Konusunu Oylayın.: Hadisleri Kur'an'a arz etmek ne demektir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Hadisleri Kur'an'a arz etmek ne demektir?
  1. 03.Ocak.2013, 21:13
    1
    Misafir

    Hadisleri Kur'an'a arz etmek ne demektir?

  2. 06.Ocak.2013, 20:08
    2
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: Hadisleri Kur'an'a arz etmek ne demektir?




    1. Arz Konusu Hakkında Bilgi

    Kur'an-ı Kerim ve Sünnet’in aynı kaynağa dayandığı, ikisinin de vahiy olduğu Hz. Peygamber (asv)’in hata üzere devam etmeyeceği gibi hususları göz önünde bulundurduğumuzda, ikisinin de birbirine
    zıt olmayacağı hakikati ortaya çıkar. Bu sebeple Hz. Peygamber (asv)’e isnad
    edilen her şeyin Kur'an-ı Kerim’e uyup uymadığı meselesi gündeme gelmiştir.
    Bazıları, "Biz rivayet edilen hadislere bakarız, eğer Kur'an’a uygunsa alırız,
    değilse almayız." diyor ve bu iddialarına da hem Hz. Peygamber (a.s.v), hem de
    sahabe uygulamalarından deliller getiriyor.

    Peygamberimiz (asv)'e isnad edilen, “Benden size gelen şeyi Allah’ın Kitabına arzedin.
    O’na uygunsa ben söylemişimdir. Şayet ona uygun değilse ben söylememişimdir.”
    (1) Sözünü esas almışlar ve herhangi bir hadisin sıhhatine hükmetmek için Kur'an’a uygunluğunu şart koşmuşlardır. Bu anlamda yapılan işe “arz” denilmiştir.

    Arz fikrinin,
    Arz hadisine dayanarak, Hz. Peygamber (asv)’e dayandıranlar olduğu gibi, bu hadisi zındıkların uydurduğunu, dolayısıyla mevzu olup amel edilemeyeceğini savunanlarda vardır.

    Peygamberimiz (a.s.v) bazı durumlarda bir hükmü söyleyince arkasından o hükümle ilgili bir ayet
    okumuştur(2). Bu tarz bir uygulama hadislerin Kur'an’a arz edilmesine dayanak
    kabul edilmiştir. Arz olayını kabul etmeyenler ise bu rivayetlerin müdrec(3)
    olduğunu dolayısıyla konuya delil olamayacağını söylerler.

    Hz. Ömer (ra)’in, Fatıma bnt. Kays’ın rivayetine “Biz unutup unutmadığımı bilmediğimiz bir kadının sözüyle Allah’ın Kitabını ve Resulünün sünnetini terk edemeyiz.”(4) sözünü ele alıp, sünneti Kur’an’a arz
    ederdi denilmesini düşünmek gerekiyor. Zira, bütün hadislerin yeniden gözden
    geçirilip Kur'an’a uyanlar alınmalı uymayanlar atılmalı anlayışı ile Hz. Ömer
    (r.a)'ın bu tavrı birbirine zıttır. Hz. Ömer (r.a) ilk defa duyduğu bir sözü
    Kur'an ve sünnetin tamamına bakarak değerlendiriyor. Arz anlayışını aşırılığa
    görütenler ise sünnetin kaynaklığını reddedecek bir uslupla yaklaşıyorlar.

    Bazı hadislerin Kur'an’a arz edilmesini benimseyenlerin gösterdikleri delillerden biri de Hz. Aişe
    (r.anha) validemizin bazı uygulamalarıdır. Zerkeşi, onun sahabeye olan bazı reddiyelerini bir eserde(5) toplamış, bunlardan bir kaçı şöyledir.

    Ebu Hureyre (r.a) ın rivayet ettiği “Veled-i zina, üç şerlinin en şerlisidir.” hadisini duyunca, "Allah Ebu Hureyre’ye rahmet etsin. O hadis bir münafık hakkındadır ki,Resulullah’a çok eziyet ediyordu. Onun kim olduğunu sordu, “veled-i zinadır.” dediler. O zaman işte böyle buyurdu. Yoksa Kur'an; “Kimse kimsenin günahını yüklenmez” derken, Resulullah nasıl böyle buyurur."(6). Yani zina eden kadın ve erkek suçludur. Zina mahsulü bir çocuğun suçu yoktur.

    Dikkat edilirse, Hz. Aişe (r.a) önce olayı tashih ediyor, ve yanlış anlaşıldığını ifade ediyor, sonra
    da Kur’an ile Sünnet’in bütünlüğü, aynı kaynaktan geldiği açısından birbirine
    zıt olmayacağını ifade içinde sünnette gelen hükme uygun bir ayet zikrediyordu.

    Aişe (r.a) validemiz sadece sahabeye değil bazen Hz. Peygamber (a.s.m)’a da
    soruyordu. Nitekim, bir defasında Peygamberimiz (a.s.m), “Hesaba çekilen kimse mutlaka helak
    olmuştur.”
    buyurur. Hz. Aişe (r.a) “Allah beni sana feda etsin Ya Resulallah! Allah
    “Kimin kitabı sağından verilirse, o kolay bir hesap ile hesaba
    çekilmiştir.”
    (7) buyurmuyor mu?" deyince, Peygamberimiz (a.s.v) “O, Allah huzurunda olmaktır. Kimin hesabı münakaşalı geçerse, o helak olmuştur." buyurarak,(8) konuya açıklık getirir.

    Bu misal manidardır. Hz. Aişe (r.a) kendine ulaşan bir rivayeti Kur’an’a arz etmemiş, Hz. Peygamber’in
    (a.s.m) hükmünün Kur’an ile uyumunu anlayamadığı için bunu bizatihi Hz. Peygamber’e (a.s.m) sormuştur. Bu da bize konunun farklı bir boyutunu gösteriyor. Dolayısiyle Sünnet-Kur’an bütünlüğünü anlayamayan birinin itirazını, başkası rahatlıkla çözebilir. Bu da bize konunun göreceliğini gösteren bir husustur.

    2. Arz ile İlgili GörüşlerHadislerin Kur’an’a arz edilmesi gerekir, diyenler ve
    bu anlayışlarına getirdikleri deliller veya arz edilmesi doğru değildir diyenler
    ve buna getirdikleri deliller bizim açımızdan konumuzu fazla ilgilendirmiyor. Bu
    sebeple delillerin tafsilatına girmeyi lüzumlu görmediğimizden(9), bu konuda
    alimler arasındaki bazı görüşleri ve uygulamalarını vermeyi daha uygun
    buluyoruz.

    Hadisin Kur'an’a arzının bir usul olarak geliştiği mezhebin, Hanefi Mezhebi olduğu
    savunulur. Ancak mezhebin anlayışını değerlendirmeden peşinen böyle bir hükme
    varmak bizi yaıltabilir. Mesela, arz meselesini kabul edenler, sünnet, Kur’an’a
    aykırı olamayacağından onun hükmünü de kayıtlamayacak ve tebliğ etmeyecektir.
    Halbuki, Hanefi Mezhebi imamı başta olmak üzere(10), sünnetin Kur’an’a göre
    konumu şöyle açıklanır:

    a) Sünnet, Kur’an’ı takviye eder.
    b) Sünnet, Kur'an’ı tefsir edip açıklar.
    c) Sünnet, Kur’an’ın bir hükmünü tahsis eder.(11).

    Ancak sünnetin Kur'an’ı neshi veya tahsisi için mütevatir veya meşhur olması lazımdır.
    Kur'an’ın hükmüne muhalif olan Haberi vahidler ise onun hükmünü değiştiremez.
    İşte "Hanefilerin sünneti Kur'an’a arz ediyor" dedikleri hadisler bu çeşit
    hadislerdir. Buna Hanefi usulcüleri manevi inkıta diyorlar(12). Şu halde Hanefi
    uleması sünnetin Kur'an’ı takviye ve tefsirinde bir sınır getirmeksizin
    hadislerle amel ediyorlar, ancak Kur'an’ın hükmünü değiştirecek veya tahsis
    edecek bir hadis olursa, bu durumda onun mütevatir veya meşhur olmasını şart
    koşuyorlar(13). Bu açıdan hemen Hanefiler de sünneti Kur’an’a arz ediyorlardı,
    deyip geçmek doğru değildir.

    İmam Malik de sünnetin üç fonksiysonunu aynen
    benimser(14). O’na göre haberi vahidler bile bazen Kur’an’ın umumunu tahsis
    eder, mutlakını takyid edebilir. Hele Medine Ameli ile desteklenirse daha da
    kuvvetlilik arzeder. Hatta rü’yet ile ilgili hadisleri Kur'an da geçen “O gün bir takım yüzler, Rablerine bakıp
    parlayacaktır.”
    ayetine uygun görerek, söz konusu hadisleri reddedenleri Kur’an’a uymamakla itham etmiştir(15). Eğer haberi vahidlerin bazı durumlarda Kur’an’a muhalefeti nedeniyle reddedilmesine arz denilirse, bu manada bir arzın İmam A’zam ve İmam Malik’te varlığını söyleyebiliriz.

    Hadislerin Kur’an’a arz edilmesini gösteren rivayete mevzu diyen İmam Şafi ise(16), sahih hadislerle
    amel etmenin Allah’ın emri olduğunu, böyle bir hadisle amel etmeyenin aklını
    kaçırmış olacağını belirtir(17). Bu sebeple sünnet, Kur’an’ı tefsir ve takyid
    etmekle beraber, Kur’an’nın bir nas getirmediği konularında da müstakil hüküm
    koyar. Sünnetin koyduğu hükümler zahiren Kur'an’a muhalif görünse bile bu durum
    maksadın tayinine delalet eden karinelerin bilinmeyişindendir,(18)der.

    İmam Şafii’nin, Peygamber Efendimiz (asv)’in sünnetini, Kur'an’dan anladıklarıdır, diye
    açıklaması son derece önemlidir. Bu sebeple sünnetin Kur'an’a olan zıtlığını
    bahane ederek reddetmeyi cahillik saymıştır(19).

    Ancak bütün bu değerlendirmeleri sahih hadis hakkındadır. Şayet hadis şaz olursa bu durumda
    onun Kur'an’a zıt olması durumda onunla amel edilmez(20). Bu durumda sahih
    hadislerin Kur'an’a muhalif gibi görünen hükümleri, karineleri bilindiği zaman
    onların birbirine zıt olmayacağı anlaşılır; ancak rivayet şaz ise bu durumda
    muhalefet dikkate alınarak onunla amel edilmez. Öyleyse İmam Şafii’nin şaz
    rivayetlerin Kur’an’a ziyade hüküm getirmesi durumunda O’na hükmen arzettiğini
    söyleyebiliriz.

    İmam Şafii gibi düşünen Ahmed b. Hanbel’de Kur’anın zahiri ile sünnet reddedilmez.
    Zira Kur’anın manasını ve delaletini sünnet tayin eder. Bu yüzden Kur’anın
    umumuna muhalif diyerek hadis reddedilmez. Böyle bir hadis, aslında Kur'an’ı
    beyan ve tefsir etmiştir,(21)der. Şu halde O’na göre sünnet-Kur’an bir bütündür.
    Görülen muhalefet zahiridir; izah edilebilir. Bu sebeple Kur’an’a muhalif
    bahanesiyle hadis terk edilemez.

    Sünneti Kur’an a arz bahanesiyle reddetmenin doğru
    olamayacağını, sünnetin Kur’an’ı açıkladığı, tefsir ettiği gibi onda bulunmayan
    bazı hükümler koyabileceği, bu sebeple zahiri muhalefet sebebiyle hadislerin
    reddedilmeyeceğini, zira her ikisinin de kaynağının vahiy olduğundan birbirine
    zıt olmayacağını, zahiri zıtlıkların ise mutlaka bir izahının olduğunu söyleyen
    başka alimler de vardır. İbn Hazm, İbn Ebi Şeybe, Suyuti, İbn Abdi’l-Berr,
    Kurtubi, Şevkâni, Sağani, Fettani, İbnü’l-Arrak, Alilyyü’l-Kâri(22) bunlardan
    bazılarıdır. Hususan mevzuat yazarları, arz rivayetine mevzu diyerek sünnetin
    Kur’an’a arzedilmesine temelden karşıdırlar.

    Ancak, özellikle şaz ve zayıf rivayetlerin hükme medar olduğu durumlarda, Kur’an’a ve sahih sünnete arz edilmesini uygun buluyoruz. Nitekim yukarıda yaptığımız izahlardan hareketle onların da ismen olmasa da
    fiilen bu işe başvurduklarını görmekteyiz. Zaten arz olayına temelden karşı
    çıkan alimlerimizin de kastı bu olsa gerek. Onlar, Kur’an’a muhalif bahanesiyle
    sahih sünnetin terk edilme endişesini dile getirmişlerdir, denilebilir.

    Arz rivayeti mevzu kaynaklarda geçmekle beraber, muteber eserlerde de mevcuttur(23). Bu sebeple
    kökten atmak yerine belli bir zemine oturtmanın daha faydalı olacağını
    düşünüyoruz. Bize göre sahih hadisin şartlarını taşıyan rivayetleri değil de,
    şaz veya zayıf rivayetlerin Kur’an’a ziyade getirmesi durumunda fiili bir arz
    uygulamasının yapılması daha uygun olacaktır. Nitekim fakihlerimizin de yaptığı
    budur.

    Diğer taraftan, hadislerin tamamını, sil baştan Kur’an’a arz edip onun süzgecinden
    geçirme bahanesiyle bir çok sahih hadisin yok edilmesini de(24) tasvip
    etmiyoruz. Bu bizi sünnetsiz Kur’an anlayışına götürür. O zaman Kur’an’ın canlı
    tefsiri olan ve Hz. Peygamber (asv)'in hayatını yansıtan sünnetin yerini başka
    anlayış ve sistemlerin doldurması kaçınılmaz olacaktır.

    3. Hz. Peygamber’in Hayatının Kur’an’a Arzı Hadislerin Kur’an’a arz edilmesi, bu sebeple de bazı
    rivayetlerin O’na muarız olmasından dolayı reddedilmesi ve bunun daha da ileri
    götürülerek, bütün rivayetlerin Kur’an’ın süzgecinden geçirilmesi gerekir
    anlayışıyla Hz. Peygamber (a.s.v) adına bize intikal eden her şeye bir şüphe
    iras edilmesi durumu, doğrudan doğruya bin dört yüz yıllık geçmişi itham etmek
    manasını taşır. Başta sahabe olarak bize bu rivayeti nakledenleri bir tarafa
    itip, onların yerine kendimizi koymak anlamına gelir.

    Fakat bununla beraber arz uygulamasının olup olmadığı tartışmaları bir yana, acaba Hz. Peygamber
    (a.s.v) kendine indirilen Kur’an’ı anlayıp yorumlama hakkını nasıl kullandı.
    Mücerred bir ifade ile ve sadece sorulan suallere ve bazı problemlere cevap
    vermekle yetinmeli miydi, yoksa Kur’an’ı bütün yönleriyle fiili olarak tatbik
    etmeli miydi.

    İşte Kur'an ayetleriyle ifade edilen bütün hakikatleri en iyi anlayan ve yaşayan
    olarak Hz. Peygamber (a.s.v), aynı zamanda onu hayata en iyi yansıtandı. Bu
    sebeple hadislerin Kur'an’a arz edilmesi hususunu farklı bir cepheden ele
    alacağız. Hz. Peygamber (a.s.v)’ın ferdi, ailevi ve içtimai, bütün yönleri ile
    sergilediği hayat tarzının, Kur’an’da zikredilen hususların birer açılımı,
    oradaki çekirdeklerin birer ağaç haline getirilmesi gibi görüyoruz.

    Bu itibarla, hep aynı gözlükten bakmak yerine, Kur’an-ı Kerim’e bir de Hz. Peygamber (asv)’in
    hayatının penceresinden bakmanın bize ne gibi sonuçlar getireceğini de bir düşünmek gerekir.

    İnsanlara gönderilen peygamberin melek veya cinlerden
    olmayıp insanlardan seçilmesi, elbetteki insaniyetinin gereği hayatın her yönüne
    ışık tutabilmesi ve bütünüyle örnek olabilmesi içindir. Kardavi’nin
    ifadesiyle(25), hayat uzunluk, genişlik ve derinlik olarak ele alındığında bunun
    dışında bir şeyin kalmadığı görülür. Uzunluk, doğumdan ölüme hatta ruhlar
    aleminden ahiret alemlerini; genişlik, hayatın bütün yönlerini, evi, çarşıyı,
    mescidi, yolu, işi, eşi, aşı, Allah ile olan ilişkiyi, kişileri, aileyi,
    müslimi, gayri müslimi hatta insanı hayvanı, canlı, cansız her şeyi ile olan
    ilişkileri, derinlik ise, insanın iç yapısını yani vücut, akıl, ruh, sır gibi
    zahiri ve batıni duyguları, söz, amel ve niyeti içine alır. Bu açıdan insan
    Peygamber’in (a.s.v), insanı ilgilendiren bütün bu yönleriyle numune ve örnek
    olması icap edecektir.

    Öyleyse Sünnet’i, hayatın bütün yönlerini içine alan geniş bir pencereden değerlendirdiğimizde Hz. Peygamber (asv)’in her söz, fiil ve takriri diye ifade etmek yanlış olmayacaktır(26).

    Şu halde Hz. Peygamber (a.s.v)’ın hayat tarzı, yaşam tarzı ne dersek diyelim, külli olarak hayatın her
    yönünü Kur’an ayetlerine yeni bir bakış açısıyla arz edelim.

    Önce Kur'an dışında Hz. Peygamber (a.s.v) hüküm koyabilir mi, meselesine girelim. Esasen niyetimiz,
    sünnetten Kur'an’a gitmek ama bu meseleyi önemine binaen Kur’an ayetinden gelelim.

    Bütün kanunlar Allah’ındır. Kainatta koyduğu kanunlar, insanda yarattığı kanunlar ve
    nihayet Kur’an’daki kanunlar. Olayı dar çerçevede almıyoruz. Geniş ve şümullü
    bir anlayışla değerlendiriyoruz. Mesela, Allah, ağacın bütün programını
    çekirdeğinde, insanı ve hayvanı tohumunda veya yumurtasında yerleştirmiş, fakat
    bunu herkes anlayamıyor. Uzmanı olanlar da anlar veya anlamaz. Hatta her bir
    cüzünde ağaç, olsun insan olsun ayrı bir program daha yazarak, her ağaç
    parçasında veya insan hücresinde de bir ağaç ve bir insan dercetmiş.

    İşte Allah Teala’nın bu kanunu Kur'an ayetlerinde de geçerli olması iktiza eder. Zaten Kur'an, kainat
    kitabını okuyan bir eser ve Hz. Peygamber (a.s.v) da o kitabı tefsir eden
    açıklayan bir muallim değil mi? Bu sebeple, Kur'an ayetlerinde geçen ifadeler
    birer çekirdek, birer tohum, birer yumurtaysa, Hz. Peygamber (a.s.v)’ın
    hayatının her yönü de onların birer açılımı, ağacı ve insanı yahut birer gülü,
    çiçeği, gözü, kulağı kalbidir.

    Şimdi, Allah Teala’yı dinleyelim:


    “... O (Resul) onlara iyiliği emreder, onları
    kötülükten nehyeder, onlara iyi ve temiz olan şeyleri helal, kötü ve pis olan
    şeyleri de haram kılar....”
    (27)

    “...Allah’ın ve
    Rasülünün haram kıldığını haram saymayanlarla
    ...savaşın.”
    (28)
    Allah Teala ayetlerde, Hz. Peygamber (a.s.m)’e haram ve helal koyma yetkisi verdiğini açıkca
    belirtiyor. Hususan ikinci ayette Allah Teala kendi ismi yanında Hz. Peygamber
    (a.s.m)'ın da ismini zikretmesi yapılacak bütün tevillerin yolunu kapatıyor.
    Şayet Allah’ın yasakladığı Peygamber (asv)'in de yasaklamasına şart kılınsa,
    -haşa- Resul (asv) de beraber olarak yasaklarlarsa diye anlaşılsa bu manasız
    olur. Tersi olsa, Resul (asv)'ın yasakladığını Allah da sarahaten yasaklaması
    lazım dense bu da anlamsız olur. Şu halde her ikisinin haram ve helal koyma
    yetkisiyle belirtilmesi daha ziyade Hz. Peygamberin (a.s.v) görevine yönelik bir
    emirdir. Bu açıdan Hz. Peygamber (asv)'in bütün emir ve yasakları bu ayetin bir
    açılımı ve tayyibat olanları emretmesi, habais olanları da yasaklaması
    demektir.

    Şimdi, Allah Teala, Hz. Peygamber (asv)’e en üst seviye olan haram ve helal koyma
    yetkisi verdiğine göre, O’nun (a.s.v) bunun altındaki vacip mekruh, adab
    gibi(29) konularda evleviyetle söz sahibi olduğunun açık göstergesidir. Nitekim
    Peygamber Efendimiz (a.s.m) de “Kur’an’la
    beraber onun misli verildi.”
    (30) sözüyle kendisine verilen yetkiyi ve
    dindeki konumunu nazara vermiştir.

    Kur’an’dan Sünnet’e bakacak olursak,
    1. Namaz, zekat, oruç, hac gibi Kur’an’da geçen
    ibadetleri Hz. Peygamber (a.s.v) te’kid eder, beyan ve tefsir eder(31).
    2. Umumi hükmü tahsis
    eder(32).
    3. Mutlak hükmü kayıtlar(33).
    4. Kur’an’da olmayan(34) bir hüküm koyar(35).

    Bu izahları bir çerçevede toplarsak ortaya şu sonuç çıkar. Hz. Peygamber (a.s.v) Allah’ın
    bildirmesiyle, Kur'an-ı Kerim’de geçen bütün meseleleri izah etmiş, açıklamış,
    umum ifade edenleri tahsis, mutlak olanları takyid etmiş bunun neticesi olarak
    da hükümler koymuştur.

    Kur’an-ı Kerim’in ilk suresi Fatiha’dan bir iki misal
    vererek konuyu daha da netleştirelim.

    Mesela "Besmele" de geçen Allah, lafzai celali.
    Bununla ilgili bütün açıklamalar ya Kur’an’dadır ya da sünnette; Rahman ve Rahim
    de öyle. Fatiha'nın ilk harfi el-Hamd. Hamd nasıl yapılır, kişi, namazda, hacda,
    oruçta; sokakta, evde, işte; yemekte, yatakta, tuvalette vs. O’na layık hamd ve
    şükrü nasıl eda edecek, bu çekirdeğin açılımı, sünnettir. Malik’i yevmiddin. Ahiret alemlerine ait
    bütün bilgiler, inanç esasları, cenneti, cehennemi, sıratı, hesabı kitabı, kabri
    açıklayan izah eden yine sünnettir. Bu açıdan bakılınca, Kur’an’da zikredilen
    her husus, sünnet ile açıklanmış, beyan ve tefsir edilmiştir.

    Farklı bir misal verelim. Çocuğun yaratılış evrelerini anlatan ayeti, Hz. Peygamber (asv)’in
    anlamadığını yalnızca bugünkü bazı insanların anlayabildiğini söylemek doğru
    olur mu?. O zaman anne karnındaki çocuğun durumunu bildiren bütün hadisleri
    reddetmek gerekecektir. Halbuki bu ayetlerin açılımını hadislerde görmek daha
    münasip olacaktır. Kadınların özel halleri, muamele-i zevciye, kıyametin
    kopması, gelecek ile ilgili bilgilere dair ayetlerde aynı şekilde izni ilahi ile
    Hz. Peygamber (asv) tarafından ümmetine tafsilatlı olarak anlatılmıştır.




  3. 06.Ocak.2013, 20:08
    2
    Hadimul Müslimin



    1. Arz Konusu Hakkında Bilgi

    Kur'an-ı Kerim ve Sünnet’in aynı kaynağa dayandığı, ikisinin de vahiy olduğu Hz. Peygamber (asv)’in hata üzere devam etmeyeceği gibi hususları göz önünde bulundurduğumuzda, ikisinin de birbirine
    zıt olmayacağı hakikati ortaya çıkar. Bu sebeple Hz. Peygamber (asv)’e isnad
    edilen her şeyin Kur'an-ı Kerim’e uyup uymadığı meselesi gündeme gelmiştir.
    Bazıları, "Biz rivayet edilen hadislere bakarız, eğer Kur'an’a uygunsa alırız,
    değilse almayız." diyor ve bu iddialarına da hem Hz. Peygamber (a.s.v), hem de
    sahabe uygulamalarından deliller getiriyor.

    Peygamberimiz (asv)'e isnad edilen, “Benden size gelen şeyi Allah’ın Kitabına arzedin.
    O’na uygunsa ben söylemişimdir. Şayet ona uygun değilse ben söylememişimdir.”
    (1) Sözünü esas almışlar ve herhangi bir hadisin sıhhatine hükmetmek için Kur'an’a uygunluğunu şart koşmuşlardır. Bu anlamda yapılan işe “arz” denilmiştir.

    Arz fikrinin,
    Arz hadisine dayanarak, Hz. Peygamber (asv)’e dayandıranlar olduğu gibi, bu hadisi zındıkların uydurduğunu, dolayısıyla mevzu olup amel edilemeyeceğini savunanlarda vardır.

    Peygamberimiz (a.s.v) bazı durumlarda bir hükmü söyleyince arkasından o hükümle ilgili bir ayet
    okumuştur(2). Bu tarz bir uygulama hadislerin Kur'an’a arz edilmesine dayanak
    kabul edilmiştir. Arz olayını kabul etmeyenler ise bu rivayetlerin müdrec(3)
    olduğunu dolayısıyla konuya delil olamayacağını söylerler.

    Hz. Ömer (ra)’in, Fatıma bnt. Kays’ın rivayetine “Biz unutup unutmadığımı bilmediğimiz bir kadının sözüyle Allah’ın Kitabını ve Resulünün sünnetini terk edemeyiz.”(4) sözünü ele alıp, sünneti Kur’an’a arz
    ederdi denilmesini düşünmek gerekiyor. Zira, bütün hadislerin yeniden gözden
    geçirilip Kur'an’a uyanlar alınmalı uymayanlar atılmalı anlayışı ile Hz. Ömer
    (r.a)'ın bu tavrı birbirine zıttır. Hz. Ömer (r.a) ilk defa duyduğu bir sözü
    Kur'an ve sünnetin tamamına bakarak değerlendiriyor. Arz anlayışını aşırılığa
    görütenler ise sünnetin kaynaklığını reddedecek bir uslupla yaklaşıyorlar.

    Bazı hadislerin Kur'an’a arz edilmesini benimseyenlerin gösterdikleri delillerden biri de Hz. Aişe
    (r.anha) validemizin bazı uygulamalarıdır. Zerkeşi, onun sahabeye olan bazı reddiyelerini bir eserde(5) toplamış, bunlardan bir kaçı şöyledir.

    Ebu Hureyre (r.a) ın rivayet ettiği “Veled-i zina, üç şerlinin en şerlisidir.” hadisini duyunca, "Allah Ebu Hureyre’ye rahmet etsin. O hadis bir münafık hakkındadır ki,Resulullah’a çok eziyet ediyordu. Onun kim olduğunu sordu, “veled-i zinadır.” dediler. O zaman işte böyle buyurdu. Yoksa Kur'an; “Kimse kimsenin günahını yüklenmez” derken, Resulullah nasıl böyle buyurur."(6). Yani zina eden kadın ve erkek suçludur. Zina mahsulü bir çocuğun suçu yoktur.

    Dikkat edilirse, Hz. Aişe (r.a) önce olayı tashih ediyor, ve yanlış anlaşıldığını ifade ediyor, sonra
    da Kur’an ile Sünnet’in bütünlüğü, aynı kaynaktan geldiği açısından birbirine
    zıt olmayacağını ifade içinde sünnette gelen hükme uygun bir ayet zikrediyordu.

    Aişe (r.a) validemiz sadece sahabeye değil bazen Hz. Peygamber (a.s.m)’a da
    soruyordu. Nitekim, bir defasında Peygamberimiz (a.s.m), “Hesaba çekilen kimse mutlaka helak
    olmuştur.”
    buyurur. Hz. Aişe (r.a) “Allah beni sana feda etsin Ya Resulallah! Allah
    “Kimin kitabı sağından verilirse, o kolay bir hesap ile hesaba
    çekilmiştir.”
    (7) buyurmuyor mu?" deyince, Peygamberimiz (a.s.v) “O, Allah huzurunda olmaktır. Kimin hesabı münakaşalı geçerse, o helak olmuştur." buyurarak,(8) konuya açıklık getirir.

    Bu misal manidardır. Hz. Aişe (r.a) kendine ulaşan bir rivayeti Kur’an’a arz etmemiş, Hz. Peygamber’in
    (a.s.m) hükmünün Kur’an ile uyumunu anlayamadığı için bunu bizatihi Hz. Peygamber’e (a.s.m) sormuştur. Bu da bize konunun farklı bir boyutunu gösteriyor. Dolayısiyle Sünnet-Kur’an bütünlüğünü anlayamayan birinin itirazını, başkası rahatlıkla çözebilir. Bu da bize konunun göreceliğini gösteren bir husustur.

    2. Arz ile İlgili GörüşlerHadislerin Kur’an’a arz edilmesi gerekir, diyenler ve
    bu anlayışlarına getirdikleri deliller veya arz edilmesi doğru değildir diyenler
    ve buna getirdikleri deliller bizim açımızdan konumuzu fazla ilgilendirmiyor. Bu
    sebeple delillerin tafsilatına girmeyi lüzumlu görmediğimizden(9), bu konuda
    alimler arasındaki bazı görüşleri ve uygulamalarını vermeyi daha uygun
    buluyoruz.

    Hadisin Kur'an’a arzının bir usul olarak geliştiği mezhebin, Hanefi Mezhebi olduğu
    savunulur. Ancak mezhebin anlayışını değerlendirmeden peşinen böyle bir hükme
    varmak bizi yaıltabilir. Mesela, arz meselesini kabul edenler, sünnet, Kur’an’a
    aykırı olamayacağından onun hükmünü de kayıtlamayacak ve tebliğ etmeyecektir.
    Halbuki, Hanefi Mezhebi imamı başta olmak üzere(10), sünnetin Kur’an’a göre
    konumu şöyle açıklanır:

    a) Sünnet, Kur’an’ı takviye eder.
    b) Sünnet, Kur'an’ı tefsir edip açıklar.
    c) Sünnet, Kur’an’ın bir hükmünü tahsis eder.(11).

    Ancak sünnetin Kur'an’ı neshi veya tahsisi için mütevatir veya meşhur olması lazımdır.
    Kur'an’ın hükmüne muhalif olan Haberi vahidler ise onun hükmünü değiştiremez.
    İşte "Hanefilerin sünneti Kur'an’a arz ediyor" dedikleri hadisler bu çeşit
    hadislerdir. Buna Hanefi usulcüleri manevi inkıta diyorlar(12). Şu halde Hanefi
    uleması sünnetin Kur'an’ı takviye ve tefsirinde bir sınır getirmeksizin
    hadislerle amel ediyorlar, ancak Kur'an’ın hükmünü değiştirecek veya tahsis
    edecek bir hadis olursa, bu durumda onun mütevatir veya meşhur olmasını şart
    koşuyorlar(13). Bu açıdan hemen Hanefiler de sünneti Kur’an’a arz ediyorlardı,
    deyip geçmek doğru değildir.

    İmam Malik de sünnetin üç fonksiysonunu aynen
    benimser(14). O’na göre haberi vahidler bile bazen Kur’an’ın umumunu tahsis
    eder, mutlakını takyid edebilir. Hele Medine Ameli ile desteklenirse daha da
    kuvvetlilik arzeder. Hatta rü’yet ile ilgili hadisleri Kur'an da geçen “O gün bir takım yüzler, Rablerine bakıp
    parlayacaktır.”
    ayetine uygun görerek, söz konusu hadisleri reddedenleri Kur’an’a uymamakla itham etmiştir(15). Eğer haberi vahidlerin bazı durumlarda Kur’an’a muhalefeti nedeniyle reddedilmesine arz denilirse, bu manada bir arzın İmam A’zam ve İmam Malik’te varlığını söyleyebiliriz.

    Hadislerin Kur’an’a arz edilmesini gösteren rivayete mevzu diyen İmam Şafi ise(16), sahih hadislerle
    amel etmenin Allah’ın emri olduğunu, böyle bir hadisle amel etmeyenin aklını
    kaçırmış olacağını belirtir(17). Bu sebeple sünnet, Kur’an’ı tefsir ve takyid
    etmekle beraber, Kur’an’nın bir nas getirmediği konularında da müstakil hüküm
    koyar. Sünnetin koyduğu hükümler zahiren Kur'an’a muhalif görünse bile bu durum
    maksadın tayinine delalet eden karinelerin bilinmeyişindendir,(18)der.

    İmam Şafii’nin, Peygamber Efendimiz (asv)’in sünnetini, Kur'an’dan anladıklarıdır, diye
    açıklaması son derece önemlidir. Bu sebeple sünnetin Kur'an’a olan zıtlığını
    bahane ederek reddetmeyi cahillik saymıştır(19).

    Ancak bütün bu değerlendirmeleri sahih hadis hakkındadır. Şayet hadis şaz olursa bu durumda
    onun Kur'an’a zıt olması durumda onunla amel edilmez(20). Bu durumda sahih
    hadislerin Kur'an’a muhalif gibi görünen hükümleri, karineleri bilindiği zaman
    onların birbirine zıt olmayacağı anlaşılır; ancak rivayet şaz ise bu durumda
    muhalefet dikkate alınarak onunla amel edilmez. Öyleyse İmam Şafii’nin şaz
    rivayetlerin Kur’an’a ziyade hüküm getirmesi durumunda O’na hükmen arzettiğini
    söyleyebiliriz.

    İmam Şafii gibi düşünen Ahmed b. Hanbel’de Kur’anın zahiri ile sünnet reddedilmez.
    Zira Kur’anın manasını ve delaletini sünnet tayin eder. Bu yüzden Kur’anın
    umumuna muhalif diyerek hadis reddedilmez. Böyle bir hadis, aslında Kur'an’ı
    beyan ve tefsir etmiştir,(21)der. Şu halde O’na göre sünnet-Kur’an bir bütündür.
    Görülen muhalefet zahiridir; izah edilebilir. Bu sebeple Kur’an’a muhalif
    bahanesiyle hadis terk edilemez.

    Sünneti Kur’an a arz bahanesiyle reddetmenin doğru
    olamayacağını, sünnetin Kur’an’ı açıkladığı, tefsir ettiği gibi onda bulunmayan
    bazı hükümler koyabileceği, bu sebeple zahiri muhalefet sebebiyle hadislerin
    reddedilmeyeceğini, zira her ikisinin de kaynağının vahiy olduğundan birbirine
    zıt olmayacağını, zahiri zıtlıkların ise mutlaka bir izahının olduğunu söyleyen
    başka alimler de vardır. İbn Hazm, İbn Ebi Şeybe, Suyuti, İbn Abdi’l-Berr,
    Kurtubi, Şevkâni, Sağani, Fettani, İbnü’l-Arrak, Alilyyü’l-Kâri(22) bunlardan
    bazılarıdır. Hususan mevzuat yazarları, arz rivayetine mevzu diyerek sünnetin
    Kur’an’a arzedilmesine temelden karşıdırlar.

    Ancak, özellikle şaz ve zayıf rivayetlerin hükme medar olduğu durumlarda, Kur’an’a ve sahih sünnete arz edilmesini uygun buluyoruz. Nitekim yukarıda yaptığımız izahlardan hareketle onların da ismen olmasa da
    fiilen bu işe başvurduklarını görmekteyiz. Zaten arz olayına temelden karşı
    çıkan alimlerimizin de kastı bu olsa gerek. Onlar, Kur’an’a muhalif bahanesiyle
    sahih sünnetin terk edilme endişesini dile getirmişlerdir, denilebilir.

    Arz rivayeti mevzu kaynaklarda geçmekle beraber, muteber eserlerde de mevcuttur(23). Bu sebeple
    kökten atmak yerine belli bir zemine oturtmanın daha faydalı olacağını
    düşünüyoruz. Bize göre sahih hadisin şartlarını taşıyan rivayetleri değil de,
    şaz veya zayıf rivayetlerin Kur’an’a ziyade getirmesi durumunda fiili bir arz
    uygulamasının yapılması daha uygun olacaktır. Nitekim fakihlerimizin de yaptığı
    budur.

    Diğer taraftan, hadislerin tamamını, sil baştan Kur’an’a arz edip onun süzgecinden
    geçirme bahanesiyle bir çok sahih hadisin yok edilmesini de(24) tasvip
    etmiyoruz. Bu bizi sünnetsiz Kur’an anlayışına götürür. O zaman Kur’an’ın canlı
    tefsiri olan ve Hz. Peygamber (asv)'in hayatını yansıtan sünnetin yerini başka
    anlayış ve sistemlerin doldurması kaçınılmaz olacaktır.

    3. Hz. Peygamber’in Hayatının Kur’an’a Arzı Hadislerin Kur’an’a arz edilmesi, bu sebeple de bazı
    rivayetlerin O’na muarız olmasından dolayı reddedilmesi ve bunun daha da ileri
    götürülerek, bütün rivayetlerin Kur’an’ın süzgecinden geçirilmesi gerekir
    anlayışıyla Hz. Peygamber (a.s.v) adına bize intikal eden her şeye bir şüphe
    iras edilmesi durumu, doğrudan doğruya bin dört yüz yıllık geçmişi itham etmek
    manasını taşır. Başta sahabe olarak bize bu rivayeti nakledenleri bir tarafa
    itip, onların yerine kendimizi koymak anlamına gelir.

    Fakat bununla beraber arz uygulamasının olup olmadığı tartışmaları bir yana, acaba Hz. Peygamber
    (a.s.v) kendine indirilen Kur’an’ı anlayıp yorumlama hakkını nasıl kullandı.
    Mücerred bir ifade ile ve sadece sorulan suallere ve bazı problemlere cevap
    vermekle yetinmeli miydi, yoksa Kur’an’ı bütün yönleriyle fiili olarak tatbik
    etmeli miydi.

    İşte Kur'an ayetleriyle ifade edilen bütün hakikatleri en iyi anlayan ve yaşayan
    olarak Hz. Peygamber (a.s.v), aynı zamanda onu hayata en iyi yansıtandı. Bu
    sebeple hadislerin Kur'an’a arz edilmesi hususunu farklı bir cepheden ele
    alacağız. Hz. Peygamber (a.s.v)’ın ferdi, ailevi ve içtimai, bütün yönleri ile
    sergilediği hayat tarzının, Kur’an’da zikredilen hususların birer açılımı,
    oradaki çekirdeklerin birer ağaç haline getirilmesi gibi görüyoruz.

    Bu itibarla, hep aynı gözlükten bakmak yerine, Kur’an-ı Kerim’e bir de Hz. Peygamber (asv)’in
    hayatının penceresinden bakmanın bize ne gibi sonuçlar getireceğini de bir düşünmek gerekir.

    İnsanlara gönderilen peygamberin melek veya cinlerden
    olmayıp insanlardan seçilmesi, elbetteki insaniyetinin gereği hayatın her yönüne
    ışık tutabilmesi ve bütünüyle örnek olabilmesi içindir. Kardavi’nin
    ifadesiyle(25), hayat uzunluk, genişlik ve derinlik olarak ele alındığında bunun
    dışında bir şeyin kalmadığı görülür. Uzunluk, doğumdan ölüme hatta ruhlar
    aleminden ahiret alemlerini; genişlik, hayatın bütün yönlerini, evi, çarşıyı,
    mescidi, yolu, işi, eşi, aşı, Allah ile olan ilişkiyi, kişileri, aileyi,
    müslimi, gayri müslimi hatta insanı hayvanı, canlı, cansız her şeyi ile olan
    ilişkileri, derinlik ise, insanın iç yapısını yani vücut, akıl, ruh, sır gibi
    zahiri ve batıni duyguları, söz, amel ve niyeti içine alır. Bu açıdan insan
    Peygamber’in (a.s.v), insanı ilgilendiren bütün bu yönleriyle numune ve örnek
    olması icap edecektir.

    Öyleyse Sünnet’i, hayatın bütün yönlerini içine alan geniş bir pencereden değerlendirdiğimizde Hz. Peygamber (asv)’in her söz, fiil ve takriri diye ifade etmek yanlış olmayacaktır(26).

    Şu halde Hz. Peygamber (a.s.v)’ın hayat tarzı, yaşam tarzı ne dersek diyelim, külli olarak hayatın her
    yönünü Kur’an ayetlerine yeni bir bakış açısıyla arz edelim.

    Önce Kur'an dışında Hz. Peygamber (a.s.v) hüküm koyabilir mi, meselesine girelim. Esasen niyetimiz,
    sünnetten Kur'an’a gitmek ama bu meseleyi önemine binaen Kur’an ayetinden gelelim.

    Bütün kanunlar Allah’ındır. Kainatta koyduğu kanunlar, insanda yarattığı kanunlar ve
    nihayet Kur’an’daki kanunlar. Olayı dar çerçevede almıyoruz. Geniş ve şümullü
    bir anlayışla değerlendiriyoruz. Mesela, Allah, ağacın bütün programını
    çekirdeğinde, insanı ve hayvanı tohumunda veya yumurtasında yerleştirmiş, fakat
    bunu herkes anlayamıyor. Uzmanı olanlar da anlar veya anlamaz. Hatta her bir
    cüzünde ağaç, olsun insan olsun ayrı bir program daha yazarak, her ağaç
    parçasında veya insan hücresinde de bir ağaç ve bir insan dercetmiş.

    İşte Allah Teala’nın bu kanunu Kur'an ayetlerinde de geçerli olması iktiza eder. Zaten Kur'an, kainat
    kitabını okuyan bir eser ve Hz. Peygamber (a.s.v) da o kitabı tefsir eden
    açıklayan bir muallim değil mi? Bu sebeple, Kur'an ayetlerinde geçen ifadeler
    birer çekirdek, birer tohum, birer yumurtaysa, Hz. Peygamber (a.s.v)’ın
    hayatının her yönü de onların birer açılımı, ağacı ve insanı yahut birer gülü,
    çiçeği, gözü, kulağı kalbidir.

    Şimdi, Allah Teala’yı dinleyelim:


    “... O (Resul) onlara iyiliği emreder, onları
    kötülükten nehyeder, onlara iyi ve temiz olan şeyleri helal, kötü ve pis olan
    şeyleri de haram kılar....”
    (27)

    “...Allah’ın ve
    Rasülünün haram kıldığını haram saymayanlarla
    ...savaşın.”
    (28)
    Allah Teala ayetlerde, Hz. Peygamber (a.s.m)’e haram ve helal koyma yetkisi verdiğini açıkca
    belirtiyor. Hususan ikinci ayette Allah Teala kendi ismi yanında Hz. Peygamber
    (a.s.m)'ın da ismini zikretmesi yapılacak bütün tevillerin yolunu kapatıyor.
    Şayet Allah’ın yasakladığı Peygamber (asv)'in de yasaklamasına şart kılınsa,
    -haşa- Resul (asv) de beraber olarak yasaklarlarsa diye anlaşılsa bu manasız
    olur. Tersi olsa, Resul (asv)'ın yasakladığını Allah da sarahaten yasaklaması
    lazım dense bu da anlamsız olur. Şu halde her ikisinin haram ve helal koyma
    yetkisiyle belirtilmesi daha ziyade Hz. Peygamberin (a.s.v) görevine yönelik bir
    emirdir. Bu açıdan Hz. Peygamber (asv)'in bütün emir ve yasakları bu ayetin bir
    açılımı ve tayyibat olanları emretmesi, habais olanları da yasaklaması
    demektir.

    Şimdi, Allah Teala, Hz. Peygamber (asv)’e en üst seviye olan haram ve helal koyma
    yetkisi verdiğine göre, O’nun (a.s.v) bunun altındaki vacip mekruh, adab
    gibi(29) konularda evleviyetle söz sahibi olduğunun açık göstergesidir. Nitekim
    Peygamber Efendimiz (a.s.m) de “Kur’an’la
    beraber onun misli verildi.”
    (30) sözüyle kendisine verilen yetkiyi ve
    dindeki konumunu nazara vermiştir.

    Kur’an’dan Sünnet’e bakacak olursak,
    1. Namaz, zekat, oruç, hac gibi Kur’an’da geçen
    ibadetleri Hz. Peygamber (a.s.v) te’kid eder, beyan ve tefsir eder(31).
    2. Umumi hükmü tahsis
    eder(32).
    3. Mutlak hükmü kayıtlar(33).
    4. Kur’an’da olmayan(34) bir hüküm koyar(35).

    Bu izahları bir çerçevede toplarsak ortaya şu sonuç çıkar. Hz. Peygamber (a.s.v) Allah’ın
    bildirmesiyle, Kur'an-ı Kerim’de geçen bütün meseleleri izah etmiş, açıklamış,
    umum ifade edenleri tahsis, mutlak olanları takyid etmiş bunun neticesi olarak
    da hükümler koymuştur.

    Kur’an-ı Kerim’in ilk suresi Fatiha’dan bir iki misal
    vererek konuyu daha da netleştirelim.

    Mesela "Besmele" de geçen Allah, lafzai celali.
    Bununla ilgili bütün açıklamalar ya Kur’an’dadır ya da sünnette; Rahman ve Rahim
    de öyle. Fatiha'nın ilk harfi el-Hamd. Hamd nasıl yapılır, kişi, namazda, hacda,
    oruçta; sokakta, evde, işte; yemekte, yatakta, tuvalette vs. O’na layık hamd ve
    şükrü nasıl eda edecek, bu çekirdeğin açılımı, sünnettir. Malik’i yevmiddin. Ahiret alemlerine ait
    bütün bilgiler, inanç esasları, cenneti, cehennemi, sıratı, hesabı kitabı, kabri
    açıklayan izah eden yine sünnettir. Bu açıdan bakılınca, Kur’an’da zikredilen
    her husus, sünnet ile açıklanmış, beyan ve tefsir edilmiştir.

    Farklı bir misal verelim. Çocuğun yaratılış evrelerini anlatan ayeti, Hz. Peygamber (asv)’in
    anlamadığını yalnızca bugünkü bazı insanların anlayabildiğini söylemek doğru
    olur mu?. O zaman anne karnındaki çocuğun durumunu bildiren bütün hadisleri
    reddetmek gerekecektir. Halbuki bu ayetlerin açılımını hadislerde görmek daha
    münasip olacaktır. Kadınların özel halleri, muamele-i zevciye, kıyametin
    kopması, gelecek ile ilgili bilgilere dair ayetlerde aynı şekilde izni ilahi ile
    Hz. Peygamber (asv) tarafından ümmetine tafsilatlı olarak anlatılmıştır.




  4. 06.Ocak.2013, 20:09
    3
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: Hadisleri Kur'an'a arz etmek ne demektir?

    Biz bu anlayışla, her ayetin veya hükmün sünnete arzedilip orada maksada ulaşılacağına kaniyiz.

    Meseleye bir de Hz. Peygamber (a.s.v)’ın canibinden
    bakalım. Yani çekirdekten ağaca değil de ağacın dal, budak, çiçek ve
    meyvelerinden tutup fidanına, çekirdeğine ulaşalım.

    Konumuz itibariyle Hz. Peygamber (asv)’in, toplumda sergilediği davranış biçimlerinin, örfle
    münasebetine baktığımızdan, ibadet ve inanç esaslarından ziyade diğer ahvalini
    ve efalini nazara veren kısımlardan bazı numuneler vereceğiz:

    Peygamber Efendimizin (a.s.v) ve hanımlarının örtünme* hem cinslerinin birbiriyle olan münasebetleri,
    konuşma, yalnız kalma vs. gibi hem hususi alemde hem de cemiyet içindeki bütün
    davranışları ve tavsiyeleri bu konulara taalluk eden ayetlerin şerh ve izahıdır.
    Hz. Peygamber (asv)’in o ayetlerden anladıklarıdır(36).

    O’nun, çocuklara davranışları, onların terbiyelerine, çocuklar arası muameleye, anne baba-çocuk
    münasebetlerine dair izah ve beyanatları(37), bu konulara temas eden bazı
    ayetlerin(38) şerh ve izahlarıdır.

    Aynı şekilde komşuluk, öğrenci-öğretmen, gayri
    müslimler, yetim, fakir, amir-memur, selamlaşma, misafir, ziyafet, temizlik,
    giyim kuşam gibi ilişkilerde de ilgili ayetlerin birer izahı olduğu
    söylenebilir(39).

    İnsani özelliklerden olan ahlakî vasıflarla(40),
    adetlere gelince bununda numune-i imtisali olarak Hz. Peygamberi (a.s.v)
    görmekteyiz.

    İnsanda bulunan aklî, şehevî ve gazabî duyguların fıtraten sınırlandırılmadığını
    görmekteyiz. Bu sebeple ifrat ve tefritten uzak, istikametli bir şekilde
    kullanılmasını da bize sünnet öğretmektedir. Aynı şekilde hilm, sabır, şükür,
    adalet, zühd gibi ahlaki faziletlerin “Emr
    olunduğun gibi dosdoğru ol.”(41) emrine, “sırat-ı mustakimi isteriz,”(42) duasına
    mazhar olan Peygamberimiz (asv)'in, insaniyetin ve en zirvesinde aklı, şecaati,
    hilmi, merhameti kolaylaştırması, hüsnüzannı, gazabı, hatalara karşı tavrı,
    ikazı, davranışı, tevazuu, vakar ve mürüvveti, davete karşı tutumu, ikili
    münasebetlerde muhatabına tavrı, latifeleri, sabır ve sebatı, iffeti,
    cömertliği, edeb ve hayası, övmesi ve yermesi, kanaati, adaleti, sadakati,
    emanete riayeti, ahde vefası, canlı cansız varlıklara karşı tutumu(43), bu
    özelliklerin zikredildiği ayetleri şerh ve izah olup ifrat ve tefritten uzak
    istikametin ne olduğunun göstergeleridir.

    İnsan yaratılış gereği, yemek yiyen, su içen, yürüyen,
    oturan, uyuyan, beşeri ihtiyaçlarını gideren, ağlayan, gülen, esneyen, aksıran,
    bir varlıktır. Bunlar insanın yaratılışından gelen fıtri davranışlarıdır. Ancak
    bu davranışların ne zaman, nasıl, ne kadar olacağı Hz. Peygamber (asv)’in güzel
    adet ve davranışlarında görülmektedir.

    Güzel örneğin numunesi olan Hz. Peygamber (a.s.v)’ın,
    yürümesi oturması, kılık kıyafeti tavrı hareketi gibi yönleri, esasen bu gibi
    hususlara temas eden ayetlerin fiili ve kavli izahlarıdır. Namaza giderken,
    kapıyı çalarken, normal yürürken, konuşurken, gülerken, yemek yerken, hatta
    ağlarken, esnerken, uykuya geçerken bile insanda bulunan fıtri hallerin yapılış
    tarzlarını, bu gibi adetlere tealluk eden ayeti kerimeleri, beyanlarıyla,
    fiilleriyle göstermişlerdir(44).

    Hadis kitaplarımızda geçen rivayetlerin sıhhati meselesini bir tarafa bırakırsak, Hz. Peygamber (asv) adına gelen bütün rivayetin bağlayıcılığını bir sonraki kısımda göreceğiz. Ancak O’nun (a.s.m) hayatına bakarken ister kendi hayatından Kur’an’a, isterse Kur’an’dan O’nun hayatına nazar edelim, her iki durumda da Hz. Peygamber (a.s.m)’ın sergilediği dini, dünyevi, örfi, beşeri ne dersek diyelim hepsi Allah’ın Kur’an’da
    zikrettiği hususların birer şerhi, beyanı ve fiili göstergesidir, diyebiliriz. Sanki, “Ya Rabbi senin huzurunda yaptığımız bütün fiillerimizin ve davranışlarımızın o huzura layık biçimi nasıldır.” sorusuna verilecek cevap, “Hz. Peygamber (a.s.)’ın hayatı”dır.

    Şu halde, Hz. Peygamber (asv)’in sözleri, fiilleri, takrirleri, hal ve tavırları demek
    olan sünnetin kaynağı, Kur’an’dır. Tabiri diğerle O’nun Kur’an’dan anladıkları
    ve bu anlayışında, Allah tarafından takrir edilip tasvib edilmesidir, diyebiliriz.

    Kaynaklar:
    (1)
    Değerlendirme için bk. Sağani, Ebu’l-Fezail, Mevzuat, Beyrut, 1985, s.76;
    Aclunî, Keşfu’l-Hafa, I, 86; Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, I, 170; Suyuti, Miftah,
    16.
    (2) Örnekler için bk. Buhari, Tefsir, Sure
    1,3,4,6; Tirmizi, Sıfatu Ehli’l-Cenne, 1; Krş. Yıldırım Suat, Peygamberimizin
    Kur’an Tefsiri, İst., 1983, s.138-147; Çakın, Kamil, Hadislerin Kur’an’a Arz
    Meselesi, AUİFD.XXXIV, Ank, 1993, s.240-243; keleş, Arz, s.15 vd.
    (3) Müdrec;
    Sened veya metinde aslında olmayan bir şeyin ilavesi demektir. Aydınlı, İstılah,
    s.106; Rivayetin değerlendirilmesi için bkz, Çakın, a.g.m., s.240-243.
    (4) İbn Hacer, Feth, IX, 596,603; Çakın, a.g.m,
    s.243-245; Krş. Keleş, Arz, 24.
    (5) Zerkeşi,
    Bedruddin Ebu Abdillah, el-İcabe li iradi ma İstedrekethü Aişe ala’s-Sahabe,
    Beyrut, 1985.
    (6) Zerkeşi, İcabe, s.119; bk.
    Müsned, II, 311; VI,109.
    (7) İnşikak, 7.
    (8) Buhari, Tefsiru İnşikak, 2; Müsned, VI,
    103,206.
    (9) bk. Keleş, Arz, 69 vd; Apaydın, Yunus,
    Hanefi Hukukçularının Hadis Karşısındaki Tavırlarının Bir Göstergesi Olarak
    Manevi Inkıta Anlayışı”, EÜİFD, s.8, Kayseri, 1992, Çakın, a.g.m.;
    (10) İmam-ı A’zam şöyle der: Ben Allah’ın Kitabını
    alırım. Onda bulamaz isem Rasulullah’ın (a.s.m) sünnetini alırım..” İbn Hacer,
    Askalani, Tehzibu’t-Tehzib, Beyrut, ts, X. 451.
    (11) Ebu Zehra, Ebu Hanife, 292-294.
    (12) Buhari, Keşf, III, 19,29; Bkz, Serahsi, Usul,
    I,364; Ünal, İmam Ebu Hanife, s.84-88,141; Apaydın, a.g.m., Subuti kati olan bir
    metnin, subuti zanni olanla nesh ve tebdil edilemeyeceği anlayışından bir
    neticesidir.
    (13) Bununla beraber bazan haber-i
    vahidlerin bile Kur’an’a ziyade yaptığı uygulamaları için bkz. Ayni, el-Binâye
    fi Şerhi’l-Hidaye, Beyrut, 1988, VI,261-262, 274-381; Ünal, Ebu Hanife, 141-142;
    Hadisler, için bk. Buhari, Hudud, 13; Müslim, Hudud, 7; Müsned, III, 253.
    (14) Yani sünnet, Kur’an’ı takrir eder, tefsir eder.
    Kur’an da olmayan bir hüküm koyar. Sünnet olmadan Kur’an anlaşılamaz. Ebu Zehra,
    İmam Malik, 260-267.
    (15) Bazı durumlarda da haberi
    vahidlerle Kur’ana muhalefeti dolayısiyle amel etmezdi. Ebu Zehra, İmam Malik,
    283-86,296; Ayet, Kıyame, 22-23; İmam Malik’in yaklaşımı İmam A’zam’ın
    anlayışıyle paralellik arzediyor.
    (16) Şafii,
    Risale, 80; Buna karşılık, bana Kur’an ve onun bir misli verildi. Bende
    emrederim, nehyederim, mealindeki hadisi zikrederek sünnetin müstakil teşri
    değerini söyler.
    (17) Zehebi, Tezkiretü’l-Huffaz,
    Beyrut, ts, I, 362; Hadis, Cebrail (a.s) tarafından Peygamber Efendimiz’in
    kalbine ilka edilmiştir. Bu sebepten Sünnet Kur’an’a muhalif olmaz, Şafii,
    Risale, 76-89.
    (18) Şafii, el-Ümm, Beyrut, ts. VII,
    273,286; Bkz, Gazali, Mustasfa, I,179.
    (19) Şafii,
    Risale, 85,103; Kasımi, Kavaid, s.58.
    (20) Şafii,
    Ümm, VII, 307-308.
    (21) Ebu Zehra, Ahmed b. Hanbel,
    239.
    (22) Sırasıyla bk. İbn Hazm, İhkam, I,114-117;
    İbn Kayyım, İ’lamu’l-Muvakkıin, Beyrut, 1994, II, 220 vd.; İbn Ebi Şeybe,
    Musannef, Beyrut, 1989, VIII, 363 vd.; Suyuti, Miftah, 2 vd.; İbn Abdi’l-Berr,
    Câmi, II, 190; Kurtubi, Tefsir, I, 38; Bazı yazarların kanaatleri ve arz
    meselesine bakışı için krş. Akseki, Riyazu’s-Salihin Tercümesi, I, XX-XXI; Ebu
    Zehv, Mukanetu’s-Sünne, 32-36; Ebu Şehbe, Sünnet, I, 58; Accâc, es-Sünne, 49-50;
    Sıbâi, es-Sünne, 81-83,98-100; Keleş, Arz, 90 vd.
    (23) bk. Müsned, V, 425; Darakudni, I, 208; Ebu Yusuf,
    Red, 31; Cessas, Ahkamu’l-Kur’an, Beyrut, 1993, IV, 201; Şatıbi, Muvafakat, IV,
    19; Kasımi, Kur’an’ı Anlamak, trc. Sezai Özel, İst, 1990, s.170.
    (24) Mesela bu maksatla Hilafetin Kureyşiliği
    hadisinin reddiyle ilgili olarak bk. Hatiboğlu, Hilafetin Kureyşiliği, AUİFD
    XIII, Ank, 1979; Atay, Öztürkün ve Reşit Rıza’nın görüşleri için bkz. Keleş,
    Arz, 53-58.
    (25) Kardavi, Sünnet, s.115; Kulaçoğlu,
    Sünnet, s.98.
    (26) Sünnetin bağlayıcılığı meselesi
    ileride izah edileceğinden, konunun sadece sünnet-Kur’an bütünlüğünde
    değerlendirileceği dikkate alınmalıdır.
    (27) A’raf,
    157.
    (28) Tevbe, 29.
    (29) Kur’an bizzat, tahsisan ve şüpheye mahal
    kalmayacak şekilde Hz. Peygamber’in sünnetini (Peygamber, kendini gönderen adına
    her neki söylediyse, onun ahlak kavramı olarak alınması üzerine) Kur’an ile
    müsavi bir dereceye vazettiğine dair, bk. Hamidullah, İslam Devlet İdaresi, trc.
    Kemal Kuşçu, İst. 1963, s.18; Koçkuzu, Haber-i Vahitler, s.107.
    (30) Ebu Davud, Sünnet, 6.
    (31) Te’kid için krş. Bakara, 43, 183; Ali İmran, 97;
    Nisa, 29; Hud, 102; Nahl, 44; Buhari, İman, 1; Müslim, İman, 19-22; Müsned,
    V,72; İbn Mace, Fiten, 22; Mücmeli tefsir için bk. Buhari, Ezan, 18; Edeb, 27;
    Buyu, 78; Müslim, Müsakat, 81-84; Nesai, Buyu, 50; Darimi, Salat, 42; Müsned,
    III, 318; İbn Mace, Ticaret, 48; Müşkil açıklamak için bk. Bakara, 187; Tirmizi,
    Tefsir, 3.
    (32) Her misarcıya pay verilmesini
    gösteren Nisa, 11 ayetinin, kafire miras yoktur, hadisiyle tahsisi gibi.
    (Müsned, I,49; Ebu Davut, Diyat, 18; Darimi, Feraiz, 41). Evlenmesi yasak
    olanlar (Nisa 23-24) ayetiyle belirlenmiş. Bunların dışındakiler helal
    kılınmıştır. Ancak Hz. Peygamber, bu umumiliği, kadının hala ve teyzeyle aynı
    nikah altında olamayacağını belirtilerek, tahsis etmiştir. bk. Müslim, Nikah,
    37-38; Buhari, Nikah, 27.
    (33) Hırsızın elinin
    kesilmesini bildiren ayette bir sınır yoktur. (Maide, 38). Hadis, çeyrek dinar
    ve daha fazlasını çalanın elinin kesileceğini belirterek alt sınırı çizmiştir.
    (Müslim, Hudud, 2-5; İbn Mace, Hudud, 22; Müsned, VI, 104,249,252.
    (34) Esasen her uygulama bir hükümdür. Sözgelimi
    namazın rekatı, zamanı, nasıl kılınacağı başta olmak üzere Hz. Peygamber’in
    yaptığı her şey, Kur’an’ın farklı anlaşılması muhtemel hükümlerinin
    belirleyicisidir. Bu itibarla konunun genişliğine dikkat çekmek isteriz.
    Kur’an’da aslı olmayan bir şeyin bulunmadığı dikkate alınırsa, her sünnet bir
    beyandır, sünnette olan şeylerin çoğu aynıyle Kur’an’da olmadığına göre bu
    yönüyle de Hz. Peygamber (a.s.m)ın çoğu uygulaması yeni bir hükümdür,
    denilebilir.
    (35) Ayetten deliller için bk. Ali
    İmran, 164; Cuma, 2; Nisa, 59; Ahzab, 36; Nur, 63; Ayrıca bk. Buhari, İlim, 9;
    Tirmizi, İlim, 7; İbn Mace, Mukaddime, 18; Darimi, Mukaddime, 24; Suyuti,
    Miftah, 19,23,27; Koçkuzu, Haber-i Vahitler, 107-108.
    * Erkeğin erkeklere ve kadınlara, kadının da kadınlara
    ve erkeklere karşı örtmeleri lazım gelen yerler ve kadınla konuşma adabı
    hakkında bk. Buhari, Salat, 69; Nikah, 111; Müslim, Salatu’l-Ideyn, 4; Selam, 8;
    Adab, 10; Ebu Davud, Libas, 37; Nikah, 44; Tirmizi, Rada, 13; Edeb, 38-40.
    (36) Ahzab, 6,32,33; Bakara, 235; Nisa, 4; Buhari,
    Nikah, 3,8,36,50,63,68,79; Müslim, Rada, 16; Nikah, 4,7,12; Tirmizi, Rada, 1;
    Nikah, 5,38; Ebu Davud, Nikah, 20; kız isteme, nişan, nikah, düğün, velime, karı
    koca vazifeleri vs. hepsi sünnetle açıklanmıştır. Cinsel arzunun tatmini, (Ebu
    Davud, Salat, 367; Buhari, Rikak, 23); Mübaşeretin keyfiyeti, hayız halindeki
    durumlar gibi gizli umur bile beyan edilmiştir.
    (37) Buhari, Edeb, s.7,18; İsti’zam, 35; Cuma, 11;
    Nikah, 79; Ebu Davud, Edeb, 66,129; Salat, 25,94-95; Sünnet, 18; Müslim, İtk,
    25; Bir, 5; İbn Mace, Nikah, 28; Edeb, 3; Geniş bilgi için bkz. Canan, İ. Hz.
    Peygamberin sünnetinde Terbiye, Ank, 1980, D.İ.B.
    (38) Kehf, 46; İsra, 6; Furkan, 74; Ali İmran, 159;
    Maide, 8; Şua’ra, 49; Nahl, 58-59; Tahrim, 6.
    (39)
    Bu konularla ilgili geniş bilgi için bk. Duman, Adab.
    (40) Hz. Peygamber’in (a.s.m) ahlakı nasıldı sorusuna
    Hz. Aişe validemiz, “O’nun ahlakı tamamen Kur’an idi” demiştir. (Ebu Davud, II,
    56) Yani, Kur’anın emrettiği mehani ahlakı en güzel şekilde gösteriyordu,
    demektir.
    (41) Hud, 112.
    (42) Fatiha,
    (43) bk.
    Buhari, İman, 30; Bedu’l-Halk, 6; Edeb, 27; Cihad, 50; Nikah, 1; Tirmizi, Edeb
    Kitabı; Ebu Davud, Edeb Kitabı, Kadı Iyaz, eş-Şifa, bi Ta’rifi Hukuki’l-Mustafa,
    Dımeşk, ts. I,140-210; II, 330-341; Dihlevi, Hucce, II, 80 vd; Gazali, İhya,
    III, 50 vd; Nedvi, Süleyman, Konferanslar, trc. Osman Keskioğlu, DİB.1957;
    Buhari, el-Edebü’l-Müfred; Abdurrahman A’zam, Rasulü Ekremin Örnek Ahlakı, trc.
    Hayrettin Karaman, İst, 1975; Bayraktar, Şemail; Yardım, Şemail; Canan,
    Terbiye.
    (44) Mesela, sağdan veya soldan başlama
    ile ilgili davranışları (Beled, 13-18; Vakıa, 27-38; Bakara, 115; İnşikak, 7-8;
    Hakka 19-21 yürüme tarzları; Furkan, 63; Lokman, 18-19); gibi ayetlerin şerh
    ve izahlarıdır.



  5. 06.Ocak.2013, 20:09
    3
    Hadimul Müslimin
    Biz bu anlayışla, her ayetin veya hükmün sünnete arzedilip orada maksada ulaşılacağına kaniyiz.

    Meseleye bir de Hz. Peygamber (a.s.v)’ın canibinden
    bakalım. Yani çekirdekten ağaca değil de ağacın dal, budak, çiçek ve
    meyvelerinden tutup fidanına, çekirdeğine ulaşalım.

    Konumuz itibariyle Hz. Peygamber (asv)’in, toplumda sergilediği davranış biçimlerinin, örfle
    münasebetine baktığımızdan, ibadet ve inanç esaslarından ziyade diğer ahvalini
    ve efalini nazara veren kısımlardan bazı numuneler vereceğiz:

    Peygamber Efendimizin (a.s.v) ve hanımlarının örtünme* hem cinslerinin birbiriyle olan münasebetleri,
    konuşma, yalnız kalma vs. gibi hem hususi alemde hem de cemiyet içindeki bütün
    davranışları ve tavsiyeleri bu konulara taalluk eden ayetlerin şerh ve izahıdır.
    Hz. Peygamber (asv)’in o ayetlerden anladıklarıdır(36).

    O’nun, çocuklara davranışları, onların terbiyelerine, çocuklar arası muameleye, anne baba-çocuk
    münasebetlerine dair izah ve beyanatları(37), bu konulara temas eden bazı
    ayetlerin(38) şerh ve izahlarıdır.

    Aynı şekilde komşuluk, öğrenci-öğretmen, gayri
    müslimler, yetim, fakir, amir-memur, selamlaşma, misafir, ziyafet, temizlik,
    giyim kuşam gibi ilişkilerde de ilgili ayetlerin birer izahı olduğu
    söylenebilir(39).

    İnsani özelliklerden olan ahlakî vasıflarla(40),
    adetlere gelince bununda numune-i imtisali olarak Hz. Peygamberi (a.s.v)
    görmekteyiz.

    İnsanda bulunan aklî, şehevî ve gazabî duyguların fıtraten sınırlandırılmadığını
    görmekteyiz. Bu sebeple ifrat ve tefritten uzak, istikametli bir şekilde
    kullanılmasını da bize sünnet öğretmektedir. Aynı şekilde hilm, sabır, şükür,
    adalet, zühd gibi ahlaki faziletlerin “Emr
    olunduğun gibi dosdoğru ol.”(41) emrine, “sırat-ı mustakimi isteriz,”(42) duasına
    mazhar olan Peygamberimiz (asv)'in, insaniyetin ve en zirvesinde aklı, şecaati,
    hilmi, merhameti kolaylaştırması, hüsnüzannı, gazabı, hatalara karşı tavrı,
    ikazı, davranışı, tevazuu, vakar ve mürüvveti, davete karşı tutumu, ikili
    münasebetlerde muhatabına tavrı, latifeleri, sabır ve sebatı, iffeti,
    cömertliği, edeb ve hayası, övmesi ve yermesi, kanaati, adaleti, sadakati,
    emanete riayeti, ahde vefası, canlı cansız varlıklara karşı tutumu(43), bu
    özelliklerin zikredildiği ayetleri şerh ve izah olup ifrat ve tefritten uzak
    istikametin ne olduğunun göstergeleridir.

    İnsan yaratılış gereği, yemek yiyen, su içen, yürüyen,
    oturan, uyuyan, beşeri ihtiyaçlarını gideren, ağlayan, gülen, esneyen, aksıran,
    bir varlıktır. Bunlar insanın yaratılışından gelen fıtri davranışlarıdır. Ancak
    bu davranışların ne zaman, nasıl, ne kadar olacağı Hz. Peygamber (asv)’in güzel
    adet ve davranışlarında görülmektedir.

    Güzel örneğin numunesi olan Hz. Peygamber (a.s.v)’ın,
    yürümesi oturması, kılık kıyafeti tavrı hareketi gibi yönleri, esasen bu gibi
    hususlara temas eden ayetlerin fiili ve kavli izahlarıdır. Namaza giderken,
    kapıyı çalarken, normal yürürken, konuşurken, gülerken, yemek yerken, hatta
    ağlarken, esnerken, uykuya geçerken bile insanda bulunan fıtri hallerin yapılış
    tarzlarını, bu gibi adetlere tealluk eden ayeti kerimeleri, beyanlarıyla,
    fiilleriyle göstermişlerdir(44).

    Hadis kitaplarımızda geçen rivayetlerin sıhhati meselesini bir tarafa bırakırsak, Hz. Peygamber (asv) adına gelen bütün rivayetin bağlayıcılığını bir sonraki kısımda göreceğiz. Ancak O’nun (a.s.m) hayatına bakarken ister kendi hayatından Kur’an’a, isterse Kur’an’dan O’nun hayatına nazar edelim, her iki durumda da Hz. Peygamber (a.s.m)’ın sergilediği dini, dünyevi, örfi, beşeri ne dersek diyelim hepsi Allah’ın Kur’an’da
    zikrettiği hususların birer şerhi, beyanı ve fiili göstergesidir, diyebiliriz. Sanki, “Ya Rabbi senin huzurunda yaptığımız bütün fiillerimizin ve davranışlarımızın o huzura layık biçimi nasıldır.” sorusuna verilecek cevap, “Hz. Peygamber (a.s.)’ın hayatı”dır.

    Şu halde, Hz. Peygamber (asv)’in sözleri, fiilleri, takrirleri, hal ve tavırları demek
    olan sünnetin kaynağı, Kur’an’dır. Tabiri diğerle O’nun Kur’an’dan anladıkları
    ve bu anlayışında, Allah tarafından takrir edilip tasvib edilmesidir, diyebiliriz.

    Kaynaklar:
    (1)
    Değerlendirme için bk. Sağani, Ebu’l-Fezail, Mevzuat, Beyrut, 1985, s.76;
    Aclunî, Keşfu’l-Hafa, I, 86; Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, I, 170; Suyuti, Miftah,
    16.
    (2) Örnekler için bk. Buhari, Tefsir, Sure
    1,3,4,6; Tirmizi, Sıfatu Ehli’l-Cenne, 1; Krş. Yıldırım Suat, Peygamberimizin
    Kur’an Tefsiri, İst., 1983, s.138-147; Çakın, Kamil, Hadislerin Kur’an’a Arz
    Meselesi, AUİFD.XXXIV, Ank, 1993, s.240-243; keleş, Arz, s.15 vd.
    (3) Müdrec;
    Sened veya metinde aslında olmayan bir şeyin ilavesi demektir. Aydınlı, İstılah,
    s.106; Rivayetin değerlendirilmesi için bkz, Çakın, a.g.m., s.240-243.
    (4) İbn Hacer, Feth, IX, 596,603; Çakın, a.g.m,
    s.243-245; Krş. Keleş, Arz, 24.
    (5) Zerkeşi,
    Bedruddin Ebu Abdillah, el-İcabe li iradi ma İstedrekethü Aişe ala’s-Sahabe,
    Beyrut, 1985.
    (6) Zerkeşi, İcabe, s.119; bk.
    Müsned, II, 311; VI,109.
    (7) İnşikak, 7.
    (8) Buhari, Tefsiru İnşikak, 2; Müsned, VI,
    103,206.
    (9) bk. Keleş, Arz, 69 vd; Apaydın, Yunus,
    Hanefi Hukukçularının Hadis Karşısındaki Tavırlarının Bir Göstergesi Olarak
    Manevi Inkıta Anlayışı”, EÜİFD, s.8, Kayseri, 1992, Çakın, a.g.m.;
    (10) İmam-ı A’zam şöyle der: Ben Allah’ın Kitabını
    alırım. Onda bulamaz isem Rasulullah’ın (a.s.m) sünnetini alırım..” İbn Hacer,
    Askalani, Tehzibu’t-Tehzib, Beyrut, ts, X. 451.
    (11) Ebu Zehra, Ebu Hanife, 292-294.
    (12) Buhari, Keşf, III, 19,29; Bkz, Serahsi, Usul,
    I,364; Ünal, İmam Ebu Hanife, s.84-88,141; Apaydın, a.g.m., Subuti kati olan bir
    metnin, subuti zanni olanla nesh ve tebdil edilemeyeceği anlayışından bir
    neticesidir.
    (13) Bununla beraber bazan haber-i
    vahidlerin bile Kur’an’a ziyade yaptığı uygulamaları için bkz. Ayni, el-Binâye
    fi Şerhi’l-Hidaye, Beyrut, 1988, VI,261-262, 274-381; Ünal, Ebu Hanife, 141-142;
    Hadisler, için bk. Buhari, Hudud, 13; Müslim, Hudud, 7; Müsned, III, 253.
    (14) Yani sünnet, Kur’an’ı takrir eder, tefsir eder.
    Kur’an da olmayan bir hüküm koyar. Sünnet olmadan Kur’an anlaşılamaz. Ebu Zehra,
    İmam Malik, 260-267.
    (15) Bazı durumlarda da haberi
    vahidlerle Kur’ana muhalefeti dolayısiyle amel etmezdi. Ebu Zehra, İmam Malik,
    283-86,296; Ayet, Kıyame, 22-23; İmam Malik’in yaklaşımı İmam A’zam’ın
    anlayışıyle paralellik arzediyor.
    (16) Şafii,
    Risale, 80; Buna karşılık, bana Kur’an ve onun bir misli verildi. Bende
    emrederim, nehyederim, mealindeki hadisi zikrederek sünnetin müstakil teşri
    değerini söyler.
    (17) Zehebi, Tezkiretü’l-Huffaz,
    Beyrut, ts, I, 362; Hadis, Cebrail (a.s) tarafından Peygamber Efendimiz’in
    kalbine ilka edilmiştir. Bu sebepten Sünnet Kur’an’a muhalif olmaz, Şafii,
    Risale, 76-89.
    (18) Şafii, el-Ümm, Beyrut, ts. VII,
    273,286; Bkz, Gazali, Mustasfa, I,179.
    (19) Şafii,
    Risale, 85,103; Kasımi, Kavaid, s.58.
    (20) Şafii,
    Ümm, VII, 307-308.
    (21) Ebu Zehra, Ahmed b. Hanbel,
    239.
    (22) Sırasıyla bk. İbn Hazm, İhkam, I,114-117;
    İbn Kayyım, İ’lamu’l-Muvakkıin, Beyrut, 1994, II, 220 vd.; İbn Ebi Şeybe,
    Musannef, Beyrut, 1989, VIII, 363 vd.; Suyuti, Miftah, 2 vd.; İbn Abdi’l-Berr,
    Câmi, II, 190; Kurtubi, Tefsir, I, 38; Bazı yazarların kanaatleri ve arz
    meselesine bakışı için krş. Akseki, Riyazu’s-Salihin Tercümesi, I, XX-XXI; Ebu
    Zehv, Mukanetu’s-Sünne, 32-36; Ebu Şehbe, Sünnet, I, 58; Accâc, es-Sünne, 49-50;
    Sıbâi, es-Sünne, 81-83,98-100; Keleş, Arz, 90 vd.
    (23) bk. Müsned, V, 425; Darakudni, I, 208; Ebu Yusuf,
    Red, 31; Cessas, Ahkamu’l-Kur’an, Beyrut, 1993, IV, 201; Şatıbi, Muvafakat, IV,
    19; Kasımi, Kur’an’ı Anlamak, trc. Sezai Özel, İst, 1990, s.170.
    (24) Mesela bu maksatla Hilafetin Kureyşiliği
    hadisinin reddiyle ilgili olarak bk. Hatiboğlu, Hilafetin Kureyşiliği, AUİFD
    XIII, Ank, 1979; Atay, Öztürkün ve Reşit Rıza’nın görüşleri için bkz. Keleş,
    Arz, 53-58.
    (25) Kardavi, Sünnet, s.115; Kulaçoğlu,
    Sünnet, s.98.
    (26) Sünnetin bağlayıcılığı meselesi
    ileride izah edileceğinden, konunun sadece sünnet-Kur’an bütünlüğünde
    değerlendirileceği dikkate alınmalıdır.
    (27) A’raf,
    157.
    (28) Tevbe, 29.
    (29) Kur’an bizzat, tahsisan ve şüpheye mahal
    kalmayacak şekilde Hz. Peygamber’in sünnetini (Peygamber, kendini gönderen adına
    her neki söylediyse, onun ahlak kavramı olarak alınması üzerine) Kur’an ile
    müsavi bir dereceye vazettiğine dair, bk. Hamidullah, İslam Devlet İdaresi, trc.
    Kemal Kuşçu, İst. 1963, s.18; Koçkuzu, Haber-i Vahitler, s.107.
    (30) Ebu Davud, Sünnet, 6.
    (31) Te’kid için krş. Bakara, 43, 183; Ali İmran, 97;
    Nisa, 29; Hud, 102; Nahl, 44; Buhari, İman, 1; Müslim, İman, 19-22; Müsned,
    V,72; İbn Mace, Fiten, 22; Mücmeli tefsir için bk. Buhari, Ezan, 18; Edeb, 27;
    Buyu, 78; Müslim, Müsakat, 81-84; Nesai, Buyu, 50; Darimi, Salat, 42; Müsned,
    III, 318; İbn Mace, Ticaret, 48; Müşkil açıklamak için bk. Bakara, 187; Tirmizi,
    Tefsir, 3.
    (32) Her misarcıya pay verilmesini
    gösteren Nisa, 11 ayetinin, kafire miras yoktur, hadisiyle tahsisi gibi.
    (Müsned, I,49; Ebu Davut, Diyat, 18; Darimi, Feraiz, 41). Evlenmesi yasak
    olanlar (Nisa 23-24) ayetiyle belirlenmiş. Bunların dışındakiler helal
    kılınmıştır. Ancak Hz. Peygamber, bu umumiliği, kadının hala ve teyzeyle aynı
    nikah altında olamayacağını belirtilerek, tahsis etmiştir. bk. Müslim, Nikah,
    37-38; Buhari, Nikah, 27.
    (33) Hırsızın elinin
    kesilmesini bildiren ayette bir sınır yoktur. (Maide, 38). Hadis, çeyrek dinar
    ve daha fazlasını çalanın elinin kesileceğini belirterek alt sınırı çizmiştir.
    (Müslim, Hudud, 2-5; İbn Mace, Hudud, 22; Müsned, VI, 104,249,252.
    (34) Esasen her uygulama bir hükümdür. Sözgelimi
    namazın rekatı, zamanı, nasıl kılınacağı başta olmak üzere Hz. Peygamber’in
    yaptığı her şey, Kur’an’ın farklı anlaşılması muhtemel hükümlerinin
    belirleyicisidir. Bu itibarla konunun genişliğine dikkat çekmek isteriz.
    Kur’an’da aslı olmayan bir şeyin bulunmadığı dikkate alınırsa, her sünnet bir
    beyandır, sünnette olan şeylerin çoğu aynıyle Kur’an’da olmadığına göre bu
    yönüyle de Hz. Peygamber (a.s.m)ın çoğu uygulaması yeni bir hükümdür,
    denilebilir.
    (35) Ayetten deliller için bk. Ali
    İmran, 164; Cuma, 2; Nisa, 59; Ahzab, 36; Nur, 63; Ayrıca bk. Buhari, İlim, 9;
    Tirmizi, İlim, 7; İbn Mace, Mukaddime, 18; Darimi, Mukaddime, 24; Suyuti,
    Miftah, 19,23,27; Koçkuzu, Haber-i Vahitler, 107-108.
    * Erkeğin erkeklere ve kadınlara, kadının da kadınlara
    ve erkeklere karşı örtmeleri lazım gelen yerler ve kadınla konuşma adabı
    hakkında bk. Buhari, Salat, 69; Nikah, 111; Müslim, Salatu’l-Ideyn, 4; Selam, 8;
    Adab, 10; Ebu Davud, Libas, 37; Nikah, 44; Tirmizi, Rada, 13; Edeb, 38-40.
    (36) Ahzab, 6,32,33; Bakara, 235; Nisa, 4; Buhari,
    Nikah, 3,8,36,50,63,68,79; Müslim, Rada, 16; Nikah, 4,7,12; Tirmizi, Rada, 1;
    Nikah, 5,38; Ebu Davud, Nikah, 20; kız isteme, nişan, nikah, düğün, velime, karı
    koca vazifeleri vs. hepsi sünnetle açıklanmıştır. Cinsel arzunun tatmini, (Ebu
    Davud, Salat, 367; Buhari, Rikak, 23); Mübaşeretin keyfiyeti, hayız halindeki
    durumlar gibi gizli umur bile beyan edilmiştir.
    (37) Buhari, Edeb, s.7,18; İsti’zam, 35; Cuma, 11;
    Nikah, 79; Ebu Davud, Edeb, 66,129; Salat, 25,94-95; Sünnet, 18; Müslim, İtk,
    25; Bir, 5; İbn Mace, Nikah, 28; Edeb, 3; Geniş bilgi için bkz. Canan, İ. Hz.
    Peygamberin sünnetinde Terbiye, Ank, 1980, D.İ.B.
    (38) Kehf, 46; İsra, 6; Furkan, 74; Ali İmran, 159;
    Maide, 8; Şua’ra, 49; Nahl, 58-59; Tahrim, 6.
    (39)
    Bu konularla ilgili geniş bilgi için bk. Duman, Adab.
    (40) Hz. Peygamber’in (a.s.m) ahlakı nasıldı sorusuna
    Hz. Aişe validemiz, “O’nun ahlakı tamamen Kur’an idi” demiştir. (Ebu Davud, II,
    56) Yani, Kur’anın emrettiği mehani ahlakı en güzel şekilde gösteriyordu,
    demektir.
    (41) Hud, 112.
    (42) Fatiha,
    (43) bk.
    Buhari, İman, 30; Bedu’l-Halk, 6; Edeb, 27; Cihad, 50; Nikah, 1; Tirmizi, Edeb
    Kitabı; Ebu Davud, Edeb Kitabı, Kadı Iyaz, eş-Şifa, bi Ta’rifi Hukuki’l-Mustafa,
    Dımeşk, ts. I,140-210; II, 330-341; Dihlevi, Hucce, II, 80 vd; Gazali, İhya,
    III, 50 vd; Nedvi, Süleyman, Konferanslar, trc. Osman Keskioğlu, DİB.1957;
    Buhari, el-Edebü’l-Müfred; Abdurrahman A’zam, Rasulü Ekremin Örnek Ahlakı, trc.
    Hayrettin Karaman, İst, 1975; Bayraktar, Şemail; Yardım, Şemail; Canan,
    Terbiye.
    (44) Mesela, sağdan veya soldan başlama
    ile ilgili davranışları (Beled, 13-18; Vakıa, 27-38; Bakara, 115; İnşikak, 7-8;
    Hakka 19-21 yürüme tarzları; Furkan, 63; Lokman, 18-19); gibi ayetlerin şerh
    ve izahlarıdır.






+ Yorum Gönder