Konusunu Oylayın.: Amr bin as müslüman oluşu

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Amr bin as müslüman oluşu
  1. 03.Ocak.2013, 10:19
    1
    Misafir

    Amr bin as müslüman oluşu






    Amr bin as müslüman oluşu Mumsema amr bin as müslüman oluşu


  2. 03.Ocak.2013, 10:19
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 03.Ocak.2013, 10:56
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,581
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Amr bin as müslüman oluşu




    Amr Bin El-Asın Gelişi Ve Müslüman Oluşu


    İbn-i Sa´d, Beyhakî ve Ebu Nuaym Amr bin el-As´tan şöyle rivayet ederler: "Ben, islâm´a karşı inatçı ve çok zıd idim. Bedir´de Hz. Peygam-ber´e karşı savaşan müşrikler arasında ben de vardım ve kurtulmuş tum... Uhud´da da bulundum ve kurtuldum... Hendek Savaşı´nda da böyle oldu... Sonra kendi kendime dedim ki: "Daha ne kadar muhalefet edeceksin? Muhammed, mutlaka Kureyş´e karşı üstün gelecektir!" Hu-deybiye´de bulunduğum ve Resûlülİah´m Kureyş ile sulh andlaşması imzaladığı sırada da kendi kendime şöyle diyordum: "Gelecek sene Muhammed ashabı ile birlikte Mekke´ye girecek. Artık senin için ne Mekke, ne de Tâif durulacak yer değildir. En iyisi çıkıp gitmektir...." İşte kendi kendime böyle diyordum ve henüz islam´dan çok uzak bulunu yordum... Hattâ bütün Kureyş müslüman olsa, ben yine müslüman ol mam diyordum. Derken kavmimden bâzı adamları toplayıp kendileriyle bir komışma yaptım. Onlara dedim ki: "Benim, sizin aranızdaki itibar ve mevkiim nasıldır?" Dediler ki: "Hepimizin itibar ettiği, mühim işlerde görüşüne mürâcât ettiği bir zatsın." Bunun üzerine ben dedim ki: Sizin de gördüğünüz gibi, Muhammed gün geçtikçe kuvvetleniyor, davası yükseldikçe yükseliyor, hemde hiç umulmadık derecede... Ben bu du rumda diyorum ki: En iyisi kalkıp Necâşi´nin ülkesine gidelim, orada neticeyi bekliyelim, Eğer Muhammed dediğim gibi, tam mânâsı ile hâkim olursa orada kalalım! Çünkü Muhammed´in eli altında kalmak-tansa Necâşfnin eli altında bulunmak daha sevimlidir... Yok eğer Ku reyş Muhammed´e karşı üstünlük sağlayacak olursa, bu takdirde zâten mes´ele yok demektir....11 Arkadaşlarım benim bu teklifime katıldılar, "Çok yerinde konuştun" dediler. Ben de kendilerine: "Hemen hazırlanın, Habeş Kralına vereceğimiz hediyeleri de unutmayalım! Biliyorsunuz Necâşî´nin çok sevdiği bir şey de, bizim buranın katıklı ekmeğidir. Bun dan çok miktarda götürelim!" dedim ve çok miktarda katıklı ekmek ha-zırlıyarak yola çıktık... Hızla ilerliyerek Necâşî´nin ülkesine vardık ve destur »alıp onun huzuruna çıktık. Biz tam onun huzurunda iken, Mu*hammed´in elçisi Amr bin Ümeyye el-Damrî de Necâşî´nin huzuruna kabul edildi... Muhammed onu, yazdığı bir mektubla göndermiş ve bu mektubda Necâşî´ye Ebû Süfyân kızı Ümmü Habîbe´yi kendisine nikah-layıvermesini istiyormuş [7] Peygamber´in elçisi bu maksatla girdi ve çıktı... Ben arkadaşlarıma dedim ki: Gördünüz, Peygamber´in elçisi girip işini gördü ve çıktı... Bir fırsatını bulup veya Necâşî´den izin koparıp onun kellesini uçursaydım, herhalde Kureyşin yanındaki itibarım bir kat daha artar ve bu sebeble Kureyş beni mükâfatlandırırdı...."

    Peygamber´in elçisi çıktıktan sonra biz, tekrar Necaşî´nin huzuru na girdik. Her zamanki gibi kendisine secde ettik... O da bana dedi ki: Dostum merhaba! Bana ülkenizden hediye getirdiniz mi?" Ben cevab verdim: "Evet, size çok miktarda ülkemizin etli ekmeğinden getirdik." Sonra kendisine hediyemizi takdim ettik. O da oradakilere bundan verip taksim etti... Artanını da bir yere konularak saklanmasını emretti... Ben, kendisinin bizlerden hoşnud olduğunu görünce dedim ki: "Efendim, az önce huzurunuzdan ayrılan adam, bizim düşmanımız olan ve bizleri öldürüp perişan eden birinin elçisidir! izin verirseniz peşinden gidip kendisini Öldürmek isterim!" Necâşî, benim bu sözlerimden beklemedi ğim derecede gadaba gelip burnumun üzerine bir yumruk attı. O kadar kuvvetli vurdu ki, ben burnumun kırıldığını zannettim... Burnum, şid detli bir şekilde kanamaya başladı... Elbisemle kanımı siliyor ve çok sı kılıyordum... Utancımdan ve korkumdan yer varılsa girecektim... Utanarak dedim ki: "Efendim, sizin o sözümden hoşlanmıyacağınızı bil seydim, kat´iyyen onu söylemezdim!" O da bana dedi ki:

    "Ey Amr, sen vaktiyle Musa´ya ve isa´ya ALLAH´ın vahyini getirmiş bulunan Cibril´in kendisine vahiy getirmekte olduğu bir zât´m, elçisini, öldürebilmen için onu sana teslim etmemi istiyorsun! Buna nasıl cesaret edebiliyorsun?"

    işte bu sıradadır ki, ALLAH benim kalbimi ve islâm´a karşı olan du rumumu değiştirdi. Kendi kendime dedim ki: Bak Amr, bu hakikati Arab biliyor, Acem biliyor, Habeş´liler biliyor da bir sen kalkıp ona mu halefet ediyorsun...." içimden böyle geçirip Kral´a dedim ki: "Efendi Hazretleri, siz şahsen buna şehâdet ediyor musunuz?" O da "Evet, şe-hadet ediyorum, dedi ve ekledi: Ey Amr, gel bana bu hususta itaat et ve Muhammed´e tabî ol! ALLAH´a yemin ederim ki O, hak üzere bulunmakta ve hak Peygamber´dir! Vaktiyle Mûsâ, kendisine muhalefet edenlere karşı nasıl gâlib geldi ve Fir´avn´i tepeledi ise, hiç şüphen olmasın ki Muhammed dahî kendisine muhalefet edenlere karşı üstün gelecektir!" Onun bunları söylemesinden sonra kalbim islâm´a iyice ısındı... Ve ben Necâşîye dedim ki: "Ey Melik, şimdi sen, Peygamber Muhammed adına benden bîât alabilir misin?" Necâşî: "Evet, alabilirim" dedi. Ben de bu nun üzerine, islâm´ı kabul etmek üzere ona bîat ettim ve bu şekilde müslüman oldum..."

    Beyhakl´nin tahricine göre Amr bin Dîhar şöyle demiştir: Amr bin el-As Habeşistan´dan döndüğü zaman, bir müddet evinden dışarı çık madı. Kureyş´ten bâzıları: "Amr, acaba niçin evinden çıkmıyor? dediler... Amr de onlara şu haberi yolladı: "Habeş meliki Ashama, resmen Mu-hammed´in Peygamber olduğunu söylüyor!" Ibn-i Asakîr ise, yine Amr bin dinarın şöyle dediğini haber veriyor: Amr bin el-As´m Habeşis tan´dan gelişi sırasında Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: "Bu gece size, muhacir ve hakîm bir adam gelecek!" Ve o gece, Amr bin el-As geldi ve Hz. Peygamberin huzurunda müslüman olduğunu ilân etti..." [8]



    [7] Olayda adı geçen Ümmü Habîbe (r.a.) Validemiz kocası Abdullah bin Cahş -önce de belirttiğimiz gibi, Ümmü Habîbe1 nin kocası, Abdullah değil, bunun kardeşi Ubeydullah bin Cahş idi (M.)- ile birlikte Habeşistana hicret etmişti... Kocası orada İslâm´dan irtidâd erip Nasrâniyet dînine geçmişti... Habeşistan Kral´ı (Necâşî) müslüman olunca, Peygamberimiz (s.a.v.), Ümmü Habîbe´yi kendisine nikah layı vermesi İçin Necâşî´ye vekâlet verdi. Necâşî de Ümü Habîbe´yi Peygamberimize nikahladı... Nikah mehri olarak da Ümmü Habîbe Vâlidemiz´e dört yüz dînâr verdi. Ayrıca bir gemi hazırlatarak onu ve diğer muhacirleri yük leyerek Medîne´ye yolcu etti... Hayber´in fethi sırasında Medine´ye geldiler... Peygamberimiz buna çok sevindi ve: "Bilmiyorum, Cafer´in gelişine mi, yoksa Hayber´in feth edilişine mi daha Çok sevineyim?" buyurdu..

    [8] Amr bin el-As (r.a.), Arab´ın dâhilerinden ve hâkimlerinden salıyan bir şahsiyet İdi... Hz. Ömer kendisini gördüğü zaman: "Bu adam, Arab´ın Kisrâ´sıdır!" derdi... Amr, işte bu dehâbi \ve siyâsî dirayeti) iledir ki, Muâviye´ye Ali ile olan savaşlarında pekçok fayda ve de stek sağlamıştır... Sıffîn´de kılıçların üzerine Mushaf-ı Şerifin konulmasına ve bu suretle sulh istiyoruz diyerek bağırılmasına işaret edenin de o olduğu söylenir... Malumdur ki, bunun neticesi olarak Hz. Ali´nin askerleri arasında desteğini kesenler, ayrılık ve ihtilafa düşenler olmuştur... Sonra da "Hakem Olayı" denilen hâdise meydana gelmiş ve Amr, bu olayda is tediği gibi manevralar yapmaya muvaffak olmuştur.

    Celaleddin es-Suyuti, Peygamberimizin Mucizeleri ve Büyük Özellikleri, Uysal Kitabevi: 2/42-44.


  4. 03.Ocak.2013, 10:56
    2
    Moderatör



    Amr Bin El-Asın Gelişi Ve Müslüman Oluşu


    İbn-i Sa´d, Beyhakî ve Ebu Nuaym Amr bin el-As´tan şöyle rivayet ederler: "Ben, islâm´a karşı inatçı ve çok zıd idim. Bedir´de Hz. Peygam-ber´e karşı savaşan müşrikler arasında ben de vardım ve kurtulmuş tum... Uhud´da da bulundum ve kurtuldum... Hendek Savaşı´nda da böyle oldu... Sonra kendi kendime dedim ki: "Daha ne kadar muhalefet edeceksin? Muhammed, mutlaka Kureyş´e karşı üstün gelecektir!" Hu-deybiye´de bulunduğum ve Resûlülİah´m Kureyş ile sulh andlaşması imzaladığı sırada da kendi kendime şöyle diyordum: "Gelecek sene Muhammed ashabı ile birlikte Mekke´ye girecek. Artık senin için ne Mekke, ne de Tâif durulacak yer değildir. En iyisi çıkıp gitmektir...." İşte kendi kendime böyle diyordum ve henüz islam´dan çok uzak bulunu yordum... Hattâ bütün Kureyş müslüman olsa, ben yine müslüman ol mam diyordum. Derken kavmimden bâzı adamları toplayıp kendileriyle bir komışma yaptım. Onlara dedim ki: "Benim, sizin aranızdaki itibar ve mevkiim nasıldır?" Dediler ki: "Hepimizin itibar ettiği, mühim işlerde görüşüne mürâcât ettiği bir zatsın." Bunun üzerine ben dedim ki: Sizin de gördüğünüz gibi, Muhammed gün geçtikçe kuvvetleniyor, davası yükseldikçe yükseliyor, hemde hiç umulmadık derecede... Ben bu du rumda diyorum ki: En iyisi kalkıp Necâşi´nin ülkesine gidelim, orada neticeyi bekliyelim, Eğer Muhammed dediğim gibi, tam mânâsı ile hâkim olursa orada kalalım! Çünkü Muhammed´in eli altında kalmak-tansa Necâşfnin eli altında bulunmak daha sevimlidir... Yok eğer Ku reyş Muhammed´e karşı üstünlük sağlayacak olursa, bu takdirde zâten mes´ele yok demektir....11 Arkadaşlarım benim bu teklifime katıldılar, "Çok yerinde konuştun" dediler. Ben de kendilerine: "Hemen hazırlanın, Habeş Kralına vereceğimiz hediyeleri de unutmayalım! Biliyorsunuz Necâşî´nin çok sevdiği bir şey de, bizim buranın katıklı ekmeğidir. Bun dan çok miktarda götürelim!" dedim ve çok miktarda katıklı ekmek ha-zırlıyarak yola çıktık... Hızla ilerliyerek Necâşî´nin ülkesine vardık ve destur »alıp onun huzuruna çıktık. Biz tam onun huzurunda iken, Mu*hammed´in elçisi Amr bin Ümeyye el-Damrî de Necâşî´nin huzuruna kabul edildi... Muhammed onu, yazdığı bir mektubla göndermiş ve bu mektubda Necâşî´ye Ebû Süfyân kızı Ümmü Habîbe´yi kendisine nikah-layıvermesini istiyormuş [7] Peygamber´in elçisi bu maksatla girdi ve çıktı... Ben arkadaşlarıma dedim ki: Gördünüz, Peygamber´in elçisi girip işini gördü ve çıktı... Bir fırsatını bulup veya Necâşî´den izin koparıp onun kellesini uçursaydım, herhalde Kureyşin yanındaki itibarım bir kat daha artar ve bu sebeble Kureyş beni mükâfatlandırırdı...."

    Peygamber´in elçisi çıktıktan sonra biz, tekrar Necaşî´nin huzuru na girdik. Her zamanki gibi kendisine secde ettik... O da bana dedi ki: Dostum merhaba! Bana ülkenizden hediye getirdiniz mi?" Ben cevab verdim: "Evet, size çok miktarda ülkemizin etli ekmeğinden getirdik." Sonra kendisine hediyemizi takdim ettik. O da oradakilere bundan verip taksim etti... Artanını da bir yere konularak saklanmasını emretti... Ben, kendisinin bizlerden hoşnud olduğunu görünce dedim ki: "Efendim, az önce huzurunuzdan ayrılan adam, bizim düşmanımız olan ve bizleri öldürüp perişan eden birinin elçisidir! izin verirseniz peşinden gidip kendisini Öldürmek isterim!" Necâşî, benim bu sözlerimden beklemedi ğim derecede gadaba gelip burnumun üzerine bir yumruk attı. O kadar kuvvetli vurdu ki, ben burnumun kırıldığını zannettim... Burnum, şid detli bir şekilde kanamaya başladı... Elbisemle kanımı siliyor ve çok sı kılıyordum... Utancımdan ve korkumdan yer varılsa girecektim... Utanarak dedim ki: "Efendim, sizin o sözümden hoşlanmıyacağınızı bil seydim, kat´iyyen onu söylemezdim!" O da bana dedi ki:

    "Ey Amr, sen vaktiyle Musa´ya ve isa´ya ALLAH´ın vahyini getirmiş bulunan Cibril´in kendisine vahiy getirmekte olduğu bir zât´m, elçisini, öldürebilmen için onu sana teslim etmemi istiyorsun! Buna nasıl cesaret edebiliyorsun?"

    işte bu sıradadır ki, ALLAH benim kalbimi ve islâm´a karşı olan du rumumu değiştirdi. Kendi kendime dedim ki: Bak Amr, bu hakikati Arab biliyor, Acem biliyor, Habeş´liler biliyor da bir sen kalkıp ona mu halefet ediyorsun...." içimden böyle geçirip Kral´a dedim ki: "Efendi Hazretleri, siz şahsen buna şehâdet ediyor musunuz?" O da "Evet, şe-hadet ediyorum, dedi ve ekledi: Ey Amr, gel bana bu hususta itaat et ve Muhammed´e tabî ol! ALLAH´a yemin ederim ki O, hak üzere bulunmakta ve hak Peygamber´dir! Vaktiyle Mûsâ, kendisine muhalefet edenlere karşı nasıl gâlib geldi ve Fir´avn´i tepeledi ise, hiç şüphen olmasın ki Muhammed dahî kendisine muhalefet edenlere karşı üstün gelecektir!" Onun bunları söylemesinden sonra kalbim islâm´a iyice ısındı... Ve ben Necâşîye dedim ki: "Ey Melik, şimdi sen, Peygamber Muhammed adına benden bîât alabilir misin?" Necâşî: "Evet, alabilirim" dedi. Ben de bu nun üzerine, islâm´ı kabul etmek üzere ona bîat ettim ve bu şekilde müslüman oldum..."

    Beyhakl´nin tahricine göre Amr bin Dîhar şöyle demiştir: Amr bin el-As Habeşistan´dan döndüğü zaman, bir müddet evinden dışarı çık madı. Kureyş´ten bâzıları: "Amr, acaba niçin evinden çıkmıyor? dediler... Amr de onlara şu haberi yolladı: "Habeş meliki Ashama, resmen Mu-hammed´in Peygamber olduğunu söylüyor!" Ibn-i Asakîr ise, yine Amr bin dinarın şöyle dediğini haber veriyor: Amr bin el-As´m Habeşis tan´dan gelişi sırasında Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: "Bu gece size, muhacir ve hakîm bir adam gelecek!" Ve o gece, Amr bin el-As geldi ve Hz. Peygamberin huzurunda müslüman olduğunu ilân etti..." [8]



    [7] Olayda adı geçen Ümmü Habîbe (r.a.) Validemiz kocası Abdullah bin Cahş -önce de belirttiğimiz gibi, Ümmü Habîbe1 nin kocası, Abdullah değil, bunun kardeşi Ubeydullah bin Cahş idi (M.)- ile birlikte Habeşistana hicret etmişti... Kocası orada İslâm´dan irtidâd erip Nasrâniyet dînine geçmişti... Habeşistan Kral´ı (Necâşî) müslüman olunca, Peygamberimiz (s.a.v.), Ümmü Habîbe´yi kendisine nikah layı vermesi İçin Necâşî´ye vekâlet verdi. Necâşî de Ümü Habîbe´yi Peygamberimize nikahladı... Nikah mehri olarak da Ümmü Habîbe Vâlidemiz´e dört yüz dînâr verdi. Ayrıca bir gemi hazırlatarak onu ve diğer muhacirleri yük leyerek Medîne´ye yolcu etti... Hayber´in fethi sırasında Medine´ye geldiler... Peygamberimiz buna çok sevindi ve: "Bilmiyorum, Cafer´in gelişine mi, yoksa Hayber´in feth edilişine mi daha Çok sevineyim?" buyurdu..

    [8] Amr bin el-As (r.a.), Arab´ın dâhilerinden ve hâkimlerinden salıyan bir şahsiyet İdi... Hz. Ömer kendisini gördüğü zaman: "Bu adam, Arab´ın Kisrâ´sıdır!" derdi... Amr, işte bu dehâbi \ve siyâsî dirayeti) iledir ki, Muâviye´ye Ali ile olan savaşlarında pekçok fayda ve de stek sağlamıştır... Sıffîn´de kılıçların üzerine Mushaf-ı Şerifin konulmasına ve bu suretle sulh istiyoruz diyerek bağırılmasına işaret edenin de o olduğu söylenir... Malumdur ki, bunun neticesi olarak Hz. Ali´nin askerleri arasında desteğini kesenler, ayrılık ve ihtilafa düşenler olmuştur... Sonra da "Hakem Olayı" denilen hâdise meydana gelmiş ve Amr, bu olayda is tediği gibi manevralar yapmaya muvaffak olmuştur.

    Celaleddin es-Suyuti, Peygamberimizin Mucizeleri ve Büyük Özellikleri, Uysal Kitabevi: 2/42-44.





+ Yorum Gönder