Konusunu Oylayın.: İlmi ezeli zannedildiği gibi uzun bir silsilenin başı değildir ki esbabdan tegafül ile yalnız müs

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
İlmi ezeli zannedildiği gibi uzun bir silsilenin başı değildir ki esbabdan tegafül ile yalnız müs
  1. 06.Ocak.2013, 21:05
    1
    Misafir

    İlmi ezeli zannedildiği gibi uzun bir silsilenin başı değildir ki esbabdan tegafül ile yalnız müs






    İlmi ezeli zannedildiği gibi uzun bir silsilenin başı değildir ki esbabdan tegafül ile yalnız müs Mumsema "İlmi ezeli zannedildiği gibi uzun bir silsilenin başı değildir ki, esbabdan tegafül ile, yalnız müsebbebat o mebdee isnad edilsin." ve "Malumun mekayisi ve esbabı, kadere isnad edilemez." cümlelerini açıklar mısınız?


  2. 06.Ocak.2013, 21:05
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 06.Ocak.2013, 22:15
    2
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: "İlmi ezeli zannedildiği gibi uzun bir silsilenin başı değildir ki, esbabdan tegafül ile, yal




    "İkincisi: İlm-i ezelî, muhit olduğu için, müsebbebatla esbabı birlikte abluka eder, içine alır. Yoksa ilm-i ezelî, zannedildiği gibi uzun bir silsilenin başı değildir ki, esbabdan tegafül ile, yalnız müsebbebat o mebdee isnad edilsin."(1)

    Burada Üstad Hazretleri ezel ile zamanın birbirine karıştırıldığını dile getirmektedir.
    Zaman, başlangıcı ve sonu olan ve eşyanın bir tertip ve düzen ile ona tabi olarak oluştuğu bir mahluktur. Mesela bir çocuk zaman içinde büyür, gelişir ve olgunlaşır. Bu süreç ise sıra ve tertip ile olur. Yani öncesi, şimdisi ve sonrası olan bir durumdur. Önce olmadan, şimdi olmaz, şimdi olmadan da sonra olmaz. Gelecekteki hal ancak yaşanarak kavranır ve anlaşılır.

    Tabi bu kaideler insan için geçerlidir. Yani zamanın içinde olan her şey, buna insan da dahil, gelecekteki olayları, yaşanmadıkça, idrak edip anlayamaz. Ben bugün, kurtuluş savaşını, olduğu için biliyorum. Yarın ne olacak, onu bilemiyorum. Zira sırası gelip gerçekleşmedi. Ama zamanın bu kayıtlarından kurtulmak ve üstüne çıkmak imkanı olsa idi, zamanın şeridini, yani öncesi şimdisi ve sonrası ile görebilse idim, yani ihata edebilse idim, o zaman olayların olmasını beklemeden bilebilirdim.
    Ezel ise başı ve sonu olmayan, zamandan ve mekandan münezzeh olan ve hiçbir kayıt ve kaide ile bağlı olmayan Allah’ın bir sıfatıdır. Zamanın içindeki bütün kayıt ve kaideler burada cari değildir. Yani Allah ezeli ilmi ile her şeyi kuşattığı ve ihata ettiği için, onun ilminde geçmiş, şimdiki an ve gelecek kavramları yoktur. O her şeyi şimdiki hal gibi bir tutar. Üstad'ın ayna misali burayı izah eder. Mesela büyük bir ayna yere yaklaştıkça tuttuğu alan daralır, yukarı çıktıkça tuttuğu alan genişlenir. Ne kadar yüksekte ise, tuttuğu alan da o kadar genişler. Burada yer zamandır, ayna ise Allah’ın ezeli ilmidir. Allah’ın ilmi zamanın üstünde onu ihata edecek bir mevkide olmasından, yani zamandan münezzeh olmasından, zamanın bütününü tutar ve ihata eder. Onun için Allah her şeyi, olmadan önce de bilir ve görür.
    İşte insanlar ezeliyetin manasını iyi idrak edemedikleri için, ezeliyi zamanın içinde sanmışlar. Yani bunlara göre ezel, zamanın üç halinden, maziyi temsil eder. Onun için ezel zamanın içinde gibi kabul edilip, zamanın mazi tarafına ezel demişler ve eşya vücuda geldikçe maziye yani ezele akar, ondan sonra Allah duruma vakıf olur diye hayal ediyorlar. Böyle olunca, insanın başına gelecek olaylar daha vuku bulmadığı için, yani maziye ve ezele akmadığı için, Allah bizim geleceğimizi bilemez diye safsata yapıyorlar.

    İnsan kendini Allah’ın ezeli ilminin haricinde addetmekle, cebirden güya kurtulmuş olacak. Halbuki tam tersi, ezel zamanın içinde değil, zaman ezeliyetin içindedir. Böyle olunca, zamanın her şeyi, yani üç boyutu olan geçmiş, şimdiki hali ve geleceği Allah’ın ezeli ilminin içindedir. O zaman her şeyi ile insan Allah’ın ilmindedir manası hak olan manadır.
    Sebebe ayrı, sebepten çıkan neticeye ayrı bir kader düşünmek Allah’ın ilmine zımni bir hakaret ve onu eksik görmek demektir.
    "Üçüncüsü: Malûm nasıl bir keyfiyet üzerine olursa, ilim öylece taallûk eder. Öyleyse, malûmun mekayisi ve esbabı, kadere isnad edilemez."(2)
    Kaderin biri büyük, diğeri küçük olmak üzere iki dairesi vardır.
    Büyük daire tamamen Allah’ın kudret ve iradesi ile takdir edilir. Burada insan tıpkı bir cansız varlık gibi iradesiz ve muzdardır. İnsanın şu anne ve babadan olması veya şu memlekette doğması, şu boyda şu vasıfta olması hep bu kaderin büyük dairesinin içindedir. İnsan bu daireden sorumlu olmadığı için mesul da değildir. Burada malum ilme tabidir. Yani her şey Allah’ın ilim, irade ve kudreti dahilinde vuku buluyor.
    Diğer küçük dairede ise, tedbir ve tasarruf tamamen şaibesiz olarak insanın elindedir. Bu dairede sorumlu olan, insan ve iradesidir. İman küfür, iyi kötü, güzel çirkin, hayır şer gibi şeylerin tercih edilmesi bu dairededir. Tercih ise tamamen insana bırakılmıştır. Allah cebir ve baskı olmasın diye bu daireye müdahale etmiyor. İnsanı bu dairede tam serbest bırakıyor. Allah’ın kudret ve irade sıfatı bu dairede sadece insanın tercihlerini yaratmak noktasında müdahildir. Bunun dışında, insanın tercihi üstünde asla bir tecelli ve taalluku yoktur.
    İlim sıfatı ise sadece bilmek noktasından müdahildir, yoksa insanın iradesini zorlamak ve baskı kurmak açısından değildir. Zaten ilim sıfatı, mahiyeti itibari ile baskı yapacak bir sıfat değildir. Buradaki "İlim maluma tabidir." sözü, Allah’ın insanın ne yapacağını, önceden ve olmadan bilmesi anlamındadır.

    “Malum”, yani insanın iradesi ile yaptığı işler, yani küçük daire ilme tabi olsa idi, o zaman cebir ve baskı olurdu ve insan yapıp ettiklerinden sorumlu olmazdı.
    Bu yüzden malumun mikyas ve sebebi yani irade kadere dayandırılamaz. Yani irade kaderin mahkumu değildir.
    Dipnotlar:

    (1) bk. İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Suresi, 7. Ayet Tefsiri.
    (2) bk. a.g.e.


  4. 06.Ocak.2013, 22:15
    2
    Hadimul Müslimin



    "İkincisi: İlm-i ezelî, muhit olduğu için, müsebbebatla esbabı birlikte abluka eder, içine alır. Yoksa ilm-i ezelî, zannedildiği gibi uzun bir silsilenin başı değildir ki, esbabdan tegafül ile, yalnız müsebbebat o mebdee isnad edilsin."(1)

    Burada Üstad Hazretleri ezel ile zamanın birbirine karıştırıldığını dile getirmektedir.
    Zaman, başlangıcı ve sonu olan ve eşyanın bir tertip ve düzen ile ona tabi olarak oluştuğu bir mahluktur. Mesela bir çocuk zaman içinde büyür, gelişir ve olgunlaşır. Bu süreç ise sıra ve tertip ile olur. Yani öncesi, şimdisi ve sonrası olan bir durumdur. Önce olmadan, şimdi olmaz, şimdi olmadan da sonra olmaz. Gelecekteki hal ancak yaşanarak kavranır ve anlaşılır.

    Tabi bu kaideler insan için geçerlidir. Yani zamanın içinde olan her şey, buna insan da dahil, gelecekteki olayları, yaşanmadıkça, idrak edip anlayamaz. Ben bugün, kurtuluş savaşını, olduğu için biliyorum. Yarın ne olacak, onu bilemiyorum. Zira sırası gelip gerçekleşmedi. Ama zamanın bu kayıtlarından kurtulmak ve üstüne çıkmak imkanı olsa idi, zamanın şeridini, yani öncesi şimdisi ve sonrası ile görebilse idim, yani ihata edebilse idim, o zaman olayların olmasını beklemeden bilebilirdim.
    Ezel ise başı ve sonu olmayan, zamandan ve mekandan münezzeh olan ve hiçbir kayıt ve kaide ile bağlı olmayan Allah’ın bir sıfatıdır. Zamanın içindeki bütün kayıt ve kaideler burada cari değildir. Yani Allah ezeli ilmi ile her şeyi kuşattığı ve ihata ettiği için, onun ilminde geçmiş, şimdiki an ve gelecek kavramları yoktur. O her şeyi şimdiki hal gibi bir tutar. Üstad'ın ayna misali burayı izah eder. Mesela büyük bir ayna yere yaklaştıkça tuttuğu alan daralır, yukarı çıktıkça tuttuğu alan genişlenir. Ne kadar yüksekte ise, tuttuğu alan da o kadar genişler. Burada yer zamandır, ayna ise Allah’ın ezeli ilmidir. Allah’ın ilmi zamanın üstünde onu ihata edecek bir mevkide olmasından, yani zamandan münezzeh olmasından, zamanın bütününü tutar ve ihata eder. Onun için Allah her şeyi, olmadan önce de bilir ve görür.
    İşte insanlar ezeliyetin manasını iyi idrak edemedikleri için, ezeliyi zamanın içinde sanmışlar. Yani bunlara göre ezel, zamanın üç halinden, maziyi temsil eder. Onun için ezel zamanın içinde gibi kabul edilip, zamanın mazi tarafına ezel demişler ve eşya vücuda geldikçe maziye yani ezele akar, ondan sonra Allah duruma vakıf olur diye hayal ediyorlar. Böyle olunca, insanın başına gelecek olaylar daha vuku bulmadığı için, yani maziye ve ezele akmadığı için, Allah bizim geleceğimizi bilemez diye safsata yapıyorlar.

    İnsan kendini Allah’ın ezeli ilminin haricinde addetmekle, cebirden güya kurtulmuş olacak. Halbuki tam tersi, ezel zamanın içinde değil, zaman ezeliyetin içindedir. Böyle olunca, zamanın her şeyi, yani üç boyutu olan geçmiş, şimdiki hali ve geleceği Allah’ın ezeli ilminin içindedir. O zaman her şeyi ile insan Allah’ın ilmindedir manası hak olan manadır.
    Sebebe ayrı, sebepten çıkan neticeye ayrı bir kader düşünmek Allah’ın ilmine zımni bir hakaret ve onu eksik görmek demektir.
    "Üçüncüsü: Malûm nasıl bir keyfiyet üzerine olursa, ilim öylece taallûk eder. Öyleyse, malûmun mekayisi ve esbabı, kadere isnad edilemez."(2)
    Kaderin biri büyük, diğeri küçük olmak üzere iki dairesi vardır.
    Büyük daire tamamen Allah’ın kudret ve iradesi ile takdir edilir. Burada insan tıpkı bir cansız varlık gibi iradesiz ve muzdardır. İnsanın şu anne ve babadan olması veya şu memlekette doğması, şu boyda şu vasıfta olması hep bu kaderin büyük dairesinin içindedir. İnsan bu daireden sorumlu olmadığı için mesul da değildir. Burada malum ilme tabidir. Yani her şey Allah’ın ilim, irade ve kudreti dahilinde vuku buluyor.
    Diğer küçük dairede ise, tedbir ve tasarruf tamamen şaibesiz olarak insanın elindedir. Bu dairede sorumlu olan, insan ve iradesidir. İman küfür, iyi kötü, güzel çirkin, hayır şer gibi şeylerin tercih edilmesi bu dairededir. Tercih ise tamamen insana bırakılmıştır. Allah cebir ve baskı olmasın diye bu daireye müdahale etmiyor. İnsanı bu dairede tam serbest bırakıyor. Allah’ın kudret ve irade sıfatı bu dairede sadece insanın tercihlerini yaratmak noktasında müdahildir. Bunun dışında, insanın tercihi üstünde asla bir tecelli ve taalluku yoktur.
    İlim sıfatı ise sadece bilmek noktasından müdahildir, yoksa insanın iradesini zorlamak ve baskı kurmak açısından değildir. Zaten ilim sıfatı, mahiyeti itibari ile baskı yapacak bir sıfat değildir. Buradaki "İlim maluma tabidir." sözü, Allah’ın insanın ne yapacağını, önceden ve olmadan bilmesi anlamındadır.

    “Malum”, yani insanın iradesi ile yaptığı işler, yani küçük daire ilme tabi olsa idi, o zaman cebir ve baskı olurdu ve insan yapıp ettiklerinden sorumlu olmazdı.
    Bu yüzden malumun mikyas ve sebebi yani irade kadere dayandırılamaz. Yani irade kaderin mahkumu değildir.
    Dipnotlar:

    (1) bk. İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Suresi, 7. Ayet Tefsiri.
    (2) bk. a.g.e.





+ Yorum Gönder