Konusunu Oylayın.: Melekler sihir öğretir mi?

5 üzerinden 4.00 | Toplam : 3 kişi
Melekler sihir öğretir mi?
  1. 13.Aralık.2012, 16:44
    1
    Misafir

    Melekler sihir öğretir mi?

  2. 13.Aralık.2012, 19:19
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,811
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Melekler sihir öğretir mi?




    Kur'an-ı Kerim’e göre melekler, Rablerini hamd ile tespih ederler ve yeryüzünde yaşayanlar için bağışlanma dilerler. Onlar Allah katında değerli kullardır. Bu kullarından ikisiyle ilgili aşağıda mealini vereceğimiz ayete meal verme biçimi, onlar hakkındaki bilgilerimizi boşa çıkaracak türdendir.

    Harut ve Marut adındaki iki melek ile ilgili ayetin yaygın çevirisi şöyledir: “Süleyman’ın hükümranlığı hakkında onlar (Yahudiler), şeytanların uydurup söylediklerine tabi oldular. Halbuki Süleyman büyü yapıp kafir olmadı. Lakin şeytanlar kafir oldular. Çünkü insanlara sihri ve Babil’de Harut ile Marut isimli iki meleğe indirileni öğretiyorlardı. Halbuki o iki melek, herkese: “Biz ancak imtihan için gönderildik, sakın yanlış inanıp da kafir olmayasınız, demeden hiç kimseye (sihri) öğretmezlerdi. Onlar o iki melekten, karı ile koca arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı. Oysa büyücüler, Allah’ın izni olmadan hiç kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine fayda vereni değil de zarar vereni öğrenirler. Sihri satın alanların ahiretten bir nasibi olmadığını çok iyi bilmektedirler. Karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüdür. Keşke bunu anlasalardı.”
    Bu ayetin meali Türkiye Diyanet Vakfı tarafından hazırlanan mealden alınmıştır. Ayeti bu tarz çevirme çok az farklılıklarla -hiçbirisi melekleri büyü öğretmekten tenzih etmemiştir- Ali Bulaç, Y. Nuri Öztürk, Ahmet Davudoğlu, Muhammed Esed ve Ömer Rıza Doğrul’un meallerinde de tekrar edilmiştir.
    Bu ayet mealinde iki meleğin imtihan için bile olsa sihri öğrettikleri şeklindeki çeviri tercih edilmiştir. Ancak bu tercüme tarzı Kur'an bütünlüğüne uymamaktadır. Zira sihir öğretmek ve yapmak inkarcılıktır. Müminler için yasaklandığı ve peygamberlerin uzak durduğu bir eylemi meleklere uygun görmek yanlıştır.

    Elbette amacımız, ayetin metni müsaade etmemesine rağmen tevil yaparak zanna tabi olmak değildir. Ancak metin Kur'an bütünlüğüne uygun olarak anlamaya da müsaitse o zaman sihir ve melek kavramlarına ait bütünlüğü bu ayet temelinde bozmak da makul değildir.

    Ayetin konusu şeytanlar ve onlara uyan Yahudiler ile Hz. Süleyman’a ve Harut ile Marut adında iki meleğe büyücülük atılan büyücülük iftirasıdır. Şeytanlara uyan kimseler Hz. Muhammed (s)’in Hz. Süleyman’ı peygamber zannetmekle yanıldığını iddia ediyorlardı. Bunda Hz. Süleyman’ın rüzgarlara hükmedebilmesi, Belkıs’ın tahtını göz açıp kapayıncaya kadar yanında bulması, karıncalarla konuşması, kuşlara hitab etmesi ve onları görevlendirebilmesi gibi olağanüstü nimetlere sahip olması, şeytanlar tarafından “büyü” olarak vasıflandırmasında etkili olmuş olabilir. Çünkü inkarcılar her dönemde peygamberlerini “büyücülük” ile suçlamışlar, gördükleri mucizeleri inkara ve vahyi yalanlamaya meyletmişlerdir. Niyetleri insanları tevhid dininden uzaklaştırmaktır.
    Bu ayette Hz. Süleyman’ın büyücü olmaması ile Harut ve Marut’un büyücü olmaması arasında bir paralellik, büyü yapan şeytanlar ve onların izinden giden Ehl-i Kitap arasında bir paralellik mevcuttur. Bunu şöyle bir tabloyla göstermek mümkündür.

    SİHİR

    Şeytanlar (Görünen, görünmeyen, insan ya da cinn) Büyü yapmak ve öğretmek ------->>>>>>> Kafir

    Ehl-i Kitap >>>>>>>> Sihir öğrenmek, öğretmek, kullanmak>>>>Kafir

    Süleyman (a) (ve tüm elçiler)>>>>>Sihirbazlık yapmaktan, öğretmekten uzak>>>>> Mümin

    Harut ve Marut Diğer >>>>>tüm melekler ya da salih kullar>>>> Sihirbazlık yapmaktan, öğretmekten uzak>>>>Mümin

    Kur'an-ı Kerim’in sihri ve sihir yapanları değerlendirme tarzını ele aldıktan sonra Harut ve Marut adlı iki melekten Kur'an’ın bahsetme gerekçesini ve son olarak da ayetten aslında neyin kast edildiğini ortaya koymak gerekmektedir.

    A. Sihir nedir?

    Sihir, kandırmaca ve göz bağcıların el çabukluğuyla yaptığı şeyden gözleri uzaklaştırarak ortaya koyduğu aslı olmayan ve hayallerdir. "İnsanların gözlerini sihirlediler”, "Sihirleri sayesinde ipleri ve sopaları onun hayalini büyüledi, çünkü onlar gerçekten yürüyor gibiydiler." Şeklindeki ayetlerde bu anlamda ifadeler içermektedir.

    Süleyman (a)’ın hükümdarlığı hakkında Yahudi bilginler, şeytanların uydurup naklettikleri büyülere uydular. Oysa Hz. Süleyman kafir olmamıştı. Büyü yapmamış, öğrenmemiş ve büyücü olmamıştı. Çünkü büyü küfürdür. Fakat o şeytanlar büyü öğrettikleri için küfre gittiler. İnsanlara büyüyü aktarıp öğretenler şeytanlardır. Kur'an-ı Kerim’de bütün peygamberler Hz. Süleyman gibi büyücülükten yani göz boyayarak insanları kandırmaktan tenzih edilmiştir.

    B. Melekler ve Sihir?

    Ayette bahsedilen şeytana tabi olan kimselerin, Musa’ya indirilen Kitabı arkalarına atan bir grup Yahudi din adamının olduğu siyaktan anlaşılmaktadır. Allah, sihir öğretme işini Hz. Süleyman’a yakıştırmaz bilakis bu işin “küfür” olduğunu ifade eder. Ancak büyü öğrenme ile yapma arasında bir fark olduğunu düşünerek büyü öğretmeyi küfür olarak görmeyen bakış açısı da mevcuttur. Ebu Nuvas’ın bir mısraı bu bakış açısını yansıtmaktadır:

    araftu’şerra la li’şerri lakin litevaqqihi

    Şerri kötülük için değil ondan sakınmak için öğrendim.
    Bu anlama biçimine göre, O iki meleğe indirilen Allah tarafından imtihan aracı olarak gönderilmiştir. Büyüyü öğrenen ve yapan kafir olur. Ne var ki zararından korunmak amacıyla öğrenen kimse mümin olarak kalır. Allah bu iki meleği sihrin mahiyetini anlatmaları amacıyla göndermiştir. Süleyman (a)’a verilen olağanüstülükler ile sihir arasındaki fark ortaya konmalıdır ki halkın bu konuda kafa karışıklığı yaşaması engellenmiş olsun. Nasılsa “hayr ve şer” Allah’tan gelmektedir. Büyü hakkında bilgi indirilmesi, zina, içki vb., mefsedet unsurları hakkında bilgi vermek gibidir. Büyü bu günahlardan biridir.



  3. 13.Aralık.2012, 19:19
    2
    Editör



    Kur'an-ı Kerim’e göre melekler, Rablerini hamd ile tespih ederler ve yeryüzünde yaşayanlar için bağışlanma dilerler. Onlar Allah katında değerli kullardır. Bu kullarından ikisiyle ilgili aşağıda mealini vereceğimiz ayete meal verme biçimi, onlar hakkındaki bilgilerimizi boşa çıkaracak türdendir.

    Harut ve Marut adındaki iki melek ile ilgili ayetin yaygın çevirisi şöyledir: “Süleyman’ın hükümranlığı hakkında onlar (Yahudiler), şeytanların uydurup söylediklerine tabi oldular. Halbuki Süleyman büyü yapıp kafir olmadı. Lakin şeytanlar kafir oldular. Çünkü insanlara sihri ve Babil’de Harut ile Marut isimli iki meleğe indirileni öğretiyorlardı. Halbuki o iki melek, herkese: “Biz ancak imtihan için gönderildik, sakın yanlış inanıp da kafir olmayasınız, demeden hiç kimseye (sihri) öğretmezlerdi. Onlar o iki melekten, karı ile koca arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı. Oysa büyücüler, Allah’ın izni olmadan hiç kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine fayda vereni değil de zarar vereni öğrenirler. Sihri satın alanların ahiretten bir nasibi olmadığını çok iyi bilmektedirler. Karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüdür. Keşke bunu anlasalardı.”
    Bu ayetin meali Türkiye Diyanet Vakfı tarafından hazırlanan mealden alınmıştır. Ayeti bu tarz çevirme çok az farklılıklarla -hiçbirisi melekleri büyü öğretmekten tenzih etmemiştir- Ali Bulaç, Y. Nuri Öztürk, Ahmet Davudoğlu, Muhammed Esed ve Ömer Rıza Doğrul’un meallerinde de tekrar edilmiştir.
    Bu ayet mealinde iki meleğin imtihan için bile olsa sihri öğrettikleri şeklindeki çeviri tercih edilmiştir. Ancak bu tercüme tarzı Kur'an bütünlüğüne uymamaktadır. Zira sihir öğretmek ve yapmak inkarcılıktır. Müminler için yasaklandığı ve peygamberlerin uzak durduğu bir eylemi meleklere uygun görmek yanlıştır.

    Elbette amacımız, ayetin metni müsaade etmemesine rağmen tevil yaparak zanna tabi olmak değildir. Ancak metin Kur'an bütünlüğüne uygun olarak anlamaya da müsaitse o zaman sihir ve melek kavramlarına ait bütünlüğü bu ayet temelinde bozmak da makul değildir.

    Ayetin konusu şeytanlar ve onlara uyan Yahudiler ile Hz. Süleyman’a ve Harut ile Marut adında iki meleğe büyücülük atılan büyücülük iftirasıdır. Şeytanlara uyan kimseler Hz. Muhammed (s)’in Hz. Süleyman’ı peygamber zannetmekle yanıldığını iddia ediyorlardı. Bunda Hz. Süleyman’ın rüzgarlara hükmedebilmesi, Belkıs’ın tahtını göz açıp kapayıncaya kadar yanında bulması, karıncalarla konuşması, kuşlara hitab etmesi ve onları görevlendirebilmesi gibi olağanüstü nimetlere sahip olması, şeytanlar tarafından “büyü” olarak vasıflandırmasında etkili olmuş olabilir. Çünkü inkarcılar her dönemde peygamberlerini “büyücülük” ile suçlamışlar, gördükleri mucizeleri inkara ve vahyi yalanlamaya meyletmişlerdir. Niyetleri insanları tevhid dininden uzaklaştırmaktır.
    Bu ayette Hz. Süleyman’ın büyücü olmaması ile Harut ve Marut’un büyücü olmaması arasında bir paralellik, büyü yapan şeytanlar ve onların izinden giden Ehl-i Kitap arasında bir paralellik mevcuttur. Bunu şöyle bir tabloyla göstermek mümkündür.

    SİHİR

    Şeytanlar (Görünen, görünmeyen, insan ya da cinn) Büyü yapmak ve öğretmek ------->>>>>>> Kafir

    Ehl-i Kitap >>>>>>>> Sihir öğrenmek, öğretmek, kullanmak>>>>Kafir

    Süleyman (a) (ve tüm elçiler)>>>>>Sihirbazlık yapmaktan, öğretmekten uzak>>>>> Mümin

    Harut ve Marut Diğer >>>>>tüm melekler ya da salih kullar>>>> Sihirbazlık yapmaktan, öğretmekten uzak>>>>Mümin

    Kur'an-ı Kerim’in sihri ve sihir yapanları değerlendirme tarzını ele aldıktan sonra Harut ve Marut adlı iki melekten Kur'an’ın bahsetme gerekçesini ve son olarak da ayetten aslında neyin kast edildiğini ortaya koymak gerekmektedir.

    A. Sihir nedir?

    Sihir, kandırmaca ve göz bağcıların el çabukluğuyla yaptığı şeyden gözleri uzaklaştırarak ortaya koyduğu aslı olmayan ve hayallerdir. "İnsanların gözlerini sihirlediler”, "Sihirleri sayesinde ipleri ve sopaları onun hayalini büyüledi, çünkü onlar gerçekten yürüyor gibiydiler." Şeklindeki ayetlerde bu anlamda ifadeler içermektedir.

    Süleyman (a)’ın hükümdarlığı hakkında Yahudi bilginler, şeytanların uydurup naklettikleri büyülere uydular. Oysa Hz. Süleyman kafir olmamıştı. Büyü yapmamış, öğrenmemiş ve büyücü olmamıştı. Çünkü büyü küfürdür. Fakat o şeytanlar büyü öğrettikleri için küfre gittiler. İnsanlara büyüyü aktarıp öğretenler şeytanlardır. Kur'an-ı Kerim’de bütün peygamberler Hz. Süleyman gibi büyücülükten yani göz boyayarak insanları kandırmaktan tenzih edilmiştir.

    B. Melekler ve Sihir?

    Ayette bahsedilen şeytana tabi olan kimselerin, Musa’ya indirilen Kitabı arkalarına atan bir grup Yahudi din adamının olduğu siyaktan anlaşılmaktadır. Allah, sihir öğretme işini Hz. Süleyman’a yakıştırmaz bilakis bu işin “küfür” olduğunu ifade eder. Ancak büyü öğrenme ile yapma arasında bir fark olduğunu düşünerek büyü öğretmeyi küfür olarak görmeyen bakış açısı da mevcuttur. Ebu Nuvas’ın bir mısraı bu bakış açısını yansıtmaktadır:

    araftu’şerra la li’şerri lakin litevaqqihi

    Şerri kötülük için değil ondan sakınmak için öğrendim.
    Bu anlama biçimine göre, O iki meleğe indirilen Allah tarafından imtihan aracı olarak gönderilmiştir. Büyüyü öğrenen ve yapan kafir olur. Ne var ki zararından korunmak amacıyla öğrenen kimse mümin olarak kalır. Allah bu iki meleği sihrin mahiyetini anlatmaları amacıyla göndermiştir. Süleyman (a)’a verilen olağanüstülükler ile sihir arasındaki fark ortaya konmalıdır ki halkın bu konuda kafa karışıklığı yaşaması engellenmiş olsun. Nasılsa “hayr ve şer” Allah’tan gelmektedir. Büyü hakkında bilgi indirilmesi, zina, içki vb., mefsedet unsurları hakkında bilgi vermek gibidir. Büyü bu günahlardan biridir.



  4. 13.Aralık.2012, 19:19
    3
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,811
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Melekler sihir öğretir mi?

    “Öğrenme” ile “yapma” arasındaki bu ayrım Kur’an’dan çıkarılamaz zira şeytanların kafir olmaları büyüyü öğretmeleriyle de ilgilidir. Yani Kur’an büyü öğretmeyi o kadar da masumane göstermemektedir. Bununla ilgili başka bir örnek de verebiliriz. Kumarın zararlı olduğunu öğretmek iyidir ancak kumarın zararlarını anlatmak için kumar oynamayı öğretmek ve insanlara öğrettikten sonra “bunu yapmayın” demek ne kadar doğru bir tutum olur? Aynı mantıkla gidilirse, gayr-i ahlaki unsurların zararlarını anlatırken ayrıntılarıyla anlatmak da meşru olmaz mı?

    Halbuki Rabbimiz Lut toplumunun sapkınlığını uygun bir dille ifade etmiş ve yanlışın ne olduğu herkesçe malum olmuştur. Ayrıntıya gerek yoktur ve belki de zarar vardır. Çünkü ayrıntıya girmek kötülüğün yaygınlaşmasına hizmet edecektir. Bu nedenle Harut ve Marut’a büyü ile ilgili bilgileri içeren vahiy gönderildiğini kabul etmek pek makul değildir. Büyünün zaten şeytanlar tarafından öğretildiği bir ortamda iki meleğin bu ifsada ortak kılınması şeklinde bir düşünce makul değildir. Meleklerin büyü öğretmesini hayır ve şer, her şeyin Allah’ın yaratması bağlamında da alamayız. Zira Allah’ın kötü bir şeyin yaratıcısı olmasıyla yani o şeyin vuku bulmasına izin vermesiyle, o şeyi öğretmek üzere melekleri -imtihan için bile olsa- görevlendirmesi aynı değildir.

    Harut ve Marut’un büyü öğreterek kendilerini fitne aracı olarak göstermelerini yani imtihan aracı olduklarını söylemelerini, sivil polislerin rüşvet alan memurları yakalamak için baş vurdukları yollara benzetmek de tutarlı değildir. Çünkü sivil polisler hiçbir suçluyu “bakın biz sivil polisiz dikkatli olun” diye uyarmaz.
    Harut ve Marut’un iki melik (insan) olduğu şeklinde değerlendirmeler de mevcuttur. Ancak onların iki melek oluşunda bir problem yoktur. Zaten Allah insanoğluna meleklerini gönderirken, görünmelerini dilemişse, insan şeklinde göndermiştir. Hz. İbrahim ve Lut peygambere gönderilenler buna örnek olarak verilebilir. Onların iki melek olduğu şeklindeki kıraat bir anlama problemine yol açmamaktadır. Ancak kelimeyi melikeyni şeklinde okumak yani iki “kişi” olarak anlamak da caizdir.

    Allah’ın bu iki meleğe küfür olarak tanımladığı bir ilmi insanlara öğretsinler diye indirmesi söz konusu olamaz. Allah, kötü olan şeylerin nasıl tespit edileceğine dair genel ilkeleri ve akıl ile tespit edilemeyecek bilgileri verir. Bu anlamda müminlere tefecilik, hırsızlık, hortumculuk, tuzak kurma vb. yöntemler anlatmaz bunların kötü olduğunu söyler. Yani şerri tüm ayrıntılarıyla anlatmaz ancak insanların tanımalarına yardımcı olur ve inananları, onu ortadan kaldırmak için mücadeleye davet eder. Düşmanın silahıyla silahlanmalarını istemez.

    C. Ayetin Grameri ve Büyü

    Büyünün bu iki meleğe indirildiği iddiası tabi ki baştan savma yorumlarına bağlanamaz. Ayete böyle anlam vermek de mümkündür. Zira وَمَا أُنزِلَ عَلَى الْمَلَكَيْنِ ifadesindeki “ma” Arapça’da hem nafiye (olumsuzluk edatı) hem de mevsule (bağlaç) olarak kullanılmaktadır. Bu ayette belki de en çok anlama problemi bu edatın kullanımında hangi anlamın tercih edileceği ile ilgilidir. Yukarıda bahsettiğimiz gibi bu edatı bağlaç olarak görmek melekleri büyücülük öğretmeni olarak kabul etmek anlamına gelir ki melekler şerri öğretmekle görevlendirilmezler.

    Peygamberler de öyledir. Ancak bu edatı olumsuzluk belirten anlamı ile ele alırsak o zaman Allah’ı büyüyü indirmekten ve meleklerini de öğretmekten tenzih etmiş oluruz. Zaten Kur'an, büyücülüğün, yüce Allah tarafından Babil kentinde yaşayan iki meleğe, yani Harut ile Marut'a indirilmiş olduğunu reddetmektedir.

    Sihir öğretmelerinin söz konusu olmadığı görüşü temel alındığında insanların da onlardan bir şey öğrenmedikleri doğal sonuç olarak çıkmaktadır. Ancak Arapça dilbilgisi kurallarına göre ﻑ harfi neden belirttiğinde fiilin sonunu nasb eder. Bu ayeti anlama tarzımız ise bu kurala uymaz gibi gözükmektedir. Ne var ki, bu harfin sebep ifade ettiği her bağlamda bu kural geçerli değildir.

    Sonuç

    Harut ve Marut adında iki meleğe sihrin indirildiğini, onların insanlara bunu öğrettiğini ondan sonra da “sakın ha yapmayın” dedikleri düşünülemez. Zira bu tavır Kura'n-ı Kerim’de ifade edilen Allah’ın ve meleklerin özelliklerine yakışmaz. Her ikisini de büyü öğretmekten tenzih etmemiz gerekir. Çünkü büyü öğretmek şeytanın işidir. Harut ve Marut’a büyüye dair hiçbir şey indirilmemiştir. Vahyi bilgi, sapkınlıkları ayrıntılı anlatıp daha sonra bunu yapmayın demek yolunu tutmaz. Hakkı açık olarak anlatır. Batılın yaklaşımlarını genel olarak verir.

    Bu yaklaşımımız sonucunda Bakara 2/102 ayetini aşağıdaki gibi çevirmenin uygun olacağı kanaatindeyiz:


    “Şeytanların Süleyman’ın mülküne dair okuduklarına uydular. Süleyman kafir olmadı ama insanlara sihri öğreten şeytanlar kafir oldular. Babil’deki Harut ve Marut adlı iki meleğe bir şey indirilmemişti ve hiçbir kimseye bir şey öğretmiyorlardı ki “biz fitneyiz kafir olmayın” desinler de (insanlar onlardan) karı ile kocanın arasını açan şeyleri o ikisinden öğrensinler. Halbuki büyü ile Allah’ın izni olmadan kimseye zarar veremezler. Kendilerine zarar ve fayda vermeyen şeyleri öğreniyorlardı. Sihri satın alanların ahirette bir nasiplerinin olmadığını gayet iyi bilmektedirler. Kendilerini sattıkları şey ne kötüdür. Keşke bilseler.”

    Allah her şeyin en iyisini ve doğrusunu bilir.




  5. 13.Aralık.2012, 19:19
    3
    Editör
    “Öğrenme” ile “yapma” arasındaki bu ayrım Kur’an’dan çıkarılamaz zira şeytanların kafir olmaları büyüyü öğretmeleriyle de ilgilidir. Yani Kur’an büyü öğretmeyi o kadar da masumane göstermemektedir. Bununla ilgili başka bir örnek de verebiliriz. Kumarın zararlı olduğunu öğretmek iyidir ancak kumarın zararlarını anlatmak için kumar oynamayı öğretmek ve insanlara öğrettikten sonra “bunu yapmayın” demek ne kadar doğru bir tutum olur? Aynı mantıkla gidilirse, gayr-i ahlaki unsurların zararlarını anlatırken ayrıntılarıyla anlatmak da meşru olmaz mı?

    Halbuki Rabbimiz Lut toplumunun sapkınlığını uygun bir dille ifade etmiş ve yanlışın ne olduğu herkesçe malum olmuştur. Ayrıntıya gerek yoktur ve belki de zarar vardır. Çünkü ayrıntıya girmek kötülüğün yaygınlaşmasına hizmet edecektir. Bu nedenle Harut ve Marut’a büyü ile ilgili bilgileri içeren vahiy gönderildiğini kabul etmek pek makul değildir. Büyünün zaten şeytanlar tarafından öğretildiği bir ortamda iki meleğin bu ifsada ortak kılınması şeklinde bir düşünce makul değildir. Meleklerin büyü öğretmesini hayır ve şer, her şeyin Allah’ın yaratması bağlamında da alamayız. Zira Allah’ın kötü bir şeyin yaratıcısı olmasıyla yani o şeyin vuku bulmasına izin vermesiyle, o şeyi öğretmek üzere melekleri -imtihan için bile olsa- görevlendirmesi aynı değildir.

    Harut ve Marut’un büyü öğreterek kendilerini fitne aracı olarak göstermelerini yani imtihan aracı olduklarını söylemelerini, sivil polislerin rüşvet alan memurları yakalamak için baş vurdukları yollara benzetmek de tutarlı değildir. Çünkü sivil polisler hiçbir suçluyu “bakın biz sivil polisiz dikkatli olun” diye uyarmaz.
    Harut ve Marut’un iki melik (insan) olduğu şeklinde değerlendirmeler de mevcuttur. Ancak onların iki melek oluşunda bir problem yoktur. Zaten Allah insanoğluna meleklerini gönderirken, görünmelerini dilemişse, insan şeklinde göndermiştir. Hz. İbrahim ve Lut peygambere gönderilenler buna örnek olarak verilebilir. Onların iki melek olduğu şeklindeki kıraat bir anlama problemine yol açmamaktadır. Ancak kelimeyi melikeyni şeklinde okumak yani iki “kişi” olarak anlamak da caizdir.

    Allah’ın bu iki meleğe küfür olarak tanımladığı bir ilmi insanlara öğretsinler diye indirmesi söz konusu olamaz. Allah, kötü olan şeylerin nasıl tespit edileceğine dair genel ilkeleri ve akıl ile tespit edilemeyecek bilgileri verir. Bu anlamda müminlere tefecilik, hırsızlık, hortumculuk, tuzak kurma vb. yöntemler anlatmaz bunların kötü olduğunu söyler. Yani şerri tüm ayrıntılarıyla anlatmaz ancak insanların tanımalarına yardımcı olur ve inananları, onu ortadan kaldırmak için mücadeleye davet eder. Düşmanın silahıyla silahlanmalarını istemez.

    C. Ayetin Grameri ve Büyü

    Büyünün bu iki meleğe indirildiği iddiası tabi ki baştan savma yorumlarına bağlanamaz. Ayete böyle anlam vermek de mümkündür. Zira وَمَا أُنزِلَ عَلَى الْمَلَكَيْنِ ifadesindeki “ma” Arapça’da hem nafiye (olumsuzluk edatı) hem de mevsule (bağlaç) olarak kullanılmaktadır. Bu ayette belki de en çok anlama problemi bu edatın kullanımında hangi anlamın tercih edileceği ile ilgilidir. Yukarıda bahsettiğimiz gibi bu edatı bağlaç olarak görmek melekleri büyücülük öğretmeni olarak kabul etmek anlamına gelir ki melekler şerri öğretmekle görevlendirilmezler.

    Peygamberler de öyledir. Ancak bu edatı olumsuzluk belirten anlamı ile ele alırsak o zaman Allah’ı büyüyü indirmekten ve meleklerini de öğretmekten tenzih etmiş oluruz. Zaten Kur'an, büyücülüğün, yüce Allah tarafından Babil kentinde yaşayan iki meleğe, yani Harut ile Marut'a indirilmiş olduğunu reddetmektedir.

    Sihir öğretmelerinin söz konusu olmadığı görüşü temel alındığında insanların da onlardan bir şey öğrenmedikleri doğal sonuç olarak çıkmaktadır. Ancak Arapça dilbilgisi kurallarına göre ﻑ harfi neden belirttiğinde fiilin sonunu nasb eder. Bu ayeti anlama tarzımız ise bu kurala uymaz gibi gözükmektedir. Ne var ki, bu harfin sebep ifade ettiği her bağlamda bu kural geçerli değildir.

    Sonuç

    Harut ve Marut adında iki meleğe sihrin indirildiğini, onların insanlara bunu öğrettiğini ondan sonra da “sakın ha yapmayın” dedikleri düşünülemez. Zira bu tavır Kura'n-ı Kerim’de ifade edilen Allah’ın ve meleklerin özelliklerine yakışmaz. Her ikisini de büyü öğretmekten tenzih etmemiz gerekir. Çünkü büyü öğretmek şeytanın işidir. Harut ve Marut’a büyüye dair hiçbir şey indirilmemiştir. Vahyi bilgi, sapkınlıkları ayrıntılı anlatıp daha sonra bunu yapmayın demek yolunu tutmaz. Hakkı açık olarak anlatır. Batılın yaklaşımlarını genel olarak verir.

    Bu yaklaşımımız sonucunda Bakara 2/102 ayetini aşağıdaki gibi çevirmenin uygun olacağı kanaatindeyiz:


    “Şeytanların Süleyman’ın mülküne dair okuduklarına uydular. Süleyman kafir olmadı ama insanlara sihri öğreten şeytanlar kafir oldular. Babil’deki Harut ve Marut adlı iki meleğe bir şey indirilmemişti ve hiçbir kimseye bir şey öğretmiyorlardı ki “biz fitneyiz kafir olmayın” desinler de (insanlar onlardan) karı ile kocanın arasını açan şeyleri o ikisinden öğrensinler. Halbuki büyü ile Allah’ın izni olmadan kimseye zarar veremezler. Kendilerine zarar ve fayda vermeyen şeyleri öğreniyorlardı. Sihri satın alanların ahirette bir nasiplerinin olmadığını gayet iyi bilmektedirler. Kendilerini sattıkları şey ne kötüdür. Keşke bilseler.”

    Allah her şeyin en iyisini ve doğrusunu bilir.







+ Yorum Gönder