Konusunu Oylayın.: Ölüm anında müminin halı nasıl olmalı?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Ölüm anında müminin halı nasıl olmalı?
  1. 13.Aralık.2012, 15:20
    1
    Misafir

    Ölüm anında müminin halı nasıl olmalı?






    Ölüm anında müminin halı nasıl olmalı? Mumsema ölüm anında müminin halı nasıl olmalı?


  2. 18.Aralık.2012, 16:33
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,811
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: ölüm anında müminin halı nasıl olmalı?




    Ölümü Sükûnet İle Karşılamak

    Son demlerini yaşayan bir kimsenin yapması gerekenler; huzur ve sükûn içinde olması; çırpınma, yırtınma, debelenme gibi davranışlarda bulunmaması, Kelime-i Şehadet getirmesi ve Allah’a hüsnü zan içinde bulunmasıdır (Allah’a kavuşacağına sevinmesidir).

    Ölüm anında azalarda görülen güzel haller

    Bu hususta, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem buyurmuşlardır ki; “Ölen bir kişinin durumunu şu üç hususta inceleyin; alnından terler sızdığı, gözlerinden yaşlar aktığı ve dudakları kuruduğu zaman… İşte bu hal, Allah’ın kendisine inen bir rahmetidir. Boğazı sıkılmış gibi hırlar, rengi kıpkırmızı gibi olur ve dudakları da morarmış olursa bu da Allah’ın kendisine inen bir azabıdır.” (1)
    Ölüm anında dilde görülen güzel haller

    Ölmek üzere olan bir
    kimsenin Kelime-i Şehadet getirmesi, hayra alamettir.

    Ebu Said-i Hudri
    radıyallahu anhudan rivayet edilen bir hadis-i şerifte, Resulullah sallallahu
    aleyhi vesellem: “Ölülerinize (ölmek üzere olanlara ) ‘Lâilâhe illallâh’ zikrini
    telkin edin” (2) diye buyurmuştur.

    Huzeyfe radıyallahu anhunun
    rivayetinde; “… Çünkü Kelime-i Tevhid, geçmiş günahları silip yok eder” kısmı da
    vardır. Hz. Osman radıyallahu anhunun rivayetinde ise: “Allah’tan başka ilah
    olmadığını bilerek ölen kimse, cennete girer” (3) diye
    buyrulmuştur.

    Hz. Osman radıyallahu anhu der ki: “Son anlarını geçiren
    birine, ‘Lâilâhe illallâh’ zikrini telkin edin. Çünkü dünyadaki son anlarını bu
    kelimelerle bitiren kişinin, ahiretteki azığı (mükâfatı) muhakkak cennet
    olur.”

    Hz. Ömer radıyallahu anhunun ise: “Ölmek üzere olan hastalarınızın
    yanlarında bulunun, onlara Allah’ı hatırlatın. Çünkü onlar, sizin
    göremediklerinizi görürler. Onlara, ‘La ilahe illallah’ zikrini telkin edin”
    dediği, gelen haberler arasındadır.

    Ebu Hureyre radıyallahu anhu
    anlatıyor: Resulullah sallallahu aleyhi vesellemin şöyle dediğini işittim: “Bir
    gün, Azrail ölmek üzere olan birinin yanında hazır bulunduğu bir sırada kalbini
    yokladı, orada bir şey bulunmayınca çenesini ayırarak diline baktı; onu, ucu bir
    tarafa yapışmış, Kelime-i Tevhid’i söylerken buldu. İşte o adam, ihlâs
    kelimesini (Lâilâhe illallâh) söylemesi sebebiyle affedildi.”
    (4)

    Sekeratta telkin verme adabı

    Ölmek üzere bulunan
    kişiye telkin veren kişi, bunda fazla ısrarlı olmamalı, son derece nazik
    davranmalıdır. Çünkü çoğu zaman, bu durumdaki kişilerin dilleri dönmeyebilir ve
    ona zorla şehadet veya ‘Lâilâhe illâllah’ kelimesini söyletmeye çalışmak, ona
    ağır gelebilir. O anda bir şey söylemekten hoşlanmayabilir. Böyle bir zorlama,
    onun için kötü bir ölüme sebep olabilir, bundan kaçınılmalıdır. Zaten telkin,
    bir zorlama değil hatırlatmadır.

    Ölmek üzere olan birine, “Lâilâhe
    illâllah” zikrini telkin etmekten maksat, onun Allah’a iman üzere ruhunu teslim
    etmesine vesile olmaya çalışmaktır. Kalbinde bir olan Hakk’ı istemekten başka
    bir şey kalmayınca, ölüm ile beraber, dostuna kavuşması kendisi için nimetlerin
    en büyüğü olur.

    Ama o anda, kalbi hala dünya muhabbetine bağlı kalmış ve
    onun lezzetlerini yitirme endişesi taşıyorsa Tevhid Kelimesi, sadece dilinin
    ucunda dolaşıp kalbine nüfuz etmemişse işte, o zaman kişi, ilahi takdirin
    tehlikesi altına girer. Çünkü sadece dilinin hareket etmesi pek de makbul
    değildir, fakat Allahu Zülcelâl bir ihsanda bulunup kabul ederse bu
    müstesnadır.

    Ölüm anında Allah’ın rahmetine güvenmeli

    Son
    nefesleri verirken, Allah’a karşı hüsnü zanda bulunmak (O’na kavuşacağı için
    sevinmek ve Allah’ın rahmet ve ihsanına güvenmek) güzel bir şeydir.

    Ölüm
    anında, Allah’a hüsnü zanda bulunmanın faziletine dair rivayet edilmiş pek çok
    hadis ve haber vardır. Sahabeden Vâsile b. Eska radıyallahu anhu bir hastanın
    ziyaretine gitmişti. Ona:
    — Allah’a olan zannını bana anlatır mısın? O’nun
    sana ne şekilde muamelede bulunacağını düşünüyorsun? Diye sordu. Hasta;
    —
    Günahlarım gırtlağıma kadar dayanmış, helak olmak üzereyim ama hala Rabbimin
    rahmetinden ümidimi kesmiş değilim, diye cevap verince Vâsile b. Eska
    radıyallahu anhu tekbir getirdi, onunla beraber ev halkı da tekbir getirdi.


    Vasile, tekrar Allahu Ekber dedikten sonra;
    — Ben, Resulullah
    sallallahu aleyhi vesellemin şöyle dediğini işittim, diyerek, şu hadisi şerifi
    nakletti: “Allah Teala buyurur ki ‘Ben kulumun zannı üzereyim; o halde beni
    dilediği gibi düşünsün.” (5)

    Hazreti Peygamber aleyhissalatu
    vesselam, son anlarını yaşamakta olan bir gencin yanına girdi ve ona:
    —
    Kendini nasıl hissediyorsun? Diye sordu. Genç:
    — Allah Teâlâ’dan ümidimi
    kesmedim, lakin günahlarımdan ötürü korkuyorum, dedi. Bunun üzerine, Allah
    Rasulü sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:
    — Bu korku ve ümit hali, şu
    ölüm anında kulun kalbinde bir arada bulunursa Allah Teâlâ ona umduğunu verir,
    korktuğundan emin kılar. (6)

    Sabit b. Eslem-i Bünani rahmetullahi
    aleyhi şöyle anlatmıştır: “Aklı, hep oyun ve eğlencede olan bir genç vardı.
    Annesi her zaman kendisine öğütlerde bulunur ve:
    — Oğlum senin bir günün
    vardır, o günü aklından çıkarma! Derdi. Bir gün, kendisine Allah’ın emri gelip
    çatarak, ölüm döşeğine düştüğünde, annesi onun üzerine kapandı ve ona:
    —
    Yavrucuğum, işte ben seni her daim oyun ve eğlenceden sakındırarak, “senin bir
    günün var” dediğim gün bu gündür, dedi. Oğlu:
    — Ey anneciğim! Benim ihsanı ve
    keremi bol bir Rabbim var. Ben öyle ümit ediyorum ki Rabbim beni bugün, o
    ihsanlarının bir kısmından mahrum etmeyecek, dedi.

    Sabit b. Eslem-i
    Bünani rahmetullahi aleyhi demiştir ki: “Allah Teâlâ o gence, kendisine duyduğu
    hüsnü zannından dolayı mağfiret etti.”

    Notlar: 1- Tirmizi,
    İbni Mace, Ahmed b. Hanbel. 2- Müslim, Tirmizi, Ebu Davud. 3-
    Ahmed B. Hanbel, İbni Hibban. 4- Beyhakî. 5- Ahmed b.Hanbel,
    Tebaranî. 6- Tirmizî, İbnî Mace, Ahmed b. Hanbel.



  3. 18.Aralık.2012, 16:33
    2
    Editör



    Ölümü Sükûnet İle Karşılamak

    Son demlerini yaşayan bir kimsenin yapması gerekenler; huzur ve sükûn içinde olması; çırpınma, yırtınma, debelenme gibi davranışlarda bulunmaması, Kelime-i Şehadet getirmesi ve Allah’a hüsnü zan içinde bulunmasıdır (Allah’a kavuşacağına sevinmesidir).

    Ölüm anında azalarda görülen güzel haller

    Bu hususta, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem buyurmuşlardır ki; “Ölen bir kişinin durumunu şu üç hususta inceleyin; alnından terler sızdığı, gözlerinden yaşlar aktığı ve dudakları kuruduğu zaman… İşte bu hal, Allah’ın kendisine inen bir rahmetidir. Boğazı sıkılmış gibi hırlar, rengi kıpkırmızı gibi olur ve dudakları da morarmış olursa bu da Allah’ın kendisine inen bir azabıdır.” (1)
    Ölüm anında dilde görülen güzel haller

    Ölmek üzere olan bir
    kimsenin Kelime-i Şehadet getirmesi, hayra alamettir.

    Ebu Said-i Hudri
    radıyallahu anhudan rivayet edilen bir hadis-i şerifte, Resulullah sallallahu
    aleyhi vesellem: “Ölülerinize (ölmek üzere olanlara ) ‘Lâilâhe illallâh’ zikrini
    telkin edin” (2) diye buyurmuştur.

    Huzeyfe radıyallahu anhunun
    rivayetinde; “… Çünkü Kelime-i Tevhid, geçmiş günahları silip yok eder” kısmı da
    vardır. Hz. Osman radıyallahu anhunun rivayetinde ise: “Allah’tan başka ilah
    olmadığını bilerek ölen kimse, cennete girer” (3) diye
    buyrulmuştur.

    Hz. Osman radıyallahu anhu der ki: “Son anlarını geçiren
    birine, ‘Lâilâhe illallâh’ zikrini telkin edin. Çünkü dünyadaki son anlarını bu
    kelimelerle bitiren kişinin, ahiretteki azığı (mükâfatı) muhakkak cennet
    olur.”

    Hz. Ömer radıyallahu anhunun ise: “Ölmek üzere olan hastalarınızın
    yanlarında bulunun, onlara Allah’ı hatırlatın. Çünkü onlar, sizin
    göremediklerinizi görürler. Onlara, ‘La ilahe illallah’ zikrini telkin edin”
    dediği, gelen haberler arasındadır.

    Ebu Hureyre radıyallahu anhu
    anlatıyor: Resulullah sallallahu aleyhi vesellemin şöyle dediğini işittim: “Bir
    gün, Azrail ölmek üzere olan birinin yanında hazır bulunduğu bir sırada kalbini
    yokladı, orada bir şey bulunmayınca çenesini ayırarak diline baktı; onu, ucu bir
    tarafa yapışmış, Kelime-i Tevhid’i söylerken buldu. İşte o adam, ihlâs
    kelimesini (Lâilâhe illallâh) söylemesi sebebiyle affedildi.”
    (4)

    Sekeratta telkin verme adabı

    Ölmek üzere bulunan
    kişiye telkin veren kişi, bunda fazla ısrarlı olmamalı, son derece nazik
    davranmalıdır. Çünkü çoğu zaman, bu durumdaki kişilerin dilleri dönmeyebilir ve
    ona zorla şehadet veya ‘Lâilâhe illâllah’ kelimesini söyletmeye çalışmak, ona
    ağır gelebilir. O anda bir şey söylemekten hoşlanmayabilir. Böyle bir zorlama,
    onun için kötü bir ölüme sebep olabilir, bundan kaçınılmalıdır. Zaten telkin,
    bir zorlama değil hatırlatmadır.

    Ölmek üzere olan birine, “Lâilâhe
    illâllah” zikrini telkin etmekten maksat, onun Allah’a iman üzere ruhunu teslim
    etmesine vesile olmaya çalışmaktır. Kalbinde bir olan Hakk’ı istemekten başka
    bir şey kalmayınca, ölüm ile beraber, dostuna kavuşması kendisi için nimetlerin
    en büyüğü olur.

    Ama o anda, kalbi hala dünya muhabbetine bağlı kalmış ve
    onun lezzetlerini yitirme endişesi taşıyorsa Tevhid Kelimesi, sadece dilinin
    ucunda dolaşıp kalbine nüfuz etmemişse işte, o zaman kişi, ilahi takdirin
    tehlikesi altına girer. Çünkü sadece dilinin hareket etmesi pek de makbul
    değildir, fakat Allahu Zülcelâl bir ihsanda bulunup kabul ederse bu
    müstesnadır.

    Ölüm anında Allah’ın rahmetine güvenmeli

    Son
    nefesleri verirken, Allah’a karşı hüsnü zanda bulunmak (O’na kavuşacağı için
    sevinmek ve Allah’ın rahmet ve ihsanına güvenmek) güzel bir şeydir.

    Ölüm
    anında, Allah’a hüsnü zanda bulunmanın faziletine dair rivayet edilmiş pek çok
    hadis ve haber vardır. Sahabeden Vâsile b. Eska radıyallahu anhu bir hastanın
    ziyaretine gitmişti. Ona:
    — Allah’a olan zannını bana anlatır mısın? O’nun
    sana ne şekilde muamelede bulunacağını düşünüyorsun? Diye sordu. Hasta;
    —
    Günahlarım gırtlağıma kadar dayanmış, helak olmak üzereyim ama hala Rabbimin
    rahmetinden ümidimi kesmiş değilim, diye cevap verince Vâsile b. Eska
    radıyallahu anhu tekbir getirdi, onunla beraber ev halkı da tekbir getirdi.


    Vasile, tekrar Allahu Ekber dedikten sonra;
    — Ben, Resulullah
    sallallahu aleyhi vesellemin şöyle dediğini işittim, diyerek, şu hadisi şerifi
    nakletti: “Allah Teala buyurur ki ‘Ben kulumun zannı üzereyim; o halde beni
    dilediği gibi düşünsün.” (5)

    Hazreti Peygamber aleyhissalatu
    vesselam, son anlarını yaşamakta olan bir gencin yanına girdi ve ona:
    —
    Kendini nasıl hissediyorsun? Diye sordu. Genç:
    — Allah Teâlâ’dan ümidimi
    kesmedim, lakin günahlarımdan ötürü korkuyorum, dedi. Bunun üzerine, Allah
    Rasulü sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:
    — Bu korku ve ümit hali, şu
    ölüm anında kulun kalbinde bir arada bulunursa Allah Teâlâ ona umduğunu verir,
    korktuğundan emin kılar. (6)

    Sabit b. Eslem-i Bünani rahmetullahi
    aleyhi şöyle anlatmıştır: “Aklı, hep oyun ve eğlencede olan bir genç vardı.
    Annesi her zaman kendisine öğütlerde bulunur ve:
    — Oğlum senin bir günün
    vardır, o günü aklından çıkarma! Derdi. Bir gün, kendisine Allah’ın emri gelip
    çatarak, ölüm döşeğine düştüğünde, annesi onun üzerine kapandı ve ona:
    —
    Yavrucuğum, işte ben seni her daim oyun ve eğlenceden sakındırarak, “senin bir
    günün var” dediğim gün bu gündür, dedi. Oğlu:
    — Ey anneciğim! Benim ihsanı ve
    keremi bol bir Rabbim var. Ben öyle ümit ediyorum ki Rabbim beni bugün, o
    ihsanlarının bir kısmından mahrum etmeyecek, dedi.

    Sabit b. Eslem-i
    Bünani rahmetullahi aleyhi demiştir ki: “Allah Teâlâ o gence, kendisine duyduğu
    hüsnü zannından dolayı mağfiret etti.”

    Notlar: 1- Tirmizi,
    İbni Mace, Ahmed b. Hanbel. 2- Müslim, Tirmizi, Ebu Davud. 3-
    Ahmed B. Hanbel, İbni Hibban. 4- Beyhakî. 5- Ahmed b.Hanbel,
    Tebaranî. 6- Tirmizî, İbnî Mace, Ahmed b. Hanbel.






+ Yorum Gönder