Konusunu Oylayın.: Kur'an,ın açıklaması hadis ise güzel de bu hadisler kurana aykırı ise ne olacak?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kur'an,ın açıklaması hadis ise güzel de bu hadisler kurana aykırı ise ne olacak?
  1. 01.Aralık.2012, 21:59
    1
    Misafir

    Kur'an,ın açıklaması hadis ise güzel de bu hadisler kurana aykırı ise ne olacak?






    Kur'an,ın açıklaması hadis ise güzel de bu hadisler kurana aykırı ise ne olacak? Mumsema allah insanlara da düşünme gücü vermiş ve düşünün diyor ve biz düşünmeliyiz ama birirleri diyor ki siz düşünmeyin ,birirleri sizin adınıza düşünür ve peygamberimmizin hadsilerini o devrin alimleri kendi devrinin anlayışına göre yorumlamış ve pek çoğu kuranla uyuşmadığı halde kendi yorumlarıyla uydurmaya çalışmış


  2. 01.Aralık.2012, 21:59
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    allah insanlara da düşünme gücü vermiş ve düşünün diyor ve biz düşünmeliyiz ama birirleri diyor ki siz düşünmeyin ,birirleri sizin adınıza düşünür ve peygamberimmizin hadsilerini o devrin alimleri kendi devrinin anlayışına göre yorumlamış ve pek çoğu kuranla uyuşmadığı halde kendi yorumlarıyla uydurmaya çalışmış


    Benzer Konular

    - Güzel davranışlarla ilgili hadis mealleri resimli hadisler...

    - Güzel koku sürünüp erkeklerin yanına uğrayan kadın zaniyedir diye bir hadis var mıdır açıklaması ned

    - Akla ve mantığa aykırı olduğu bahanesiyle, Buhari gibi güvenilir hadis kaynaklarındaki bazı hadisler

    - Halifelik kaç yıl olacak bundan sonra ne olacak? hadislerle açıklaması

    - Güzel Ahlâk (1 ayet ve bir hadis açıklaması)

  3. 02.Aralık.2012, 05:46
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: kuranın açıklaması hadis ise güzel de bu hadisler kurana aykırı ise ne olcak




    Sünnet de Kur’an gibi Şer’î delildir
    Allahu Teâla ayette şöyle buyurmaktadır:
    قُلْ إِنَّمَا أُنذِرُكُمْ بِالْوَحْيِ “De ki ben ancak vahy ile uyarıyorum.”[1]

    إِنْ يُوحَى إِلَيَّ إِلا أَنَّمَا أَنَا نَذِيرٌ مُبِينٌ “Bana vahyolunur. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.”[2]

    إِنْ أَتَّبِعُ إِلا مَا يُوحَى إِلَيَّ “Ben ancak bana vahyolunana uyarım.”[3]

    إِنَّمَا أَتَّبِعُ مَا يُوحَى إِلَيَّ مِنْ رَبِّي “Ben ancak Rabimden bana vahyolunana uyarım.”[4]

    وَمَا يَنْطِقُ عَنْ الْهَوَى (3) إِنْ هُوَ إِلا وَحْيٌ يُوحَى “O hevasından konuşmaz. Ancak O’na vahyolunur.”[5]

    Hiçbir şekilde tevile/yoruma yer bırakmadan, Resulün getirdiklerinin, konuştuklarının ve uyardığı şeylerin yalnızca vahiyden kaynaklandığı, vahiy ile sınırlı olduğu hususunda bu ayetlerin hem delaletleri hem de sübutu kat’idir/kesindir. Bu nedenle Sünnet de Kur’an gibi vahiydir. Kur’an’a bağlı kalmanın farziyeti gibi Sünnete bağlı kalmanın farziyeti de yine Kur’an’ın açık nassı ile sabittir. Allahu Teâla şöyle buyurmaktadır:
    وَمَا آتَاكُمْ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا “Resul size neyi verdiyse onu alın, sizi neden alıkoyduysa onu da bırakın.”[6]

    مَنْ يُطِعْ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهَ “Kim Resule itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.”[7]

    فَلْيَحْذَرْ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَنْ تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ “Onun emrine muhalefet edenlere bir fitnenin veya elim bir azabın isabet etmesinden sakınsınlar.”[8]
    وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَنْ يَكُونَ لَهُمْ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ “Allah ve Resulü bir şeye hükmettiği zaman, mümin erkek ve mümin kadına artık işlerinde başka yolu seçmek yaraşmaz.”[9]
    فَلا وَرَبِّكَ لا يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لا يَجِدُوا فِي أَنفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا “Dikkat edin! Rabbine andolsun ki aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip, sonra senin verdiğin hükmü içlerinde bir sıkıntı duymadan tamamen kabul etmedikçe iman etmiş olmazlar.”[10]

    أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ “Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin.”[11]

    إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمْ اللَّهُ “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun, Allah’da sizi sevsin.”[12]

    Getirdikleri hususunda Resule tabi olmanın farziyeti hakkında bu ayetlerin tamamı açık ve net ifadelerdir. Zira Resule itaat Allah Subhenehû ve Teala’ya itaat sayılır.

    Getirdiklerine tabi olmanın farziyeti açısından Kur’an ve Hadis Şer’î delildirler. Bu konuda Hadis de Kur’an gibidir. Bu nedenle, “yanımızda Allah Subhenehû ve Teala’nın Kitabı var, yalnızca onda olanı alırız” demek caiz değildir. Çünkü bu ifadeden Sünneti terk anlaşılır. Bilakis Kur’an ve Sünnet bir araya getirilmeli ve Kur’an delil olarak alındığı gibi Sünnet de delil olarak alınmalıdır.

    Hadis olmaksızın yalnızca Kur’an’la yetinmek düşüncesinin bir Müslüman’dan çıkması caiz değildir. Nitekim Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem bu noktaya dikkat çekerek şöyle buyurmuştur:

    يوشك أن يقعد الرجل منكم عَلَى أَرِيكَتِهِ يحدث بحديثي فَيَقُولُ بَيْنَنَي وَبَيْنَكُمْ كِتَابُ اللَّهِ فَمَا وَجَدْنَا فِيهِ حَلالاً اسْتَحْلَلْنَاهُ وَمَا وَجَدْنَا فِيهِ حَرَامًا حَرَّمْنَاهُ وَإِنَّ مَا حَرَّمَ رَسُولُ اللَّهِ كَمَا حَرَّمَ اللَّهُ “Sizden bir adam çıkarak, koltuğuna yaslanır bir halde benden bir hadis okuyacak ve ardından da “sizin ile benim aramızda Allah’ın kitabı var. Onda helal bulduğumuzu helal kabul ederiz. Haram bulduğumuzu da haram kabul ederiz” diyecektir. Hâlbuki Allah’ın Resulünün bir şeyi haram kılması Allah’ın haram kılması gibidir.”[13]
    Cabir’den merfu olarak gelen rivayette ise şu ifade yer almaktadır:

    من بلغه عني حديث فكذب به فقد كذب ثلاثة : الله , ورسوله والذي حدث به “Kim benden bir hadis duyarsa ve yalanlarsa, üç şeyi yalanlamış sayılır: Allah’ı, Resulünü ve kendisine hadis aktaranı.”[14]

    Bu nedenle; “Kur’an’la Hadisi kıyaslarız. Eğer Hadis Kur’an’a uymazsa onu terkederiz” denilmesi hatadır. Çünkü bu tür bir ifade Kur’an-ı tahsis etmek, mukayyet kılmak veya mücmelini açıklamak için gelen Hadisi terk etmeye götüren bir ifadedir. Hadis ile gelen bir şeyin Kur’an’a uymadığı veya Kur’an’da bulunmadığı görülebilir. Fer’i olanları asli olanlara ilhak eden Hadisler bu türden hadislerdendir. Kur’an’da olmayıp Hadisler vasıtasıyla ulaşılan birçok hükümler vardır. Özellikle açıklayıcı hükümler Kur’an’la değil yalnızca Hadislerle gelmiştir. Bu nedenle Hadisler Kur’an’a kıyas edilmezler.

    Hadisin getirdikleri alınır onun dışındakiler ise geri çevrilir. Gelen bir hadis, Kur’an’da manası kat’i olan bir nassla çeliştiğinde hadis dirayeten yani metin açısından reddolunur. Çünkü Hadisin anlamı Kur’an’la çelişmektedir. Kays’ın kızı Fatıma’nın rivayet ettiği aşağıdaki Hadis dirayeten reddolunan hadislerdendir. “Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem zamanında kocam beni üç talakla boşadı. Bunun üzerine ben Nebi Sallallahu Aleyhi Vesellem’e geldim. Fakat Nebi Sallallahu Aleyhi Vesellem benim için ne nafaka ne de ev hükmünü uyguladı.”

    Bu Hadis reddolunur. Çünkü Kur’an-ı Kerimdeki Allahu Teâla’nın şu ayeti ile çelişmektedir:
    أَسْكِنُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ سَكَنتُمْ مِنْ وُجْدِكُمْ “Boşandığınız, fakat iddeti dolmamış kadınları gücünüz nisbetinde kendi oturduğunuz yerde oturtun.”[15]

    Bu durumda Hadis hem sübutu hem de delaleti kat’i olan Kur’an’ın nassı ile çeliştiği için reddolunur. Ancak hadis Kur’an’la çelişmiyorsa, Kur’an’ın ifade etmediği şeyleri kapsıyorsa veya Kur’an da olanın üzerine ilave yapıyorsa hem Kur’an’da olan hem de Hadiste olan alınır. Yoksa Kur’an’da geçtiği için biz Kur’an’da olan ile yetiniriz denilemez. Çünkü Allah her ikisini de emretmiştir. Her ikisine birden inanmak vaciptir.
    ——————————————————————————–
    [1] Enbiya: 45
    [2] Sad: 70
    [3] Ahkaf: 9
    [4] Araf: 203
    [5] Necm; 3,4
    [6] Haşr: 7
    [7] Nisa: 80
    [8] Nur-63
    [9] Ahzab: 36
    [10] Nisa: 65
    [11] Nisa: 59
    [12] Âl-i İmrân: 31
    [13] Hakim ve Beyhaki
    [14] Mecmu’ul Zevaid
    [15] Talak: 6


  4. 02.Aralık.2012, 05:46
    2
    Silent and lonely rains



    Sünnet de Kur’an gibi Şer’î delildir
    Allahu Teâla ayette şöyle buyurmaktadır:
    قُلْ إِنَّمَا أُنذِرُكُمْ بِالْوَحْيِ “De ki ben ancak vahy ile uyarıyorum.”[1]

    إِنْ يُوحَى إِلَيَّ إِلا أَنَّمَا أَنَا نَذِيرٌ مُبِينٌ “Bana vahyolunur. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.”[2]

    إِنْ أَتَّبِعُ إِلا مَا يُوحَى إِلَيَّ “Ben ancak bana vahyolunana uyarım.”[3]

    إِنَّمَا أَتَّبِعُ مَا يُوحَى إِلَيَّ مِنْ رَبِّي “Ben ancak Rabimden bana vahyolunana uyarım.”[4]

    وَمَا يَنْطِقُ عَنْ الْهَوَى (3) إِنْ هُوَ إِلا وَحْيٌ يُوحَى “O hevasından konuşmaz. Ancak O’na vahyolunur.”[5]

    Hiçbir şekilde tevile/yoruma yer bırakmadan, Resulün getirdiklerinin, konuştuklarının ve uyardığı şeylerin yalnızca vahiyden kaynaklandığı, vahiy ile sınırlı olduğu hususunda bu ayetlerin hem delaletleri hem de sübutu kat’idir/kesindir. Bu nedenle Sünnet de Kur’an gibi vahiydir. Kur’an’a bağlı kalmanın farziyeti gibi Sünnete bağlı kalmanın farziyeti de yine Kur’an’ın açık nassı ile sabittir. Allahu Teâla şöyle buyurmaktadır:
    وَمَا آتَاكُمْ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا “Resul size neyi verdiyse onu alın, sizi neden alıkoyduysa onu da bırakın.”[6]

    مَنْ يُطِعْ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهَ “Kim Resule itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.”[7]

    فَلْيَحْذَرْ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَنْ تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ “Onun emrine muhalefet edenlere bir fitnenin veya elim bir azabın isabet etmesinden sakınsınlar.”[8]
    وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَنْ يَكُونَ لَهُمْ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ “Allah ve Resulü bir şeye hükmettiği zaman, mümin erkek ve mümin kadına artık işlerinde başka yolu seçmek yaraşmaz.”[9]
    فَلا وَرَبِّكَ لا يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لا يَجِدُوا فِي أَنفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا “Dikkat edin! Rabbine andolsun ki aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip, sonra senin verdiğin hükmü içlerinde bir sıkıntı duymadan tamamen kabul etmedikçe iman etmiş olmazlar.”[10]

    أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ “Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin.”[11]

    إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمْ اللَّهُ “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun, Allah’da sizi sevsin.”[12]

    Getirdikleri hususunda Resule tabi olmanın farziyeti hakkında bu ayetlerin tamamı açık ve net ifadelerdir. Zira Resule itaat Allah Subhenehû ve Teala’ya itaat sayılır.

    Getirdiklerine tabi olmanın farziyeti açısından Kur’an ve Hadis Şer’î delildirler. Bu konuda Hadis de Kur’an gibidir. Bu nedenle, “yanımızda Allah Subhenehû ve Teala’nın Kitabı var, yalnızca onda olanı alırız” demek caiz değildir. Çünkü bu ifadeden Sünneti terk anlaşılır. Bilakis Kur’an ve Sünnet bir araya getirilmeli ve Kur’an delil olarak alındığı gibi Sünnet de delil olarak alınmalıdır.

    Hadis olmaksızın yalnızca Kur’an’la yetinmek düşüncesinin bir Müslüman’dan çıkması caiz değildir. Nitekim Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem bu noktaya dikkat çekerek şöyle buyurmuştur:

    يوشك أن يقعد الرجل منكم عَلَى أَرِيكَتِهِ يحدث بحديثي فَيَقُولُ بَيْنَنَي وَبَيْنَكُمْ كِتَابُ اللَّهِ فَمَا وَجَدْنَا فِيهِ حَلالاً اسْتَحْلَلْنَاهُ وَمَا وَجَدْنَا فِيهِ حَرَامًا حَرَّمْنَاهُ وَإِنَّ مَا حَرَّمَ رَسُولُ اللَّهِ كَمَا حَرَّمَ اللَّهُ “Sizden bir adam çıkarak, koltuğuna yaslanır bir halde benden bir hadis okuyacak ve ardından da “sizin ile benim aramızda Allah’ın kitabı var. Onda helal bulduğumuzu helal kabul ederiz. Haram bulduğumuzu da haram kabul ederiz” diyecektir. Hâlbuki Allah’ın Resulünün bir şeyi haram kılması Allah’ın haram kılması gibidir.”[13]
    Cabir’den merfu olarak gelen rivayette ise şu ifade yer almaktadır:

    من بلغه عني حديث فكذب به فقد كذب ثلاثة : الله , ورسوله والذي حدث به “Kim benden bir hadis duyarsa ve yalanlarsa, üç şeyi yalanlamış sayılır: Allah’ı, Resulünü ve kendisine hadis aktaranı.”[14]

    Bu nedenle; “Kur’an’la Hadisi kıyaslarız. Eğer Hadis Kur’an’a uymazsa onu terkederiz” denilmesi hatadır. Çünkü bu tür bir ifade Kur’an-ı tahsis etmek, mukayyet kılmak veya mücmelini açıklamak için gelen Hadisi terk etmeye götüren bir ifadedir. Hadis ile gelen bir şeyin Kur’an’a uymadığı veya Kur’an’da bulunmadığı görülebilir. Fer’i olanları asli olanlara ilhak eden Hadisler bu türden hadislerdendir. Kur’an’da olmayıp Hadisler vasıtasıyla ulaşılan birçok hükümler vardır. Özellikle açıklayıcı hükümler Kur’an’la değil yalnızca Hadislerle gelmiştir. Bu nedenle Hadisler Kur’an’a kıyas edilmezler.

    Hadisin getirdikleri alınır onun dışındakiler ise geri çevrilir. Gelen bir hadis, Kur’an’da manası kat’i olan bir nassla çeliştiğinde hadis dirayeten yani metin açısından reddolunur. Çünkü Hadisin anlamı Kur’an’la çelişmektedir. Kays’ın kızı Fatıma’nın rivayet ettiği aşağıdaki Hadis dirayeten reddolunan hadislerdendir. “Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem zamanında kocam beni üç talakla boşadı. Bunun üzerine ben Nebi Sallallahu Aleyhi Vesellem’e geldim. Fakat Nebi Sallallahu Aleyhi Vesellem benim için ne nafaka ne de ev hükmünü uyguladı.”

    Bu Hadis reddolunur. Çünkü Kur’an-ı Kerimdeki Allahu Teâla’nın şu ayeti ile çelişmektedir:
    أَسْكِنُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ سَكَنتُمْ مِنْ وُجْدِكُمْ “Boşandığınız, fakat iddeti dolmamış kadınları gücünüz nisbetinde kendi oturduğunuz yerde oturtun.”[15]

    Bu durumda Hadis hem sübutu hem de delaleti kat’i olan Kur’an’ın nassı ile çeliştiği için reddolunur. Ancak hadis Kur’an’la çelişmiyorsa, Kur’an’ın ifade etmediği şeyleri kapsıyorsa veya Kur’an da olanın üzerine ilave yapıyorsa hem Kur’an’da olan hem de Hadiste olan alınır. Yoksa Kur’an’da geçtiği için biz Kur’an’da olan ile yetiniriz denilemez. Çünkü Allah her ikisini de emretmiştir. Her ikisine birden inanmak vaciptir.
    ——————————————————————————–
    [1] Enbiya: 45
    [2] Sad: 70
    [3] Ahkaf: 9
    [4] Araf: 203
    [5] Necm; 3,4
    [6] Haşr: 7
    [7] Nisa: 80
    [8] Nur-63
    [9] Ahzab: 36
    [10] Nisa: 65
    [11] Nisa: 59
    [12] Âl-i İmrân: 31
    [13] Hakim ve Beyhaki
    [14] Mecmu’ul Zevaid
    [15] Talak: 6


  5. 02.Aralık.2012, 05:48
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: kuranın açıklaması hadis ise güzel de bu hadisler kurana aykırı ise ne olcak

    Bazı ehliyetsiz insanları görüyoruz ki, yalnız Kur'an-ı Kerim'in getirdiği İlâhî hükümleri kabul edip, dinin diğer temel kaynakları olan Sünnet, İcma ve Kıyas'ı reddediyorlar. Maksatları ise, halkın itikadını bozmak ve saptırmaktan ibarettir. Bunlar, Kur'an'ı tek mezhep kabul edip, sünnet-i Peygamberiyeyi ve İslâm'ın diğer delillerini hafife alırken, işlerine gelen hadisleri kabul edip, gelmeyenleri reddederler. Şuurlu Müslümanları aldatamadıkları gibi takdir de göremezler, buna hakları da yoktur.

    Malumdur ki, Müslümanlar Kur'an-ı Kerim'de nazil olan İlâhî hükümlere inanıp onlara uymaya mecbur oldukları gibi, hadislerle buyrulan dinî hükümleri de kabul etmeye mecburdurlar.

    Bunlar, asırlardan beri tefsir, hadis, fıkıh ve diğer sahalarda yazılmış olan, bütün ilim ve fikir ehlinin takdirini kazanan çok kıymetli eserleri hiç dikkate almazlar.

    Evet, Kur'an-ı Azimüşşan'ın gölgesine sığınarak yanlış yönlendirmede bulunan bir kimse, hiç olmazsa şunu bilmelidir ki, bir Müslüman ne kadar bilgisiz de olsa Kur'an'ı Azimüşşan'ın Allah kelamı olduğununa katiyyen şüphe ve tereddütü olmadığı gibi, sünnet-i seniyyenin de İslâm'ın ikinci bir delili ve dayanak noktası olduğunu kesin olarak bilir ve öyle de inanır.

    Şu halde, "İslâm dininin esası yalnız Kur'an'dır, biz yalnız onda olan hükümler ile amel ederiz, onun haram dediğine haram, helal dediğine helal deriz" diyerek sünneti dikkate almamak, ona kıymet vermemek, Peygamberimiz (asv)'in değerini ve görevini idrak etmemektir. Kur'an'ı tebliğ eden ve en başta tefsir eden O'dur.

    Peygamberimiz (a.s.m.) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmaktadır:

    "Bana Kur'an-ı Kerim ve onunla birlikte, bir onun kadarı daha (yani sünnet) verildi."

    Başka bir hadis-i şerifte de, "Bir kişiye, koltuğuna yaslanmışken hadisim ulaşır da, 'Aramızda Allah'ın kitabı var, ondaki helali helal, haramı da haram sayarız.' derse (bilsin ki) Resûllullah 'ın haram kıldığı da Allah 'ım haram kıldığı gibidir." buyurulmuştur.

    Ulemanın bir kısmı şöyle der: Sünnetin getirdiği her hükmün, uzak veya yakın, Kur'an'da aslı vardır. Sünnet, sonuçta Kur’ana’a ulaştırır. Onun öz halinde anlattığını açıklar, anlaşılmayan konuları ise açığa kavuşturur.

    Şatıbî, Kur'an ile yetinme fikrine sahip olanların sünnetten ayrılan nasipsiz kişiler olduğunu söyledikten sonra, "Bid'at ehlinden bir çoğu hadisi terk edip Allah'ın kitabını yanlış yorumlayarak hem kendileri sapıttı, hem de başkalarını sapıttırdılar." der.

    "Muhakkak ki, O zikri (Kur'an'ı) biz indirdik biz, şüphesiz O'nun hıfzedicisi de biziz." âyeti ile bu iki esastan Kur'an-ı Azimüşşan'ın lâfızları gibi manalarını da muhafaza etmeyi garanti altına almıştır. İslâm alimleri buradaki korumanın Kur'an'ı olduğu gibi sünneti de kapsadığını beyan etmişlerdir. Bu âyet-i kerime Kur'an'ın tefsir ve izahı mahiyetinde olan Peygamberimiz (asv)'in sünnet ve hadislerini de yani "Biz sana Kur'an'ı, insanlara indirilen hükümleri beyan etmen için indirdik." âyeti ile teminat altına almıştır. Çünkü âyette bildirilen "beyan" Kur'an'ın manasındandır. Bu beyan ise ancak Peygamberimiz (asv)'in sünnet ve hadisleri ile olur.

    " Resûlullah'ın size getirdiklerine yapışınız. O'nun size yasak ettiği şeylerden de uzak olunuz. Allah'dan korkunuz. Çünkü Allah'ın vereceği ceza ağırdır."(Haşr, 59/7)

    Elmalılı Hamdi Yazır Hazretleri tefsirinde bu âyete şöyle meal verir:

    "Peygamber size her ne verdiyse onu alın, almayın dediğini almayın, yapmayın dediğini yapmayın ve Allah'dan korkun da Allah'ın ve Peygamber (asv)'in emirlerine karşı gelmekten ve birbirinizin hakkını yemekten, devlete hıyanet eylemekten sakının"

    Şu hale göre Kur'an sünnetsiz, sünnet de Kur'ansız düşünülemez. Bunlardan birini ihmal etmek, İslâm dinini anlamamaktan doğan bir hastalıktır ve bir dalalettir. Tabiri caiz ise Kur'an bir güneş ise sünnet-i seniyye onun ziyasıdır. Birisi için diğeri feda edilmez.

    Evet, nasıl Cenâb-ı Hakk, hafızlar ile Kur'an'ı hıfz(muhafaza)etmişse, İslâm alimlerinin vasıtası ile de sünnet ve hadisleri muhafaza etmiştir.


    Mehmet Kırkıncı




    ---------------------------------------

    İmam Şafii’nin Sünnete Bakışı

    İmam Şafii’ye göre Allah (c.c.), Rasûl’ünün sünnetlerine uymayı emretmiş ve dolayısıyla sünnetlere uymakta böylelikle farz kılınmıştır.

    İmam Şafii (r.a.) Risale’sinde şöyle der: Beyhaki de onun bu sözünü “Medhal” adlı eserinde nakleder:

    1- Allah Tealâ, Rasûl’ünü, İslam dini, farzlar ve Kur’ân’la ilgili olarak öyle bir yere koymuştur ki; onu, farz kıldığı taatlar ile haram kıldığı masiyetlerin kendisiyle bilindiği bir meşale olarak insanlara gönderdiğini açıklamıştır. Ayrıca kendisine imanla Rasûl’üne imanı beraberce zikrederek Rasûlullah (s.a.v.)’in faziletini beyan etmiştir. Allah (c.c.) bunu şöyle ferman ediyor: “Allah’a, peygamberine ve indirdiğimiz Kur’ân’a iman ediniz. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.” (Teğabun: 64/8)

    2- İmanın dışında kalan hususlar imana tabidir. İmanın tam olması ise Allah’a ve Rasûl’üne beraberce inanma şartına bağlamıştır. Yine Allah Tealâ şöyle buyuruyor: “Muhakkak müminler onlardır ki, Allah’a ve Rasûlüne iman etmişlerdir ve onun maiyetinde içtimai bir işle meşgul bulundukları zaman da ondan izin istemedikçe bırakıp gitmezler.” (Nur: 24/62)

    3- Allah Tealâ bir ayette de şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Allah Tealâ’ya itaat ediniz ve peygambere de, sizden olan emir sahiplerine de itaatte bulununuz. Sonra bir şey hakkında ihtilafa düşerseniz, onu Allah-u Teâla’ya ve peygamberine arz ediniz.” (Nisa: 4/59) İlim ehlinden bazıları bu ayette geçen “emir sahipleri”nden muradın “Rasûlullah (s.a.v.)’in gönderdiği seriyyelerin komutanları” olduğunu söylemişlerdir. “İhtilafa düşerseniz” sözünün manası da “bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz” demektir. “İhtilafa düşerseniz” diye kastedilenler de “seriyyeye katılanlar ve itaat etmekle emrolundukları komutanlarıdır” “Onu, Allah Tealâ’ya ve peygamberine arz ediniz” kavlinden murat, “Allah’ın ve Rasûl’ünün sözüne bakın” demektir.

    4- İmam Şafii Rasûlullah (s.a.v.)’in emrine uymanın farz oluşuna şu ayeti de delil getirir: “Peygamber size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa da ondan kaçının.” (Haşr: 59/7)

    5- İmam Şafii (r.a.) bir gün bir hadis rivayet eder ve “sahihtir” der. Birisi:

    —Ey Ebû Abdullah! Sen de aynı kanaatte misin? diye laf edince, bozulur ve şöyle der:

    —Ey adam! Sen beni hiç Hıristiyan olarak gördün mü? Bana kiliseden çıkarken rastladın mı? Belimde Hıristiyan kuşağı gördün mü? Rasûlullah (s.a.v.)’den hadis rivayet edeceğim ve hem de aynı görüşte olmayacağım ha!
    İmam Şafii bu ayetlerin dışında, Rasûlullah (s.a.v.)’in emrine uymayı, ona taatın zaruri olduğunu gösteren diğer ayetleri de zikreder. Bu durumda Allah Tealâ, Rasûl’üne itaati farz kıldığından dolayı, hiç kimse Rasûlullah (s.a.v.)’in emrini reddedemez.
    alıntı.


  6. 02.Aralık.2012, 05:48
    3
    Silent and lonely rains
    Bazı ehliyetsiz insanları görüyoruz ki, yalnız Kur'an-ı Kerim'in getirdiği İlâhî hükümleri kabul edip, dinin diğer temel kaynakları olan Sünnet, İcma ve Kıyas'ı reddediyorlar. Maksatları ise, halkın itikadını bozmak ve saptırmaktan ibarettir. Bunlar, Kur'an'ı tek mezhep kabul edip, sünnet-i Peygamberiyeyi ve İslâm'ın diğer delillerini hafife alırken, işlerine gelen hadisleri kabul edip, gelmeyenleri reddederler. Şuurlu Müslümanları aldatamadıkları gibi takdir de göremezler, buna hakları da yoktur.

    Malumdur ki, Müslümanlar Kur'an-ı Kerim'de nazil olan İlâhî hükümlere inanıp onlara uymaya mecbur oldukları gibi, hadislerle buyrulan dinî hükümleri de kabul etmeye mecburdurlar.

    Bunlar, asırlardan beri tefsir, hadis, fıkıh ve diğer sahalarda yazılmış olan, bütün ilim ve fikir ehlinin takdirini kazanan çok kıymetli eserleri hiç dikkate almazlar.

    Evet, Kur'an-ı Azimüşşan'ın gölgesine sığınarak yanlış yönlendirmede bulunan bir kimse, hiç olmazsa şunu bilmelidir ki, bir Müslüman ne kadar bilgisiz de olsa Kur'an'ı Azimüşşan'ın Allah kelamı olduğununa katiyyen şüphe ve tereddütü olmadığı gibi, sünnet-i seniyyenin de İslâm'ın ikinci bir delili ve dayanak noktası olduğunu kesin olarak bilir ve öyle de inanır.

    Şu halde, "İslâm dininin esası yalnız Kur'an'dır, biz yalnız onda olan hükümler ile amel ederiz, onun haram dediğine haram, helal dediğine helal deriz" diyerek sünneti dikkate almamak, ona kıymet vermemek, Peygamberimiz (asv)'in değerini ve görevini idrak etmemektir. Kur'an'ı tebliğ eden ve en başta tefsir eden O'dur.

    Peygamberimiz (a.s.m.) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmaktadır:

    "Bana Kur'an-ı Kerim ve onunla birlikte, bir onun kadarı daha (yani sünnet) verildi."

    Başka bir hadis-i şerifte de, "Bir kişiye, koltuğuna yaslanmışken hadisim ulaşır da, 'Aramızda Allah'ın kitabı var, ondaki helali helal, haramı da haram sayarız.' derse (bilsin ki) Resûllullah 'ın haram kıldığı da Allah 'ım haram kıldığı gibidir." buyurulmuştur.

    Ulemanın bir kısmı şöyle der: Sünnetin getirdiği her hükmün, uzak veya yakın, Kur'an'da aslı vardır. Sünnet, sonuçta Kur’ana’a ulaştırır. Onun öz halinde anlattığını açıklar, anlaşılmayan konuları ise açığa kavuşturur.

    Şatıbî, Kur'an ile yetinme fikrine sahip olanların sünnetten ayrılan nasipsiz kişiler olduğunu söyledikten sonra, "Bid'at ehlinden bir çoğu hadisi terk edip Allah'ın kitabını yanlış yorumlayarak hem kendileri sapıttı, hem de başkalarını sapıttırdılar." der.

    "Muhakkak ki, O zikri (Kur'an'ı) biz indirdik biz, şüphesiz O'nun hıfzedicisi de biziz." âyeti ile bu iki esastan Kur'an-ı Azimüşşan'ın lâfızları gibi manalarını da muhafaza etmeyi garanti altına almıştır. İslâm alimleri buradaki korumanın Kur'an'ı olduğu gibi sünneti de kapsadığını beyan etmişlerdir. Bu âyet-i kerime Kur'an'ın tefsir ve izahı mahiyetinde olan Peygamberimiz (asv)'in sünnet ve hadislerini de yani "Biz sana Kur'an'ı, insanlara indirilen hükümleri beyan etmen için indirdik." âyeti ile teminat altına almıştır. Çünkü âyette bildirilen "beyan" Kur'an'ın manasındandır. Bu beyan ise ancak Peygamberimiz (asv)'in sünnet ve hadisleri ile olur.

    " Resûlullah'ın size getirdiklerine yapışınız. O'nun size yasak ettiği şeylerden de uzak olunuz. Allah'dan korkunuz. Çünkü Allah'ın vereceği ceza ağırdır."(Haşr, 59/7)

    Elmalılı Hamdi Yazır Hazretleri tefsirinde bu âyete şöyle meal verir:

    "Peygamber size her ne verdiyse onu alın, almayın dediğini almayın, yapmayın dediğini yapmayın ve Allah'dan korkun da Allah'ın ve Peygamber (asv)'in emirlerine karşı gelmekten ve birbirinizin hakkını yemekten, devlete hıyanet eylemekten sakının"

    Şu hale göre Kur'an sünnetsiz, sünnet de Kur'ansız düşünülemez. Bunlardan birini ihmal etmek, İslâm dinini anlamamaktan doğan bir hastalıktır ve bir dalalettir. Tabiri caiz ise Kur'an bir güneş ise sünnet-i seniyye onun ziyasıdır. Birisi için diğeri feda edilmez.

    Evet, nasıl Cenâb-ı Hakk, hafızlar ile Kur'an'ı hıfz(muhafaza)etmişse, İslâm alimlerinin vasıtası ile de sünnet ve hadisleri muhafaza etmiştir.


    Mehmet Kırkıncı




    ---------------------------------------

    İmam Şafii’nin Sünnete Bakışı

    İmam Şafii’ye göre Allah (c.c.), Rasûl’ünün sünnetlerine uymayı emretmiş ve dolayısıyla sünnetlere uymakta böylelikle farz kılınmıştır.

    İmam Şafii (r.a.) Risale’sinde şöyle der: Beyhaki de onun bu sözünü “Medhal” adlı eserinde nakleder:

    1- Allah Tealâ, Rasûl’ünü, İslam dini, farzlar ve Kur’ân’la ilgili olarak öyle bir yere koymuştur ki; onu, farz kıldığı taatlar ile haram kıldığı masiyetlerin kendisiyle bilindiği bir meşale olarak insanlara gönderdiğini açıklamıştır. Ayrıca kendisine imanla Rasûl’üne imanı beraberce zikrederek Rasûlullah (s.a.v.)’in faziletini beyan etmiştir. Allah (c.c.) bunu şöyle ferman ediyor: “Allah’a, peygamberine ve indirdiğimiz Kur’ân’a iman ediniz. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.” (Teğabun: 64/8)

    2- İmanın dışında kalan hususlar imana tabidir. İmanın tam olması ise Allah’a ve Rasûl’üne beraberce inanma şartına bağlamıştır. Yine Allah Tealâ şöyle buyuruyor: “Muhakkak müminler onlardır ki, Allah’a ve Rasûlüne iman etmişlerdir ve onun maiyetinde içtimai bir işle meşgul bulundukları zaman da ondan izin istemedikçe bırakıp gitmezler.” (Nur: 24/62)

    3- Allah Tealâ bir ayette de şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Allah Tealâ’ya itaat ediniz ve peygambere de, sizden olan emir sahiplerine de itaatte bulununuz. Sonra bir şey hakkında ihtilafa düşerseniz, onu Allah-u Teâla’ya ve peygamberine arz ediniz.” (Nisa: 4/59) İlim ehlinden bazıları bu ayette geçen “emir sahipleri”nden muradın “Rasûlullah (s.a.v.)’in gönderdiği seriyyelerin komutanları” olduğunu söylemişlerdir. “İhtilafa düşerseniz” sözünün manası da “bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz” demektir. “İhtilafa düşerseniz” diye kastedilenler de “seriyyeye katılanlar ve itaat etmekle emrolundukları komutanlarıdır” “Onu, Allah Tealâ’ya ve peygamberine arz ediniz” kavlinden murat, “Allah’ın ve Rasûl’ünün sözüne bakın” demektir.

    4- İmam Şafii Rasûlullah (s.a.v.)’in emrine uymanın farz oluşuna şu ayeti de delil getirir: “Peygamber size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa da ondan kaçının.” (Haşr: 59/7)

    5- İmam Şafii (r.a.) bir gün bir hadis rivayet eder ve “sahihtir” der. Birisi:

    —Ey Ebû Abdullah! Sen de aynı kanaatte misin? diye laf edince, bozulur ve şöyle der:

    —Ey adam! Sen beni hiç Hıristiyan olarak gördün mü? Bana kiliseden çıkarken rastladın mı? Belimde Hıristiyan kuşağı gördün mü? Rasûlullah (s.a.v.)’den hadis rivayet edeceğim ve hem de aynı görüşte olmayacağım ha!
    İmam Şafii bu ayetlerin dışında, Rasûlullah (s.a.v.)’in emrine uymayı, ona taatın zaruri olduğunu gösteren diğer ayetleri de zikreder. Bu durumda Allah Tealâ, Rasûl’üne itaati farz kıldığından dolayı, hiç kimse Rasûlullah (s.a.v.)’in emrini reddedemez.
    alıntı.





+ Yorum Gönder