Konusunu Oylayın.: Allah sıfatlarına hakim değilse, her bir sıfatına ayrı bir ilahtır demek gerekmez mi?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Allah sıfatlarına hakim değilse, her bir sıfatına ayrı bir ilahtır demek gerekmez mi?
  1. 28.Kasım.2012, 23:29
    1
    Misafir

    Allah sıfatlarına hakim değilse, her bir sıfatına ayrı bir ilahtır demek gerekmez mi?

  2. 30.Kasım.2012, 20:08
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Allah sıfatlarına hakim değilse, her bir sıfatına ayrı bir ilahtır demek gerek




    Allah sıfatlarına hakim değilse her bir sıfatına ayrı bir ilahtır demek kalıyor. Fakat sıfatlarına ve isimlerine hakimse o zaman da sonsuz sıfatları ve isimleri mahkum konumuna giriyor? Bir sıfatı tecelli edecekse hem hakim olan hem de mahkum olan olabilir mi nasıl düşünülmeli?


    Ehl-i sünnetin ittifakıyla Allah’ın sıfatları Onun Zat-ı akdesinin aynısı olmamakla beraber, onun gayrısı da değildir. Bu sebeple Allah’ın sıfatlarının Allah’ın dışında bağımsız bir tasarrufa sahip olduklarını düşünmek ve bu yanlış düşünceye bağlı olarak Allah’ın onlara hakim olup olmadıklarını tartışmaya açmak İslam inancına taban tabana zıttır.

    Teşbihte hata aranmaz kuralını hatırlatarak şunu söylemeliyiz ki, bir insanın ismi ve onun -şefkatli, merhametli, bilgili, güçlü olmak gibi- sıfatları/vasıfları ondan bağımsız, onun iradesi dışında bir mahiyete sahip olmadıkları gibi, Allah’ın isim ve sıfatlarını da onun zat-ı akdesinden ayrı düşünmek mümkün değildir.

    Allah’ın sıfatları zat-ı akdesi gibi mutlaktır, sonsuzdur, sınırsızdır. Bununla beraber Allah’ın isim ve sıfatları mütedahil daireler gibi iç içedir. Konunun durumuna göre bir isim veya sıfat merkezde olur diğerleri de onun o mutlak olan sınırsızlığını sınırlandırırlar.

    Mesela: Yaratma işi söz konusu olduğunda işin merkezinde HÂLIK ismi ve KUDRET SIFATI vardır. Ancak bunun yanında ALİM, HAKİM gibi isimlerin tecellileri de söz konusudur.
    Buna göre Allah’ın Halık ismi sonsuz kudretle iş yaparken hikmetin gereği ile kendini sınırlandırmış olur. Bu sınırlandırma, kudretin gerçek gücünü ortadan kaldırmıyor veya sınırlandırmıyor, bilakis kudretin tecellisine mazhar olan konunun kabiliyetine göre bir icraat yapılıyor. Örneğin, bir insan 50 kiloluk bir eşyayı taşıdığı gibi, bir kiloluk bir ağırlığı da taşıyor. Bir kiloluk ağırlığı taşması onun 50 kiloyu kaldırma gücünü gerçek manada ortadan kaldırmıyor.

    Keza, bir üniversite hocası kendi talebelerine yüksek matematik dersini verirken, aynı bilgi kapasitesiyle ilkokul öğrencilerine verdiği matematik dersinin farklılığı muhataplarının kabiliyetine göredir. Yoksa hocanın bilgisinin gerçekten azaldığını göstermez.

    Bu örnekler penceresinden Allah’ın isim ve sıfatlarının farklı yerlere göre farklı tecellilerine bakılabilir.

    Şunu da belirtelim ki bu farklı tecellilerin hepsi Allah’ın iradesine bağlı olarak gerçekleşir ve hiçbir zaman bu husus, Allah ile isim ve sıfatları arasında bir ayrılık-gayrılık anlamına da gelmez.

    Bediüzzaman hazretlerinin aşağıdaki ifadeleri konumuz aydınlatacak mahiyettedir.

    “…Demek nasıl herbir eser, bütün âsârı müessirine verir ve herbir fiil-i icadî, bütün ef'ali fâiline mal eder. Aynen öyle de: Kâinattaki tecelli eden herbir isim, bütün isimleri kendi müsemmasına isnad eder ve onun ünvanları olduğunu isbat eder. Çünkü kâinatta tecelli eden isimler, devair-i mütedâhile gibi ve ziyadaki elvan-ı seb'a gibi birbiri içine giriyor, birbirine yardım ediyor, birbirinin eserini tekmil ediyor, tezyin ediyor.

    Meselâ: Muhyî ismi bir şey'e tecelli ettiği vakit ve hayat verdiği dakikada Hakîm ismi dahi tecelli ediyor, o zîhayatın yuvası olan cesedini hikmetle tanzim ediyor. Aynı halde Kerim ismi dahi tecelli ediyor; yuvasını tezyin eder. Aynı anda Rahîm isminin dahi tecellisi görünüyor; o cesedin şefkatle havaicini ihzar eder. Aynı zamanda Rezzak ismi tecellisi görünüyor; o zîhayatın bekasına lâzım maddî ve manevî rızkını ummadığı tarzda veriyor. Ve hâkeza...

    Demek Muhyî kimin ismi ise, kâinatta nurlu ve muhit olan Hakîm ismi de onundur ve bütün mahlukatı şefkatle terbiye eden Rahîm ismi de onundur ve bütün zîhayatları keremiyle iaşe eden Rezzak ismi dahi onun ismidir, unvanıdır. Ve hâkeza..” (Mektubat, 334 )

    “İkinci Hakikat: Kâinatta tasarrufları görünen ef'al-i Rabbaniyenin ıtlak ve ihata ve nihayetsiz bir surette zuhurlarıdır. Ve o fiilleri takyid ve tahdid eden, yalnız hikmet ve iradedir ve mazharların kabiliyetleridir.” (Şualar, 155)
    Selam ve dua ile...Sorularla İslamiyet


  3. 30.Kasım.2012, 20:08
    2
    Moderatör



    Allah sıfatlarına hakim değilse her bir sıfatına ayrı bir ilahtır demek kalıyor. Fakat sıfatlarına ve isimlerine hakimse o zaman da sonsuz sıfatları ve isimleri mahkum konumuna giriyor? Bir sıfatı tecelli edecekse hem hakim olan hem de mahkum olan olabilir mi nasıl düşünülmeli?


    Ehl-i sünnetin ittifakıyla Allah’ın sıfatları Onun Zat-ı akdesinin aynısı olmamakla beraber, onun gayrısı da değildir. Bu sebeple Allah’ın sıfatlarının Allah’ın dışında bağımsız bir tasarrufa sahip olduklarını düşünmek ve bu yanlış düşünceye bağlı olarak Allah’ın onlara hakim olup olmadıklarını tartışmaya açmak İslam inancına taban tabana zıttır.

    Teşbihte hata aranmaz kuralını hatırlatarak şunu söylemeliyiz ki, bir insanın ismi ve onun -şefkatli, merhametli, bilgili, güçlü olmak gibi- sıfatları/vasıfları ondan bağımsız, onun iradesi dışında bir mahiyete sahip olmadıkları gibi, Allah’ın isim ve sıfatlarını da onun zat-ı akdesinden ayrı düşünmek mümkün değildir.

    Allah’ın sıfatları zat-ı akdesi gibi mutlaktır, sonsuzdur, sınırsızdır. Bununla beraber Allah’ın isim ve sıfatları mütedahil daireler gibi iç içedir. Konunun durumuna göre bir isim veya sıfat merkezde olur diğerleri de onun o mutlak olan sınırsızlığını sınırlandırırlar.

    Mesela: Yaratma işi söz konusu olduğunda işin merkezinde HÂLIK ismi ve KUDRET SIFATI vardır. Ancak bunun yanında ALİM, HAKİM gibi isimlerin tecellileri de söz konusudur.
    Buna göre Allah’ın Halık ismi sonsuz kudretle iş yaparken hikmetin gereği ile kendini sınırlandırmış olur. Bu sınırlandırma, kudretin gerçek gücünü ortadan kaldırmıyor veya sınırlandırmıyor, bilakis kudretin tecellisine mazhar olan konunun kabiliyetine göre bir icraat yapılıyor. Örneğin, bir insan 50 kiloluk bir eşyayı taşıdığı gibi, bir kiloluk bir ağırlığı da taşıyor. Bir kiloluk ağırlığı taşması onun 50 kiloyu kaldırma gücünü gerçek manada ortadan kaldırmıyor.

    Keza, bir üniversite hocası kendi talebelerine yüksek matematik dersini verirken, aynı bilgi kapasitesiyle ilkokul öğrencilerine verdiği matematik dersinin farklılığı muhataplarının kabiliyetine göredir. Yoksa hocanın bilgisinin gerçekten azaldığını göstermez.

    Bu örnekler penceresinden Allah’ın isim ve sıfatlarının farklı yerlere göre farklı tecellilerine bakılabilir.

    Şunu da belirtelim ki bu farklı tecellilerin hepsi Allah’ın iradesine bağlı olarak gerçekleşir ve hiçbir zaman bu husus, Allah ile isim ve sıfatları arasında bir ayrılık-gayrılık anlamına da gelmez.

    Bediüzzaman hazretlerinin aşağıdaki ifadeleri konumuz aydınlatacak mahiyettedir.

    “…Demek nasıl herbir eser, bütün âsârı müessirine verir ve herbir fiil-i icadî, bütün ef'ali fâiline mal eder. Aynen öyle de: Kâinattaki tecelli eden herbir isim, bütün isimleri kendi müsemmasına isnad eder ve onun ünvanları olduğunu isbat eder. Çünkü kâinatta tecelli eden isimler, devair-i mütedâhile gibi ve ziyadaki elvan-ı seb'a gibi birbiri içine giriyor, birbirine yardım ediyor, birbirinin eserini tekmil ediyor, tezyin ediyor.

    Meselâ: Muhyî ismi bir şey'e tecelli ettiği vakit ve hayat verdiği dakikada Hakîm ismi dahi tecelli ediyor, o zîhayatın yuvası olan cesedini hikmetle tanzim ediyor. Aynı halde Kerim ismi dahi tecelli ediyor; yuvasını tezyin eder. Aynı anda Rahîm isminin dahi tecellisi görünüyor; o cesedin şefkatle havaicini ihzar eder. Aynı zamanda Rezzak ismi tecellisi görünüyor; o zîhayatın bekasına lâzım maddî ve manevî rızkını ummadığı tarzda veriyor. Ve hâkeza...

    Demek Muhyî kimin ismi ise, kâinatta nurlu ve muhit olan Hakîm ismi de onundur ve bütün mahlukatı şefkatle terbiye eden Rahîm ismi de onundur ve bütün zîhayatları keremiyle iaşe eden Rezzak ismi dahi onun ismidir, unvanıdır. Ve hâkeza..” (Mektubat, 334 )

    “İkinci Hakikat: Kâinatta tasarrufları görünen ef'al-i Rabbaniyenin ıtlak ve ihata ve nihayetsiz bir surette zuhurlarıdır. Ve o fiilleri takyid ve tahdid eden, yalnız hikmet ve iradedir ve mazharların kabiliyetleridir.” (Şualar, 155)
    Selam ve dua ile...Sorularla İslamiyet





+ Yorum Gönder