hakimlik ve savcılıktan farklı gibi görünmekle birlikte , esas itibariyle hakimlik ve savcılıktan farklı bir fonksiyonu yoktur . Çünkü avukat da gerektiğinde haklıyı haksız , haksızı haklı göstermek gibi bir takım tehlikeleri de beraberinde getirmekle birlikte , egemen düzenin yürürlükteki beşeri cahili hukuk ilke ve yasalarını esas alarak ve onları gerekçe göstererek savunmalarını yapmakta , iddialarını cevaplandırmakta , ispat ya da reddetmektedir.
    Bir avukat için gerektiğinde “Rabbim ALLAH’tır“ dediği ve tağutu inkar ettiği için mağdur edilmek istenen bir müslümanı savunmak gibi , hakim ve savcıdan farklı bir konuma düşmek imkanı da vardır . Mesela son dönemlerde böyle avukatların varlığına şahid olmuşuzdur. Küfür rejimince terörist (!) örgüt mensubu diye lanse edilen muvahhid müslümanlar, böyle avukatların çilekeş ve samimi mucadeleri ile savunulmuş , Allahın izni ile serbest kalmıştır.
    Tabi böyle avukatlık yapmak çok sıkıntılı bir durumdur. Manevi olarak sıkıntıları olduğu gibi küfür kanunlarını benimseyen, her türlü rezil durumları ve konumdaki kişileri savunan binlerce avukat gibi muvekkillerini "yolunacak kaz" gibi görmediklerinden maddi sıkıntılarla da boğuşmaktadırlar.
    Sadece Allah rızası için görev yapan kişilere sadece yol vs masrafları istedi diye düşman olmamak gerekir.
    Bu avukatların kullandığı ifadeler ve fiillere dikkat ederek sadece sıkıntıdaki muslumanları tağutun zindanlarından kurtarmaya çalışmasıyla, bu işi gönül rahatlığıyla ve benimseyerek para için yapanların aynı kefeye konulamayacağına inanıyorum.
    Bundan dolayıdır ki avukatlığın diğer savunmalardan farklı ve daha musamahakar bir hükme tabii olacağını söyleyebiliriz . Ancak bunun kati olarak hükmü şudur da demek bizim için mümkün değildir .


  5. 09.Ocak.2013, 22:07
    3
    karadamlalar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kesintili Üye
    32- HAKİMLİK , SAVCILIK , AVUKATLIK


    "Kâdı'lar üç kısımdır: Biri Cennet'te, ikisi Cehennem'dedir. Hakkı bilen ve ona göre hüküm veren kâdı Cennet'tedir. Hakkı bilen fakat ona göre hüküm vermeyen kâdı Cehennem'dedir. Bilmediği hâlde hüküm veren kâdı da Cehennem'dedir." (İbn-i Mâce, Ebu Dâvud, Tirmizî)

    "Kâdı yerine oturunca, onun yanına iki melek iner ve zulmetmedikçe ona yol gösterirler. Onu muvaffak kılmaya çalışırlar. Eğer zulmederse, oradan ayrılıp kendi hâline bırakırlar." (Ebu Dâvud)

    Kâdı da, muftî gibi mutlak olarak Ebu Hanîfe'nin kavilleriyle (ictihadlarıyla, fetvâlarıyla) amel etmeli, ondan sonra Ebu Yusuf'un, ondan sonra İmâm-ı Muhammed'in, daha sonra İmâm-ı Zufer ve Hasan ibni Ziyâd'ın fetvâlarıyla bu tertib üzerine hüküm ver melidir. (Muhammed bin Muhammed bin Abdurraşîd bin TayfunSecâvendî)


    Kâdı'nın muctehid olması evlâdır, daha iyidir. Eğer muctehid kâdı bulunmazsa âdil, sâlih, dîninde emniyetli, aklında, anlayışında güvenilir olan biri seçilir. Ayrıca fıkhı ve sünneti de iyi bilmesi lâzımdır. (Kemaleddun İbn-i Humâm)



    Çağdaş beşeri düzenlerde ; hakimler , meclisler ya da ilgili kurumlar tarafından konulan yasa ve hükümlere göre hüküm verir ve yargılarlar .

    Savcılar ise iddia makamı olarak ilgili taraflar hakkında yine aynı şekilde ortaya konulmuş kanun ve hükümlere göre iddialarda bulunur , cezalandırmayı ister , hak taleb eder ya da haksızlıkların giderilmesini isterler .
    Bütün bunların ortak özelliği ya da ifade ettiği anlam ise , ALLAH ‘ın indirdiklerinden başka bir takım hükümlerle hüküm vermektir . Bunun ise müslümanlara haram olduğu , Kur’an-ı Kerim’in son derece açık ve pek çok hükmünden anlaşılan bir husustur .
    Hatta konu ile ilgili yani müslümanların ALLAH’ın hükümleri dışında kalan hükümlerle hükmetmelerini yasaklayan ayet ve hadisleri tek tek sıralamak başlı başına bir iştir . Mu'min ALLAH’ın indirdiğinden başka hükümlerle hükmedemeyeceği gibi , ALLAH’ın indirdiği hükümlerle bu hükümlere aykırı hükümler arasında bir telif ve uzlaştırma yoluna da gidemez. ALLAH’ın hükümleri ile tağutun ya da hevanın hükümlerini bir arada uygulamaya da kalkışamaz . Çünkü böylesi katmerli küfür ve apaçık münafıklıkıtr .
    ALLAH’ a ve ALLAH’tan gelenlere iman etmek ile onlara aykırı hükümler arasında bir uyum sağlamak birbirine zıttır . Katıksız bir iman , adına ister hakikat , ister inanç ( ideoloji ) , ister siyaset , ister görüş denilsin , rasulullah’ın getirdiklerine aykırı olan her şeye karşı amansız bir savaşa girişmeyi gerektirir . Ta ki ALLAH’tan gelen hükümlerle tam ve katıksız şekliyle hükmedebilmek mümkün olsun . Nitekim ALLAH’ın yolundan alıkoyup ALLAH’tan gelenlerle onlara aykırı hükümlerin arasını bulup telif ve uyuşturma yoluna giderek ALLAH’ın yolundan alıkoymak isteyenler hakkındaki ilahi hükümden de anlaşılan budur .

    “ Onlara: "ALLAH'ın indirdiğine ve Peygambere gelin !" denince, munafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün. “ ( Nisa 61 )

    Bilindiği gibi beşer tarafından konulmuş anayasa ve yasalara bağlı kalmak , insanlar tarafından ve ALLAH’ın şeriatine aykırı konulmuş bu hükümlere dayanarak hükümler vermek yani bu esasa göre beşeri düzenlerin yargı kurumlarında görev almak , İslam’a karşı ve taban tabana zıt bir faaliyettir . ALLAH’a ve ahiret gününe iman eden bir kimsenin bu anayasalara göre kurulmuş düzenlerin heva sahiplerini kandırmasıdır , onları iman yolundan ve islam şeriatinden uzaklaştırmasıdır .

    Avukatlık mesleği , hakimlik ve savcılıktan farklı gibi görünmekle birlikte , esas itibariyle hakimlik ve savcılıktan farklı bir fonksiyonu yoktur . Çünkü avukat da gerektiğinde haklıyı haksız , haksızı haklı göstermek gibi bir takım tehlikeleri de beraberinde getirmekle birlikte , egemen düzenin yürürlükteki beşeri cahili hukuk ilke ve yasalarını esas alarak ve onları gerekçe göstererek savunmalarını yapmakta , iddialarını cevaplandırmakta , ispat ya da reddetmektedir.
    Bir avukat için gerektiğinde “Rabbim ALLAH’tır“ dediği ve tağutu inkar ettiği için mağdur edilmek istenen bir müslümanı savunmak gibi , hakim ve savcıdan farklı bir konuma düşmek imkanı da vardır . Mesela son dönemlerde böyle avukatların varlığına şahid olmuşuzdur. Küfür rejimince terörist (!) örgüt mensubu diye lanse edilen muvahhid müslümanlar, böyle avukatların çilekeş ve samimi mucadeleri ile savunulmuş , Allahın izni ile serbest kalmıştır.
    Tabi böyle avukatlık yapmak çok sıkıntılı bir durumdur. Manevi olarak sıkıntıları olduğu gibi küfür kanunlarını benimseyen, her türlü rezil durumları ve konumdaki kişileri savunan binlerce avukat gibi muvekkillerini "yolunacak kaz" gibi görmediklerinden maddi sıkıntılarla da boğuşmaktadırlar.
    Sadece Allah rızası için görev yapan kişilere sadece yol vs masrafları istedi diye düşman olmamak gerekir.
    Bu avukatların kullandığı ifadeler ve fiillere dikkat ederek sadece sıkıntıdaki muslumanları tağutun zindanlarından kurtarmaya çalışmasıyla, bu işi gönül rahatlığıyla ve benimseyerek para için yapanların aynı kefeye konulamayacağına inanıyorum.
    Bundan dolayıdır ki avukatlığın diğer savunmalardan farklı ve daha musamahakar bir hükme tabii olacağını söyleyebiliriz . Ancak bunun kati olarak hükmü şudur da demek bizim için mümkün değildir .





+ Yorum Gönder