Konusunu Oylayın.: Mutezile Mezhebinin Tarihi Gelişimi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Mutezile Mezhebinin Tarihi Gelişimi
  1. 08.Ocak.2013, 19:45
    1
    Misafir

    Mutezile Mezhebinin Tarihi Gelişimi

  2. 09.Ocak.2013, 01:32
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,811
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Mutezile Mezhebinin Tarihi Gelişimi




    Mutezile mezhebi tarihi boyunca birçok değişime uğradı ki bu dersimizde kısaca bunlara değineceğiz. a- Emeviler DönemiEmevi hâkimleri genellikle cebri düşünceyi savunuyor ve özgür iradeyi savunan­lara karşı aşırı şekilde muhalefet edi­yorlardı. Bundan ötürü Kaderiye’nin önderlerini öldürdüler. Mutezililer de insanın fiillerinde ihtiyar sahibi olduğunu sa­vunuyorlardı. Bu yüzden bu dönemde akidelerini yaymak için gerekli fırsat ve şeraitten yoksundular. Mutezililer ihti­yar ve cebr meselesinde selefleri olan Kaderiye gibi bir alın­yazısına sa­hip olmamak için daha mülayim bir yöntem be­nimsediler.Fakat Hişam’ın ölümünden sonra Emevi devleti siyasi ik­tidar ve kudretini elden verdi. Hatta bu dönemde iki yıl içinde (125–127) ülke üç defa siyasi değişim yaşadı ve üç Emevi hâkimi iş başına geldi. Son Emevi hâkimi Mervan Himar’ın hâkimiyeti döne­minde (127–132) Emeviler aley­hindeki ayaklanma ve itirazlar arttı. Nihayetinde de Emeviler devleti yıkılıp yerine Abbasiler devleti kuruldu.[1]Söz konusu durumda ve Emevi devletinin son dönemle­rinde Müslüman düşünürlerin ilmi ve kültürel etkinlikleri için uygun zemin oluştu. Mutezili mütekellimler de bu fır­sattan istifade ederek İslam dünyasının farklı bölgelerinde akidelerini yaymaya çalıştılar. El-Meniyet ve el-Emel adlı eserin yazarının beyanına göre Vasıl bin Ata birçok öğ­renci yetiştirdi ve bu öğrencileri İs­lam dünyasının farklı bölgelerine gönderdi. Abdullah bin Haris’i Mağrib’e, Hafs bin Sâlim’i Horasan’a, Kasım’ı Ye­men’e, Eyüp’ü Cezire’ye Hasan bin Zekvan’ı Kufe’ye ve Osman Tevil’i Ermenistan’a tebliğ amaçlı gönderdi.[2] Mutezile kelamının önderliğini bu dönemde bu mektebin kurucusu olan Vasıl bin Ata üstlenmişti. Vasıl bin Ata Hicri 131’de vefat etti ve ondan sonra Amr bin Ubeyd bu kelami ekolün rehberliğini üstlendi. b- Abbasiler DönemiAbbasiler döneminde Mutezile kelamı dört mümtaz dö­neme sahip oldu.1- Memun’dan önceki dönem (132–198)2- Memun’dan Vasık’a kadar olan dönem (198–232)3- Mütevekkil ve ondan sonraki dönem (232–300)4- Eş’ariliğin ortaya çıkışından sonraki dönem İlk dönemin başlarında (Safah ve Mansur dönemi) Mutezililer ile devlet kurumları arasındaki irtibat çok so­ğuktu ve Abbasi halifelerinden de herhangi bir destek gör­mediler. Bu dönemde Mutezililer iyiliği emretme ve kötü­lükten sakındırma ilkesi gereğince bazen yöneticilerin yap­tıkları zulümleri onlara hatırlatıyorlardı. Fakat ayaklanmak­tan sakını­yorlardı. Bundan ötürü Abbasilerin gazabından uzak kaldılar. Nakledildiğine göre Amr bin Ubeyd, Mansur’un yaptığı zulümleri eleştiriyordu. Man­sur ona dedi ki: “Ben yönetim mührünü sana vermeye hazırım. Sen ve taraftarların bana yardımcı olun.” Amr cevap olarak dedi ki: “Adil davran ki sana yardımcı olalım. Devle­tinin kurumlarında yüzlerce zu­lüm var. Bunlardan bazılarını düzelt ki doğru sözlü oldu­ğunu anlayalım.”[3]Yine nakledildiğine göre bir gün Mansur, Amr bin Ubeyd’i huzuruna çağırdı ve ona dedi ki: “Muhammed bin Abdullah bin Hasan’ın sana mektup yazdığını duydum.” Amr cevap verdi ve dedi ki: “Bir mektup elime ulaştı. Ga­liba Muhammed bin Hasan gönder­miş.” Mansur: “Mektubun cevabında ona ne yazdın?” dedi. Amr: “Sen benim devlet aleyhine silahlı ayaklanmayı onaylamadığımı biliyorsun” dedi.[4] Bu iki olaydan Amr’ın kalben Mansur’un siyasetlerini onaylamadığını ve Müslüman­lara yaptığı zulümlerden do­layı onu yerdiğini çıkarabiliriz. O kötülükten sakındırma hu­susunda bu kadarla yetiniyor ve silahlı ayaklanmayı caiz bilmiyordu. Doğal olarak bu seviyedeki bir muhalefet dev­let kurumlarını tehdit etmediği için Abbasi halifesi Mansur da onlara karışmıyordu. Mehdi Abbasi döneminde (159–169) Mutezili mütekel­limler çok iyi şartlara sahip ol­dular. Zira bu dönemde zın­dıkların ve mülhitlerin faaliyetleri artmış ve bu da Mehdi’nin onlara karşı tavır almasına neden olmuştu. Nitekim Mehdi bu dönemde mütekellimlerden zındıklara karşı koymalarını istedi.[5] Fakat bu dönemin sonunda (Harun Reşit dönemi) Mutezililer eski konumlarını kaybettiler. Zira Harun Reşit –Mutezili mütekellimlerin çok sevdikleri- kelami münazara­ları yasakladı ve hatta bazı mütekellimleri zindana attı.[6]Bu dönemde felsefi kitaplar Arapçaya tercüme edildi. Bu vesileyle Mutezili mütekel­limler aşamalı bir şekilde filozof­ların görüşleriyle de aşina oldular. Nitekim Ali bin Mu­ham­med Horasani bu hususta şunları söylemektedir: “Kendisi için Süryaniceden, Yunan­cadan ve başka dillerden kitap ter­cüme edilen ilk halife Mansur’dur.”[7] Mutezilenin İktidar Dönemiİkinci dönem Mutezilenin iktidar dönemidir. Zira bu dö­nemde Abbasi halifeleri Mutezile mezhebini savunmaya başladılar ve akideleri devletin resmi akidesi olarak kabul edildi. Mutezililer bu dönemde serbest bir şekilde akidelerini yaymaya başladılar. İyiliği emretme ve kötülükten sakın­dırma ilkelerine binaen muhaliflerine (Hanbelîler ve hadis­çiler) karşı çok sert tutumlar takınıyorlardı. Mutezililer ile muhaliflerinin çatışmalarının ana konusu Kur’an’ın yaratıl­ması meselesi idi. Saray ahalisi de işin içine girdiği için bu çatışma normal kelami tartışma olmaktan çıkıp kavgalara hapislere ve öldürmelere dönüştü. Bu yüzden İslam kelam tarihinin bu dönemine mihnet dönemi denildi. Bu dö­nemde Abbasi sarayında nüfuzu fazla olan Mutezili mütekellim Ahmed bin Ebi Davud (160–240) idi. O, Ahmed bin Hanbel ile Kur’an’ın yaratılması meselesi hakkında tartış­maya girdi ve Ahmed bin Hanbelî yendi. Tartışmadaki diyalogları aşa­ğıda verilmiştir.İbni Ebi Davud: Her şey hâdis veya kadim değil midir?İbni Hanbel: Evetİbni Ebi Davud: Kur’an da bir şey değil midir?İbni Hanbel: Evetİbni Ebi Davud: Sadece Allah kadim değil midir?İbni Hanbel: Evetİbni Ebi Davud: Öyleyse Kur’an hâdistir.İbni Hanbel: Ben bu konu hakkında bir şey söylemeyece­ğim.[8]Mihnet konusu ve Kur’an’ın kadim olması meselesi çok geniş bir meseledir ve bu der­simizde bütün bunları açıkla­maya mecâlimiz yoktur.[9]


  3. 09.Ocak.2013, 01:32
    2
    Editör



    Mutezile mezhebi tarihi boyunca birçok değişime uğradı ki bu dersimizde kısaca bunlara değineceğiz. a- Emeviler DönemiEmevi hâkimleri genellikle cebri düşünceyi savunuyor ve özgür iradeyi savunan­lara karşı aşırı şekilde muhalefet edi­yorlardı. Bundan ötürü Kaderiye’nin önderlerini öldürdüler. Mutezililer de insanın fiillerinde ihtiyar sahibi olduğunu sa­vunuyorlardı. Bu yüzden bu dönemde akidelerini yaymak için gerekli fırsat ve şeraitten yoksundular. Mutezililer ihti­yar ve cebr meselesinde selefleri olan Kaderiye gibi bir alın­yazısına sa­hip olmamak için daha mülayim bir yöntem be­nimsediler.Fakat Hişam’ın ölümünden sonra Emevi devleti siyasi ik­tidar ve kudretini elden verdi. Hatta bu dönemde iki yıl içinde (125–127) ülke üç defa siyasi değişim yaşadı ve üç Emevi hâkimi iş başına geldi. Son Emevi hâkimi Mervan Himar’ın hâkimiyeti döne­minde (127–132) Emeviler aley­hindeki ayaklanma ve itirazlar arttı. Nihayetinde de Emeviler devleti yıkılıp yerine Abbasiler devleti kuruldu.[1]Söz konusu durumda ve Emevi devletinin son dönemle­rinde Müslüman düşünürlerin ilmi ve kültürel etkinlikleri için uygun zemin oluştu. Mutezili mütekellimler de bu fır­sattan istifade ederek İslam dünyasının farklı bölgelerinde akidelerini yaymaya çalıştılar. El-Meniyet ve el-Emel adlı eserin yazarının beyanına göre Vasıl bin Ata birçok öğ­renci yetiştirdi ve bu öğrencileri İs­lam dünyasının farklı bölgelerine gönderdi. Abdullah bin Haris’i Mağrib’e, Hafs bin Sâlim’i Horasan’a, Kasım’ı Ye­men’e, Eyüp’ü Cezire’ye Hasan bin Zekvan’ı Kufe’ye ve Osman Tevil’i Ermenistan’a tebliğ amaçlı gönderdi.[2] Mutezile kelamının önderliğini bu dönemde bu mektebin kurucusu olan Vasıl bin Ata üstlenmişti. Vasıl bin Ata Hicri 131’de vefat etti ve ondan sonra Amr bin Ubeyd bu kelami ekolün rehberliğini üstlendi. b- Abbasiler DönemiAbbasiler döneminde Mutezile kelamı dört mümtaz dö­neme sahip oldu.1- Memun’dan önceki dönem (132–198)2- Memun’dan Vasık’a kadar olan dönem (198–232)3- Mütevekkil ve ondan sonraki dönem (232–300)4- Eş’ariliğin ortaya çıkışından sonraki dönem İlk dönemin başlarında (Safah ve Mansur dönemi) Mutezililer ile devlet kurumları arasındaki irtibat çok so­ğuktu ve Abbasi halifelerinden de herhangi bir destek gör­mediler. Bu dönemde Mutezililer iyiliği emretme ve kötü­lükten sakındırma ilkesi gereğince bazen yöneticilerin yap­tıkları zulümleri onlara hatırlatıyorlardı. Fakat ayaklanmak­tan sakını­yorlardı. Bundan ötürü Abbasilerin gazabından uzak kaldılar. Nakledildiğine göre Amr bin Ubeyd, Mansur’un yaptığı zulümleri eleştiriyordu. Man­sur ona dedi ki: “Ben yönetim mührünü sana vermeye hazırım. Sen ve taraftarların bana yardımcı olun.” Amr cevap olarak dedi ki: “Adil davran ki sana yardımcı olalım. Devle­tinin kurumlarında yüzlerce zu­lüm var. Bunlardan bazılarını düzelt ki doğru sözlü oldu­ğunu anlayalım.”[3]Yine nakledildiğine göre bir gün Mansur, Amr bin Ubeyd’i huzuruna çağırdı ve ona dedi ki: “Muhammed bin Abdullah bin Hasan’ın sana mektup yazdığını duydum.” Amr cevap verdi ve dedi ki: “Bir mektup elime ulaştı. Ga­liba Muhammed bin Hasan gönder­miş.” Mansur: “Mektubun cevabında ona ne yazdın?” dedi. Amr: “Sen benim devlet aleyhine silahlı ayaklanmayı onaylamadığımı biliyorsun” dedi.[4] Bu iki olaydan Amr’ın kalben Mansur’un siyasetlerini onaylamadığını ve Müslüman­lara yaptığı zulümlerden do­layı onu yerdiğini çıkarabiliriz. O kötülükten sakındırma hu­susunda bu kadarla yetiniyor ve silahlı ayaklanmayı caiz bilmiyordu. Doğal olarak bu seviyedeki bir muhalefet dev­let kurumlarını tehdit etmediği için Abbasi halifesi Mansur da onlara karışmıyordu. Mehdi Abbasi döneminde (159–169) Mutezili mütekel­limler çok iyi şartlara sahip ol­dular. Zira bu dönemde zın­dıkların ve mülhitlerin faaliyetleri artmış ve bu da Mehdi’nin onlara karşı tavır almasına neden olmuştu. Nitekim Mehdi bu dönemde mütekellimlerden zındıklara karşı koymalarını istedi.[5] Fakat bu dönemin sonunda (Harun Reşit dönemi) Mutezililer eski konumlarını kaybettiler. Zira Harun Reşit –Mutezili mütekellimlerin çok sevdikleri- kelami münazara­ları yasakladı ve hatta bazı mütekellimleri zindana attı.[6]Bu dönemde felsefi kitaplar Arapçaya tercüme edildi. Bu vesileyle Mutezili mütekel­limler aşamalı bir şekilde filozof­ların görüşleriyle de aşina oldular. Nitekim Ali bin Mu­ham­med Horasani bu hususta şunları söylemektedir: “Kendisi için Süryaniceden, Yunan­cadan ve başka dillerden kitap ter­cüme edilen ilk halife Mansur’dur.”[7] Mutezilenin İktidar Dönemiİkinci dönem Mutezilenin iktidar dönemidir. Zira bu dö­nemde Abbasi halifeleri Mutezile mezhebini savunmaya başladılar ve akideleri devletin resmi akidesi olarak kabul edildi. Mutezililer bu dönemde serbest bir şekilde akidelerini yaymaya başladılar. İyiliği emretme ve kötülükten sakın­dırma ilkelerine binaen muhaliflerine (Hanbelîler ve hadis­çiler) karşı çok sert tutumlar takınıyorlardı. Mutezililer ile muhaliflerinin çatışmalarının ana konusu Kur’an’ın yaratıl­ması meselesi idi. Saray ahalisi de işin içine girdiği için bu çatışma normal kelami tartışma olmaktan çıkıp kavgalara hapislere ve öldürmelere dönüştü. Bu yüzden İslam kelam tarihinin bu dönemine mihnet dönemi denildi. Bu dö­nemde Abbasi sarayında nüfuzu fazla olan Mutezili mütekellim Ahmed bin Ebi Davud (160–240) idi. O, Ahmed bin Hanbel ile Kur’an’ın yaratılması meselesi hakkında tartış­maya girdi ve Ahmed bin Hanbelî yendi. Tartışmadaki diyalogları aşa­ğıda verilmiştir.İbni Ebi Davud: Her şey hâdis veya kadim değil midir?İbni Hanbel: Evetİbni Ebi Davud: Kur’an da bir şey değil midir?İbni Hanbel: Evetİbni Ebi Davud: Sadece Allah kadim değil midir?İbni Hanbel: Evetİbni Ebi Davud: Öyleyse Kur’an hâdistir.İbni Hanbel: Ben bu konu hakkında bir şey söylemeyece­ğim.[8]Mihnet konusu ve Kur’an’ın kadim olması meselesi çok geniş bir meseledir ve bu der­simizde bütün bunları açıkla­maya mecâlimiz yoktur.[9]


  4. 09.Ocak.2013, 01:33
    3
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,811
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Mutezile Mezhebinin Tarihi Gelişimi

    Mutezilenin En Acı DönemiVasık’ın (ö. 232 h.k) ölümü ve Mütevekkil’in (232–247) işbaşına gelmesi ile Mutezi­lenin iktidar yıldızı da söndü. Zira o kendisinden önceki üç halifeden (Memun, Mutasım ve Vasık) tamamen farklı bir yöntem benimsedi. Kelami ba­hisleri yasakladı. Mutezilenin muhaliflerini (Hanbelîler ve hadisçiler) ve Kur’an’ın kadim olmasını savundu. Suyuti bu hususta şunları söylemektedir: “Hicri 232’de zilhicce ayında Vasık’tan sonra halk Mütevekkil’e biat etti. O Ehl-i Sünnet’e mütemayil bir insandı ve Sünnileri sa­vunu­yordu. Hicri 234’te mihneti kaldırdı ve bunu her tarafa ilan etti. Muhaddisleri Sa­mire’ye çağırdı ve onlara saygı gös­terdi. Onlardan sıfatlar ve Allah’ın ruiyeti (görünmesi) husu­sunda hadisler nakletmelerini istedi. Bu ameli ile halkın onay ve rızasını kazandı.”[10] Hatip Bağdadi de şunları söylemektedir: “Muhaddisler camilerde oturup Mutezililer aleyhinde hadisler naklediyor ve onları tekfir ediyorlardı. Ahmed bin Hanbel’den Kur’an’ın ya­ratılmış olduğuna inanan kimselerin hükmü hakkında sorulduğunda onların kafir olduklarını söy­ledi.”[11]Mütevekkil’in Mutezile akaid ve düşüncesiyle –aslında akılcılık ile- muhalefeti ondan sonra gelen Abbasi halifeleri­nin takip ettikleri kötü bir yöntem idi. Bu durum zahircilerin siyasi kudrete dayanarak akılcılığın önünü almalarına neden oldu. Bu uğurda hatta mihnet döneminin acı olaylarından da yararlanıp halkı Mutezililer aleyhine kışkırtılar. Bu grubun muhalefeti akıl ve mantık istidlallerine dayanmıyordu. Bu yüzden bu dönemde akıl sa­hipleri ve gerçek âlimler etkisiz kaldılar. Bir taraftan da Mutezile kelamının bazı üstatları Mutezile akide ve düşüncesini sa­vunmaya çalıştı. Bunlardan biri de meşhur Mutezili mütekellim ve edip Ebu Osman Cahiz (ö. 256 h.k) idi. O Faziletu’l-Mutezile adında bir kitap kaleme aldı ve bu eserde Mutezile akidesini ve selef âlimlerini sa­vundu. Bu eser her ne kadar bazı insanlar tara­fından kabul görmediyse de genel bir şekilde âlimlerin teveccühünü ka­zandı. Bu esere aşırı tepkiyi gösterenlerden biri de Ahmed bin Yahya Ravendi (ö. 345 h.k) idi. O bu ki­taba reddiye ma­hiyetinde Fazihatu’l-Mutezile adında bir kitap yazdı. Ardın­dan da Ebu Hüseyin Hayyat (ö. 311 h.k) Ravendi’nin reddi­yesine cevap veren ve Cahiz’i savunan el-İntisar adında bir eser kaleme aldı. Mütevekkil’den sonra üçüncü yüzyılın sonuna doğru Mutezililer siyasi kudretlerini elden verdiler ve muhalifleri Ab­basi hâkimleri tarafından kollandı. Hadisçiler ve zahirci­ler kelami ve akli tartışmaları bidat biliyorlardı ve Mutezile ile olan muhalefetlerinde akli istidlallerden istifade etmiyor­lardı. Ellerindeki tek silah dini metinlerin zahirlerine istinat etmek ve muhaliflerini tekfir etmekti. Bundan ötürü Mutezili mütekellimler elde ettikleri fırsatlarda cedel yönteminden ve akli istidlallerden yararlanarak kendilerini savunuyor­lardı. Üçüncü Yüzyıldan Sonra MutezileHicri dördüncü yüzyılın başlarında cedel ve akli istidlal­lerle aşina olan Ebu Ali Cubbayi Mutezili’nin (ö. 303 h.k) öğrencisi Ebu Hasan Eş’ari hocası ile girdiği tartışmada ho­casının delillerini yeterli görmedi ve Mutezile mektebinden ayrıldı. O, bir Cuma günü Basra Cuma camiinde Kur’an’ın yaratılması, Allah’ın ruiyeti (görünmesi) ve fiillerin yaratıl­ması hususunda Mutezilenin akaidinden yüz çevirdiğini ilan etti.[12] Mutezile mektebinin yetiştirdiği insanlardan biri olan Ebu Hasan Eş’ari’nin bu mezhepten ayrılması Mutezileye ağır bir darbe oldu. O Mutezililerin kullandığı yöntem ile Mute­zile akidesine muhalefet etti. Bir taraftan Ebu Hasan Eş’ari’nin avam halkın nezdinde daha makbul olan hadisçilerin akidelerini savunmakla bera­ber düşünürlerin benimsedikleri akli istidlal silahıyla silah­lanması bir taraftan da bu dönem Abbasi halifelerinin Mute­zileye karşı takındıkları tavır Mutezile kelamının yenilgisine neden oldu. Bu yenilgi akılcı Mutezilileri tamamen meyus kılmadı ve bazı Mutezili mütekellimler her şeye rağmen mekteplerinin sınırlarını korumaya çalıştılar. Nitekim Ebu Haşim Mutezili (ö. 321), Ebu Kasım Kâbi (ö. 317 h.k), Ebu Hüseyin Hayyat (ö. 311 h.k) ve Ebu Abdullah Basri (ö. 367 h.k) Hicri üçüncü yüzyılın sonu ve dördüncü yüzyılın başında Mutezile mek­tebini savunan meşhur mütekellimlerdendirler. Dördüncü yüzyılın başlarında Ebu Bekir Ahmed bin Ali Ahşidi (ö. 320 h.k) Bağdat’ta dördüncü yüzyılın sonlarına kadar etkinliğini devam ettiren bir mektep kurdu.[13] Kadı Abdulcebar Mutezili (ö. 415 h.k) ve Ebu Hüseyin Basri (ö. 436 h.k) Mutezile mektebinin Hicri dördüncü yüzyıldaki tanınmış şahsiyetle­rindendir. Kadı Abdulcebbar’dan geriye çok değerli kelami eserler kalmıştır ki bunların en önemlileri şunlardır; Şerhu’l-Usul’il-Hamsa, el-Muğni ve el-Muhit bil-Teklif. Bu mektebin altıncı yüzyıldaki tanınmış şahsiyeti Zamahşeri (ö. 528 h.k) ve ye­dinci yüzyıldaki meşhur şahsiyeti Nehcu’l-Belağa’yı şerh eden İbni Ebi Hadid’dir. Bundan sonra bu mektep hiçbir et­kinlikte bulunamadı ve Eş’ari mektebi Ehl-i Sünnet dünya­sında kelam ve akait alanında rakipsiz kaldı. Mutezilenin Yeniden DoğuşuSon dönemlerde oryantalistler ve bazı Ehl-i Sünnet düşü­nürleri bilhassa Mısırlı mütefekkirler arasında Mutezilenin düşünce ve akidesini benimseyen insanlar ortaya çıktı ki Şeyh Muhammed Abduh bunlardan biridir.[14]Burada Ahmed Emin Mısri’nin Mutezile mezhebi hak­kın­daki beyanından bir pasaj aktaracağız: “Mutezilenin ye­nilgi ve ölümü ile muhaddislerin Mutezileye galibiyeti Müslü­manların maslahatına değildi. Mutezililerin Mansur döne­minde benimsedikleri yöntemi devam ettirmeleri ve Abbasi halifelerinin elindeki oyuncak olmamaları gerekirdi. Bu du­rumda onların hadisçilere muhalefeti özgürlük taraftarı par­tinin muhafazakâr partiye muhalefeti gibi olacaktı ki bu da Müslümanların yararınaydı. Fakat Mutezilenin yenilgi­sinden sonra halk muhaddislerin ve onların hemfikirleri olan fakih­lerin kontrolü altına girdi. Bu durum Mütevekkil’den kısa bir süre öncesine kadar devam etti ve Müslümanların düşün­sel donukluğuna ve ilmî duraklamasına neden oldu. Zira âlimlerin görevi sadece hadisleri nakletmek, tefsir, lügat ve bunlar hakkındaki senetleri ele alıp bunları korumak de­ğildi. Bu dönemde hiçbir akli eleştiriye değer verilmiyordu. Nite­kim fakihler sadece kendilerinden önceki fakihlerin gö­rüşle­rini nakletmekle yetiniyorlardı. Mesud bu hususta çok güzel şeyler söylemiştir; Mütevekkil halkın teslim olmasını ve taklit etmesini emretmişti. Evet! Mütevekkil döneminde âlimlerin içinde yaşadıkları zamanın şartları teslim ve tak­litten başka bir şey değildi. Bundan ötürü bu dönemde fıkıh, hadis, tefsir ve hatta edebiyat alanında kaleme alınan eserle­rin hepsi birbirine benzemekte ve hiçbirinde yeni bir dü­şünce göze çarpmamaktadır. Bu eserlerde bir farklılık gö­rülse bile bu da sadece icaz ve özet bölümlerindedir.Muhaddislerin sulta ve iktidarları bin yıl boyunca devam etti. Sonunda Mutezile mektebinin cilvelerinden biri olan yeni düşünsel hareket ortaya çıktı. Zira yeni ilmi hareket şüphe ve tecrübe (Mutezilenin yöntemlerinden biri idi) üze­rine bina edilmişti. Bu hareketin bir diğer özelliği de akılcı, özgürlük talibi ve insanı fiilleri karşısında mesul bilmesi idi ki bütün bunlar Mutezilenin akait ilkelerinden sayılmaktadır.Mutezile İslam’a çok değerli hizmetlerde bulundu. Zira Abbasiler döneminde İranlıların devlet kurumlarında etkin rolleri vardı. Bir taraftan da Abbasi sarayı Yahudi ve Hıristi­yanları saraya almış tababette onlardan yararlanıyorlardı. Tercüme işleri de onlara verilmişti. Bu durum İranlıların, Yahudilerin ve Hıristiyanların Müslümanlarla karışmalarına neden olmuştu. Bu insanlar da fırsatı ganimet bilip dini aki­delerini yaydılar. Bu yüzden bu dönemde antik Hint, Yahudi ve Hıristiyan öğretilerin yayılmasında ve Mecusîliğe davette gözle görünür bir artış olmuştu. Bu dinlerin tabiilerinden bazı insanlar İslam kisvesi altında bazı insanlar da açıkça akidelerini yaymaya çalışıyorlardı. Bundan ötürü en derin itikadi konular hakkında cedeller oluyordu. Fakihler ve mu­haddisler muhaliflerin şüphelerine cevap verecek ve İslami öğretileri savunacak yeterliliğe sahip değillerdi. Zira onlar sadece dini metinleri biliyorlardı ve muhaliflerle tartışmada dini metinlerin hiçbir yararı yoktu. Mücadele için tek etkili yöntem akli ve kelami istidlaller idi. Zaten muhalifler de Yunan felsefe ve mantığı ile aşinaydılar. Tartışmalarında ve akidelerini savunmada bundan yararlanıyorlardı. Dolayısıyla aklı hüccet bilen ve akli istidlaller yöntemle­riyle aşina olan bir grubun bunlarla mücadele etmesi gereki­yordu. Bu dönemde Mutezililerden başka kimse bu sorum­luluğu benimsemedi. Mutezililer çok iyi bir şekilde İslami öğretileri savunup muhaliflerin şüphelerine cevap verdiler. Büyük bir grup İslam dinini benimsedi. Tevhit ve nübüvvet gibi –o dönemde en çok tartışılan konular- farklı kelami me­seleler hakkında birçokları kitap kaleme aldı. Allah biliyor ki! Eğer Mutezililer İslam düşmanlarına karşı kelami müca­deleye girmemiş olsalardı Müslümanlar için ne acı olaylar vuku bulacaktı.”[15] Ahmed Emin’in Mutezilileri temcidi takdire şayandır. Fa­kat o, araştırmada bir ilke olan emanet ve sadakate riayet etmeyecek şekilde hükümde bulunmuştur. Zira o bu dö­nemde sadece Mutezileyi İslam akaidinin savunucusu bil­miştir. Hâlbuki Ehlibeyt imamları ve onların yetiştirdikleri Hişam bin Hakem gibi öğrenciler, putperestler ve zındıklarla mücadelede çok önemli roller ifa etmişlerdi.


  5. 09.Ocak.2013, 01:33
    3
    Editör
    Mutezilenin En Acı DönemiVasık’ın (ö. 232 h.k) ölümü ve Mütevekkil’in (232–247) işbaşına gelmesi ile Mutezi­lenin iktidar yıldızı da söndü. Zira o kendisinden önceki üç halifeden (Memun, Mutasım ve Vasık) tamamen farklı bir yöntem benimsedi. Kelami ba­hisleri yasakladı. Mutezilenin muhaliflerini (Hanbelîler ve hadisçiler) ve Kur’an’ın kadim olmasını savundu. Suyuti bu hususta şunları söylemektedir: “Hicri 232’de zilhicce ayında Vasık’tan sonra halk Mütevekkil’e biat etti. O Ehl-i Sünnet’e mütemayil bir insandı ve Sünnileri sa­vunu­yordu. Hicri 234’te mihneti kaldırdı ve bunu her tarafa ilan etti. Muhaddisleri Sa­mire’ye çağırdı ve onlara saygı gös­terdi. Onlardan sıfatlar ve Allah’ın ruiyeti (görünmesi) husu­sunda hadisler nakletmelerini istedi. Bu ameli ile halkın onay ve rızasını kazandı.”[10] Hatip Bağdadi de şunları söylemektedir: “Muhaddisler camilerde oturup Mutezililer aleyhinde hadisler naklediyor ve onları tekfir ediyorlardı. Ahmed bin Hanbel’den Kur’an’ın ya­ratılmış olduğuna inanan kimselerin hükmü hakkında sorulduğunda onların kafir olduklarını söy­ledi.”[11]Mütevekkil’in Mutezile akaid ve düşüncesiyle –aslında akılcılık ile- muhalefeti ondan sonra gelen Abbasi halifeleri­nin takip ettikleri kötü bir yöntem idi. Bu durum zahircilerin siyasi kudrete dayanarak akılcılığın önünü almalarına neden oldu. Bu uğurda hatta mihnet döneminin acı olaylarından da yararlanıp halkı Mutezililer aleyhine kışkırtılar. Bu grubun muhalefeti akıl ve mantık istidlallerine dayanmıyordu. Bu yüzden bu dönemde akıl sa­hipleri ve gerçek âlimler etkisiz kaldılar. Bir taraftan da Mutezile kelamının bazı üstatları Mutezile akide ve düşüncesini sa­vunmaya çalıştı. Bunlardan biri de meşhur Mutezili mütekellim ve edip Ebu Osman Cahiz (ö. 256 h.k) idi. O Faziletu’l-Mutezile adında bir kitap kaleme aldı ve bu eserde Mutezile akidesini ve selef âlimlerini sa­vundu. Bu eser her ne kadar bazı insanlar tara­fından kabul görmediyse de genel bir şekilde âlimlerin teveccühünü ka­zandı. Bu esere aşırı tepkiyi gösterenlerden biri de Ahmed bin Yahya Ravendi (ö. 345 h.k) idi. O bu ki­taba reddiye ma­hiyetinde Fazihatu’l-Mutezile adında bir kitap yazdı. Ardın­dan da Ebu Hüseyin Hayyat (ö. 311 h.k) Ravendi’nin reddi­yesine cevap veren ve Cahiz’i savunan el-İntisar adında bir eser kaleme aldı. Mütevekkil’den sonra üçüncü yüzyılın sonuna doğru Mutezililer siyasi kudretlerini elden verdiler ve muhalifleri Ab­basi hâkimleri tarafından kollandı. Hadisçiler ve zahirci­ler kelami ve akli tartışmaları bidat biliyorlardı ve Mutezile ile olan muhalefetlerinde akli istidlallerden istifade etmiyor­lardı. Ellerindeki tek silah dini metinlerin zahirlerine istinat etmek ve muhaliflerini tekfir etmekti. Bundan ötürü Mutezili mütekellimler elde ettikleri fırsatlarda cedel yönteminden ve akli istidlallerden yararlanarak kendilerini savunuyor­lardı. Üçüncü Yüzyıldan Sonra MutezileHicri dördüncü yüzyılın başlarında cedel ve akli istidlal­lerle aşina olan Ebu Ali Cubbayi Mutezili’nin (ö. 303 h.k) öğrencisi Ebu Hasan Eş’ari hocası ile girdiği tartışmada ho­casının delillerini yeterli görmedi ve Mutezile mektebinden ayrıldı. O, bir Cuma günü Basra Cuma camiinde Kur’an’ın yaratılması, Allah’ın ruiyeti (görünmesi) ve fiillerin yaratıl­ması hususunda Mutezilenin akaidinden yüz çevirdiğini ilan etti.[12] Mutezile mektebinin yetiştirdiği insanlardan biri olan Ebu Hasan Eş’ari’nin bu mezhepten ayrılması Mutezileye ağır bir darbe oldu. O Mutezililerin kullandığı yöntem ile Mute­zile akidesine muhalefet etti. Bir taraftan Ebu Hasan Eş’ari’nin avam halkın nezdinde daha makbul olan hadisçilerin akidelerini savunmakla bera­ber düşünürlerin benimsedikleri akli istidlal silahıyla silah­lanması bir taraftan da bu dönem Abbasi halifelerinin Mute­zileye karşı takındıkları tavır Mutezile kelamının yenilgisine neden oldu. Bu yenilgi akılcı Mutezilileri tamamen meyus kılmadı ve bazı Mutezili mütekellimler her şeye rağmen mekteplerinin sınırlarını korumaya çalıştılar. Nitekim Ebu Haşim Mutezili (ö. 321), Ebu Kasım Kâbi (ö. 317 h.k), Ebu Hüseyin Hayyat (ö. 311 h.k) ve Ebu Abdullah Basri (ö. 367 h.k) Hicri üçüncü yüzyılın sonu ve dördüncü yüzyılın başında Mutezile mek­tebini savunan meşhur mütekellimlerdendirler. Dördüncü yüzyılın başlarında Ebu Bekir Ahmed bin Ali Ahşidi (ö. 320 h.k) Bağdat’ta dördüncü yüzyılın sonlarına kadar etkinliğini devam ettiren bir mektep kurdu.[13] Kadı Abdulcebar Mutezili (ö. 415 h.k) ve Ebu Hüseyin Basri (ö. 436 h.k) Mutezile mektebinin Hicri dördüncü yüzyıldaki tanınmış şahsiyetle­rindendir. Kadı Abdulcebbar’dan geriye çok değerli kelami eserler kalmıştır ki bunların en önemlileri şunlardır; Şerhu’l-Usul’il-Hamsa, el-Muğni ve el-Muhit bil-Teklif. Bu mektebin altıncı yüzyıldaki tanınmış şahsiyeti Zamahşeri (ö. 528 h.k) ve ye­dinci yüzyıldaki meşhur şahsiyeti Nehcu’l-Belağa’yı şerh eden İbni Ebi Hadid’dir. Bundan sonra bu mektep hiçbir et­kinlikte bulunamadı ve Eş’ari mektebi Ehl-i Sünnet dünya­sında kelam ve akait alanında rakipsiz kaldı. Mutezilenin Yeniden DoğuşuSon dönemlerde oryantalistler ve bazı Ehl-i Sünnet düşü­nürleri bilhassa Mısırlı mütefekkirler arasında Mutezilenin düşünce ve akidesini benimseyen insanlar ortaya çıktı ki Şeyh Muhammed Abduh bunlardan biridir.[14]Burada Ahmed Emin Mısri’nin Mutezile mezhebi hak­kın­daki beyanından bir pasaj aktaracağız: “Mutezilenin ye­nilgi ve ölümü ile muhaddislerin Mutezileye galibiyeti Müslü­manların maslahatına değildi. Mutezililerin Mansur döne­minde benimsedikleri yöntemi devam ettirmeleri ve Abbasi halifelerinin elindeki oyuncak olmamaları gerekirdi. Bu du­rumda onların hadisçilere muhalefeti özgürlük taraftarı par­tinin muhafazakâr partiye muhalefeti gibi olacaktı ki bu da Müslümanların yararınaydı. Fakat Mutezilenin yenilgi­sinden sonra halk muhaddislerin ve onların hemfikirleri olan fakih­lerin kontrolü altına girdi. Bu durum Mütevekkil’den kısa bir süre öncesine kadar devam etti ve Müslümanların düşün­sel donukluğuna ve ilmî duraklamasına neden oldu. Zira âlimlerin görevi sadece hadisleri nakletmek, tefsir, lügat ve bunlar hakkındaki senetleri ele alıp bunları korumak de­ğildi. Bu dönemde hiçbir akli eleştiriye değer verilmiyordu. Nite­kim fakihler sadece kendilerinden önceki fakihlerin gö­rüşle­rini nakletmekle yetiniyorlardı. Mesud bu hususta çok güzel şeyler söylemiştir; Mütevekkil halkın teslim olmasını ve taklit etmesini emretmişti. Evet! Mütevekkil döneminde âlimlerin içinde yaşadıkları zamanın şartları teslim ve tak­litten başka bir şey değildi. Bundan ötürü bu dönemde fıkıh, hadis, tefsir ve hatta edebiyat alanında kaleme alınan eserle­rin hepsi birbirine benzemekte ve hiçbirinde yeni bir dü­şünce göze çarpmamaktadır. Bu eserlerde bir farklılık gö­rülse bile bu da sadece icaz ve özet bölümlerindedir.Muhaddislerin sulta ve iktidarları bin yıl boyunca devam etti. Sonunda Mutezile mektebinin cilvelerinden biri olan yeni düşünsel hareket ortaya çıktı. Zira yeni ilmi hareket şüphe ve tecrübe (Mutezilenin yöntemlerinden biri idi) üze­rine bina edilmişti. Bu hareketin bir diğer özelliği de akılcı, özgürlük talibi ve insanı fiilleri karşısında mesul bilmesi idi ki bütün bunlar Mutezilenin akait ilkelerinden sayılmaktadır.Mutezile İslam’a çok değerli hizmetlerde bulundu. Zira Abbasiler döneminde İranlıların devlet kurumlarında etkin rolleri vardı. Bir taraftan da Abbasi sarayı Yahudi ve Hıristi­yanları saraya almış tababette onlardan yararlanıyorlardı. Tercüme işleri de onlara verilmişti. Bu durum İranlıların, Yahudilerin ve Hıristiyanların Müslümanlarla karışmalarına neden olmuştu. Bu insanlar da fırsatı ganimet bilip dini aki­delerini yaydılar. Bu yüzden bu dönemde antik Hint, Yahudi ve Hıristiyan öğretilerin yayılmasında ve Mecusîliğe davette gözle görünür bir artış olmuştu. Bu dinlerin tabiilerinden bazı insanlar İslam kisvesi altında bazı insanlar da açıkça akidelerini yaymaya çalışıyorlardı. Bundan ötürü en derin itikadi konular hakkında cedeller oluyordu. Fakihler ve mu­haddisler muhaliflerin şüphelerine cevap verecek ve İslami öğretileri savunacak yeterliliğe sahip değillerdi. Zira onlar sadece dini metinleri biliyorlardı ve muhaliflerle tartışmada dini metinlerin hiçbir yararı yoktu. Mücadele için tek etkili yöntem akli ve kelami istidlaller idi. Zaten muhalifler de Yunan felsefe ve mantığı ile aşinaydılar. Tartışmalarında ve akidelerini savunmada bundan yararlanıyorlardı. Dolayısıyla aklı hüccet bilen ve akli istidlaller yöntemle­riyle aşina olan bir grubun bunlarla mücadele etmesi gereki­yordu. Bu dönemde Mutezililerden başka kimse bu sorum­luluğu benimsemedi. Mutezililer çok iyi bir şekilde İslami öğretileri savunup muhaliflerin şüphelerine cevap verdiler. Büyük bir grup İslam dinini benimsedi. Tevhit ve nübüvvet gibi –o dönemde en çok tartışılan konular- farklı kelami me­seleler hakkında birçokları kitap kaleme aldı. Allah biliyor ki! Eğer Mutezililer İslam düşmanlarına karşı kelami müca­deleye girmemiş olsalardı Müslümanlar için ne acı olaylar vuku bulacaktı.”[15] Ahmed Emin’in Mutezilileri temcidi takdire şayandır. Fa­kat o, araştırmada bir ilke olan emanet ve sadakate riayet etmeyecek şekilde hükümde bulunmuştur. Zira o bu dö­nemde sadece Mutezileyi İslam akaidinin savunucusu bil­miştir. Hâlbuki Ehlibeyt imamları ve onların yetiştirdikleri Hişam bin Hakem gibi öğrenciler, putperestler ve zındıklarla mücadelede çok önemli roller ifa etmişlerdi.


  6. 09.Ocak.2013, 01:33
    4
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,811
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Mutezile Mezhebinin Tarihi Gelişimi


    [1] Tarihu’l-Hulefa, Suyuti, s. 250–255
    [2] El-Meniyet ve el-Emel, İbni Murteza, s. 19
    [3] Dahi’l-İslam, C. 3, s. 83
    [4] Tarihu Temedune İslam, Corcy Zeydan, C. 3, s. 555
    [5] Tabakatu’l-Mutezile, s. 56
    [6] A.g.e
    [7] Tarihu’l-Hulefa, s. 388
    [8] Tabakatu’l-Mutezile, s. 175
    [9] Bkz: Buhus fil-Milel vel-Nihal, C. 3, s. 380–396
    [10] Tarihu’l-Hulefa, s. 346
    [11] Tarihi Bağdad, C. 3, s. 285
    [12] Fihristi İbni Nedim, Makale 5, Fen 3, s. 258
    [13] İslam Dünyasında Felsefe Tarihi, C. 1, s. 136
    [14] Eşaire mektebi hakkındaki derste konu hakkında gerekli bilgiler verildi.
    [15] Dehi’l-İslam, C. 3, s. 203–207


  7. 09.Ocak.2013, 01:33
    4
    Editör

    [1] Tarihu’l-Hulefa, Suyuti, s. 250–255
    [2] El-Meniyet ve el-Emel, İbni Murteza, s. 19
    [3] Dahi’l-İslam, C. 3, s. 83
    [4] Tarihu Temedune İslam, Corcy Zeydan, C. 3, s. 555
    [5] Tabakatu’l-Mutezile, s. 56
    [6] A.g.e
    [7] Tarihu’l-Hulefa, s. 388
    [8] Tabakatu’l-Mutezile, s. 175
    [9] Bkz: Buhus fil-Milel vel-Nihal, C. 3, s. 380–396
    [10] Tarihu’l-Hulefa, s. 346
    [11] Tarihi Bağdad, C. 3, s. 285
    [12] Fihristi İbni Nedim, Makale 5, Fen 3, s. 258
    [13] İslam Dünyasında Felsefe Tarihi, C. 1, s. 136
    [14] Eşaire mektebi hakkındaki derste konu hakkında gerekli bilgiler verildi.
    [15] Dehi’l-İslam, C. 3, s. 203–207





+ Yorum Gönder