Konusunu Oylayın.: Mutezile mezhebi kaderi inkar ettikleri halde, neden kendilerine "kafir" denilmemektedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Mutezile mezhebi kaderi inkar ettikleri halde, neden kendilerine "kafir" denilmemektedir?
  1. 08.Ocak.2013, 19:47
    1
    Misafir

    Mutezile mezhebi kaderi inkar ettikleri halde, neden kendilerine "kafir" denilmemektedir?






    Mutezile mezhebi kaderi inkar ettikleri halde, neden kendilerine "kafir" denilmemektedir? Mumsema Mutezile mezhebi kaderi inkar ettikleri halde, neden kendilerine "kafir" denilmemektedir? Ehl-i sünnet itikadına göre kadere iman etmek imanın altı şartından biridir, yani farzdır...


  2. 08.Ocak.2013, 19:47
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 09.Ocak.2013, 01:42
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Mutezile mezhebi kaderi inkar ettikleri halde, neden kendilerine "kafir" denilmemektedir?




    Mutezile mezhebi mensupları Müslüman olduklarını ifade etmektedirler. Ayrıca onlar kader ve diğer hususlardaki ayetleri inkar etmiyorlar. Fakat Ehl-i sünnet çizgisi dışında bir yorum getirmektedirler. Bu bakımdan bu düşünceyi savunan insanlar tekfir edilmemiş, ehl-i bid'a olarak nitelenmiştir.

    Ehl-i Sünnet yahut ehl-i bid'atten olup kıbleye yönelerek namaz kılan bütün Müslümanlara ehl-i kıble denilir. Ehl-i bid'at mezheplerinden bazısının diğer Müslümanları tekfir etmesine rağmen, Ehl-i sünnet'e, göre kim olursa olsun ehl-i kıbleden hiç kimse tekfir edilmez; onların arkasında namaz kılmamazlık edilmez; büyük günâh da işleseler onların cenaze namazı kılınır ve hayır dua edilir. (İbn Mâce, Cenâiz, 31; Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, II, 32).

    Kerrâmiye'de ehl-i kıble tâbiri ile, kelime-i şehâdet getiren herkes kastedilir. Ehl-i sünnet uleması ehl-i kıbleyi, "Kâbe'ye yönelerek namaz kılmanın farziyetini kabul edenler." diye târif etmiştir. Ali el-Kâfi (1014/1606) bunun için daha geniş bir tanım yaparak şöyle der: "Ehl-i kıble zarûrât-ı diniye üzerinde ittifak eden kimselerdir." (Ali el-Karı, Şerhu'l-Fıkhı'l Ekber, 139).

    Ehl-i kıbleyi, Ehl-i sünnet ve ehl-i bid'at şeklinde ikiye ayıran âlimler Mutezile, Şia, Kerrâmiye, Mücessime, Müşebbihe, Mürcie gibi bid'at mezheplerini de ehli kıbleden saymışlar; fakat açıkça İslâm'ın temel nasslarını değiştiren, bozan, reddeden Batınîlik, Gulât-ı Şia, Hâriciye, Cehmiye, Bahâiye, Kadıyânilik, Ahmedîlik, Nusayrilik, Dürzilik gibi fırka ve mezhepleri ehl-i dalâletten saymışlardır. Çünkü bunlar arasında meselâ Hâricî Ezârika mezhebi gibi Müslümanın kanını, malını, canını helâl sayarak birçok Müslümanı katletmiş olanlar bulunmaktadır. İslâm da tekfiri, ayrılığı, bölük bölük fırkalara ayrılmayı, cedeli, te'vili, inanç esaslarının tartışılmasını ehl-i bid'at mezhepleri ortaya atmışlardır. Bunların içinde de, dalâlet ehli olanlar, hevâlarına uyanlar İslâm için en tehlikeli olanlardır.


  4. 09.Ocak.2013, 01:42
    2
    Editör



    Mutezile mezhebi mensupları Müslüman olduklarını ifade etmektedirler. Ayrıca onlar kader ve diğer hususlardaki ayetleri inkar etmiyorlar. Fakat Ehl-i sünnet çizgisi dışında bir yorum getirmektedirler. Bu bakımdan bu düşünceyi savunan insanlar tekfir edilmemiş, ehl-i bid'a olarak nitelenmiştir.

    Ehl-i Sünnet yahut ehl-i bid'atten olup kıbleye yönelerek namaz kılan bütün Müslümanlara ehl-i kıble denilir. Ehl-i bid'at mezheplerinden bazısının diğer Müslümanları tekfir etmesine rağmen, Ehl-i sünnet'e, göre kim olursa olsun ehl-i kıbleden hiç kimse tekfir edilmez; onların arkasında namaz kılmamazlık edilmez; büyük günâh da işleseler onların cenaze namazı kılınır ve hayır dua edilir. (İbn Mâce, Cenâiz, 31; Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, II, 32).

    Kerrâmiye'de ehl-i kıble tâbiri ile, kelime-i şehâdet getiren herkes kastedilir. Ehl-i sünnet uleması ehl-i kıbleyi, "Kâbe'ye yönelerek namaz kılmanın farziyetini kabul edenler." diye târif etmiştir. Ali el-Kâfi (1014/1606) bunun için daha geniş bir tanım yaparak şöyle der: "Ehl-i kıble zarûrât-ı diniye üzerinde ittifak eden kimselerdir." (Ali el-Karı, Şerhu'l-Fıkhı'l Ekber, 139).

    Ehl-i kıbleyi, Ehl-i sünnet ve ehl-i bid'at şeklinde ikiye ayıran âlimler Mutezile, Şia, Kerrâmiye, Mücessime, Müşebbihe, Mürcie gibi bid'at mezheplerini de ehli kıbleden saymışlar; fakat açıkça İslâm'ın temel nasslarını değiştiren, bozan, reddeden Batınîlik, Gulât-ı Şia, Hâriciye, Cehmiye, Bahâiye, Kadıyânilik, Ahmedîlik, Nusayrilik, Dürzilik gibi fırka ve mezhepleri ehl-i dalâletten saymışlardır. Çünkü bunlar arasında meselâ Hâricî Ezârika mezhebi gibi Müslümanın kanını, malını, canını helâl sayarak birçok Müslümanı katletmiş olanlar bulunmaktadır. İslâm da tekfiri, ayrılığı, bölük bölük fırkalara ayrılmayı, cedeli, te'vili, inanç esaslarının tartışılmasını ehl-i bid'at mezhepleri ortaya atmışlardır. Bunların içinde de, dalâlet ehli olanlar, hevâlarına uyanlar İslâm için en tehlikeli olanlardır.





+ Yorum Gönder