Konusunu Oylayın.: Ezel geçmiş midir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Ezel geçmiş midir?
  1. 06.Ocak.2013, 21:05
    1
    Misafir

    Ezel geçmiş midir?

  2. 06.Ocak.2013, 22:18
    2
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: Ezel geçmiş midir?




    Kur’ân-ı Kerim Rabbimizin
    bütün isim ve sıfatlarını öğreten ilâhi bir kitaptır. Kur’ân’ı inzal buyuran
    Allah bizden kendi varlığına iman etmemizi, özelliklerini tanımamızı ve
    huzurunda ibadet etmemizi ister.
    Kur’ân-ı Kerim ayetlerini
    okuduğumuzda Rabbimizin diğer bütün sıfatlarıyla birlikte “Ezelİ” ve
    “Ebedî”
    olduğunu da hemen anlarız:
    “O doğurmadı ve
    doğurulmadı” (İhlas 3)

    “O, Evvel
    (öncesizdir), Âhir (sonrası olmayan)dır, Zâhir (delilleriyle varlığı apaçık
    olan)dır ve Bâtın (akılların O’nu idrâk edemediği, Zât’ının hakikati
    bilinmeyen)dir. Ve O, herşeyi hakkıyla bilendir.” (Hadid 3)

    Ayetlerden de anlaşılacağı
    gibi “Ezelî” olmak, zamanda bir başlangıcı olmamak yanında sonu
    da olmamaktadır.
    Zaman da mekan gibi, madde
    gibi Allah’ın bir mahlukudur. Ezeli olan Allah’ı kendi mahluku olan zamanın
    sınırları içine hapsetmek muhalin en muhalidir.
    Üstelik zamanın sınırları
    içinde kalan her şey, mutlaka doğar, büyür ve ölür. Varlık hiç değişmeden,
    başkalaşmadan, yaşlanmadan sabit kalabilseydi zamanın etkisi de anlamsızlaşmış
    olurdu.
    Allah ise başlangıçsızdır,
    değişmez, başkalaşmaz, yaşlanmaz ve ölmez. Bu nedenle zaman denilen mahlukun
    O’nun üzerinde “hâkim” olması imkansızdır:
    “O’nun Zât’ından başka
    herşey, helâk olucudur. Hüküm O’nundur ve ancak O’na döndürüleceksiniz.” (Kasas
    88)
    “Ölümsüz ve daima diri olan Allah'a güvenip dayan. O'nu hamd ile
    tesbih et. Kullarının günahlarını O'nun bilmesi yeter.” (Furkan 58)


    26. Söz Kader
    Risalesinde Allah’ın “Ezel” sıfatının zamandan bağımsız bir ilahi sıfat olduğu
    şöyle bir örnekle ortaya konur:

    “Senin elinde bir ayna
    bulunsa, sağ tarafındaki mesafe mâzi, sol tarafındaki mesafe müstakbel farz
    edilse, o ayna yalnız mukabilini tutar. Sonra, o iki tarafı bir tertib ile
    tutar; çoğunu tutamaz. O ayna ne kadar aşağı ise, o kadar az görür. Fakat, o
    ayna ile yükseğe çıktıkça, o aynanın mukabil dairesi genişlenir; git gide, bütün
    iki taraf mesafeyi birden, bir anda tutar. İşte şu ayna, şu vaziyette onun
    irtisâmında, o mesafelerde cereyan eden hâlât birbirine mukaddem (önce) muahhar
    (sonra), muvâfık (uygun), muhâlif denilmez.”

    Mevzuya şu muhteşem tespitle
    nokta konulur:
    “İşte, kader, ilm-i
    ezelîden olduğu için; ilm-i ezelî, hadîsin tâbiriyle, manzâr-ı âlâdan (yüce
    bakış aısından), ezelden ebede kadar Her şey, olmuş ve olacak, birden tutar,
    ihâta eder bir makam-ı âlâdadır (yüce bir makamdadır) Biz ve muhâkemâtımız, onun
    haricinde olamaz ki, mâzi mesafesinde bir ayna tarzında olsun.”

    Haddi zâtında
    Bediüzzaman bu hakikati elbette Kur’ân-ı Kerim’den
    öğrenmiştir. Mearic suresinin 6. ve 7. ayetleri
    Allah’ın geleceği şimdiki zaman gibi yakın gördüğünü ortaya koyar:
    “Doğrusu onlar, o
    azabı (ihtimalden) uzak görüyorlar. Biz ise onu yakın görmekteyiz.”

    Rabbimiz geleceğin en ileri
    safhalarından bile bahsederken bazen “geçmiş zaman”, kimi zaman da “muzari”
    formunu kullanır ki, bu da Allah’ın ezeli ilminin mahluk olan zamanla kayıtlı
    olmadığını, O’nun bütün zamanları aynı anda görebildiğini ortaya
    koyar:
    “Sur’a üfürüldü; böylece Allah’ın diledikleri dışında, göklerde ve
    yerde olanlar çarpılıp-yıkılıverdi. Sonra bir daha ona üfürüldü, artık onlar
    ayağa kalkmış durumda gözetliyorlar.”
    (Zümer 68)
    “İnkar
    edenler, cehenneme bölük bölük sevk edildiler...”
    (Zümer
    71)
    “Rablerinden korkup-sakınanlar da, cennete bölük bölük
    sevkedildiler...”
    (Zümer 73)
    “Ve sabretmeleri dolayısıyla
    cennetle ve ipekle ödüllendirmiştir. Orada tahtlar üzerinde
    yaslanıp-dayanmışlardır. Orada ne (yakıcı) bir güneş ve ne de dondurucu bir
    soğuk görürler.”
    (İnsan 12-13)

    Allah’ın ezeli olmasını akıllarına sığıştıramayanlar, Allah kullarının
    gelecekteki amellerini ve akıbetlerini bilemez diyerek Sonsuz olan Allah’ı sonlu
    geçmişin bir halkasına bağlamışlardır.

    Elbette bu inandıkları Allah, Kur’ân’ın Sonsuz Allah’ı değildir, olamaz. Olsa
    olsa adına Allah dedikleri bir başka ilahtır maalesef!

    Halbuki ezeli olan Allah ezeli ilmiyle kullarının amellerini ve akıbetlerini
    de çok iyi bilmektedir:

    “Sonra elbette biz, ona (Cehenneme) girmeye daha lâyık olan kimseleri
    en iyi bileniz.”
    (Meryem 70)

    Allah’ın kendi yarattıklarını ve yaratacaklarını ezelden bilmesini akıllarına
    sığıştıramayanlara Rabbimiz Mülk suresi 14. ayette şu ilâhi istifhamla cevap
    verir:

    أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ
    الْخَبِيرُ
    “Yaratan yarattığını bilmez mi?” ya da “Yaradan
    bilmeden mi yaratır?”
    diye sormakta, ardından kendisinin sonsuz
    haberdar oluşuna dikkat çekerek, elbette “yarattıklarını bileceğini”
    buyurmaktadır.

    O halde ezelî ilim istisnasız bütün zamanları kuşatır. Çünkü Allah mahluk
    olan zamanın dışındadır, üstündedir.

    Kimin cehenneme, kimin cennete gideceğini bilmeyen ilim cehennemliklerden
    böyle haber verebilir mi?

    "26- O ki Allah ile beraber başka ilâh edindi, bundan dolayı onu
    şiddetli azaba birlikte atın! 27- Müşrikin arkadaşı (şeytan) dedi ki: Rabbimiz!
    Ben onu azdırmadım. Fakat kendisi derin bir sapıklık içindeydi. 28- O esnada
    (Allah) buyurdu: Huzurumda çekişmeyin! Ben size daha önce uyarı göndermiştim!
    29- Benim huzurumda söz değiştirilmez ve ben kullara asla zulmedici değilim.”
    (Kaf Suresi)


    Yukarıdaki ayetlerde anlatılan ayrıntılar ezeli ilme mâlum olan kulların
    gelecekteki “akıbetleri” değil midir?

    Bu ayetleri buyuran bir Allah, kullarının ne zaman evleneceğini ve hatta
    kendi özgür seçimleriyle “said” ya da “şaki”
    olacaklarını ezelden bilemez mi?

    Yoksa Allah olacakları gerçekten bilmeyip de, fani beşerin romanlarında
    olduğu gibi bizleri kandırmaya yönelik zanlar mı buyurmaktadır. Ya da
    gerçekleşip gerçekleşmeyeceği belli olmayan bir kurgu mu yazmıştır?
    (Hâşa ve sümme hâşa)

    Allah her söylediğini sonsuz ilmiyle bildiği için söylemektedir. Onun sözleri
    “Sonsuz Ezeli İlme” dayanır. Allah’ın bazı bilmediklerinin
    olduğunu söyleyenler, önce O’nun ilmi konusunda, ardından da sonsuz ilmine
    dayanan “KELAMI” konusunda insanları şüpheye düşürürler.

    Kur’an-ı Kerim 1400 yıldır toplumların, ferdlerin her türlü
    zahiri ve batini ihtiyaçlarına ter ü taze bir şekilde cevap verebiliyorsa, bu
    durum o KELAMIN geldiği İLMİN geçmiş, an ve geleceği aynı anda kuşatan zaman
    sınırından bağımsız “EZELΔ bir İLİM olduğunu gösterir.

    Allah ezeli ilmiyle benim işleyeceğim amelimi ben o ameli işlemeden
    bilemez, ancak ben işlemeye başladığım sırada onu bilebilir
    diyen adam,
    Ezelî İlme aciz mahluklara layık olan
    “Cehaleti” isnad etmektedir gerçekte.

    Aslında kendisi “câhil-i mutlak” olan o insan, gelecekte
    kendi işleyeceği fiillerle “bazı şeylere câhil sandığı ezelî
    ilme!
    (Haşa) bir şeyler öğretebileceğini düşünmektedir.

    Yani sonsuzluğun karşısındaki tüm cehaletine rağmen, günü geldiğinde
    Her Şeyi Bilen Ezeli İlmin güya bilmediği “ameller
    dersini”
    ona öğreten bir öğretmen olacağını iddia etmiş olmakta değil
    midir?

    İşte bu gibi batıl düşüncelere savrulan insanları bu imani tehlikelerden
    kurtarmak için “Ezeliyet” sıfatı etkili bir şekilde, ayetler
    eşliğinde açıklanmalıdır.

    Rahman suresi 27. ayette Allah’ın “Bâki” olduğu şöyle
    buyurulur:

    “(Ancak) celâl (azamet ve kahır) ve ikram sâhibi Rabbinin vechi bâki
    kalır.”


    29. ayette ise geçmiş gelecek her “günde” ya da her “anda” Bâki olan
    Allah’ın sıfatlarıyla hazır bulunduğu şöyle ortaya koyulur:

    “Göklerde ve yerde kim varsa, O'ndan ister. O, her gün (her an) bir
    iştedir!”


    Burada geçen “her gün” kavramını dünyanın kendi ekseni etrafında dönüşüyle
    yani Allah’ın yaratmasıyla oluşan, aşağıdaki ayetlerde de zikredilen “gün”
    olarak algılamak imkansızdır.

    “Geceyi ve gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O’dur. Her biri bir
    yörüngede yüzmektedir.” (Enbiya 33)


    Çünkü Rabbimiz mahluklar gibi güne, geceye muhtaç değildir. Çünkü gündüz ve
    gece zaten O’nun mahlukudur ve Allah yarattıklarıyla sınırlanmaktan
    münezzehdir.

    “Külle yevm” demek, zamanın geçmişi, şimdisi, yarını değil
    “tamamı” demektir. Demek ki Allah’ın ezeli ilminden bakıldığında geçmiş, an ve
    gelecek “Külle Yevm” yani “bir tek bölünmez an” olarak görülür.

    Zaman algısı, kâinat sistemi içine dahil olan bizler içindir, zamandan
    münezzeh Allah için değil. Hawking gibi bilim adamlarına göre
    ise bu algıyı oluşturan 3 pusula vardır:

    1- Geçmişimizi hatırlarız, şu anımızı biliriz ama geleceği bilemeyiz.
    Bu da bizde zaman algısını oluşturur. Buna psikolojik zaman algısı deniyor.


    2- Termodinamik kanunun 2. yasası gereği tabiattaki düzenli bir
    varlık zamanla düzensizliğe doğru gider. Yani doğar, olgunlaşır ve ölür. Bu
    değişimler de bizde zaman algısını oluşturur.


    3- Kozmolojik zaman algısıdır. Kâinatın, dünyanın yaratılışından
    bugüne tekamülü ve bir sona doğru ilerlemesi bizdeki zaman algısını oluşturan
    ayrı bir pusuladır.


    Yukarıda bahsedilen zaman algısı, bizler gibi doğan, büyüyen, ölen, aciz,
    zayıf mahluklar için vardır.

    Yoksa aşağıdaki ayetlerde sonsuz sıfatlarıyla tanıtılan Allah’ın en,
    boy, yükseklik
    ve zamana hapsolmuş bütün bu
    âcizliklerden münezzeh olduğu kesindir:

    "O'nu ne uyuklama tutabilir ne de uyku" (Bakara 253)

    “Ve de ki: 'Hamd O Allah’a mahsustur ki, çocuk edinmemiştir; hem
    mülkte kendisine hiçbir ortak olmamıştır; âcizlikten (münezzeh olduğundan)
    dolayı O’nun için hiçbir yardımcı da olmamıştır. Artık O’nu tekbir getirerek
    yücelt!” (İsra 111)


    “(Onlar) görmediler mi ki, şübhesiz gökleri ve yeri yaratan ve
    bunları yaratmakla yorulmayan Allah, ölüleri diriltmeye de kadirdir. Evet!
    Şübhesiz ki O, herşeye hakkıyla gücü yetendir. “(Ahkaf 33)


    “Hem göklerde olan ve yerde bulunanlar Allah’ındır. Ve Allah, herşeyi
    tamâmen kuşatıcıdır.” (Nisa 126)


    Bilimin anlattığı bütün bu süreçler ve algılar Sonsuz Allah tarafından
    yaratılan süreç ve algılardır. O halde Sonsuz Allah, etten kemikten aciz ve fâni
    kulları için yarattığı bütün bu mahluk şartların sınırlarına dahil olmaktan
    münezzehtir.

    Çünkü O, Doğmamış, Doğurmamış, Ölümsüz, Hayy, Evvel, Ahir, Ezeli,
    Ebedi, Bâki yani “Sonsuz” bir Allah’tır. Hâkim olup, hem de kendi yarattığı
    zamanın mahkûmu olmaktan münezzehtir.


    O halde Allah’ın ezeliyetini “geçmişin bir ucu” olarak algılamanın
    anlamsızlığı ortadadır. Allah’ın ezeli ilmini “geçmişin bir ucundan” bugünü
    kuşatan bir sıfat olarak görmek, bu sebeple Allah’a imanla bağdaşmaz.

    Paylaştığımız Kur’an ayetlerinden açıkça anlaşıldığı ve Bediüzzaman’ın da
    örneklerle açıkladığı gibi “ezeli ilm” geçmişten bugünü kuşatan bir bilme değil,
    “geçmiş, şimdi ve geleceği” aynı anda kuşatan bir “ezeli ilim”dir.

    “İşte gerçek hükümdâr olan Allah, pek yücedir; O’ndan başka ilâh
    yoktur. (O,)kerîm olan arşın Rabbidir.”
    (Müminun 116)

    Allah her mahlukundan olduğu gibi zamandan da münezehhtir ve yücedir. Her
    şeyi sonsuz ilmiyle kuşattığı gibi, mahluku olan zamanı da manzar-ı alasıyla
    (yüce bakışıyla) kuşatır.

    Son olarak Bediüzzaman’ın “ezeli ilmi” anlatmak için verdiği örnekten
    hareketle yapılmış bir şemayı paylaşmak istiyorum.

    Kur’an ayetlerinde belirtildiği gibi Allah’ın ilminin bütün zamanları aynı
    anda kuşatışını akla yakınlaştıran bu temsili çizim, zaman, en, boy,
    derinlik
    boyutlarından münezzeh olan ezelî ilmin sonsuz kuşatıcılığını
    güzel bir şekilde anlatıyor bize.


  3. 06.Ocak.2013, 22:18
    2
    Hadimul Müslimin



    Kur’ân-ı Kerim Rabbimizin
    bütün isim ve sıfatlarını öğreten ilâhi bir kitaptır. Kur’ân’ı inzal buyuran
    Allah bizden kendi varlığına iman etmemizi, özelliklerini tanımamızı ve
    huzurunda ibadet etmemizi ister.
    Kur’ân-ı Kerim ayetlerini
    okuduğumuzda Rabbimizin diğer bütün sıfatlarıyla birlikte “Ezelİ” ve
    “Ebedî”
    olduğunu da hemen anlarız:
    “O doğurmadı ve
    doğurulmadı” (İhlas 3)

    “O, Evvel
    (öncesizdir), Âhir (sonrası olmayan)dır, Zâhir (delilleriyle varlığı apaçık
    olan)dır ve Bâtın (akılların O’nu idrâk edemediği, Zât’ının hakikati
    bilinmeyen)dir. Ve O, herşeyi hakkıyla bilendir.” (Hadid 3)

    Ayetlerden de anlaşılacağı
    gibi “Ezelî” olmak, zamanda bir başlangıcı olmamak yanında sonu
    da olmamaktadır.
    Zaman da mekan gibi, madde
    gibi Allah’ın bir mahlukudur. Ezeli olan Allah’ı kendi mahluku olan zamanın
    sınırları içine hapsetmek muhalin en muhalidir.
    Üstelik zamanın sınırları
    içinde kalan her şey, mutlaka doğar, büyür ve ölür. Varlık hiç değişmeden,
    başkalaşmadan, yaşlanmadan sabit kalabilseydi zamanın etkisi de anlamsızlaşmış
    olurdu.
    Allah ise başlangıçsızdır,
    değişmez, başkalaşmaz, yaşlanmaz ve ölmez. Bu nedenle zaman denilen mahlukun
    O’nun üzerinde “hâkim” olması imkansızdır:
    “O’nun Zât’ından başka
    herşey, helâk olucudur. Hüküm O’nundur ve ancak O’na döndürüleceksiniz.” (Kasas
    88)
    “Ölümsüz ve daima diri olan Allah'a güvenip dayan. O'nu hamd ile
    tesbih et. Kullarının günahlarını O'nun bilmesi yeter.” (Furkan 58)


    26. Söz Kader
    Risalesinde Allah’ın “Ezel” sıfatının zamandan bağımsız bir ilahi sıfat olduğu
    şöyle bir örnekle ortaya konur:

    “Senin elinde bir ayna
    bulunsa, sağ tarafındaki mesafe mâzi, sol tarafındaki mesafe müstakbel farz
    edilse, o ayna yalnız mukabilini tutar. Sonra, o iki tarafı bir tertib ile
    tutar; çoğunu tutamaz. O ayna ne kadar aşağı ise, o kadar az görür. Fakat, o
    ayna ile yükseğe çıktıkça, o aynanın mukabil dairesi genişlenir; git gide, bütün
    iki taraf mesafeyi birden, bir anda tutar. İşte şu ayna, şu vaziyette onun
    irtisâmında, o mesafelerde cereyan eden hâlât birbirine mukaddem (önce) muahhar
    (sonra), muvâfık (uygun), muhâlif denilmez.”

    Mevzuya şu muhteşem tespitle
    nokta konulur:
    “İşte, kader, ilm-i
    ezelîden olduğu için; ilm-i ezelî, hadîsin tâbiriyle, manzâr-ı âlâdan (yüce
    bakış aısından), ezelden ebede kadar Her şey, olmuş ve olacak, birden tutar,
    ihâta eder bir makam-ı âlâdadır (yüce bir makamdadır) Biz ve muhâkemâtımız, onun
    haricinde olamaz ki, mâzi mesafesinde bir ayna tarzında olsun.”

    Haddi zâtında
    Bediüzzaman bu hakikati elbette Kur’ân-ı Kerim’den
    öğrenmiştir. Mearic suresinin 6. ve 7. ayetleri
    Allah’ın geleceği şimdiki zaman gibi yakın gördüğünü ortaya koyar:
    “Doğrusu onlar, o
    azabı (ihtimalden) uzak görüyorlar. Biz ise onu yakın görmekteyiz.”

    Rabbimiz geleceğin en ileri
    safhalarından bile bahsederken bazen “geçmiş zaman”, kimi zaman da “muzari”
    formunu kullanır ki, bu da Allah’ın ezeli ilminin mahluk olan zamanla kayıtlı
    olmadığını, O’nun bütün zamanları aynı anda görebildiğini ortaya
    koyar:
    “Sur’a üfürüldü; böylece Allah’ın diledikleri dışında, göklerde ve
    yerde olanlar çarpılıp-yıkılıverdi. Sonra bir daha ona üfürüldü, artık onlar
    ayağa kalkmış durumda gözetliyorlar.”
    (Zümer 68)
    “İnkar
    edenler, cehenneme bölük bölük sevk edildiler...”
    (Zümer
    71)
    “Rablerinden korkup-sakınanlar da, cennete bölük bölük
    sevkedildiler...”
    (Zümer 73)
    “Ve sabretmeleri dolayısıyla
    cennetle ve ipekle ödüllendirmiştir. Orada tahtlar üzerinde
    yaslanıp-dayanmışlardır. Orada ne (yakıcı) bir güneş ve ne de dondurucu bir
    soğuk görürler.”
    (İnsan 12-13)

    Allah’ın ezeli olmasını akıllarına sığıştıramayanlar, Allah kullarının
    gelecekteki amellerini ve akıbetlerini bilemez diyerek Sonsuz olan Allah’ı sonlu
    geçmişin bir halkasına bağlamışlardır.

    Elbette bu inandıkları Allah, Kur’ân’ın Sonsuz Allah’ı değildir, olamaz. Olsa
    olsa adına Allah dedikleri bir başka ilahtır maalesef!

    Halbuki ezeli olan Allah ezeli ilmiyle kullarının amellerini ve akıbetlerini
    de çok iyi bilmektedir:

    “Sonra elbette biz, ona (Cehenneme) girmeye daha lâyık olan kimseleri
    en iyi bileniz.”
    (Meryem 70)

    Allah’ın kendi yarattıklarını ve yaratacaklarını ezelden bilmesini akıllarına
    sığıştıramayanlara Rabbimiz Mülk suresi 14. ayette şu ilâhi istifhamla cevap
    verir:

    أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ
    الْخَبِيرُ
    “Yaratan yarattığını bilmez mi?” ya da “Yaradan
    bilmeden mi yaratır?”
    diye sormakta, ardından kendisinin sonsuz
    haberdar oluşuna dikkat çekerek, elbette “yarattıklarını bileceğini”
    buyurmaktadır.

    O halde ezelî ilim istisnasız bütün zamanları kuşatır. Çünkü Allah mahluk
    olan zamanın dışındadır, üstündedir.

    Kimin cehenneme, kimin cennete gideceğini bilmeyen ilim cehennemliklerden
    böyle haber verebilir mi?

    "26- O ki Allah ile beraber başka ilâh edindi, bundan dolayı onu
    şiddetli azaba birlikte atın! 27- Müşrikin arkadaşı (şeytan) dedi ki: Rabbimiz!
    Ben onu azdırmadım. Fakat kendisi derin bir sapıklık içindeydi. 28- O esnada
    (Allah) buyurdu: Huzurumda çekişmeyin! Ben size daha önce uyarı göndermiştim!
    29- Benim huzurumda söz değiştirilmez ve ben kullara asla zulmedici değilim.”
    (Kaf Suresi)


    Yukarıdaki ayetlerde anlatılan ayrıntılar ezeli ilme mâlum olan kulların
    gelecekteki “akıbetleri” değil midir?

    Bu ayetleri buyuran bir Allah, kullarının ne zaman evleneceğini ve hatta
    kendi özgür seçimleriyle “said” ya da “şaki”
    olacaklarını ezelden bilemez mi?

    Yoksa Allah olacakları gerçekten bilmeyip de, fani beşerin romanlarında
    olduğu gibi bizleri kandırmaya yönelik zanlar mı buyurmaktadır. Ya da
    gerçekleşip gerçekleşmeyeceği belli olmayan bir kurgu mu yazmıştır?
    (Hâşa ve sümme hâşa)

    Allah her söylediğini sonsuz ilmiyle bildiği için söylemektedir. Onun sözleri
    “Sonsuz Ezeli İlme” dayanır. Allah’ın bazı bilmediklerinin
    olduğunu söyleyenler, önce O’nun ilmi konusunda, ardından da sonsuz ilmine
    dayanan “KELAMI” konusunda insanları şüpheye düşürürler.

    Kur’an-ı Kerim 1400 yıldır toplumların, ferdlerin her türlü
    zahiri ve batini ihtiyaçlarına ter ü taze bir şekilde cevap verebiliyorsa, bu
    durum o KELAMIN geldiği İLMİN geçmiş, an ve geleceği aynı anda kuşatan zaman
    sınırından bağımsız “EZELΔ bir İLİM olduğunu gösterir.

    Allah ezeli ilmiyle benim işleyeceğim amelimi ben o ameli işlemeden
    bilemez, ancak ben işlemeye başladığım sırada onu bilebilir
    diyen adam,
    Ezelî İlme aciz mahluklara layık olan
    “Cehaleti” isnad etmektedir gerçekte.

    Aslında kendisi “câhil-i mutlak” olan o insan, gelecekte
    kendi işleyeceği fiillerle “bazı şeylere câhil sandığı ezelî
    ilme!
    (Haşa) bir şeyler öğretebileceğini düşünmektedir.

    Yani sonsuzluğun karşısındaki tüm cehaletine rağmen, günü geldiğinde
    Her Şeyi Bilen Ezeli İlmin güya bilmediği “ameller
    dersini”
    ona öğreten bir öğretmen olacağını iddia etmiş olmakta değil
    midir?

    İşte bu gibi batıl düşüncelere savrulan insanları bu imani tehlikelerden
    kurtarmak için “Ezeliyet” sıfatı etkili bir şekilde, ayetler
    eşliğinde açıklanmalıdır.

    Rahman suresi 27. ayette Allah’ın “Bâki” olduğu şöyle
    buyurulur:

    “(Ancak) celâl (azamet ve kahır) ve ikram sâhibi Rabbinin vechi bâki
    kalır.”


    29. ayette ise geçmiş gelecek her “günde” ya da her “anda” Bâki olan
    Allah’ın sıfatlarıyla hazır bulunduğu şöyle ortaya koyulur:

    “Göklerde ve yerde kim varsa, O'ndan ister. O, her gün (her an) bir
    iştedir!”


    Burada geçen “her gün” kavramını dünyanın kendi ekseni etrafında dönüşüyle
    yani Allah’ın yaratmasıyla oluşan, aşağıdaki ayetlerde de zikredilen “gün”
    olarak algılamak imkansızdır.

    “Geceyi ve gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O’dur. Her biri bir
    yörüngede yüzmektedir.” (Enbiya 33)


    Çünkü Rabbimiz mahluklar gibi güne, geceye muhtaç değildir. Çünkü gündüz ve
    gece zaten O’nun mahlukudur ve Allah yarattıklarıyla sınırlanmaktan
    münezzehdir.

    “Külle yevm” demek, zamanın geçmişi, şimdisi, yarını değil
    “tamamı” demektir. Demek ki Allah’ın ezeli ilminden bakıldığında geçmiş, an ve
    gelecek “Külle Yevm” yani “bir tek bölünmez an” olarak görülür.

    Zaman algısı, kâinat sistemi içine dahil olan bizler içindir, zamandan
    münezzeh Allah için değil. Hawking gibi bilim adamlarına göre
    ise bu algıyı oluşturan 3 pusula vardır:

    1- Geçmişimizi hatırlarız, şu anımızı biliriz ama geleceği bilemeyiz.
    Bu da bizde zaman algısını oluşturur. Buna psikolojik zaman algısı deniyor.


    2- Termodinamik kanunun 2. yasası gereği tabiattaki düzenli bir
    varlık zamanla düzensizliğe doğru gider. Yani doğar, olgunlaşır ve ölür. Bu
    değişimler de bizde zaman algısını oluşturur.


    3- Kozmolojik zaman algısıdır. Kâinatın, dünyanın yaratılışından
    bugüne tekamülü ve bir sona doğru ilerlemesi bizdeki zaman algısını oluşturan
    ayrı bir pusuladır.


    Yukarıda bahsedilen zaman algısı, bizler gibi doğan, büyüyen, ölen, aciz,
    zayıf mahluklar için vardır.

    Yoksa aşağıdaki ayetlerde sonsuz sıfatlarıyla tanıtılan Allah’ın en,
    boy, yükseklik
    ve zamana hapsolmuş bütün bu
    âcizliklerden münezzeh olduğu kesindir:

    "O'nu ne uyuklama tutabilir ne de uyku" (Bakara 253)

    “Ve de ki: 'Hamd O Allah’a mahsustur ki, çocuk edinmemiştir; hem
    mülkte kendisine hiçbir ortak olmamıştır; âcizlikten (münezzeh olduğundan)
    dolayı O’nun için hiçbir yardımcı da olmamıştır. Artık O’nu tekbir getirerek
    yücelt!” (İsra 111)


    “(Onlar) görmediler mi ki, şübhesiz gökleri ve yeri yaratan ve
    bunları yaratmakla yorulmayan Allah, ölüleri diriltmeye de kadirdir. Evet!
    Şübhesiz ki O, herşeye hakkıyla gücü yetendir. “(Ahkaf 33)


    “Hem göklerde olan ve yerde bulunanlar Allah’ındır. Ve Allah, herşeyi
    tamâmen kuşatıcıdır.” (Nisa 126)


    Bilimin anlattığı bütün bu süreçler ve algılar Sonsuz Allah tarafından
    yaratılan süreç ve algılardır. O halde Sonsuz Allah, etten kemikten aciz ve fâni
    kulları için yarattığı bütün bu mahluk şartların sınırlarına dahil olmaktan
    münezzehtir.

    Çünkü O, Doğmamış, Doğurmamış, Ölümsüz, Hayy, Evvel, Ahir, Ezeli,
    Ebedi, Bâki yani “Sonsuz” bir Allah’tır. Hâkim olup, hem de kendi yarattığı
    zamanın mahkûmu olmaktan münezzehtir.


    O halde Allah’ın ezeliyetini “geçmişin bir ucu” olarak algılamanın
    anlamsızlığı ortadadır. Allah’ın ezeli ilmini “geçmişin bir ucundan” bugünü
    kuşatan bir sıfat olarak görmek, bu sebeple Allah’a imanla bağdaşmaz.

    Paylaştığımız Kur’an ayetlerinden açıkça anlaşıldığı ve Bediüzzaman’ın da
    örneklerle açıkladığı gibi “ezeli ilm” geçmişten bugünü kuşatan bir bilme değil,
    “geçmiş, şimdi ve geleceği” aynı anda kuşatan bir “ezeli ilim”dir.

    “İşte gerçek hükümdâr olan Allah, pek yücedir; O’ndan başka ilâh
    yoktur. (O,)kerîm olan arşın Rabbidir.”
    (Müminun 116)

    Allah her mahlukundan olduğu gibi zamandan da münezehhtir ve yücedir. Her
    şeyi sonsuz ilmiyle kuşattığı gibi, mahluku olan zamanı da manzar-ı alasıyla
    (yüce bakışıyla) kuşatır.

    Son olarak Bediüzzaman’ın “ezeli ilmi” anlatmak için verdiği örnekten
    hareketle yapılmış bir şemayı paylaşmak istiyorum.

    Kur’an ayetlerinde belirtildiği gibi Allah’ın ilminin bütün zamanları aynı
    anda kuşatışını akla yakınlaştıran bu temsili çizim, zaman, en, boy,
    derinlik
    boyutlarından münezzeh olan ezelî ilmin sonsuz kuşatıcılığını
    güzel bir şekilde anlatıyor bize.





+ Yorum Gönder