Konusunu Oylayın.: İsrail'in, Filistin'deki masumları öldürmesine nasıl bakmalıyız?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İsrail'in, Filistin'deki masumları öldürmesine nasıl bakmalıyız?
  1. 30.Kasım.2012, 22:50
    1
    Misafir

    İsrail'in, Filistin'deki masumları öldürmesine nasıl bakmalıyız?






    İsrail'in, Filistin'deki masumları öldürmesine nasıl bakmalıyız? Mumsema İsrail'in, Filistin'deki masumları öldürmesine nasıl bakmalıyız?
    Onlara öldürme meylini veren Allah mıdır?
    Cenab-ı Hak istese buna engel olabilirken, neden müsaade ediyor?


  2. 30.Kasım.2012, 22:50
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 15.Aralık.2012, 15:31
    2
    Sumame
    Tombik Ammo

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Mart.2009
    Üye No: 47625
    Mesaj Sayısı: 1,056
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 11
    Yaş: 22

    Cevap: İsrail'in, Filistin'deki masumları öldürmesine nasıl bakmalıyız?




    İsrail'in, Filistin'deki masumları öldürmesine nasıl bakmalıyız? Onlara öldürme meylini veren Allah mıdır? Cenab-ı Hak istese buna engel olabilirken, neden müsaade ediyor? Risale-i Nur penceresinden nasıl bakmalıyız bu olaya?

    Yazar:*Sorularla Risale, 30-11-2012Evvela;*dünya bir imtihan ve tecrübe yeridir.*Hayır ve şer, iman ile küfür, güzel ile çirkin beraber bulunurlar. Kimi insanlar hür iradesi ile hayrı, imanı ve güzelliği seçip Allah’ın yolunu takip ederek cennete giderler, kimi insanlar da yine hür iradeleri ile şerri, küfrü ve çirkinliği seçip şeytana tabi olarak cehenneme yuvarlanırlar. Bu, Allah’ın dünyaya koyduğu değişmez bir kanundur. Lakin bu iki sınıf insanlar sürekli olarak mücadele ve çarpışma içindedirler.Bu dünya hayatında bazen hayrı ve imanı takip eden müminler galip gelirken, bazen de şerri ve küfrü takip eden kafirler galip gelirler.*Ama sonuç ve netice itibari ile galip olan müminlerdir.*Zira kafirler bu dünyada ne kadar güçlü ve kuvvetli de olsa, sonuç ölüm ve zevaldir. Yani kafirlerin yapıp ettikleri şeyler güdük ve sonuçsuz şeylerdir; ölüm hepsini silip sonuçsuz bırakır. Ama müminlerin çektiği sıkıntı ve musibetlerin hepsi*-sabır şartı ile-*ahiret hayatında mükafat olarak geri dönecektir. Bu sebeple müminlere hayatta ümitsiz ve karamsar olmak hem caiz değildir, hem de yakışık almaz.İkincisi;*Allah’ın kafire mühlet vermesi,*onun hür iradesi ile yaptığı zulüm ve çirkinliklere dünyada müsaade etmesi; hem imtihanın bir gereği, hem de müminlerin potansiyel kabiliyetlerin inkişaf ve inbisat etmesi içindir.Evet, Allah’ın, kainatta zıtları birbirleri ile çarpıştırması değişmez bir adeti ve kanunudur. Ve bu çarpışmadan hayrın terakki ile tekemmül etmesi murat ediliyor. Bu yüzden kainatta nasıl hayır ve güzellikler mutlak olarak galipse, bu hayır ve güzelliklerin manasını ihsas ettirip keskin hale getirecek mevhum ve farazi şerler ve zıtlar da, her hayır ve güzelliğin karşısında mevcut olarak icat edilmişlerdir.Sıcaklığın sayısız mertebelerinin anlaşılması ya da zahir hale gelmesi; ancak soğuğun müdahalesi ile mümkündür.*Güzellik ve mertebeleri ancak çirkinlikler ile tezahür ediyor. Hayır, şer ile çarpıştığı zaman gelişip büyüyor... Yani kainatta zıtların çarpışması öyle alelade, misyonsuz ve sıradan bir olay değildir. Bunların karşılıklı çarpıştırılması Allah tarafından kasıtlı ve hikmetli bir şekilde dizayn ediliyor. Şayet zıtlar yaratılıp o güzellik ve hayırların karşısına çıkartılmasa idi, o güzellik ve hayırların sayısız tonları ve renkleri anlaşılmaz ve atıl kalacaklardı.Ebu Cehil olmasa idi, Ebu Bekir (ra) sıradan ve basit bir insan olarak kalacaktı. İşte bu mana ve inceliklerin anlaşılması ve zahir hale gelmesi için, Allah her güzelliğin ve hayrın karşısına çirkin ve şer rakipleri yaratmıştır. Serçe kuşuna manevra kabiliyetini kazandıran, atmaca kuşunun ona musallat edilmesidir. Hazreti Ömer (ra)’in adaletinin parlaması ve dillere destan bir şekle gelmesinde; zulmün payesi vardır. İnsanlar zulmü bilmese ve görmeseler, adaleti takdir ve tahsin edemezlerdi.Üçüncüsü;*insan iradesine temas eden fiillerin ve amellerin iki boyutu, iki yüzü vardır.*Birisi fiilin yaratılması ki, bu tamamen Allah’a aittir.*Allah’tan başka yaratıcı yoktur.*Diğeri ise fiilin tercih edilmesinde irade ve seçme işidir ki, bu kısım da tamamen insana aittir. Yani bir fiilin aslını Allah yaratır, vasfını ise insan iradesi ile tayin eder. O zaman yaratmak Allah’ın, mesuliyet ise insanın olur. Bu hayırda da şerde de aynıdır, değişmez.Allah bu dünyada kudretini bizim yaratma kabiliyeti olmayan; ama seçme hürriyeti bulunan irademize bağlamıştır. Allah biz ne istersek adeti gereği onu yaratır. Mesela camiye gitmeyi istedik, bizi camiye götüren Allah’tır ya da meyhaneye gitmek istedik, bizi meyhaneye götüren yine Allah’tır. Allah imtihan gereği sonsuz kudretini insanın zayıf iradesine şart yapmış, insan ne talep ederse onu yaratıyor. Öyle ise yaratan değil tercih eden mesuldür. Üstad Hazretleri bu hakikati şu şekilde izah ediyor:"Yedincisi:*İrade-i cüz'iye-i insaniye ve cüz-ü ihtiyariyesi, çendan zayıftır, bir emr-i itibarîdir. Fakat Cenâb-ı Hak ve Hakîm-i Mutlak, o zayıf, cüz'î iradeyi, irade-i külliyesinin taallûkuna bir şart-ı âdi yapmıştır. Yani, mânen der:*"Ey abdim, ihtiyarınla hangi yolu istersen, seni o yolda götürürüm. Öyleyse mes'uliyet sana aittir.""Teşbihte hata olmasın, sen bir iktidarsız çocuğu omuzuna alsan, onu muhayyer bırakıp*"Nereyi istersen seni oraya götüreceğim."*desen; o çocuk yüksek bir dağı istedi, götürdün. Çocuk üşüdü yahut düştü. Elbette*"Sen istedin."*diyerek itab edip, üstünde bir tokat vuracaksın. İşte, Cenâb-ı Hak, Ahkemü'l-Hâkimîn, nihayet zaafta olan abdin iradesini bir şart-ı âdi yapıp, irade-i külliyesi ona nazar eder."(1)(1) bk.*Sözler, Yirmi Altıncı Söz.


  4. 15.Aralık.2012, 15:31
    2
    Tombik Ammo



    İsrail'in, Filistin'deki masumları öldürmesine nasıl bakmalıyız? Onlara öldürme meylini veren Allah mıdır? Cenab-ı Hak istese buna engel olabilirken, neden müsaade ediyor? Risale-i Nur penceresinden nasıl bakmalıyız bu olaya?

    Yazar:*Sorularla Risale, 30-11-2012Evvela;*dünya bir imtihan ve tecrübe yeridir.*Hayır ve şer, iman ile küfür, güzel ile çirkin beraber bulunurlar. Kimi insanlar hür iradesi ile hayrı, imanı ve güzelliği seçip Allah’ın yolunu takip ederek cennete giderler, kimi insanlar da yine hür iradeleri ile şerri, küfrü ve çirkinliği seçip şeytana tabi olarak cehenneme yuvarlanırlar. Bu, Allah’ın dünyaya koyduğu değişmez bir kanundur. Lakin bu iki sınıf insanlar sürekli olarak mücadele ve çarpışma içindedirler.Bu dünya hayatında bazen hayrı ve imanı takip eden müminler galip gelirken, bazen de şerri ve küfrü takip eden kafirler galip gelirler.*Ama sonuç ve netice itibari ile galip olan müminlerdir.*Zira kafirler bu dünyada ne kadar güçlü ve kuvvetli de olsa, sonuç ölüm ve zevaldir. Yani kafirlerin yapıp ettikleri şeyler güdük ve sonuçsuz şeylerdir; ölüm hepsini silip sonuçsuz bırakır. Ama müminlerin çektiği sıkıntı ve musibetlerin hepsi*-sabır şartı ile-*ahiret hayatında mükafat olarak geri dönecektir. Bu sebeple müminlere hayatta ümitsiz ve karamsar olmak hem caiz değildir, hem de yakışık almaz.İkincisi;*Allah’ın kafire mühlet vermesi,*onun hür iradesi ile yaptığı zulüm ve çirkinliklere dünyada müsaade etmesi; hem imtihanın bir gereği, hem de müminlerin potansiyel kabiliyetlerin inkişaf ve inbisat etmesi içindir.Evet, Allah’ın, kainatta zıtları birbirleri ile çarpıştırması değişmez bir adeti ve kanunudur. Ve bu çarpışmadan hayrın terakki ile tekemmül etmesi murat ediliyor. Bu yüzden kainatta nasıl hayır ve güzellikler mutlak olarak galipse, bu hayır ve güzelliklerin manasını ihsas ettirip keskin hale getirecek mevhum ve farazi şerler ve zıtlar da, her hayır ve güzelliğin karşısında mevcut olarak icat edilmişlerdir.Sıcaklığın sayısız mertebelerinin anlaşılması ya da zahir hale gelmesi; ancak soğuğun müdahalesi ile mümkündür.*Güzellik ve mertebeleri ancak çirkinlikler ile tezahür ediyor. Hayır, şer ile çarpıştığı zaman gelişip büyüyor... Yani kainatta zıtların çarpışması öyle alelade, misyonsuz ve sıradan bir olay değildir. Bunların karşılıklı çarpıştırılması Allah tarafından kasıtlı ve hikmetli bir şekilde dizayn ediliyor. Şayet zıtlar yaratılıp o güzellik ve hayırların karşısına çıkartılmasa idi, o güzellik ve hayırların sayısız tonları ve renkleri anlaşılmaz ve atıl kalacaklardı.Ebu Cehil olmasa idi, Ebu Bekir (ra) sıradan ve basit bir insan olarak kalacaktı. İşte bu mana ve inceliklerin anlaşılması ve zahir hale gelmesi için, Allah her güzelliğin ve hayrın karşısına çirkin ve şer rakipleri yaratmıştır. Serçe kuşuna manevra kabiliyetini kazandıran, atmaca kuşunun ona musallat edilmesidir. Hazreti Ömer (ra)’in adaletinin parlaması ve dillere destan bir şekle gelmesinde; zulmün payesi vardır. İnsanlar zulmü bilmese ve görmeseler, adaleti takdir ve tahsin edemezlerdi.Üçüncüsü;*insan iradesine temas eden fiillerin ve amellerin iki boyutu, iki yüzü vardır.*Birisi fiilin yaratılması ki, bu tamamen Allah’a aittir.*Allah’tan başka yaratıcı yoktur.*Diğeri ise fiilin tercih edilmesinde irade ve seçme işidir ki, bu kısım da tamamen insana aittir. Yani bir fiilin aslını Allah yaratır, vasfını ise insan iradesi ile tayin eder. O zaman yaratmak Allah’ın, mesuliyet ise insanın olur. Bu hayırda da şerde de aynıdır, değişmez.Allah bu dünyada kudretini bizim yaratma kabiliyeti olmayan; ama seçme hürriyeti bulunan irademize bağlamıştır. Allah biz ne istersek adeti gereği onu yaratır. Mesela camiye gitmeyi istedik, bizi camiye götüren Allah’tır ya da meyhaneye gitmek istedik, bizi meyhaneye götüren yine Allah’tır. Allah imtihan gereği sonsuz kudretini insanın zayıf iradesine şart yapmış, insan ne talep ederse onu yaratıyor. Öyle ise yaratan değil tercih eden mesuldür. Üstad Hazretleri bu hakikati şu şekilde izah ediyor:"Yedincisi:*İrade-i cüz'iye-i insaniye ve cüz-ü ihtiyariyesi, çendan zayıftır, bir emr-i itibarîdir. Fakat Cenâb-ı Hak ve Hakîm-i Mutlak, o zayıf, cüz'î iradeyi, irade-i külliyesinin taallûkuna bir şart-ı âdi yapmıştır. Yani, mânen der:*"Ey abdim, ihtiyarınla hangi yolu istersen, seni o yolda götürürüm. Öyleyse mes'uliyet sana aittir.""Teşbihte hata olmasın, sen bir iktidarsız çocuğu omuzuna alsan, onu muhayyer bırakıp*"Nereyi istersen seni oraya götüreceğim."*desen; o çocuk yüksek bir dağı istedi, götürdün. Çocuk üşüdü yahut düştü. Elbette*"Sen istedin."*diyerek itab edip, üstünde bir tokat vuracaksın. İşte, Cenâb-ı Hak, Ahkemü'l-Hâkimîn, nihayet zaafta olan abdin iradesini bir şart-ı âdi yapıp, irade-i külliyesi ona nazar eder."(1)(1) bk.*Sözler, Yirmi Altıncı Söz.





+ Yorum Gönder