Konusunu Oylayın.: Şafi mezhebine göre zıhâr ile ilgili hükümler nelerdir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Şafi mezhebine göre zıhâr ile ilgili hükümler nelerdir?
  1. 06.Ocak.2013, 16:05
    1
    Misafir

    Şafi mezhebine göre zıhâr ile ilgili hükümler nelerdir?






    Şafi mezhebine göre zıhâr ile ilgili hükümler nelerdir? Mumsema Şafi mezhebine göre zıhâr ile ilgili hükümler nelerdir?


  2. 06.Ocak.2013, 19:02
    2
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: Şafi mezhebine göre zıhâr ile ilgili hükümler nelerdir?




    A) Tanımı

    Zıhâr kelimesi, "kişinin karısını, kendisine ebedî
    surette mahrem olan ka­dınlardan birine veya o kadının vücudunun organlarından
    birine benzetme-si"dir. Câhiliye döneminde Araplar, zıhârı boşama şekillerinden
    biri olarak ka­bul ederlerdi. Ama İslâm dini zıhârı başka bir yaklaşımla ele
    alarak ona boşa­madan başka hükümler yüklemiştir.

    B) Hükmü

    Zıhâr yapmak dinimizce haram kılınmıştır. Zıhârla
    ilgili olarak yüce Allah şöyle buyurmuştur: "İçinizden kadınlarına zıhâr yapanlar bilsinler ki, o kadın­lar onların anneleri değildir. Onların anneleri ancak,
    kendilerini doğuran ka­dınlardır. Şüphesiz onlar (zıhâr yaparlarken) hoş karşılanmayan ve yalan bir söz söylüyorlar." (Mücâdile 58/2.)


    C) Zıhârla İlgili Kelimeler

    Zıhârla ilgili kelimeler sarih ve kinayeli olmak
    üzere iki kısma ayrılırlar. Sarih olanlar, zıhârdan başka mânaya gelmeyen
    kelimelerdir. Örneğin kişinin karısına, "Sen bana annemin sırtı gibisin" demesi
    gibi. Bu sözü söyleyen kişi, zıhâra niyet etmiş olsa da olmasa da karısına zıhâr
    yapmış olur.Kinayeli kelimeler ise zıhâr mânasını taşıdıkları gibi, başka
    mânalar da taşıyabilirler. Örneğin bir erkeğin karısına, "Sen benim için annem
    gibisin" ve­ya, "Kız kardeşim gibisin" demesi kinayeli bir sözdür. Bu sözü
    sarfetmekle zı­hâr yapmayı kastetmişle, karısına zıhâr yapmış olur. Ama bu sözü
    söylemek­le karısını çok sevdiğini ve beğendiğini ifade etmek istemişse, zıhâr
    yapmış sayılmaz.

    D) Zıhârla İlgili Hükümler

    • Talâk (boşama) kelimesini kullanmakla zıhâr meydana gelmez.

    • Zıhâr kelimesini kullanmakla boşama meydana gelmez. Buna göre bir kişi boşama niyetiyle karısına, "Sen bana annemin sırtı gibisin" derse karısı boşanmış olmaz. Çünkü bu sözlerin her biri, evlilikte açık
    anlamlıdır. Değişik niyetlerle söylenmiş olmaları, bunları asıl anlamlarının dışına çıkarmaz.

    • Bu cümleden olmak üzere bir kişi, hiçbir şeye niyet etmeden karısına; "Sen annemin sırtı gibi boşsun" derse, "boşsun" dediği için karısı boşanmış olur ve, "Anamın sırtı gibi" sözü de hükümsüz kalır.

    • Hiçbir şeye niyet etmeksizin karısına hitaben, "Sen annemin sırtı gibi bana haramsın" diyen kişi zıhâr yapmış olur. Çünkü sarfetmiş olduğu bu söz, zıhârla ilgili sarih sözlerdendir. Ayrıca bu sözünü
    "haramsın" kelimesiyle de pekiştirmiştir. Ama bu sözü, boşama niyetiyle söylemişse, karısı boşanmış olur.

    • Zıhâr yapan kocanın, zıhâr kefareti vermeden karısıyla cinsel ilişkide bulunması haramdır.

    • Kadın, kendisine zıhâr yapan kocasından kendisiyle cinsel ilişkide bu­lunmasını talep etme hakkına sahiptir. Ancak kocasının kefaret vermeden ön­ce kendisinden cinsel bakımdan yararlanmasına engel olması da gerekir.

    • Zıhâr yapan kişinin karısıyla evliliğini devam ettirebilmesi için kefaret vermesi gerekir. Bu hususta yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Kadınlarından zı­hâr yaparak ayrılıp sonra da söylediklerinden
    dönecek olanlar, eşleriyle birbir­lerine dokunmadan önce bir köle azat etmelidirler." (Mücâdile 58/3.)


    Konuyla ilgili bir rivayette Havle bint Sa'iebe'nin şöyle dediği bildirilmek­tedir: Kocam Evs b. Sâmit benim hakkımda zıhâr kelimesi kullandı. Ben de onu şikâyet etmek üzere Resûlullah'ın (s.a.v) huzuruna vardım.
    Resûl-i Ek­rem de onun hakkında benimle tartışıyor ve, "Allah'tan kork! O senin amcaza-dendir"diyordu.
    Derken Kur'ân-ı Kerîm'deki Mücâdile sûresinin, "Allah koca­sı hakkında seninle tartışan ve Allah'a
    şikâyette bulunan kadının sözünü işit-miştir" ifadesiyle başlayan 1-3. âyetleri nazil oldu.Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v), Havle'ye, kocasının (kefaret olarak) bir köle azat etmesini söyledi. Havle, kocasının köle
    bulamayacağını söyledi. Re-sûl-i Ekrem, öyle ise iki ay peş peşe oruç tutması gerektiğini söyleyince Havle,"Ey Allah'ın Resulü! O çok yaşlıdır; oruç tutacak güçte değildir" dedi. Re­sûlullah (s.a.v), "Öyle ise altmış fakire yemek yedirsin"buyurdu. Havle, "Onun başkalarına sadaka verecek bir şeyi yoktur" dedi.Havle sözüne devamla diyor ki: "O esnada Hz. Peygamberin huzuruna bir zenbil hurma getirildi. Ben, "Ey Allah'ın Resulü! Buna bir zenbil de ben ek­lerim" deyince Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: "Güzel söyledin. Git, bunu
    altmış düşküne yedir ve amcazadene (kocana) geri dön." (Ebû Davud, Talâk, 17.)


    Yukarıdaki âyet-i kerîme ve hadis-i şeriften de anlaşılacağı gibi zıhâr ke­fareti, sırasıyla şu üç şeyden birini yapmakla yerine getirilmiş olur:

    1. Çalışıp kazanç sağlamasına engel bir kusuru bulunmayan mümin bir köleyi özgürlüğüne
    kavuşturmak. Ancak kölelik müessesesi tarihe karışmış olduğundan zamanımızda bu maddenin pratikte geçerliliği kalmamıştır.


    2. Köle bulup özgürlüğüne kavuşturma imkânı olmayan kişinin peş peşe iki ay oruç tutması. Bu orucun kefaret niyetiyle tutulması şarttır.

    3. Yaşlılık veya hastalık gibi sebeplerle oruç tutmaya muktedir olamayan kimsenin altmış fakiri veya düşkünü doyurması gerekir. Bu fakir ve düşkünle­rin zekât alma ehliyetine sahip kimseler olmaları; bunlara
    gıda maddesi ola­rak verilen şeylerinse, fıtır sadakası olarak verilmesi caiz olan gıda maddele­rinden olması şarttır. (Şirbînî, Mugni'l-Muhtâc, 5/40-51.)



  3. 06.Ocak.2013, 19:02
    2
    Hadimul Müslimin



    A) Tanımı

    Zıhâr kelimesi, "kişinin karısını, kendisine ebedî
    surette mahrem olan ka­dınlardan birine veya o kadının vücudunun organlarından
    birine benzetme-si"dir. Câhiliye döneminde Araplar, zıhârı boşama şekillerinden
    biri olarak ka­bul ederlerdi. Ama İslâm dini zıhârı başka bir yaklaşımla ele
    alarak ona boşa­madan başka hükümler yüklemiştir.

    B) Hükmü

    Zıhâr yapmak dinimizce haram kılınmıştır. Zıhârla
    ilgili olarak yüce Allah şöyle buyurmuştur: "İçinizden kadınlarına zıhâr yapanlar bilsinler ki, o kadın­lar onların anneleri değildir. Onların anneleri ancak,
    kendilerini doğuran ka­dınlardır. Şüphesiz onlar (zıhâr yaparlarken) hoş karşılanmayan ve yalan bir söz söylüyorlar." (Mücâdile 58/2.)


    C) Zıhârla İlgili Kelimeler

    Zıhârla ilgili kelimeler sarih ve kinayeli olmak
    üzere iki kısma ayrılırlar. Sarih olanlar, zıhârdan başka mânaya gelmeyen
    kelimelerdir. Örneğin kişinin karısına, "Sen bana annemin sırtı gibisin" demesi
    gibi. Bu sözü söyleyen kişi, zıhâra niyet etmiş olsa da olmasa da karısına zıhâr
    yapmış olur.Kinayeli kelimeler ise zıhâr mânasını taşıdıkları gibi, başka
    mânalar da taşıyabilirler. Örneğin bir erkeğin karısına, "Sen benim için annem
    gibisin" ve­ya, "Kız kardeşim gibisin" demesi kinayeli bir sözdür. Bu sözü
    sarfetmekle zı­hâr yapmayı kastetmişle, karısına zıhâr yapmış olur. Ama bu sözü
    söylemek­le karısını çok sevdiğini ve beğendiğini ifade etmek istemişse, zıhâr
    yapmış sayılmaz.

    D) Zıhârla İlgili Hükümler

    • Talâk (boşama) kelimesini kullanmakla zıhâr meydana gelmez.

    • Zıhâr kelimesini kullanmakla boşama meydana gelmez. Buna göre bir kişi boşama niyetiyle karısına, "Sen bana annemin sırtı gibisin" derse karısı boşanmış olmaz. Çünkü bu sözlerin her biri, evlilikte açık
    anlamlıdır. Değişik niyetlerle söylenmiş olmaları, bunları asıl anlamlarının dışına çıkarmaz.

    • Bu cümleden olmak üzere bir kişi, hiçbir şeye niyet etmeden karısına; "Sen annemin sırtı gibi boşsun" derse, "boşsun" dediği için karısı boşanmış olur ve, "Anamın sırtı gibi" sözü de hükümsüz kalır.

    • Hiçbir şeye niyet etmeksizin karısına hitaben, "Sen annemin sırtı gibi bana haramsın" diyen kişi zıhâr yapmış olur. Çünkü sarfetmiş olduğu bu söz, zıhârla ilgili sarih sözlerdendir. Ayrıca bu sözünü
    "haramsın" kelimesiyle de pekiştirmiştir. Ama bu sözü, boşama niyetiyle söylemişse, karısı boşanmış olur.

    • Zıhâr yapan kocanın, zıhâr kefareti vermeden karısıyla cinsel ilişkide bulunması haramdır.

    • Kadın, kendisine zıhâr yapan kocasından kendisiyle cinsel ilişkide bu­lunmasını talep etme hakkına sahiptir. Ancak kocasının kefaret vermeden ön­ce kendisinden cinsel bakımdan yararlanmasına engel olması da gerekir.

    • Zıhâr yapan kişinin karısıyla evliliğini devam ettirebilmesi için kefaret vermesi gerekir. Bu hususta yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Kadınlarından zı­hâr yaparak ayrılıp sonra da söylediklerinden
    dönecek olanlar, eşleriyle birbir­lerine dokunmadan önce bir köle azat etmelidirler." (Mücâdile 58/3.)


    Konuyla ilgili bir rivayette Havle bint Sa'iebe'nin şöyle dediği bildirilmek­tedir: Kocam Evs b. Sâmit benim hakkımda zıhâr kelimesi kullandı. Ben de onu şikâyet etmek üzere Resûlullah'ın (s.a.v) huzuruna vardım.
    Resûl-i Ek­rem de onun hakkında benimle tartışıyor ve, "Allah'tan kork! O senin amcaza-dendir"diyordu.
    Derken Kur'ân-ı Kerîm'deki Mücâdile sûresinin, "Allah koca­sı hakkında seninle tartışan ve Allah'a
    şikâyette bulunan kadının sözünü işit-miştir" ifadesiyle başlayan 1-3. âyetleri nazil oldu.Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v), Havle'ye, kocasının (kefaret olarak) bir köle azat etmesini söyledi. Havle, kocasının köle
    bulamayacağını söyledi. Re-sûl-i Ekrem, öyle ise iki ay peş peşe oruç tutması gerektiğini söyleyince Havle,"Ey Allah'ın Resulü! O çok yaşlıdır; oruç tutacak güçte değildir" dedi. Re­sûlullah (s.a.v), "Öyle ise altmış fakire yemek yedirsin"buyurdu. Havle, "Onun başkalarına sadaka verecek bir şeyi yoktur" dedi.Havle sözüne devamla diyor ki: "O esnada Hz. Peygamberin huzuruna bir zenbil hurma getirildi. Ben, "Ey Allah'ın Resulü! Buna bir zenbil de ben ek­lerim" deyince Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: "Güzel söyledin. Git, bunu
    altmış düşküne yedir ve amcazadene (kocana) geri dön." (Ebû Davud, Talâk, 17.)


    Yukarıdaki âyet-i kerîme ve hadis-i şeriften de anlaşılacağı gibi zıhâr ke­fareti, sırasıyla şu üç şeyden birini yapmakla yerine getirilmiş olur:

    1. Çalışıp kazanç sağlamasına engel bir kusuru bulunmayan mümin bir köleyi özgürlüğüne
    kavuşturmak. Ancak kölelik müessesesi tarihe karışmış olduğundan zamanımızda bu maddenin pratikte geçerliliği kalmamıştır.


    2. Köle bulup özgürlüğüne kavuşturma imkânı olmayan kişinin peş peşe iki ay oruç tutması. Bu orucun kefaret niyetiyle tutulması şarttır.

    3. Yaşlılık veya hastalık gibi sebeplerle oruç tutmaya muktedir olamayan kimsenin altmış fakiri veya düşkünü doyurması gerekir. Bu fakir ve düşkünle­rin zekât alma ehliyetine sahip kimseler olmaları; bunlara
    gıda maddesi ola­rak verilen şeylerinse, fıtır sadakası olarak verilmesi caiz olan gıda maddele­rinden olması şarttır. (Şirbînî, Mugni'l-Muhtâc, 5/40-51.)



  4. 06.Ocak.2013, 19:04
    3
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: Şafi mezhebine göre zıhâr ile ilgili hükümler nelerdir?

    RADÂ' (SÜT EMME)

    İslâm'a göre süt emme yoluyla insanlar arasında
    hısımlık meydana gelir. Süt emen çocukla süt emen kadın, anne ile çocuk
    arasındaki kan hısımlığı gi­bi olmasa da buna yakın derecede bir bağla
    birbirlerine hısım olurlar ki, buna süt hısımlığı denmektedir. Bu çocuk ile
    kendisini emziren kadın birbirleriyle evlenemeyecekleri gibi, bunlar bazı
    şartlar çerçevesinde birbirlerinin akraba­larına da mahrem olur ve onlarla da
    evlenemezler. Nitekim sevgili Peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle
    buyurmuştur: "Nesep
    yoluyla haram olan şeyler, süt emme yoluyla da haram olur."(Müslim, Radâ', 2.)


    Süt emmenin bir hüküm ifade edebilmesi için şu şartların gerçekleşmesi gerekir:

    • Süt emziren kadın dokuz yaşına varmış
    olmalıdır.

    • Sütü emilen kadın hayatta olmalıdır. Bir kadının
    sütü sağılır ve öldük­ten sonra bir çocuğun boğazına dökülürse, yine aralarında
    mahremiyet mey­dana gelir.

    • Sütü emen çocuk sağ ve iki yaşını geçmemiş
    olmalıdır. Konuyla ilgili bir âyet-i kerîmede şöyle buyrulmaktadır: "Emzirmeyi tamamlamak
    isteyenler için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler." (Bakara 2/233.)


    Ashâb-ı kiramdan Abdullah b. Mesud (r.a), iki
    yaşından büyük çocukların süt emmeleriyle süt mahremiyeti oluşmayacağını ifade
    etmiştir. (Mâlik, el-Muvatta', Radâ', 3.)

    • Süt beş defa emilmiş olmalıdır. Bu konuda bir
    şüphe meydana gelirse, yani sütanne, çocuğu beş defa mı yoksa daha az sayıda mı
    emzirdiği yada çocuğu iki yaşında mı yoksa iki yaşından sonra mı emzirdiği
    hususunda şüp­heye düşerse, süt mahremiyeti oluşmaz.


    Süt emme sonucunda ortaya çıkan hükümler

    • Çocuğu emziren kadın onun sütannesi olur. Kocası
    da o çocuğun süt-babası olur. Meydana gelen bu süt mahremiyeti o çocuğun
    çocukları için de sabit olur.


    • Sütannenin öz babasıyla sütbabası, emzirdiği
    çocuğun sütdedesi olur­lar. Aynı şekilde bu kadının öz annesiyle sütannesi de
    kendisinden süt emen çocuğun sütninesi olurlar.


    • Sütannenin çocuklarıyla sütçocukları bu çocuğun
    sütkardeşleri olurlar. Kız kardeşleri bu çocuğun sütteyzeleri, erkek kardeşleri
    bu çocuğun sütdayı-ları olurlar. Sütbabanın babası bu çocuğun sütdedesi,
    sütbabanın erkek kar­deşleri bu çocuğun sütamcaları, sütbabanın kız kardeşleri
    bu çocuğun süthalaları olurlar. Geriye kalan akrabaları bu şekilde kıyaslanarak
    çocuğa akraba olurlar.


    • Bir kimse ölür veya karısını boşar da kadın bir
    başkasıyla evlenir ve bir çocuk doğurursa, doğumdan sonraki süt ikinci kocaya
    aittir. Doğumdan önce­ki süt ise birinci kocaya aittir.



    Evlenenler arasında süt mahremiyeti bulunduğunun nikâhtan sonra ortaya çıkması

    • Karı ve koca, aralarında süt mahremiyeti
    bulunduğunu ifade ederlerse, birbirlerinden ayrılırlar. Gerdeğe girmişlerse,
    kadının mehr-i müsemmâ (ni­kâhta zikredilen mehri) alma hakkı düşer ve mehr-i
    misi (aileden emsal kadın­lara verilen mehri) alma hakkı doğar.


    • Koca, "Benimle karım arasında süt mahremiyeti
    vardır" diye iddiada bu­lunur, karısı onun bu iddiasını reddederse, nikâhları
    feshedilir. Kadın kocası ile gerdeğe girmişse, mehr-i müsemmâ almayı hak eder.
    Gerdeğe girmemiş ise, bu mehrin yarısını almayı hak eder.


    • Kadın, kocası ile aralarında süt mahremiyeti
    bulunduğunu iddia ederde kocası bu iddiayı reddederse ve kadın bu erkekle kendi
    rızasıyla evlenmiş ise, kadının sözü doğru kabul edilir ve gerdeğe girmişlerse
    kadın mehr-i misi al­ma hakkına sahip olur. Şayet gerdeğe girmemişlerse, bir şey
    alma hakkına sahip olmaz.


    • Aralarında süt mahremiyeti bulunduğu iddiasını
    reddeden eşe yemin verdirilir, iddia sahibine de bu konudan haberdar olduğuna
    ilişkin yemin ver­dirilir.


    • Süt emme, iki erkeğin veya bir erkekle iki
    kadının yada dört kadının şa­hitliği ile sabit olur. Süt emmeyi ikrar etmek ise,
    ancak iki erkeğin şahitliği ile sabit olur.


    • Süt emziren kadının emzirme ücretini talep
    etmemesi şartıyla bu konu­daki şahitliği kabul edilir. En sahih görüşe göre süt
    emmeye şahitlik etmek, mahremiyetin sabit olması için yeterli değildir. Şahidin,
    süt emme vaktini, em­me sayısını ve sütün emen çocuğun midesine ulaştığını
    söylemesi gerekir.( Nevevî, el-Mecmû', 20/77-80.)



  5. 06.Ocak.2013, 19:04
    3
    Hadimul Müslimin
    RADÂ' (SÜT EMME)

    İslâm'a göre süt emme yoluyla insanlar arasında
    hısımlık meydana gelir. Süt emen çocukla süt emen kadın, anne ile çocuk
    arasındaki kan hısımlığı gi­bi olmasa da buna yakın derecede bir bağla
    birbirlerine hısım olurlar ki, buna süt hısımlığı denmektedir. Bu çocuk ile
    kendisini emziren kadın birbirleriyle evlenemeyecekleri gibi, bunlar bazı
    şartlar çerçevesinde birbirlerinin akraba­larına da mahrem olur ve onlarla da
    evlenemezler. Nitekim sevgili Peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle
    buyurmuştur: "Nesep
    yoluyla haram olan şeyler, süt emme yoluyla da haram olur."(Müslim, Radâ', 2.)


    Süt emmenin bir hüküm ifade edebilmesi için şu şartların gerçekleşmesi gerekir:

    • Süt emziren kadın dokuz yaşına varmış
    olmalıdır.

    • Sütü emilen kadın hayatta olmalıdır. Bir kadının
    sütü sağılır ve öldük­ten sonra bir çocuğun boğazına dökülürse, yine aralarında
    mahremiyet mey­dana gelir.

    • Sütü emen çocuk sağ ve iki yaşını geçmemiş
    olmalıdır. Konuyla ilgili bir âyet-i kerîmede şöyle buyrulmaktadır: "Emzirmeyi tamamlamak
    isteyenler için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler." (Bakara 2/233.)


    Ashâb-ı kiramdan Abdullah b. Mesud (r.a), iki
    yaşından büyük çocukların süt emmeleriyle süt mahremiyeti oluşmayacağını ifade
    etmiştir. (Mâlik, el-Muvatta', Radâ', 3.)

    • Süt beş defa emilmiş olmalıdır. Bu konuda bir
    şüphe meydana gelirse, yani sütanne, çocuğu beş defa mı yoksa daha az sayıda mı
    emzirdiği yada çocuğu iki yaşında mı yoksa iki yaşından sonra mı emzirdiği
    hususunda şüp­heye düşerse, süt mahremiyeti oluşmaz.


    Süt emme sonucunda ortaya çıkan hükümler

    • Çocuğu emziren kadın onun sütannesi olur. Kocası
    da o çocuğun süt-babası olur. Meydana gelen bu süt mahremiyeti o çocuğun
    çocukları için de sabit olur.


    • Sütannenin öz babasıyla sütbabası, emzirdiği
    çocuğun sütdedesi olur­lar. Aynı şekilde bu kadının öz annesiyle sütannesi de
    kendisinden süt emen çocuğun sütninesi olurlar.


    • Sütannenin çocuklarıyla sütçocukları bu çocuğun
    sütkardeşleri olurlar. Kız kardeşleri bu çocuğun sütteyzeleri, erkek kardeşleri
    bu çocuğun sütdayı-ları olurlar. Sütbabanın babası bu çocuğun sütdedesi,
    sütbabanın erkek kar­deşleri bu çocuğun sütamcaları, sütbabanın kız kardeşleri
    bu çocuğun süthalaları olurlar. Geriye kalan akrabaları bu şekilde kıyaslanarak
    çocuğa akraba olurlar.


    • Bir kimse ölür veya karısını boşar da kadın bir
    başkasıyla evlenir ve bir çocuk doğurursa, doğumdan sonraki süt ikinci kocaya
    aittir. Doğumdan önce­ki süt ise birinci kocaya aittir.



    Evlenenler arasında süt mahremiyeti bulunduğunun nikâhtan sonra ortaya çıkması

    • Karı ve koca, aralarında süt mahremiyeti
    bulunduğunu ifade ederlerse, birbirlerinden ayrılırlar. Gerdeğe girmişlerse,
    kadının mehr-i müsemmâ (ni­kâhta zikredilen mehri) alma hakkı düşer ve mehr-i
    misi (aileden emsal kadın­lara verilen mehri) alma hakkı doğar.


    • Koca, "Benimle karım arasında süt mahremiyeti
    vardır" diye iddiada bu­lunur, karısı onun bu iddiasını reddederse, nikâhları
    feshedilir. Kadın kocası ile gerdeğe girmişse, mehr-i müsemmâ almayı hak eder.
    Gerdeğe girmemiş ise, bu mehrin yarısını almayı hak eder.


    • Kadın, kocası ile aralarında süt mahremiyeti
    bulunduğunu iddia ederde kocası bu iddiayı reddederse ve kadın bu erkekle kendi
    rızasıyla evlenmiş ise, kadının sözü doğru kabul edilir ve gerdeğe girmişlerse
    kadın mehr-i misi al­ma hakkına sahip olur. Şayet gerdeğe girmemişlerse, bir şey
    alma hakkına sahip olmaz.


    • Aralarında süt mahremiyeti bulunduğu iddiasını
    reddeden eşe yemin verdirilir, iddia sahibine de bu konudan haberdar olduğuna
    ilişkin yemin ver­dirilir.


    • Süt emme, iki erkeğin veya bir erkekle iki
    kadının yada dört kadının şa­hitliği ile sabit olur. Süt emmeyi ikrar etmek ise,
    ancak iki erkeğin şahitliği ile sabit olur.


    • Süt emziren kadının emzirme ücretini talep
    etmemesi şartıyla bu konu­daki şahitliği kabul edilir. En sahih görüşe göre süt
    emmeye şahitlik etmek, mahremiyetin sabit olması için yeterli değildir. Şahidin,
    süt emme vaktini, em­me sayısını ve sütün emen çocuğun midesine ulaştığını
    söylemesi gerekir.( Nevevî, el-Mecmû', 20/77-80.)






+ Yorum Gönder