Konusunu Oylayın.: Allah geleceği biliyormuydu ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Allah geleceği biliyormuydu ?
  1. 06.Ocak.2013, 17:25
    1
    Misafir

    Allah geleceği biliyormuydu ?






    Allah geleceği biliyormuydu ? Mumsema Allah geleceği biliyormuydu ?


  2. 06.Ocak.2013, 17:25
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 06.Ocak.2013, 18:04
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Allah geleceği biliyormuydu ?




    (O,) görünmeyeni de görüneni de hakkıyla bilendir; Kebîr (pek büyük)tür, Müteâl (her şeyden yüce)dir. Sizden sözü gizleyenle, onu açığa vuran kimse ve geceleyin gizlenenle, gündüz vakti yürüyen kimse (O’nun ilminde) birdir. (Rad, 9-10)


    Allah ezeli bir ilme sahiptir. Ezel ise; zamanın başlangıcının evveli demek değildir. Ezelde geçmiş, hal ve gelecek yoktur. Ezel bütün bu zamanların aynı anda görüldüğü ve bilindiği bir makamdır.

    Allah (cc) ezeli ilmiyle her şeyi bilir

    Allah (cc) olmuş ve olacak, gizli ve açık her şeyi hatta kalplerimizin en derinindeki manaları dahi bilir. Çünkü Allah'ın (cc) ilmi, yüksekten bakan bir ayna gibidir. Geçmiş gelecek, olmuş ya da olacak O’nun için an hükmündedir ki, bu ezeli olmasının bir gereğidir. Bir ayna ne kadar yüksekten tutulursa o kadar çok şeyi içine aldığı gibi, Allah'ın (cc) ilmi de, bir mahlûk olan zamanın dışından kâinata bakıp her şeyi bir anda kuşatır ve bilir. Yani yaratılan mahlukat için var olan zaman kavramı, yaratıcı için geçerli değildir.

    Kâinattaki mükemmel düzen ve programlı işleyiş, her şeyin Allah'ın (cc) ilminde olduğuna ve O'nun (cc) ilminin muhteşemliğine delildir. Çünkü hiç şaşırmadan düzenli ve güzel bir şekilde iş yapmak ve ortaya harika sanatlar koymak, kuvvetli bir ilim ister.

    Küçük büyük her şeyi yaratıp programlayan zatın, elbette her şeyi kuşatan geniş bir ilmi olmalıdır. Nasıl güneşin varlığı gibi ışığının da olmaması düşünülemezse, Allah'ın da (cc) her şeyi kuşatan bir ilminin olmaması mümkün değildir.
    Mesela güneşin, ışıklarıyla yeryüzünde adeta bir hâkimiyeti vardır. Yeryüzüne bir anda temas eder ve temas ettiği her yeri aydınlatır. Allah'ın (cc) yarattığı bir mahlûk olan güneşin, her şeyi aniden ışıklarıyla kuşatabilmesi mümkün oluyorsa, Allah'ın (cc) kendi zatına ait bir sıfatı olan ilminden bir şeyin gizlenmesi mümkün olabilir mi?

    --------------------------------


    Bu, muhakkak ki Allah’ın, göklerde ne var, yerde ne varsa bildiğini ve şübhesiz Allah’ın, herşeyi hakkıyla bilici olduğunu (sizin de) bilmeniz içindir.” (Maide 97)
    “Allah, her dişinin neye gebe kalacağını ve rahimlerin neyi eksiltip, neyi ziyâde edeceğini bilir. Çünki O’nun katında her şey (kader olarak yazılı) bir ölçü iledir.” (Rad 8)

    Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? dediler. Allah da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi. (Bakara 30)

    “…Allah'tan korkun. Bilesiniz ki Allah, her şeyi bilir” (Bakara 231)

    “Kıyamet vakti hakkındaki bilgi, ancak Allah'ın katındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Yine hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır. (Lokman 34)

    Yukarıdaki ayetler ve daha onlarcası ortaya koymaktadır ki, “Allah her şeyi bilir!”

    Her şey kavramının genişliğini ortaya koymak için şunu söylesek yeter sanırım: “Her şeyin dışında hiçbir şey yoktur!”

    Kur’ân-ı Kerim ise “lâ raybe fih” yani içinde hiçbir şüphe bulunmayan kelam-ı ezeli olduğuna göre, Kur’an’da her ne belirtiliyorsa şüphesiz kesinlikle doğrudur.

    Her şeyi bildiğini tekrar tekrar ifade eden Allah’ın, kulların gelecekte yapacaklarını bilemediğini iddia eden kişi açıkça, “Allah vaadinde hilaf etmiştir” yani haşa “Allah yalan söylemiştir” demektedir.

    Kaldı ki Allah’ı zaman, mekan gibi “mahluk” boyutların içine hapsetmek, çok açık bir akıl tutulmasını gösterir.

    Allah’ın geleceği bilemeyeceği iddiası, Allah, mahlukları için yarattığı sınırlarla sınırlıdır demek kadar hakikat dışı bir sözdür.

    Kur’an’da kendisini “Evvel”, “Ahir”, “Zahir”, “Bâtın” olarak tanıtan bir Allah’ın 1400 yıl sonra bile geçmiş, gelecek, uzay, uzam gibi sınırlamalarla mukayyed olmadığını anlayamayanların olduğunu görmek çok acıdır.

    Bediüzzaman bu gerçeği şöyle ortaya koyar:

    “Hem, ezel, mâzi (geçmiş) silsilesinin bir ucu değil ki, eşyanın vücudunda esas tutulup ona göre bir mecburiyet tasavvur edilsin. Belki, ezel, mâzi ve hal ve istikbâli birden tutar, yüksekten bakar bir ayna-misâldir. Öyle ise, daire-i mümkinât (mümkünler dairesi) içinde uzanıp giden zamanın mâzi tarafında bir uç tahayyül edip, ona "ezel" deyip, o ezel ilmine, eşyanın tertiple girmesini ve kendisini onun haricinde tevehhüm etmesi, ona göre muhâkeme etmek hakikat değildir. “ (26. Söz)

    Yani Allah’ın ezeliyeti geçmiş ve gelecek sınırlarına bağlı değildir. Kur’an-ı Kerim ayetlerinin tamamı açıkça göstermektedir ki, Allah geçmiş, gelecek ve hali aynı anda bilmekte ve bildirmektedir.

    Bir ayette geçmişin en bilinmez noktalarına gidilirken, başka bir ayette o günkü kimi insanların düşünce ve davranışları en detaylı şekilde tasvir edilmekte, diğer bir ayette geleceğin en uzak boyutu olan ahiret alemlerine yolculuk edilmektedir. Eserden müessire gittiğimizde böyle bir Allah’ın geçmiş, şimdi ve geleceği aynı anda müşahede ettiğini kesinlikle söyleriz.

    Aslında Kur’an’daki müşrik tasvirlerinde de açıkça görmekteyiz ki, müşrikler de Allah’ın geleceği bileceğinden ve gelecekle ilgili sözlerinin doğruluğundan şüphe içindedirler:

    NEML 66. Hayır; onların ahiret hakkındaki bilgileri yetersiz kalmıştır. Dahası, bu hususta şüphe içindedirler. Bunun da ötesinde, onlar ahiretten yana kördürler.

    Allah Kur’an’ı Kerim’de ileride gerçekleşecek ahiret hakikatiyle ilgili pek çok ayet buyurmuştur. Hatta Rabbimiz ahirette nelerin yaşanacağını en ince ayrıntılara kadar bildiğini ayetleriyle açıkça göstermiştir.

    O ayetlerden birkaç tanesini beyan ederek Allah’ın çok sonra yaşanacak bir hakikatin en ince ayrıntılarını nasıl bildiğini görelim:

    “Şübhesiz ki Cennet ehli, o gün (pek güzel) bir meşgûliyet içinde zevk eden kimselerdir. Onlar ve hanımları, (artık o gün) gölgelerde tahtlar üzerinde (oturup) yaslanmış olanlardır.” (Yasin 55-56)

    İmdi tam da bu noktada, Allah’ın insanların kimlerle evleneceğini bilmediğini iddia edenlere ilahi bir cevap gelir. Demek ki Allah belki yüz binlerce yıl sonra oluşacak bir hakikati yani “cennette kimlerle evleneceğimizi, nerede oturacağımızı, nasıl yaşayacağımızı” ayrıntılarına kadar bilmektedir.

    Rabbimiz çok ileri bir geleceğin ayrıntılarını yani cennetteki konuşmaları bile bildiğini şöyle anlatır:

    “Ancak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: 'Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?' diye sorarlar.” (Müddesir 39-42)

    “Cennet ehli cehennem ehline: Biz Rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk, siz de Rabbinizin size vadettiğini gerçek buldunuz mu? diye seslenir. «Evet!» derler. Ve aralarından bir çağrıcı, Allah'ın lâneti zalimlerin üzerine olsun! diye bağırır.” (Araf 44)

    “Allah da onları o günün şerrinden korudu ve onlara (yüzlerinde) bir güzellik (ve parlaklık), hem (gönüllerinde) bir sevinç verdi! Sabrettiklerinden dolayı onların mükâfâtı ise, (girecekleri) Cennet ve (giyecekleri)ipektir! Orada tahtlar üzerinde oturup yaslanan kimseler olarak! Orada ne bir güneş (sıcağı), ne de bir zemherir (soğuğu) görürler! (Cennet ağaçlarının) gölgeleri üzerlerine yakındır, meyveleri de (kolayca koparabilecekleri şekilde) iyice sarkıtılmıştır. Etraflarında da gümüşten billûr (gibi) olmuş kaplar ve bardaklar dolaştırılır. Gümüşten billûrlar ki, onları belli şekillere göre (Cennet ehli kendileri) takdîr etmiştir. Orada katkısı zencefil olan (Cennet şarâbı dolu) bir kadehten de içirilirler. (Bu zencefîl) orada bir pınardır ki, Selsebîl diye isimlendirilir. (Aynı çocukluk hâlleri üzere) ebedîliğe erdirilmiş çocuklar (ve genç hizmetçiler)de etraflarında dolaşırlar. Onları gördüğün zaman, kendilerini (etrâfa) saçılmış (birer) inci sanırsın! (Orada) nereyi görsen, (ta'rîfi mümkün olmayan) bir ni'met ve büyük bir mülk görürsün!” (İnsan 11-20)

    Şimdi vicdanımızı, aklımızı ve tüm duygularımızı harekete geçirerek kendimize soralım. Çok ileri bir gelecekte gerçekleşecek cennet ve cehennem hadiselerini, en gizli düşüncelere ve konuşmalara varan kadar bilen bir Allah, dünya hayatında kullarının ne yapacağını bilemez mi?

    Allah’ın gelecekteki bazı fiili durumları yani “şeyleri” bilemeyeceğini iddia eden, gerçekte Allah’ın geleceğin en ileri dönemi olan ahiretle ilgili bütün bu tasvirlerinin gerçekliği olmayan kurgular olduğunu iddia etmekte değil midir?

    Bu Kur’an dışı iddiayı ortaya atanlar, Bediüzzaman’ın Allah’ın ilmi ve Kudreti arasındaki ayrımı çok güzel bir şekilde izah ettiği Kader Risalesi’ni okumuş olsaydılar böyle bir yanlışa düşmezlerdi.

    İlim yani bilme sıfatı “cebri-zorlayan” bir sıfat değildir. Yani, takvime bakarak bir yıl sonra güneşin tutulacağını bilen bir çocuğun bilgisi, güneşin tutulmasının illeti değildir.

    Allah’ın kimin cennete, kimin de cehenneme gireceğini ezeli ilmiyle bilmesi de aynı şekilde, o kulun küfrünün ya da günahının sebebi değildir. Çünkü bir şeyin olacağını bilmek o şeyin olmasının sebebi değildir.

    Kul kendi seçimiyle doğruyu ya da yanlışı seçer ve o seçtiğine iradi bir meyille yönelir. Seçtiğinden mesul olan kulun kendisidir.



    Bir araba, sürücüsü nereye gitmek isterse onu oraya götürdüğü gibi Allah da kulunu onun tercih ettiği yön neyse özgür bir şekilde o yöne götürür. Hiçbir bir zorlama yapılmaz. Kul seçiminde sınırsız özgürdür.

    Kul başka bir yöne gitmek isterse, Allah kulunu o başka yöne götürür. Yönü seçen Allah değil, kulun kendisidir. Bu aşama, kulun seçtiği fiillerin yaratılma aşamasıdır. Her şeyi yaratan Allah, kulunun tercihi her neyse onu da yaratır.

    Allah kulunun şerre gitmesini istemediği için kutsal kitapları yanında fıtrat ve vicdanla da kuluna uyarılarda bulunur. Ama onu seçimde serbest bırakır. Seçimi neyse onu yaratır. Sorumlu olan sadece o kulun kendisidir.

    Allah “Her şeyi” bildiği için, bütün kullarının ileride düşünüp yapacaklarını da ezelden bilir. O kulu sorumlu kılan Allah’ın o kulun işleyeceği günahı bilmesi değil, kulun kendi cüz-i iradesiyle o günahı işlemeyi seçmesi ve bu günaha meyletmesidir.

    Bediüzzaman bu gerçeği şöyle anlatır:

    “Kader, ilim nevindendir. İlim, mâlûma (bilinene) tâbidir. Yani, nasıl olacak, öyle taallûk ediyor. Yoksa, mâlûm (bilinen), ilme tâbi değil. Yani, ilim desâtiri, mâlûmu, haricî vücud noktasında idare etmek için esas değil. Çünkü, mâlûmun zâtı ve vücud-u haricîsi (ortaya çıkan varlığı), irâdeye bakar ve kudrete istinat eder.” (26. Söz)

    Mevzuyu anlamak için bilmemiz gereken sadece şudur:

    “Bir şeyin olacağını bilmek, o şeyin olmasını zorlayan bir sebep değildir. O şey zaten olacağı için ilim onu bilmiştir.”

    Bildiğimiz ya da olacağını tahmin ettiğimiz pek çok şey vardır ki, o mesele hakkındaki bilgimiz o varlık ve olayların oluşmasının sebebi asla değildir.


  4. 06.Ocak.2013, 18:04
    2
    Silent and lonely rains



    (O,) görünmeyeni de görüneni de hakkıyla bilendir; Kebîr (pek büyük)tür, Müteâl (her şeyden yüce)dir. Sizden sözü gizleyenle, onu açığa vuran kimse ve geceleyin gizlenenle, gündüz vakti yürüyen kimse (O’nun ilminde) birdir. (Rad, 9-10)


    Allah ezeli bir ilme sahiptir. Ezel ise; zamanın başlangıcının evveli demek değildir. Ezelde geçmiş, hal ve gelecek yoktur. Ezel bütün bu zamanların aynı anda görüldüğü ve bilindiği bir makamdır.

    Allah (cc) ezeli ilmiyle her şeyi bilir

    Allah (cc) olmuş ve olacak, gizli ve açık her şeyi hatta kalplerimizin en derinindeki manaları dahi bilir. Çünkü Allah'ın (cc) ilmi, yüksekten bakan bir ayna gibidir. Geçmiş gelecek, olmuş ya da olacak O’nun için an hükmündedir ki, bu ezeli olmasının bir gereğidir. Bir ayna ne kadar yüksekten tutulursa o kadar çok şeyi içine aldığı gibi, Allah'ın (cc) ilmi de, bir mahlûk olan zamanın dışından kâinata bakıp her şeyi bir anda kuşatır ve bilir. Yani yaratılan mahlukat için var olan zaman kavramı, yaratıcı için geçerli değildir.

    Kâinattaki mükemmel düzen ve programlı işleyiş, her şeyin Allah'ın (cc) ilminde olduğuna ve O'nun (cc) ilminin muhteşemliğine delildir. Çünkü hiç şaşırmadan düzenli ve güzel bir şekilde iş yapmak ve ortaya harika sanatlar koymak, kuvvetli bir ilim ister.

    Küçük büyük her şeyi yaratıp programlayan zatın, elbette her şeyi kuşatan geniş bir ilmi olmalıdır. Nasıl güneşin varlığı gibi ışığının da olmaması düşünülemezse, Allah'ın da (cc) her şeyi kuşatan bir ilminin olmaması mümkün değildir.
    Mesela güneşin, ışıklarıyla yeryüzünde adeta bir hâkimiyeti vardır. Yeryüzüne bir anda temas eder ve temas ettiği her yeri aydınlatır. Allah'ın (cc) yarattığı bir mahlûk olan güneşin, her şeyi aniden ışıklarıyla kuşatabilmesi mümkün oluyorsa, Allah'ın (cc) kendi zatına ait bir sıfatı olan ilminden bir şeyin gizlenmesi mümkün olabilir mi?

    --------------------------------


    Bu, muhakkak ki Allah’ın, göklerde ne var, yerde ne varsa bildiğini ve şübhesiz Allah’ın, herşeyi hakkıyla bilici olduğunu (sizin de) bilmeniz içindir.” (Maide 97)
    “Allah, her dişinin neye gebe kalacağını ve rahimlerin neyi eksiltip, neyi ziyâde edeceğini bilir. Çünki O’nun katında her şey (kader olarak yazılı) bir ölçü iledir.” (Rad 8)

    Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? dediler. Allah da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi. (Bakara 30)

    “…Allah'tan korkun. Bilesiniz ki Allah, her şeyi bilir” (Bakara 231)

    “Kıyamet vakti hakkındaki bilgi, ancak Allah'ın katındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Yine hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır. (Lokman 34)

    Yukarıdaki ayetler ve daha onlarcası ortaya koymaktadır ki, “Allah her şeyi bilir!”

    Her şey kavramının genişliğini ortaya koymak için şunu söylesek yeter sanırım: “Her şeyin dışında hiçbir şey yoktur!”

    Kur’ân-ı Kerim ise “lâ raybe fih” yani içinde hiçbir şüphe bulunmayan kelam-ı ezeli olduğuna göre, Kur’an’da her ne belirtiliyorsa şüphesiz kesinlikle doğrudur.

    Her şeyi bildiğini tekrar tekrar ifade eden Allah’ın, kulların gelecekte yapacaklarını bilemediğini iddia eden kişi açıkça, “Allah vaadinde hilaf etmiştir” yani haşa “Allah yalan söylemiştir” demektedir.

    Kaldı ki Allah’ı zaman, mekan gibi “mahluk” boyutların içine hapsetmek, çok açık bir akıl tutulmasını gösterir.

    Allah’ın geleceği bilemeyeceği iddiası, Allah, mahlukları için yarattığı sınırlarla sınırlıdır demek kadar hakikat dışı bir sözdür.

    Kur’an’da kendisini “Evvel”, “Ahir”, “Zahir”, “Bâtın” olarak tanıtan bir Allah’ın 1400 yıl sonra bile geçmiş, gelecek, uzay, uzam gibi sınırlamalarla mukayyed olmadığını anlayamayanların olduğunu görmek çok acıdır.

    Bediüzzaman bu gerçeği şöyle ortaya koyar:

    “Hem, ezel, mâzi (geçmiş) silsilesinin bir ucu değil ki, eşyanın vücudunda esas tutulup ona göre bir mecburiyet tasavvur edilsin. Belki, ezel, mâzi ve hal ve istikbâli birden tutar, yüksekten bakar bir ayna-misâldir. Öyle ise, daire-i mümkinât (mümkünler dairesi) içinde uzanıp giden zamanın mâzi tarafında bir uç tahayyül edip, ona "ezel" deyip, o ezel ilmine, eşyanın tertiple girmesini ve kendisini onun haricinde tevehhüm etmesi, ona göre muhâkeme etmek hakikat değildir. “ (26. Söz)

    Yani Allah’ın ezeliyeti geçmiş ve gelecek sınırlarına bağlı değildir. Kur’an-ı Kerim ayetlerinin tamamı açıkça göstermektedir ki, Allah geçmiş, gelecek ve hali aynı anda bilmekte ve bildirmektedir.

    Bir ayette geçmişin en bilinmez noktalarına gidilirken, başka bir ayette o günkü kimi insanların düşünce ve davranışları en detaylı şekilde tasvir edilmekte, diğer bir ayette geleceğin en uzak boyutu olan ahiret alemlerine yolculuk edilmektedir. Eserden müessire gittiğimizde böyle bir Allah’ın geçmiş, şimdi ve geleceği aynı anda müşahede ettiğini kesinlikle söyleriz.

    Aslında Kur’an’daki müşrik tasvirlerinde de açıkça görmekteyiz ki, müşrikler de Allah’ın geleceği bileceğinden ve gelecekle ilgili sözlerinin doğruluğundan şüphe içindedirler:

    NEML 66. Hayır; onların ahiret hakkındaki bilgileri yetersiz kalmıştır. Dahası, bu hususta şüphe içindedirler. Bunun da ötesinde, onlar ahiretten yana kördürler.

    Allah Kur’an’ı Kerim’de ileride gerçekleşecek ahiret hakikatiyle ilgili pek çok ayet buyurmuştur. Hatta Rabbimiz ahirette nelerin yaşanacağını en ince ayrıntılara kadar bildiğini ayetleriyle açıkça göstermiştir.

    O ayetlerden birkaç tanesini beyan ederek Allah’ın çok sonra yaşanacak bir hakikatin en ince ayrıntılarını nasıl bildiğini görelim:

    “Şübhesiz ki Cennet ehli, o gün (pek güzel) bir meşgûliyet içinde zevk eden kimselerdir. Onlar ve hanımları, (artık o gün) gölgelerde tahtlar üzerinde (oturup) yaslanmış olanlardır.” (Yasin 55-56)

    İmdi tam da bu noktada, Allah’ın insanların kimlerle evleneceğini bilmediğini iddia edenlere ilahi bir cevap gelir. Demek ki Allah belki yüz binlerce yıl sonra oluşacak bir hakikati yani “cennette kimlerle evleneceğimizi, nerede oturacağımızı, nasıl yaşayacağımızı” ayrıntılarına kadar bilmektedir.

    Rabbimiz çok ileri bir geleceğin ayrıntılarını yani cennetteki konuşmaları bile bildiğini şöyle anlatır:

    “Ancak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: 'Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?' diye sorarlar.” (Müddesir 39-42)

    “Cennet ehli cehennem ehline: Biz Rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk, siz de Rabbinizin size vadettiğini gerçek buldunuz mu? diye seslenir. «Evet!» derler. Ve aralarından bir çağrıcı, Allah'ın lâneti zalimlerin üzerine olsun! diye bağırır.” (Araf 44)

    “Allah da onları o günün şerrinden korudu ve onlara (yüzlerinde) bir güzellik (ve parlaklık), hem (gönüllerinde) bir sevinç verdi! Sabrettiklerinden dolayı onların mükâfâtı ise, (girecekleri) Cennet ve (giyecekleri)ipektir! Orada tahtlar üzerinde oturup yaslanan kimseler olarak! Orada ne bir güneş (sıcağı), ne de bir zemherir (soğuğu) görürler! (Cennet ağaçlarının) gölgeleri üzerlerine yakındır, meyveleri de (kolayca koparabilecekleri şekilde) iyice sarkıtılmıştır. Etraflarında da gümüşten billûr (gibi) olmuş kaplar ve bardaklar dolaştırılır. Gümüşten billûrlar ki, onları belli şekillere göre (Cennet ehli kendileri) takdîr etmiştir. Orada katkısı zencefil olan (Cennet şarâbı dolu) bir kadehten de içirilirler. (Bu zencefîl) orada bir pınardır ki, Selsebîl diye isimlendirilir. (Aynı çocukluk hâlleri üzere) ebedîliğe erdirilmiş çocuklar (ve genç hizmetçiler)de etraflarında dolaşırlar. Onları gördüğün zaman, kendilerini (etrâfa) saçılmış (birer) inci sanırsın! (Orada) nereyi görsen, (ta'rîfi mümkün olmayan) bir ni'met ve büyük bir mülk görürsün!” (İnsan 11-20)

    Şimdi vicdanımızı, aklımızı ve tüm duygularımızı harekete geçirerek kendimize soralım. Çok ileri bir gelecekte gerçekleşecek cennet ve cehennem hadiselerini, en gizli düşüncelere ve konuşmalara varan kadar bilen bir Allah, dünya hayatında kullarının ne yapacağını bilemez mi?

    Allah’ın gelecekteki bazı fiili durumları yani “şeyleri” bilemeyeceğini iddia eden, gerçekte Allah’ın geleceğin en ileri dönemi olan ahiretle ilgili bütün bu tasvirlerinin gerçekliği olmayan kurgular olduğunu iddia etmekte değil midir?

    Bu Kur’an dışı iddiayı ortaya atanlar, Bediüzzaman’ın Allah’ın ilmi ve Kudreti arasındaki ayrımı çok güzel bir şekilde izah ettiği Kader Risalesi’ni okumuş olsaydılar böyle bir yanlışa düşmezlerdi.

    İlim yani bilme sıfatı “cebri-zorlayan” bir sıfat değildir. Yani, takvime bakarak bir yıl sonra güneşin tutulacağını bilen bir çocuğun bilgisi, güneşin tutulmasının illeti değildir.

    Allah’ın kimin cennete, kimin de cehenneme gireceğini ezeli ilmiyle bilmesi de aynı şekilde, o kulun küfrünün ya da günahının sebebi değildir. Çünkü bir şeyin olacağını bilmek o şeyin olmasının sebebi değildir.

    Kul kendi seçimiyle doğruyu ya da yanlışı seçer ve o seçtiğine iradi bir meyille yönelir. Seçtiğinden mesul olan kulun kendisidir.



    Bir araba, sürücüsü nereye gitmek isterse onu oraya götürdüğü gibi Allah da kulunu onun tercih ettiği yön neyse özgür bir şekilde o yöne götürür. Hiçbir bir zorlama yapılmaz. Kul seçiminde sınırsız özgürdür.

    Kul başka bir yöne gitmek isterse, Allah kulunu o başka yöne götürür. Yönü seçen Allah değil, kulun kendisidir. Bu aşama, kulun seçtiği fiillerin yaratılma aşamasıdır. Her şeyi yaratan Allah, kulunun tercihi her neyse onu da yaratır.

    Allah kulunun şerre gitmesini istemediği için kutsal kitapları yanında fıtrat ve vicdanla da kuluna uyarılarda bulunur. Ama onu seçimde serbest bırakır. Seçimi neyse onu yaratır. Sorumlu olan sadece o kulun kendisidir.

    Allah “Her şeyi” bildiği için, bütün kullarının ileride düşünüp yapacaklarını da ezelden bilir. O kulu sorumlu kılan Allah’ın o kulun işleyeceği günahı bilmesi değil, kulun kendi cüz-i iradesiyle o günahı işlemeyi seçmesi ve bu günaha meyletmesidir.

    Bediüzzaman bu gerçeği şöyle anlatır:

    “Kader, ilim nevindendir. İlim, mâlûma (bilinene) tâbidir. Yani, nasıl olacak, öyle taallûk ediyor. Yoksa, mâlûm (bilinen), ilme tâbi değil. Yani, ilim desâtiri, mâlûmu, haricî vücud noktasında idare etmek için esas değil. Çünkü, mâlûmun zâtı ve vücud-u haricîsi (ortaya çıkan varlığı), irâdeye bakar ve kudrete istinat eder.” (26. Söz)

    Mevzuyu anlamak için bilmemiz gereken sadece şudur:

    “Bir şeyin olacağını bilmek, o şeyin olmasını zorlayan bir sebep değildir. O şey zaten olacağı için ilim onu bilmiştir.”

    Bildiğimiz ya da olacağını tahmin ettiğimiz pek çok şey vardır ki, o mesele hakkındaki bilgimiz o varlık ve olayların oluşmasının sebebi asla değildir.


  5. 06.Ocak.2013, 18:04
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Allah geleceği biliyormuydu ?

    Mesele bu kadar basittir. Allah’ın Sonsuz İlminin kuşatıcılığını inkar edip imanı tehlikeye atmanın hiçbir gereği yoktur. Kıyametin ve ahiretin en ince detaylarını bilen bir Allah’ın dünyadaki bazı “şeyleri” bilemeyeceğini iddia etmek, Allah’ın ilmi konusunda imani bir zaafiyetin işareti olabilir sadece.

    Bu son bölümde maddeler halinde bazı deliller paylaşarak, Allah’ın gelecekte olacak olayları en ince ayrıntısına kadar nasıl bildiğini göstereceğiz.

    1-Yusuf suresinden anladığımıza göre Hz. Yusuf bir beşer olduğu halde Allah’ın öğrettiği “rüya tabiri” ilmi sayesinde rüyaları tabir ederek gelecekte olacak bazı olaylardan haber verir. Bir beşer Allah’ın bildirmesiyle geleceğin ayrıntılarından haber verebiliyorsa, bu bilgiyi ona veren Allah’ın geleceğin ayrıntılarını bilmediğini iddia etmek saçmalık olacaktır.

    2-Kehf suresinde “Allah tarafından rahmet verilmiş kul” olarak tanıtılan bir beşer, Hz. Musa ile yaptığı yolculukta gelecekle ilgili haberler verir ve geleceğin gidişatını değiştirecek fiillerde bulunur. Kur’an o kulun bu bilgileri Allah tarafından verilmiş ledünni bir ilmle bildiğini açıkça ortaya koyar. O kul Hz. Musa’nın sabredemeyeceğini, geminin akıbetini, çocuğun geleceğini, duvarın altındaki hazineden kimlerin istifade edeceğini Allah’ın bildirmesiyle bilmiştir:

    “Duvara gelince, şehirde iki yetim çocuğun idi; altında da onlara ait bir hazine vardı; babaları ise iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki, o iki çocuk güçlü çağlarına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ben bunu da kendiliğimden yapmadım. İşte, hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur.!” (Kehf 82)

    Allah’ın yarattığı bir kul, Allah’ın verdiği ilimle gelecekle ilgili bu bilgilere sahip olabiliyor ve bu tasarruflarda bulunabiliyorsa, elbette Allâm’ul Guyub olan Rabbimiz “geleceği” en ince ayrıntısına kadar bilir.

    3-Kur’ân-ı Kerim her yaratılan şeyin önceden takdir edilip yaratıldığını Hicr Suresi 21. ayette ortaya koyar. Yine vücuda gelecek her şeyin önceden Allah’ın ilminde olduğunu Yasin Suresi 12. ayet açıkça ortaya koyar:



    Hiçbir şey yoktur ki, hazîneleri Bizim yanımızda olmasın. Her şeyi Biz belirli bir miktar ile indiririz. (Hicr Sûresi: 21.)

    Biz her şeyi Levh-i Mahfuzda tek tek yazdık. (Yâsin Sûresi: 12.)

    Allah’ın gelecekte kendi yaratacağı bazı şeyleri bilemeyeceğini iddia etmek ancak bu gibi ayetleri inkar etmekle mümkün olabilir.

    4-Rabbimiz Hadid suresi 3. ayette, sonsuz özelliklerini anlatırken her şeyin öncesinde ve sonrasında olduğunu “Evvel”, “Ahir” sıfatlarıyla ortaya koyar.

    “O her şeyden öncedir (Evvel); kendisinden sonraya hiçbir şeyin kalmayacağı sonradır(Ahir); varlığı aşikardır; gerçek mahiyeti insan için gizlidir. O her şeyi bilir.”

    Aynı anda Evvel, aynı anda Ahir olan bir Allah’ı zaman ve mekanın sınırları içierisine hapsetmek imkansızdır. O evvelde olanları bildiği gibi ahire kadar olacak he ne varsa onu da bilir.

    5-Rabbimiz Araf suresi 56. ayette ve pek çok ayette kendisine “dua” etmemizi istemektedir:

    “…Allah'a korkarak ve umarak dua edin. Muhakkak ki iyilik edenlere Allah'ın rahmeti çok yakındır.”

    Ayette görüldüğü gibi gelecekle ilgili dualar da, etmemiz gereken dualardır. Gelecekte karşılaşacağımız olayların bazılarını bilmeyen bir Allah’a gelecekteki umutlarımıza ulaşmak ya da belalardan kurtulmak adına dua etmenin ne anlamı olurdu ki?

    6-Kur’an-ı Kerim’deki çok ayrıntılı kıyamet, cennet, cehennem tasvirleri açıkça gösteriyor ki Allah için zaman mekan sınırlaması yoktur. O geçmişi de, geleceği de “Evvel-Ahir” isimlerinin gereği aynı anda bilir. Yani Allah tahminlerini ya da kurgularını değil, gelecekte gerçekten var olacak olayları düşüncelerden sohbetlere kadar kesinlikle bilmekte olduğu için bize bildirmektedir. Çok ileri bir gelecek olan o dönemdeki olaylardan bu kadar ayrıntılı bahseden Allah elbette şu kısacık dünya hayatında bize göre gelecekte olacak gizli saklı bütün olayları da çok iyi bilir. Çünkü o Evvel ve Ahirdir, ezelidir, ebedidir, yani geçmiş ve gelecek sınırlamalarından tamamen bağımsızdır.

    7-Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de Rum ve Fetih suresi gibi pek çok surede açık bir şekilde gelecekten haber vermektedir. Allah’ın gelecekte olacak bir savaşı ya da fethi bilmesiyle, bir tek kulun yaşam hikayesini bilmesi arasında hiçbir fark yoktur. Rabbimiz geleceği bildiğini pek çok ayetiyle açık bir şekilde bildirmiştir.

    8-Rabbimiz Kur’ân-ı Kerim’de tohumları, o tohumlardan çıkan bitkileri, o bitkilerden meydana gelen meyveleri kendisinin yarattığını buyurur:

    “Sık(ıp üzerinize yağmur yağdır)ıcı olan (bulut)lardan da şırıl şırıl (akan) bir su indirdik! Tâ ki onunla dâneler, bitkiler ve sarmaş dolaş olmuş bahçeler çıkaralım.” (Nebe 15-16)
    Tohumu kudretiyle yaratıp, ilmiyle ondan çıkacak ağacın kader programını bilen, çok önceden en ince ayrıntısına kadar o tohuma geleceğinin büyük bir biyografisini kaydeden Allah’ın gelecekte olacak bazı şeyleri bilmediğini iddia etmek, yeryüzündeki tohumlar (genler) ve bitkiler adedince itirazı hak eden çok yanlış bir iddiadır.

    9-İmtihan Allah için değil, kullar içindir. Allah elbette sorduğu soruların bütün cevaplarını ayrıntılarına kadar bilir. Onun bu cevapları bilmesi kulları icbar eden, o cevapları vermeye zorlayan bir şey değildir. Allah kullarını denemekte, onları imtihan etmektedir. Kullar kendi gelecekleri ve akıbetleri namına Allah’ın bildirdiğinin dışında hiçbir şey bilemez. Onlar bu bildirilenlere çalışmalı ve onları yaşamalıdır. İmtihan için gerekli olan da budur. Dersine en iyi kazanan imtihanı kazanır. Öğretmenin soruların bazı cevaplarını bilmemesi imtihanın adil olacağını değil, adaletsiz olacağını gösterir. Allah’ın gelecekteki bazı şeyleri bilemeyeceğini iddia eden, gerçekte dünyadaki imtihanın da adaletsiz olduğunu iddia etmiş olmaktadır.

    “Sizi, dayanılmaz işkencelere uğrattıklarında, Firavun ailesinin elinden kurtardığımızı hatırlayın. Onlar, kadınlarınızı diri bırakıp, erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardı.” (Al-i İmran 49)

    Allah elbette İsrailoğullarını kurtaracağını ezeli ilmiyle bilmektedir ama o kulların imtihan olabilmeleri için bu gerçeği çok net bilmemeleri gerekir. Allah’ın ilminde oldukça zahir olan bir gerçek, kulların ilminde gayb olmaktadır. Allah’ın geleceği bilmesi bu nedenle kulların imtihan edilmesine hiçbir engel teşkil etmemektedir.

    10-Allah’ın kullarının kiminle evleneceğini bilemeyeceğini iddia etmek saçma bir iddiadır. Evlilik plan ve projelerini yapan çiftler, yıllar ya da aylar öncesinden düğün gününü dahi belirler. Kulların yıllar öncesinden bilebileceği bir gerçeği Allah’ın ezelde bilmeyeceğini iddia etmek, Allah’ın sonsuz ilmini küçümsemek değil de nedir? Halbuki Ahzab suresi 37. ayet göstermektedir ki Allah kullarının kimlerle evleneceğini çok iyi bilmektedir:

    “Hani (sen), kendisine hem Allah’ın ni'met verdiği, hem de senin ni'met verdiğin kimseye (Zeyd’e): 'Zevceni üzerinde (nikâhında) tut ve Allah’dan sakın!' diyordun; Allah’ın, kendisini ortaya çıkarıcı olduğu şeyi ise, içinde gizliyordun ve insanlardan çekiniyordun.Hâlbuki Allah, kendisinden çekinmene daha lâyıktır. Buna rağmen Zeyd ondan ihtiyâcı (olan boşamasını) yerine getirince, onu sana (biz) nikâhladık; tâ ki, kendi(zevce)lerinden alâka(larını) kestikleri zaman evlâdlıklarının zevceleri (ile evlenmeleri husûsu)nda mü’minlere bir zorluk olmasın! Ve Allah’ın emri, (böylece) yerine getirilmiş oldu.”

    Bu ayete göre Allah kullarının kiminle nikahlanacağını bilmekle kalmamakta onları da birbirleriyle nikahlayabilmektedir de.

    11-Tevbe suresi 16, Bakara suresi 90, Al-i İmran suresi 140. ayetlerde kimilerinin iddia ettiği gibi Rabbimiz bazı şeyleri bilmediğini söylememektedir. Eğer sonsuz ilim sahibi Allah, o ayetlerde ya da başka ayetlerde “ben şunları şunları bilmiyorum” demiş olsaydı bu iddiada bulunanlar haklı olabilirlerdi. Ancak Allah’ın bazı şeyleri bilmediğini gösteren tek bir Kur’an ayeti yoktur! Aksine Allah’ın “gaybleri”, “sırları”, “ahiretteki olayları” kısacası “her şeyi” bildiğini anlatan yüzlerce ayet vardır. Şimdi yukarıda bahsettiğim ayetleri tek tek alıntılayarak Rabbimizin orada ne anlattığını ortaya koyalım:

    “Yoksa, Allah, sizden, cihad edip Allah, peygamber ve müminlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeyenleri bilmeden bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Tevbe 16)

    “And olsun ki peygamberlerimizi belgelerle gönderdik; insanların doğru (adaletli) hareket etmeleri için peygamberlere kitap ve ölçü indirdik; pek sert olan ve insanlara birçok faydası bulunan demiri de indirdik. Bu, Allah'ın dinine ve peygamberlerine görmeksizin yardım edenleri bilmesi içindir. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür.” (Hadid 25)

    “Eğer siz (Uhud'da) bir yara almışsanız, (size düşman olan) o topluluk da (Bedir'de) benzeri bir yara almıştı. Böylece biz, Allah'ın gerçek müminleri bilmesi ve içinizden şahitler edinmesi için, bu günleri bazen lehe, bazen de aleyhe döndürüp duruyoruz. Allah, zulmedenleri sevmez.” (Al-i İmran 140)

    Bu gibi ayetlerde geçen “Allah’ın bilmesi için” tabiri Allah’ın gelecekte yaşanacak bu durumları ezelde bilmediğini göstermez. İmtihan edilen kullar gelecekleri hakkında Allah’ın ne bildiğini asla bilemezler. Onlar kendi sınırlı bakış açılarına göre şu anda yaşamaktadırlar ve şu anda imtihan edilmektedirler. Kulların anlaması için kolaylaştırılan (Kamer 32) Kur’an-ı Kerim, elbette Allah’ın şu andaki imtihanda yapacaklarımızı görmeyi istediğini bildirecektir.

    Allah, sonsuz ilmiyle karşılaştığımız imtihan karşısında şu anda ne yapıp yapmayacağımızı ezelde bilmektedir. Yani biz o imtihanla etkileşime girip olumlu ya da olumsuz bir davranış gösterdiğimiz için Rabbimiz göstereceğimiz o tepkiyi bilmektedir. Biz o fiili yapmasaydık, onun yerine başka bir fiil yapsaydık Rabbimiz onu da bilecekti. İlim bilinene tabi olduğundan ezelde Allah tarafından bilinen o tepkimiz, şu anda yaptığımız için bilinmektedir. Yani o fiilin bilinmiş olması için onu yapmamız ya da seçmemiz şarttır.

    İlgili ayetlerle bizim kader inancımız arasında hiçbir çelişki yoktur. Aksine paylaştığımız ayetler inancımızı daha da kuvvetlendirir. Madem ilim maluma tabidir o halde Sonsuz ilmin malumu olacak her neyse, onu biz seçeriz. Biz o fiili yaptığımız, o seçeneği seçtiğimiz için ezeli ilim onu bilir. Yoksa ilim onu bildiği için biz o fiili yapmış olmayız.

    Ayetlerden örneklerle meseleyi açıklayarak bu yazıyı bitirelim. Ayetlerde buyrulduğu gibi “Allah’a yardım edenler, gerçek müminler, cihad edenler” olmayı seçip seçmeme bizim elimizdedir. Biz bu fiilleri seçeriz ya da seçmeyiz. İlim bizi bunları seçmeye zorlamaz. Biz bu fiilleri seçtiğimiz ya da seçmediğimiz için ilim bu seçimlerimizi bilir. Bu durumda “li ya’lemallahu” beyanı Kur’anın ekser ayetlerinde açıkça ortaya konulan ezeli ilmi inkar etmeye bir sebep değil, aksine ezeli ilmin maluma tabi olduğunu anlamamıza bir vesiledir.

    Bediüzzaman’ın da Kader Risalesinde tefsir ettiği Kur’an’ın kader anlayışı bu ayetlerde açıkça ortaya konmuş olur. Biz seçeneğimizi seçer, fiilimizi yaparız. Ezeli ilim de onu bilir. Yoksa ezeli ilim bildiği için, Allah o yapacağımızı yapmaya bizi zorlamaz. Biz ezeli ilmin taalluk edebilmesi için her halükarda ne yapacaksak o seçimi yapmalıyızdır. Şu sonlu, sınırlı, zamanlı mekanda seçtiğimizi, zamansız, mekansız ve sonsuz olan ezeli İlim görür, bilir, buna şahid olur. O yaptığımızı yapmasaydık bilinen de elbette o olmayacaktı. İlgili ayetler işte bu açık gerçeği bizlere anlatmaktadır.

    Oğuz DÜZGÜN



  6. 06.Ocak.2013, 18:04
    3
    Silent and lonely rains
    Mesele bu kadar basittir. Allah’ın Sonsuz İlminin kuşatıcılığını inkar edip imanı tehlikeye atmanın hiçbir gereği yoktur. Kıyametin ve ahiretin en ince detaylarını bilen bir Allah’ın dünyadaki bazı “şeyleri” bilemeyeceğini iddia etmek, Allah’ın ilmi konusunda imani bir zaafiyetin işareti olabilir sadece.

    Bu son bölümde maddeler halinde bazı deliller paylaşarak, Allah’ın gelecekte olacak olayları en ince ayrıntısına kadar nasıl bildiğini göstereceğiz.

    1-Yusuf suresinden anladığımıza göre Hz. Yusuf bir beşer olduğu halde Allah’ın öğrettiği “rüya tabiri” ilmi sayesinde rüyaları tabir ederek gelecekte olacak bazı olaylardan haber verir. Bir beşer Allah’ın bildirmesiyle geleceğin ayrıntılarından haber verebiliyorsa, bu bilgiyi ona veren Allah’ın geleceğin ayrıntılarını bilmediğini iddia etmek saçmalık olacaktır.

    2-Kehf suresinde “Allah tarafından rahmet verilmiş kul” olarak tanıtılan bir beşer, Hz. Musa ile yaptığı yolculukta gelecekle ilgili haberler verir ve geleceğin gidişatını değiştirecek fiillerde bulunur. Kur’an o kulun bu bilgileri Allah tarafından verilmiş ledünni bir ilmle bildiğini açıkça ortaya koyar. O kul Hz. Musa’nın sabredemeyeceğini, geminin akıbetini, çocuğun geleceğini, duvarın altındaki hazineden kimlerin istifade edeceğini Allah’ın bildirmesiyle bilmiştir:

    “Duvara gelince, şehirde iki yetim çocuğun idi; altında da onlara ait bir hazine vardı; babaları ise iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki, o iki çocuk güçlü çağlarına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ben bunu da kendiliğimden yapmadım. İşte, hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur.!” (Kehf 82)

    Allah’ın yarattığı bir kul, Allah’ın verdiği ilimle gelecekle ilgili bu bilgilere sahip olabiliyor ve bu tasarruflarda bulunabiliyorsa, elbette Allâm’ul Guyub olan Rabbimiz “geleceği” en ince ayrıntısına kadar bilir.

    3-Kur’ân-ı Kerim her yaratılan şeyin önceden takdir edilip yaratıldığını Hicr Suresi 21. ayette ortaya koyar. Yine vücuda gelecek her şeyin önceden Allah’ın ilminde olduğunu Yasin Suresi 12. ayet açıkça ortaya koyar:



    Hiçbir şey yoktur ki, hazîneleri Bizim yanımızda olmasın. Her şeyi Biz belirli bir miktar ile indiririz. (Hicr Sûresi: 21.)

    Biz her şeyi Levh-i Mahfuzda tek tek yazdık. (Yâsin Sûresi: 12.)

    Allah’ın gelecekte kendi yaratacağı bazı şeyleri bilemeyeceğini iddia etmek ancak bu gibi ayetleri inkar etmekle mümkün olabilir.

    4-Rabbimiz Hadid suresi 3. ayette, sonsuz özelliklerini anlatırken her şeyin öncesinde ve sonrasında olduğunu “Evvel”, “Ahir” sıfatlarıyla ortaya koyar.

    “O her şeyden öncedir (Evvel); kendisinden sonraya hiçbir şeyin kalmayacağı sonradır(Ahir); varlığı aşikardır; gerçek mahiyeti insan için gizlidir. O her şeyi bilir.”

    Aynı anda Evvel, aynı anda Ahir olan bir Allah’ı zaman ve mekanın sınırları içierisine hapsetmek imkansızdır. O evvelde olanları bildiği gibi ahire kadar olacak he ne varsa onu da bilir.

    5-Rabbimiz Araf suresi 56. ayette ve pek çok ayette kendisine “dua” etmemizi istemektedir:

    “…Allah'a korkarak ve umarak dua edin. Muhakkak ki iyilik edenlere Allah'ın rahmeti çok yakındır.”

    Ayette görüldüğü gibi gelecekle ilgili dualar da, etmemiz gereken dualardır. Gelecekte karşılaşacağımız olayların bazılarını bilmeyen bir Allah’a gelecekteki umutlarımıza ulaşmak ya da belalardan kurtulmak adına dua etmenin ne anlamı olurdu ki?

    6-Kur’an-ı Kerim’deki çok ayrıntılı kıyamet, cennet, cehennem tasvirleri açıkça gösteriyor ki Allah için zaman mekan sınırlaması yoktur. O geçmişi de, geleceği de “Evvel-Ahir” isimlerinin gereği aynı anda bilir. Yani Allah tahminlerini ya da kurgularını değil, gelecekte gerçekten var olacak olayları düşüncelerden sohbetlere kadar kesinlikle bilmekte olduğu için bize bildirmektedir. Çok ileri bir gelecek olan o dönemdeki olaylardan bu kadar ayrıntılı bahseden Allah elbette şu kısacık dünya hayatında bize göre gelecekte olacak gizli saklı bütün olayları da çok iyi bilir. Çünkü o Evvel ve Ahirdir, ezelidir, ebedidir, yani geçmiş ve gelecek sınırlamalarından tamamen bağımsızdır.

    7-Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de Rum ve Fetih suresi gibi pek çok surede açık bir şekilde gelecekten haber vermektedir. Allah’ın gelecekte olacak bir savaşı ya da fethi bilmesiyle, bir tek kulun yaşam hikayesini bilmesi arasında hiçbir fark yoktur. Rabbimiz geleceği bildiğini pek çok ayetiyle açık bir şekilde bildirmiştir.

    8-Rabbimiz Kur’ân-ı Kerim’de tohumları, o tohumlardan çıkan bitkileri, o bitkilerden meydana gelen meyveleri kendisinin yarattığını buyurur:

    “Sık(ıp üzerinize yağmur yağdır)ıcı olan (bulut)lardan da şırıl şırıl (akan) bir su indirdik! Tâ ki onunla dâneler, bitkiler ve sarmaş dolaş olmuş bahçeler çıkaralım.” (Nebe 15-16)
    Tohumu kudretiyle yaratıp, ilmiyle ondan çıkacak ağacın kader programını bilen, çok önceden en ince ayrıntısına kadar o tohuma geleceğinin büyük bir biyografisini kaydeden Allah’ın gelecekte olacak bazı şeyleri bilmediğini iddia etmek, yeryüzündeki tohumlar (genler) ve bitkiler adedince itirazı hak eden çok yanlış bir iddiadır.

    9-İmtihan Allah için değil, kullar içindir. Allah elbette sorduğu soruların bütün cevaplarını ayrıntılarına kadar bilir. Onun bu cevapları bilmesi kulları icbar eden, o cevapları vermeye zorlayan bir şey değildir. Allah kullarını denemekte, onları imtihan etmektedir. Kullar kendi gelecekleri ve akıbetleri namına Allah’ın bildirdiğinin dışında hiçbir şey bilemez. Onlar bu bildirilenlere çalışmalı ve onları yaşamalıdır. İmtihan için gerekli olan da budur. Dersine en iyi kazanan imtihanı kazanır. Öğretmenin soruların bazı cevaplarını bilmemesi imtihanın adil olacağını değil, adaletsiz olacağını gösterir. Allah’ın gelecekteki bazı şeyleri bilemeyeceğini iddia eden, gerçekte dünyadaki imtihanın da adaletsiz olduğunu iddia etmiş olmaktadır.

    “Sizi, dayanılmaz işkencelere uğrattıklarında, Firavun ailesinin elinden kurtardığımızı hatırlayın. Onlar, kadınlarınızı diri bırakıp, erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardı.” (Al-i İmran 49)

    Allah elbette İsrailoğullarını kurtaracağını ezeli ilmiyle bilmektedir ama o kulların imtihan olabilmeleri için bu gerçeği çok net bilmemeleri gerekir. Allah’ın ilminde oldukça zahir olan bir gerçek, kulların ilminde gayb olmaktadır. Allah’ın geleceği bilmesi bu nedenle kulların imtihan edilmesine hiçbir engel teşkil etmemektedir.

    10-Allah’ın kullarının kiminle evleneceğini bilemeyeceğini iddia etmek saçma bir iddiadır. Evlilik plan ve projelerini yapan çiftler, yıllar ya da aylar öncesinden düğün gününü dahi belirler. Kulların yıllar öncesinden bilebileceği bir gerçeği Allah’ın ezelde bilmeyeceğini iddia etmek, Allah’ın sonsuz ilmini küçümsemek değil de nedir? Halbuki Ahzab suresi 37. ayet göstermektedir ki Allah kullarının kimlerle evleneceğini çok iyi bilmektedir:

    “Hani (sen), kendisine hem Allah’ın ni'met verdiği, hem de senin ni'met verdiğin kimseye (Zeyd’e): 'Zevceni üzerinde (nikâhında) tut ve Allah’dan sakın!' diyordun; Allah’ın, kendisini ortaya çıkarıcı olduğu şeyi ise, içinde gizliyordun ve insanlardan çekiniyordun.Hâlbuki Allah, kendisinden çekinmene daha lâyıktır. Buna rağmen Zeyd ondan ihtiyâcı (olan boşamasını) yerine getirince, onu sana (biz) nikâhladık; tâ ki, kendi(zevce)lerinden alâka(larını) kestikleri zaman evlâdlıklarının zevceleri (ile evlenmeleri husûsu)nda mü’minlere bir zorluk olmasın! Ve Allah’ın emri, (böylece) yerine getirilmiş oldu.”

    Bu ayete göre Allah kullarının kiminle nikahlanacağını bilmekle kalmamakta onları da birbirleriyle nikahlayabilmektedir de.

    11-Tevbe suresi 16, Bakara suresi 90, Al-i İmran suresi 140. ayetlerde kimilerinin iddia ettiği gibi Rabbimiz bazı şeyleri bilmediğini söylememektedir. Eğer sonsuz ilim sahibi Allah, o ayetlerde ya da başka ayetlerde “ben şunları şunları bilmiyorum” demiş olsaydı bu iddiada bulunanlar haklı olabilirlerdi. Ancak Allah’ın bazı şeyleri bilmediğini gösteren tek bir Kur’an ayeti yoktur! Aksine Allah’ın “gaybleri”, “sırları”, “ahiretteki olayları” kısacası “her şeyi” bildiğini anlatan yüzlerce ayet vardır. Şimdi yukarıda bahsettiğim ayetleri tek tek alıntılayarak Rabbimizin orada ne anlattığını ortaya koyalım:

    “Yoksa, Allah, sizden, cihad edip Allah, peygamber ve müminlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeyenleri bilmeden bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Tevbe 16)

    “And olsun ki peygamberlerimizi belgelerle gönderdik; insanların doğru (adaletli) hareket etmeleri için peygamberlere kitap ve ölçü indirdik; pek sert olan ve insanlara birçok faydası bulunan demiri de indirdik. Bu, Allah'ın dinine ve peygamberlerine görmeksizin yardım edenleri bilmesi içindir. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür.” (Hadid 25)

    “Eğer siz (Uhud'da) bir yara almışsanız, (size düşman olan) o topluluk da (Bedir'de) benzeri bir yara almıştı. Böylece biz, Allah'ın gerçek müminleri bilmesi ve içinizden şahitler edinmesi için, bu günleri bazen lehe, bazen de aleyhe döndürüp duruyoruz. Allah, zulmedenleri sevmez.” (Al-i İmran 140)

    Bu gibi ayetlerde geçen “Allah’ın bilmesi için” tabiri Allah’ın gelecekte yaşanacak bu durumları ezelde bilmediğini göstermez. İmtihan edilen kullar gelecekleri hakkında Allah’ın ne bildiğini asla bilemezler. Onlar kendi sınırlı bakış açılarına göre şu anda yaşamaktadırlar ve şu anda imtihan edilmektedirler. Kulların anlaması için kolaylaştırılan (Kamer 32) Kur’an-ı Kerim, elbette Allah’ın şu andaki imtihanda yapacaklarımızı görmeyi istediğini bildirecektir.

    Allah, sonsuz ilmiyle karşılaştığımız imtihan karşısında şu anda ne yapıp yapmayacağımızı ezelde bilmektedir. Yani biz o imtihanla etkileşime girip olumlu ya da olumsuz bir davranış gösterdiğimiz için Rabbimiz göstereceğimiz o tepkiyi bilmektedir. Biz o fiili yapmasaydık, onun yerine başka bir fiil yapsaydık Rabbimiz onu da bilecekti. İlim bilinene tabi olduğundan ezelde Allah tarafından bilinen o tepkimiz, şu anda yaptığımız için bilinmektedir. Yani o fiilin bilinmiş olması için onu yapmamız ya da seçmemiz şarttır.

    İlgili ayetlerle bizim kader inancımız arasında hiçbir çelişki yoktur. Aksine paylaştığımız ayetler inancımızı daha da kuvvetlendirir. Madem ilim maluma tabidir o halde Sonsuz ilmin malumu olacak her neyse, onu biz seçeriz. Biz o fiili yaptığımız, o seçeneği seçtiğimiz için ezeli ilim onu bilir. Yoksa ilim onu bildiği için biz o fiili yapmış olmayız.

    Ayetlerden örneklerle meseleyi açıklayarak bu yazıyı bitirelim. Ayetlerde buyrulduğu gibi “Allah’a yardım edenler, gerçek müminler, cihad edenler” olmayı seçip seçmeme bizim elimizdedir. Biz bu fiilleri seçeriz ya da seçmeyiz. İlim bizi bunları seçmeye zorlamaz. Biz bu fiilleri seçtiğimiz ya da seçmediğimiz için ilim bu seçimlerimizi bilir. Bu durumda “li ya’lemallahu” beyanı Kur’anın ekser ayetlerinde açıkça ortaya konulan ezeli ilmi inkar etmeye bir sebep değil, aksine ezeli ilmin maluma tabi olduğunu anlamamıza bir vesiledir.

    Bediüzzaman’ın da Kader Risalesinde tefsir ettiği Kur’an’ın kader anlayışı bu ayetlerde açıkça ortaya konmuş olur. Biz seçeneğimizi seçer, fiilimizi yaparız. Ezeli ilim de onu bilir. Yoksa ezeli ilim bildiği için, Allah o yapacağımızı yapmaya bizi zorlamaz. Biz ezeli ilmin taalluk edebilmesi için her halükarda ne yapacaksak o seçimi yapmalıyızdır. Şu sonlu, sınırlı, zamanlı mekanda seçtiğimizi, zamansız, mekansız ve sonsuz olan ezeli İlim görür, bilir, buna şahid olur. O yaptığımızı yapmasaydık bilinen de elbette o olmayacaktı. İlgili ayetler işte bu açık gerçeği bizlere anlatmaktadır.

    Oğuz DÜZGÜN






+ Yorum Gönder