Konusunu Oylayın.: Tekfir ederek haklarına girdiğim Müslümanlarla helalleşmem için ne yapmalıyım??

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Tekfir ederek haklarına girdiğim Müslümanlarla helalleşmem için ne yapmalıyım??
  1. 01.Aralık.2012, 17:24
    1
    Misafir

    Tekfir ederek haklarına girdiğim Müslümanlarla helalleşmem için ne yapmalıyım??






    Tekfir ederek haklarına girdiğim Müslümanlarla helalleşmem için ne yapmalıyım?? Mumsema Selamun Aleyküm Ben bir grup için ama resmen tapıyorlar gibi bir şey söylemiştim babamda beni tam ne şekilde hatırlamıyorum ama uyarmıştı yani öyle olmadığına dairdi galiba Şimdi ben o insanların hepsinden haklarını helal etmelerini isteyemem ve çok pişmanım napmalıyım? Lütfen bildiklerinizi paylaşın
    Allah razı olsun.


  2. 01.Aralık.2012, 17:24
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Selamun Aleyküm Ben bir grup için ama resmen tapıyorlar gibi bir şey söylemiştim babamda beni tam ne şekilde hatırlamıyorum ama uyarmıştı yani öyle olmadığına dairdi galiba Şimdi ben o insanların hepsinden haklarını helal etmelerini isteyemem ve çok pişmanım napmalıyım? Lütfen bildiklerinizi paylaşın
    Allah razı olsun.


    Benzer Konular

    - İftira attığım kişi duymadı helalleşmem lazım mı?

    - Bağnazlığın kişiye ve topluma verdiği zararları tespit ederek ortadan kaldırılması için neler yapılm

    - Eskiden kul hakkına girdiğim olaylar

    - Borçlarım var ve daha kötü bir hal almaması için ne yapmalıyım insanlarla helalleşmem lazım mı?

    - Tekfir nedir? İslamda tekfir kavramı

  3. 31.Aralık.2012, 13:52
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Tekfir ederek haklarına girdiğim Müslümanlarla helalleşmem için ne yapmalıyım??




    Sevgili kardeşimiz. Bir Müslüman’a küfür isnadında bulunmaya dini bir terim olarak “tekfir” denir. “Tekfir”, bir Müslüman’ı küfürle itham etmek, suçlamak, onun İslam’ın dışında olduğu kanaatine varmaktır.

    İmam Gazali bu konuda şöyle der:


    “Mü’min bir kişiyi tekfir etmek, o kişiyi öldürülmenin mubah olduğuna ve ebedî olarak cehennemde kalmasına hükmetmek demektir.” (İslam’da Müsamaha, s. 16)

    Bir başka ifadesinde de,

    “Bir kimseyi tekfir etmek hukukî sonuçları doğuran dinî bir hükümdür. Çünkü bir kimse tekfir edilirse, o kişinin mal varlığı elinden alınır, kanının dökülmesi helal olur ve onun cehennemde ebedi olarak kalmasına hükmedilmiş olur. Diğer dinî hükümler gibi, bu da bazen kesin, bazen zanla bilinir. Bir insanın küfre girmesinde tereddüt varsa, küfürle suçlamayıp sessiz kalmak gerekir.” (İslam’da Müsamaha, s. 46)

    Bir hadiste de Peygamberimiz imanın esasından üç şeyi sayarken, “Lâilâhe illallah diyenleri küfürle itham etmeyin” buyurarak Kelime-i Tevhidi söyleyenlerin tekfir edilmemesini emreder.

    Bir başka hadiste de, “Lâilâhe illallah diyen kimseleri tekfir etmeyin. Böyle bir kimseyi tekfir edenler bilsinler ki, onlar, küfre girmeye, küfürle suçladıkları kimseden daha yakındır” buyurur. (İsârü’l-Hak, s. 434-35)

    Sahabiden Abdullah bin Cabir’e (r.a.) “Ehl-i kıble (mü’minler) tekfir edilir mi?” diye sorulunca, “Ehl-i kıbleyi (mü’minleri) tekfir etmekten Allah’a sığınırım” demiştir. (İsârü’l-Hak, s. 434-35)

    Bunun için mü’min “tekfir”den Allah’a sığınmalıdır. Çünkü bir mü’mini küfürle suçlamak hiçbir şeye benzemez. Allah korusun, ya suçlanan kişi veya söyleyen kimse bu sıfatı alabilir.

    Ebu Zer’in rivayet ettiği bir hadis-i şerifte, Peygamberimiz, böyle bir hatayı işleyenleri şiddetle uyarır:

    “Kimse kimseyi fasıklıkla suçlamasın. Buna hakkı yoktur. Kimse kimseyi küfürle de suçlamasın. Şayet küfür suçlamasında bulunur da, suçlanan kişide böyle bir sıfat yoksa, bu sıfat suçlayan kimseye döner.” (Buharî, Edeb 44)

    Bu sebeple bazı müçtehit imamlar, başkasını küfürle suçlayan kimselerin İslam’ın dışına çıktıklarını bu hadis ve âyetleri delil getirerek hükmetmişler.

    Fakat Ehl-i Sünnet imamlarının çoğu der ki: Başkasını değişik yollarla tekfir eden kimse, tekfir ettiği kişinin kâfir olduğuna kesin biçimde kalben inanmıyorsa kâfir olmaz, sadece günahkâr olur. (İsârü’l-Hak, s. 448)

    Bediüzzaman Said Nursî de, bir Müslüman’ı küfürle itham etmeye çabuk cüret edilmemesine dikkati çeker ve bir Müslüman’ı lânetlemenin ve tekfir etmenin sevaplı bir iş olmadığını söyleyerek bu konuda şu tespitte bulunur:

    “Madem zemmetmemek (bir insanı kötülememek) ve tekfir etmemekte bir emr-i şer’î (dinî bir emir) yok, fakat zemde ve tekfirde hükm-i şer’î (bir Müslüman’ı kötülemenin ve küfürle suçlamanın dinî bir hükmü) var.

    “Zem ve tekfir eğer haksız olsa büyük zararı var. Eğer haklı ise hiç hayır ve sevap yok. Çünkü zemme ve tekfire müstahak hadsizdir (kötülüğü ve tekfiri pek çok insan hak ediyor). Fakat zemmetmemek, tekfir etmemekte hiçbir hükm-i şer’î yok.” (Emirdağ Lahikası, 1:201)

    O kadar zulüm ve işkenceye uğratıldığı halde bazı bilinen kişilere küfür isnat etmede titiz davranan; bunun yerine İslam’ın aleyhinde çalışan komitelere “zındık, dinsiz” kelimelerini kullanan Bediüzzaman, bu nazik meseleyi dört madde halinde şöyle ifade eder.

    “Evvelen: Ben fıtratımda, ziyade şefkat itibariyle, eskiden beri sair âlimlere nispeten mümkün olduğu kadar tekfirden çekindiğimi beni tanıyan bilir.

    “Saniyen: Mezheb-i Hanefi’de çok maddelere küfür denildiği halde, Mezheb-i Şafiî’de, o günahlara küfür denmez. Günah-ı kebire (büyük günah) denilir. Eğer sarih (açıkça) küfrü görse, o vakit hüküm eder. Ben Şafiî iken, yine tevili (yorumu) mümkün olsa, hüküm etmekten çekinirim. Çünkü tekfir, bana çok ağır geliyor.

    “Salisen: Benim sarf ettiğim ‘zındık’ ve ‘dinsiz’ kelimelerini gizli ve şahsen tanımadığım ve kırk seneden beri bu millete, iman ve İslamiyet aleyhinde çalışmalarını bildiğim, kökü Avrupa’da bir komite efradına (fertlerine) diyorum. Bana zulüm edenlerin çoğunu, masumların hatırı için hakkımı onlara helal ediyorum. Yalnız bazen hiddet ettiğim vakit, ‘ehl-i dalalet (sapkınlık ehli)’ derim. Yani harekâtında (hareketlerinde) dalalet ve zulme ve fıska düşer, yoksa küfre düşer, demek değildir.

    “Rabian: Gayr-i muayyen (tanınmayan) şahısları ve isimleri zikredilmeyen insanlara dair, bazı fena sıfatlar için, ‘Böyle yapan münafıktır veya dinsizliğe yardım eder veya kâfir olur’ denilse, hattâ gıybet dahi sayılmaz. Ve Kur’an-ı Hakim’de böyle müphem (bilinmeyen) şahıslar hakkındaki şiddetli tabirat gibi bir tabir olduğu halde, savcı o tabiratı kendine ve muayyen şahıslara alsa, kendi kendini tekfir eder. Bana ilişmesi bütün bütün kanunsuzdur.”

    Bu açıdan hiç kimseye küfür isnadında bulunmamalı, ehl-i imanı tekfir etmemeli, mü’minleri imansızlıkla suçlamamalı, dikkatli davranmalı, kendi imanımızı tehlikeye sokacak sözlerden uzak durmalı.

    Batıl bir mezhep olan Hâriciler Hz. Ali’yi küfürle itham ediyorlardı. Hz. Ali’nin kendisine Haricilerin kafir olup olmadıkları sorulduğunda, “Tekfirden sakınınız, hiç kimseyi küfürle itham etmeyin” demişti. Sizde yüce Allahtan af ve mağfiret isteyip hakkında tekfirde bulunduğunuz müslümanlarla helalleşmelisiniz...



  4. 31.Aralık.2012, 13:52
    2
    Moderatör



    Sevgili kardeşimiz. Bir Müslüman’a küfür isnadında bulunmaya dini bir terim olarak “tekfir” denir. “Tekfir”, bir Müslüman’ı küfürle itham etmek, suçlamak, onun İslam’ın dışında olduğu kanaatine varmaktır.

    İmam Gazali bu konuda şöyle der:


    “Mü’min bir kişiyi tekfir etmek, o kişiyi öldürülmenin mubah olduğuna ve ebedî olarak cehennemde kalmasına hükmetmek demektir.” (İslam’da Müsamaha, s. 16)

    Bir başka ifadesinde de,

    “Bir kimseyi tekfir etmek hukukî sonuçları doğuran dinî bir hükümdür. Çünkü bir kimse tekfir edilirse, o kişinin mal varlığı elinden alınır, kanının dökülmesi helal olur ve onun cehennemde ebedi olarak kalmasına hükmedilmiş olur. Diğer dinî hükümler gibi, bu da bazen kesin, bazen zanla bilinir. Bir insanın küfre girmesinde tereddüt varsa, küfürle suçlamayıp sessiz kalmak gerekir.” (İslam’da Müsamaha, s. 46)

    Bir hadiste de Peygamberimiz imanın esasından üç şeyi sayarken, “Lâilâhe illallah diyenleri küfürle itham etmeyin” buyurarak Kelime-i Tevhidi söyleyenlerin tekfir edilmemesini emreder.

    Bir başka hadiste de, “Lâilâhe illallah diyen kimseleri tekfir etmeyin. Böyle bir kimseyi tekfir edenler bilsinler ki, onlar, küfre girmeye, küfürle suçladıkları kimseden daha yakındır” buyurur. (İsârü’l-Hak, s. 434-35)

    Sahabiden Abdullah bin Cabir’e (r.a.) “Ehl-i kıble (mü’minler) tekfir edilir mi?” diye sorulunca, “Ehl-i kıbleyi (mü’minleri) tekfir etmekten Allah’a sığınırım” demiştir. (İsârü’l-Hak, s. 434-35)

    Bunun için mü’min “tekfir”den Allah’a sığınmalıdır. Çünkü bir mü’mini küfürle suçlamak hiçbir şeye benzemez. Allah korusun, ya suçlanan kişi veya söyleyen kimse bu sıfatı alabilir.

    Ebu Zer’in rivayet ettiği bir hadis-i şerifte, Peygamberimiz, böyle bir hatayı işleyenleri şiddetle uyarır:

    “Kimse kimseyi fasıklıkla suçlamasın. Buna hakkı yoktur. Kimse kimseyi küfürle de suçlamasın. Şayet küfür suçlamasında bulunur da, suçlanan kişide böyle bir sıfat yoksa, bu sıfat suçlayan kimseye döner.” (Buharî, Edeb 44)

    Bu sebeple bazı müçtehit imamlar, başkasını küfürle suçlayan kimselerin İslam’ın dışına çıktıklarını bu hadis ve âyetleri delil getirerek hükmetmişler.

    Fakat Ehl-i Sünnet imamlarının çoğu der ki: Başkasını değişik yollarla tekfir eden kimse, tekfir ettiği kişinin kâfir olduğuna kesin biçimde kalben inanmıyorsa kâfir olmaz, sadece günahkâr olur. (İsârü’l-Hak, s. 448)

    Bediüzzaman Said Nursî de, bir Müslüman’ı küfürle itham etmeye çabuk cüret edilmemesine dikkati çeker ve bir Müslüman’ı lânetlemenin ve tekfir etmenin sevaplı bir iş olmadığını söyleyerek bu konuda şu tespitte bulunur:

    “Madem zemmetmemek (bir insanı kötülememek) ve tekfir etmemekte bir emr-i şer’î (dinî bir emir) yok, fakat zemde ve tekfirde hükm-i şer’î (bir Müslüman’ı kötülemenin ve küfürle suçlamanın dinî bir hükmü) var.

    “Zem ve tekfir eğer haksız olsa büyük zararı var. Eğer haklı ise hiç hayır ve sevap yok. Çünkü zemme ve tekfire müstahak hadsizdir (kötülüğü ve tekfiri pek çok insan hak ediyor). Fakat zemmetmemek, tekfir etmemekte hiçbir hükm-i şer’î yok.” (Emirdağ Lahikası, 1:201)

    O kadar zulüm ve işkenceye uğratıldığı halde bazı bilinen kişilere küfür isnat etmede titiz davranan; bunun yerine İslam’ın aleyhinde çalışan komitelere “zındık, dinsiz” kelimelerini kullanan Bediüzzaman, bu nazik meseleyi dört madde halinde şöyle ifade eder.

    “Evvelen: Ben fıtratımda, ziyade şefkat itibariyle, eskiden beri sair âlimlere nispeten mümkün olduğu kadar tekfirden çekindiğimi beni tanıyan bilir.

    “Saniyen: Mezheb-i Hanefi’de çok maddelere küfür denildiği halde, Mezheb-i Şafiî’de, o günahlara küfür denmez. Günah-ı kebire (büyük günah) denilir. Eğer sarih (açıkça) küfrü görse, o vakit hüküm eder. Ben Şafiî iken, yine tevili (yorumu) mümkün olsa, hüküm etmekten çekinirim. Çünkü tekfir, bana çok ağır geliyor.

    “Salisen: Benim sarf ettiğim ‘zındık’ ve ‘dinsiz’ kelimelerini gizli ve şahsen tanımadığım ve kırk seneden beri bu millete, iman ve İslamiyet aleyhinde çalışmalarını bildiğim, kökü Avrupa’da bir komite efradına (fertlerine) diyorum. Bana zulüm edenlerin çoğunu, masumların hatırı için hakkımı onlara helal ediyorum. Yalnız bazen hiddet ettiğim vakit, ‘ehl-i dalalet (sapkınlık ehli)’ derim. Yani harekâtında (hareketlerinde) dalalet ve zulme ve fıska düşer, yoksa küfre düşer, demek değildir.

    “Rabian: Gayr-i muayyen (tanınmayan) şahısları ve isimleri zikredilmeyen insanlara dair, bazı fena sıfatlar için, ‘Böyle yapan münafıktır veya dinsizliğe yardım eder veya kâfir olur’ denilse, hattâ gıybet dahi sayılmaz. Ve Kur’an-ı Hakim’de böyle müphem (bilinmeyen) şahıslar hakkındaki şiddetli tabirat gibi bir tabir olduğu halde, savcı o tabiratı kendine ve muayyen şahıslara alsa, kendi kendini tekfir eder. Bana ilişmesi bütün bütün kanunsuzdur.”

    Bu açıdan hiç kimseye küfür isnadında bulunmamalı, ehl-i imanı tekfir etmemeli, mü’minleri imansızlıkla suçlamamalı, dikkatli davranmalı, kendi imanımızı tehlikeye sokacak sözlerden uzak durmalı.

    Batıl bir mezhep olan Hâriciler Hz. Ali’yi küfürle itham ediyorlardı. Hz. Ali’nin kendisine Haricilerin kafir olup olmadıkları sorulduğunda, “Tekfirden sakınınız, hiç kimseyi küfürle itham etmeyin” demişti. Sizde yüce Allahtan af ve mağfiret isteyip hakkında tekfirde bulunduğunuz müslümanlarla helalleşmelisiniz...






+ Yorum Gönder