Konusunu Oylayın.: Allah'a, mukaddesatımıza saldıran, inancımızı yok sayan kişilere nasıl davranmalıyız?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Allah'a, mukaddesatımıza saldıran, inancımızı yok sayan kişilere nasıl davranmalıyız?
  1. 23.Aralık.2012, 17:49
    1
    Misafir

    Allah'a, mukaddesatımıza saldıran, inancımızı yok sayan kişilere nasıl davranmalıyız?






    Allah'a, mukaddesatımıza saldıran, inancımızı yok sayan kişilere nasıl davranmalıyız? Mumsema Allah'a, mukaddesatımıza saldıran, inancımızı yok sayan kişilere nasıl davranmalıyız?


  2. 24.Aralık.2012, 23:40
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,811
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Allah'a, mukaddesatımıza saldıran, inancımızı yok sayan kişilere nasıl davranmalıyız?




    Değerli kardeşimiz;
    Bu gibi insanları sabırla dinlemek ve onu ikna etmeye çalışmak gerekir. Çünkü bizim maksadımız bağcıyı dövmek değil, üzüm yemektir. Adamı ilzam edip susturmak değil, onu hak yola yönlendirmektir. Görevimiz, kaba güç kullanmak değil, hak ve hakikati tebliğdir. Bu sebeple;

    a. Her an hem nefsimize ve şeytanımıza karşı başarılı olmak hem de bu tür insanlarla karşılaştğımızda onları tatmin edecek cevaplar verebilmek için İslam dini ile ilgili sağlam kaynaklardan istifade ederek bilgi potansiyeline sahip olmalıyız.

    b. Bu asırda özellikle ateizm veya deizm safsatası güya tahsilli olan gençler arasında yaygındır. Bunun için İslam dininin iman esaslarını müspet bilimin kesin olan verileriyle birlikte ders veren Risale-i Nur külliyatını mutlaka okumalıyız. Çünkü bu eserler, asrın tereddütlerine karşı ilmi ve mantıki delillerle mücadele etme yeteneğini en kısa zamanda kazandırma potansiyeline sahiptir.

    c. Mutlaka müspet hareket etmeliyiz. Yani, karşı tarafı rencide edecek, kusurlarını gösterecek türden bir müdafaa sitilini kullanmayacağız; bilakis daha önce böyle bir mücadele için zihnimizde depoladığımız sağlam bilgilerle konuşacağız. Elbette bu bilgileri her şeyden önce kendimizi bilgilendirmek için öğreneceğiz.

    d. Şunu unutmamak gerekir ki, her batıl meslekte, her yanlış düşüncede de bazen bir hakikat bulunabilir. Karşı tarafta gördüğümüz bu tür hakikat çekirdeklerine dikkat edip, bunu seslendirmek çok önemlidir. Çünkü onun bu gerçeğini kabul etmekle, objektifliğimizi kanıtlamış olacağız. Psikolojik olarak karşı tarafın da bizim gerçeklerimizi kabul etmesine fırsat vermiş oluruz.

    e. Kur’an’da, Firavun’la mücadele etmek üzere gönderilen Hz. Musa ve Hz. Harun’a Allah’ın yaptığı şu tavsiyenin, içinde bulunduğumuz firavuncuklar asrında da geçerli olduğunu asla unutmamalıyız: “Gidin, Firavunla çok yumuşak sözlerle konuşun ki tefekkür edip düşünebilsin!” (Taha, 20/43–44) Demek ki, genel olarak nefislerin enaniyetten firavunlaştığı bu asırda insanlara çok nazik, yumuşak ve ikna edici bir üslup kullanmak ve onların anlayacağı, ikna olacağı metotlar kullanmak gerekir.

    f. Karşı tarafa sert davranmak onun size karşı düşmanlık damarını tahrik ettiği gibi, yumuşak davranmak, ona karşı şefkatli olduğumuzu göstermek, onun gönlünü bize doğru kaydıracaktır. Bu ise, hakikatin kabulüne güzel bir zemin hazırlayacaktır.



  3. 24.Aralık.2012, 23:40
    2
    Editör



    Değerli kardeşimiz;
    Bu gibi insanları sabırla dinlemek ve onu ikna etmeye çalışmak gerekir. Çünkü bizim maksadımız bağcıyı dövmek değil, üzüm yemektir. Adamı ilzam edip susturmak değil, onu hak yola yönlendirmektir. Görevimiz, kaba güç kullanmak değil, hak ve hakikati tebliğdir. Bu sebeple;

    a. Her an hem nefsimize ve şeytanımıza karşı başarılı olmak hem de bu tür insanlarla karşılaştğımızda onları tatmin edecek cevaplar verebilmek için İslam dini ile ilgili sağlam kaynaklardan istifade ederek bilgi potansiyeline sahip olmalıyız.

    b. Bu asırda özellikle ateizm veya deizm safsatası güya tahsilli olan gençler arasında yaygındır. Bunun için İslam dininin iman esaslarını müspet bilimin kesin olan verileriyle birlikte ders veren Risale-i Nur külliyatını mutlaka okumalıyız. Çünkü bu eserler, asrın tereddütlerine karşı ilmi ve mantıki delillerle mücadele etme yeteneğini en kısa zamanda kazandırma potansiyeline sahiptir.

    c. Mutlaka müspet hareket etmeliyiz. Yani, karşı tarafı rencide edecek, kusurlarını gösterecek türden bir müdafaa sitilini kullanmayacağız; bilakis daha önce böyle bir mücadele için zihnimizde depoladığımız sağlam bilgilerle konuşacağız. Elbette bu bilgileri her şeyden önce kendimizi bilgilendirmek için öğreneceğiz.

    d. Şunu unutmamak gerekir ki, her batıl meslekte, her yanlış düşüncede de bazen bir hakikat bulunabilir. Karşı tarafta gördüğümüz bu tür hakikat çekirdeklerine dikkat edip, bunu seslendirmek çok önemlidir. Çünkü onun bu gerçeğini kabul etmekle, objektifliğimizi kanıtlamış olacağız. Psikolojik olarak karşı tarafın da bizim gerçeklerimizi kabul etmesine fırsat vermiş oluruz.

    e. Kur’an’da, Firavun’la mücadele etmek üzere gönderilen Hz. Musa ve Hz. Harun’a Allah’ın yaptığı şu tavsiyenin, içinde bulunduğumuz firavuncuklar asrında da geçerli olduğunu asla unutmamalıyız: “Gidin, Firavunla çok yumuşak sözlerle konuşun ki tefekkür edip düşünebilsin!” (Taha, 20/43–44) Demek ki, genel olarak nefislerin enaniyetten firavunlaştığı bu asırda insanlara çok nazik, yumuşak ve ikna edici bir üslup kullanmak ve onların anlayacağı, ikna olacağı metotlar kullanmak gerekir.

    f. Karşı tarafa sert davranmak onun size karşı düşmanlık damarını tahrik ettiği gibi, yumuşak davranmak, ona karşı şefkatli olduğumuzu göstermek, onun gönlünü bize doğru kaydıracaktır. Bu ise, hakikatin kabulüne güzel bir zemin hazırlayacaktır.






+ Yorum Gönder