Konusunu Oylayın.: Bediüzzaman'ın İbni Teymiye Hakkında Görüşleri

5 üzerinden 4.80 | Toplam : 5 kişi
Bediüzzaman'ın İbni Teymiye Hakkında Görüşleri
  1. 28.Kasım.2012, 10:57
    1
    Misafir

    Bediüzzaman'ın İbni Teymiye Hakkında Görüşleri






    Bediüzzaman'ın İbni Teymiye Hakkında Görüşleri Mumsema Bediüzzaman'ın İbni Teymiye Hakkında Görüşleri hakkında eğitici bir yazı örneği paylaşabilir misiniz ?


  2. 28.Kasım.2012, 10:57
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 14.Aralık.2012, 04:27
    2
    sorularla islam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Şubat.2009
    Üye No: 46770
    Mesaj Sayısı: 467
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: Bediüzzaman'ın İbni Teymiye Hakkında Görüşleri




    Bediüzzaman hz.lerin İbni Teymiyye Hakkındaki Görüşleri

    Sual İlim-irfan:

    Üstad hz.lerin İbni Teymiye hakkındaki görülşeri varmı, varsa nelerdir?

    Cevabımız:

    Değerli Kardeşimiz;


    Risale-i Nurda İbn-i Teymiye ve talebesi hakkında geçen yerleri verelim ve bununla ilgili nasıl bakmamız hususunda birkaç prensibi tespit edelim.

    Üçüncü esas: Vehhâbilerin azîm imamlarından ve acîp dehâları taşıyan meşhur İbni Teymiye ve İbni Kayyıme'l-Cevzî gibi zatlar Muhyiddin-i Arabî (k.s.) gibi azîm evliyâya karşı fazla hücum ettikleri ve güya mezheb-i Ehl-i Sünneti Şîalara karşı Hazret-i Ebû Bekir'in (r.a.) Hazret-i Ali'den (r.a.) efdâliyetini müdafaa ediyorum diyerek, Hazret-i Ali'nin (r.a) kıymetini çok düşürüyorlar. Hârika faziletlerini âdileştiriyorlar. Muhyiddin-i Arabî (k.s.) gibi çok evliyâyı inkâr ve tekfir ediyorlar.

    Hem, Vehhâbiler kendilerini Ahmed İbni Hanbel mezhebinde saydıkları için, Ahmed İbni Hanbel Hazretleri bir milyon hadisin hâfızı ve râvîsi ve şiddetli olan Hanbelî mezhebinin reisi ve halk-ı Kur'ân meselesinde cihanpesendâne salâbet ve metânet sahibi bir zat olduğundan, onun bir derece zâhirî ve mutaassıbâne ve Alevîlere muhâlefetkârâne mezhebinden din nâmına istifade edip, bir kısım evliyânın türbelerini tahrip ediyorlar ve kendilerini haklı zannediyorlar. Halbuki, bir dirhem hakları varsa, bazan on dirhem ilâve ediyorlar
    .(Mektubat Altıncı Risâle Olan Altıncı Mesele)

    İşte şimdi gizli münafıklar, Vehhâbîlik damarıyla en ziyade İslâmiyeti ve hakikat-i Kur'âniyeyi muhafazaya memur ve mükellef olan bir kısım hocaları elde edip, ehl-i hakikati Alevîlikle itham etmekle birbiri aleyhinde istimal ederek dehşetli bir darbeyi İslâmiyete vurmaya çalışanlar meydanda geziyorlar. Sen de bir parçasını mektubunda yazıyorsun. Hattâ sen de biliyorsun; benim ve Risale-i Nur'un aleyhinde istimal edilen en tesirli vasıtayı hocalardan bulmuşlar.

    Şimdi Haremeyn-i Şerîfeyne hükmeden Vehhâbîler ve meşhur, dehşetli dâhîlerden İbnü't-Teymiye ve İbnü'l-Kayyim-i Cevzî'nin pek acip ve cazibedar eserleri İstanbul'da çoktan beri hocaların eline geçmesiyle, hususan evliyalar aleyhinde ve bir derece bid'alara müsaadekâr meşreplerini kendilerine perde yapmak isteyen, bid'alara bulaşmış bir kısım hocalar, sizin, muhabbet-i Âl-i Beytten gelen ve şimdi izharı lâzım olmayan içtihadınızı vesile ederek hem sana, hem Nur şakirtlerine darbe vurabilirler. Madem zemmetmemek ve tekfir etmemekte bir emr-i şer'î yok, fakat zemde ve tekfirde hükm-ü şer'î var. Zem ve tekfir, eğer haksız olsa, büyük zararı var; eğer haklı ise, hiç hayır ve sevap yok. Çünkü tekfire ve zemme müstehak hadsizdir. Fakat zemmetmemek, tekfir etmemekte hiçbir hükm-ü şer'î yok, hiç zararı da yok.

    İşte bu hakikat içindir ki, ehl-i hakikat, başta Eimme-i Erbaa ve Ehl-i Beytin Eimme-i İsnâ Aşer olarak Ehl-i Sünnet, mezkûr hakikate müstenid olan kanun-u kudsiyeyi kendilerine rehber edip, İslâmlar içinde o eski zaman fitnelerinden medar-ı bahis ve münakaşa etmeyi caiz görmemişler, menfaatsiz, zararı var demişler.
    (Emirdağ Lâhikası (1) - Mektup No: 151 )

    Bizim ölçümüz ve mihengimiz Ehli sünnet vel cemaattir. Bu ölçü ve mihenge uymayan bütün görüşleri reddederiz. İbn-i Teymiye’nin Ehli sünnete uymayan bir çok görüşleri vardır. Bu görüşleri kabul etmek doğru olmaz. Ama bütünü ile de inkar ve tekfir caiz değildir. Zira ne kadar ifrat ve yanlış görüşleri olsa da İslam dairesi içindedir. İslam dairesi içinde olan bir alimi de bütünü ile inkar ve tekfir etmek yanlış olur.

    Günümüzde bu İbni Teymiye ve İbni Kayyıme'l-Cevzî gibi alimlerden etkilenen ve onun ifrat görüşleri ile hareket eden düşence akımları da vardır. Bunların başında Vehhabilik akımı gelir ki bunların en ziyade öne çıkardıkları fikirler tasavvuf mesleğini bütünü ile inkar ve tevessülü, yani makbul zatları vesile ederek dua etmeyi şirk saymalarıdır. Bunun dışında Kuran ve sünnet içinde geçen müteşabih olan ayet ve hadisleri, teşbih (Allah’ı mahlukata benzetme) ve tecsime (Allah’ı cisimleştirme) kaçan yorumları, sarhoşun yaptıklarından mesul olmayacağı, mezhep ve meşrepleri inkar, ifrat ve yanlış fikirleri içindedir.


    Selam ve dua ile...
    Sorularla Risale-i Nur Editör



  4. 14.Aralık.2012, 04:27
    2
    Devamlı Üye



    Bediüzzaman hz.lerin İbni Teymiyye Hakkındaki Görüşleri

    Sual İlim-irfan:

    Üstad hz.lerin İbni Teymiye hakkındaki görülşeri varmı, varsa nelerdir?

    Cevabımız:

    Değerli Kardeşimiz;


    Risale-i Nurda İbn-i Teymiye ve talebesi hakkında geçen yerleri verelim ve bununla ilgili nasıl bakmamız hususunda birkaç prensibi tespit edelim.

    Üçüncü esas: Vehhâbilerin azîm imamlarından ve acîp dehâları taşıyan meşhur İbni Teymiye ve İbni Kayyıme'l-Cevzî gibi zatlar Muhyiddin-i Arabî (k.s.) gibi azîm evliyâya karşı fazla hücum ettikleri ve güya mezheb-i Ehl-i Sünneti Şîalara karşı Hazret-i Ebû Bekir'in (r.a.) Hazret-i Ali'den (r.a.) efdâliyetini müdafaa ediyorum diyerek, Hazret-i Ali'nin (r.a) kıymetini çok düşürüyorlar. Hârika faziletlerini âdileştiriyorlar. Muhyiddin-i Arabî (k.s.) gibi çok evliyâyı inkâr ve tekfir ediyorlar.

    Hem, Vehhâbiler kendilerini Ahmed İbni Hanbel mezhebinde saydıkları için, Ahmed İbni Hanbel Hazretleri bir milyon hadisin hâfızı ve râvîsi ve şiddetli olan Hanbelî mezhebinin reisi ve halk-ı Kur'ân meselesinde cihanpesendâne salâbet ve metânet sahibi bir zat olduğundan, onun bir derece zâhirî ve mutaassıbâne ve Alevîlere muhâlefetkârâne mezhebinden din nâmına istifade edip, bir kısım evliyânın türbelerini tahrip ediyorlar ve kendilerini haklı zannediyorlar. Halbuki, bir dirhem hakları varsa, bazan on dirhem ilâve ediyorlar
    .(Mektubat Altıncı Risâle Olan Altıncı Mesele)

    İşte şimdi gizli münafıklar, Vehhâbîlik damarıyla en ziyade İslâmiyeti ve hakikat-i Kur'âniyeyi muhafazaya memur ve mükellef olan bir kısım hocaları elde edip, ehl-i hakikati Alevîlikle itham etmekle birbiri aleyhinde istimal ederek dehşetli bir darbeyi İslâmiyete vurmaya çalışanlar meydanda geziyorlar. Sen de bir parçasını mektubunda yazıyorsun. Hattâ sen de biliyorsun; benim ve Risale-i Nur'un aleyhinde istimal edilen en tesirli vasıtayı hocalardan bulmuşlar.

    Şimdi Haremeyn-i Şerîfeyne hükmeden Vehhâbîler ve meşhur, dehşetli dâhîlerden İbnü't-Teymiye ve İbnü'l-Kayyim-i Cevzî'nin pek acip ve cazibedar eserleri İstanbul'da çoktan beri hocaların eline geçmesiyle, hususan evliyalar aleyhinde ve bir derece bid'alara müsaadekâr meşreplerini kendilerine perde yapmak isteyen, bid'alara bulaşmış bir kısım hocalar, sizin, muhabbet-i Âl-i Beytten gelen ve şimdi izharı lâzım olmayan içtihadınızı vesile ederek hem sana, hem Nur şakirtlerine darbe vurabilirler. Madem zemmetmemek ve tekfir etmemekte bir emr-i şer'î yok, fakat zemde ve tekfirde hükm-ü şer'î var. Zem ve tekfir, eğer haksız olsa, büyük zararı var; eğer haklı ise, hiç hayır ve sevap yok. Çünkü tekfire ve zemme müstehak hadsizdir. Fakat zemmetmemek, tekfir etmemekte hiçbir hükm-ü şer'î yok, hiç zararı da yok.

    İşte bu hakikat içindir ki, ehl-i hakikat, başta Eimme-i Erbaa ve Ehl-i Beytin Eimme-i İsnâ Aşer olarak Ehl-i Sünnet, mezkûr hakikate müstenid olan kanun-u kudsiyeyi kendilerine rehber edip, İslâmlar içinde o eski zaman fitnelerinden medar-ı bahis ve münakaşa etmeyi caiz görmemişler, menfaatsiz, zararı var demişler.
    (Emirdağ Lâhikası (1) - Mektup No: 151 )

    Bizim ölçümüz ve mihengimiz Ehli sünnet vel cemaattir. Bu ölçü ve mihenge uymayan bütün görüşleri reddederiz. İbn-i Teymiye’nin Ehli sünnete uymayan bir çok görüşleri vardır. Bu görüşleri kabul etmek doğru olmaz. Ama bütünü ile de inkar ve tekfir caiz değildir. Zira ne kadar ifrat ve yanlış görüşleri olsa da İslam dairesi içindedir. İslam dairesi içinde olan bir alimi de bütünü ile inkar ve tekfir etmek yanlış olur.

    Günümüzde bu İbni Teymiye ve İbni Kayyıme'l-Cevzî gibi alimlerden etkilenen ve onun ifrat görüşleri ile hareket eden düşence akımları da vardır. Bunların başında Vehhabilik akımı gelir ki bunların en ziyade öne çıkardıkları fikirler tasavvuf mesleğini bütünü ile inkar ve tevessülü, yani makbul zatları vesile ederek dua etmeyi şirk saymalarıdır. Bunun dışında Kuran ve sünnet içinde geçen müteşabih olan ayet ve hadisleri, teşbih (Allah’ı mahlukata benzetme) ve tecsime (Allah’ı cisimleştirme) kaçan yorumları, sarhoşun yaptıklarından mesul olmayacağı, mezhep ve meşrepleri inkar, ifrat ve yanlış fikirleri içindedir.


    Selam ve dua ile...
    Sorularla Risale-i Nur Editör



  5. 14.Aralık.2012, 05:22
    3
    çelebiler
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Ağustos.2012
    Üye No: 97474
    Mesaj Sayısı: 406
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Bediüzzaman'ın İbni Teymiye Hakkında Görüşleri

    sorularlaislamiyet Nickli Üyeden Alıntı
    Bizim ölçümüz ve mihengimiz Ehli sünnet vel cemaattir. Bu ölçü ve mihenge uymayan bütün görüşleri reddederiz.İbn-i Teymiye’nin Ehli sünnete uymayan bir çok görüşleri vardır. Bu görüşleri kabul etmek doğru olmaz. Ama bütünü ile de inkar ve tekfir caiz değildir. Zira ne kadar ifrat ve yanlış görüşleri olsa da İslam dairesi içindedir. İslam dairesi içinde olan bir alimi de bütünü ile inkar ve tekfir etmek yanlış olur.

    Günümüzde bu İbni Teymiye ve İbni Kayyıme'l-Cevzî gibi alimlerden etkilenen ve onun ifrat görüşleri ile hareket eden düşence akımları da vardır. Bunların başında Vehhabilik akımı gelir ki bunların en ziyade öne çıkardıkları fikirler tasavvuf mesleğini bütünü ile inkar ve tevessülü, yani makbul zatları vesile ederek dua etmeyi şirk saymalarıdır. Bunun dışında Kuran ve sünnet içinde geçen müteşabih olan ayet ve hadisleri, teşbih (Allah’ı mahlukata benzetme) ve tecsime (Allah’ı cisimleştirme) kaçan yorumları, sarhoşun yaptıklarından mesul olmayacağı, mezhep ve meşrepleri inkar, ifrat ve yanlış fikirleri içindedir.


    Selam ve dua ile...
    Sorularla Risale-i Nur Editör
    [/INDENT]
    [/COLOR]
    Yazınızın son bölümündeki açıklamalarınızı açıklayabilir misiniz?

    Ehli sünnet görüşleriniz Kuran'a ve hadislere uymasa bile yinede sizin uyacağınız yegane kriterler midir?Oysa bir müslüman'ın uyması gereken yegane kriterler Kuran ve sahih hadisler değilmidir?

    Ehli sünnet alimlerinin Kuran ve hadisler ile hüküm verdiklerini,Kuran ve hadislere aykırı görüş ifade etmediklerini dahi düşünüyor olsanız bile o alimlerde insandır ve hata yapma ihtimalleri vardır.Sözleri Kuran gibi tartışılmaz doğru sözler değildir.Onların görüşlerine karşı görüş sunma hakkı ve selahiyeti kıyamete kadar tüm müslümanlarda vardır.Oysaki sadece Kuran'ın ayetleri tartışılmaz doğrudur.Öyleyse "bizim ölçümüz ve mihengimiz ehli sünnet vel cemaattir" demek doğru değildir.Bu sözün doğrusu Bizim ölçümüz ve mihengimiz Kuran ve sahih hadislerdir olmalıdır.

    Neden İslam dairesi içinde olduğunu söylediğiniz "bir alimi de bütünüyle inkar ve tekfir etmek yanlış olur" diyorsunuz.İslam dairesi içinde olan bir alimi bütünüyle inkar ve tekfir etmek doğru değil de %50 inkar ve tekfir etmek doğru mu?Bu inkar ve tekfir etme oranı nedir?İslam dairesi içinde olan demek Kuran ve sünnete uygun olan demek midir?Bir alimin İslam dairesi içerisinde fikir ve görüşlere sahip olduğunu söylediğiniz halde onun inkar ve tekfir edilebileceğini söylemeniz sizin ölçünüzün ve mihenginizin ehli sünnet olması sebebi ile midir?Öyleyse sizce ehli sünnet,İslam dairesi içinde değil midir?

    Tasavvuf,tevessül,makbul zatları vesile ederek dua etmek Kuran ve sünnetin neresinde vardır?"Makbul zatlar" ne demektir?Bu "makbul zatlar" kimlerdir?


  6. 14.Aralık.2012, 05:22
    3
    çelebiler - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    sorularlaislamiyet Nickli Üyeden Alıntı
    Bizim ölçümüz ve mihengimiz Ehli sünnet vel cemaattir. Bu ölçü ve mihenge uymayan bütün görüşleri reddederiz.İbn-i Teymiye’nin Ehli sünnete uymayan bir çok görüşleri vardır. Bu görüşleri kabul etmek doğru olmaz. Ama bütünü ile de inkar ve tekfir caiz değildir. Zira ne kadar ifrat ve yanlış görüşleri olsa da İslam dairesi içindedir. İslam dairesi içinde olan bir alimi de bütünü ile inkar ve tekfir etmek yanlış olur.

    Günümüzde bu İbni Teymiye ve İbni Kayyıme'l-Cevzî gibi alimlerden etkilenen ve onun ifrat görüşleri ile hareket eden düşence akımları da vardır. Bunların başında Vehhabilik akımı gelir ki bunların en ziyade öne çıkardıkları fikirler tasavvuf mesleğini bütünü ile inkar ve tevessülü, yani makbul zatları vesile ederek dua etmeyi şirk saymalarıdır. Bunun dışında Kuran ve sünnet içinde geçen müteşabih olan ayet ve hadisleri, teşbih (Allah’ı mahlukata benzetme) ve tecsime (Allah’ı cisimleştirme) kaçan yorumları, sarhoşun yaptıklarından mesul olmayacağı, mezhep ve meşrepleri inkar, ifrat ve yanlış fikirleri içindedir.


    Selam ve dua ile...
    Sorularla Risale-i Nur Editör
    [/INDENT]
    [/COLOR]
    Yazınızın son bölümündeki açıklamalarınızı açıklayabilir misiniz?

    Ehli sünnet görüşleriniz Kuran'a ve hadislere uymasa bile yinede sizin uyacağınız yegane kriterler midir?Oysa bir müslüman'ın uyması gereken yegane kriterler Kuran ve sahih hadisler değilmidir?

    Ehli sünnet alimlerinin Kuran ve hadisler ile hüküm verdiklerini,Kuran ve hadislere aykırı görüş ifade etmediklerini dahi düşünüyor olsanız bile o alimlerde insandır ve hata yapma ihtimalleri vardır.Sözleri Kuran gibi tartışılmaz doğru sözler değildir.Onların görüşlerine karşı görüş sunma hakkı ve selahiyeti kıyamete kadar tüm müslümanlarda vardır.Oysaki sadece Kuran'ın ayetleri tartışılmaz doğrudur.Öyleyse "bizim ölçümüz ve mihengimiz ehli sünnet vel cemaattir" demek doğru değildir.Bu sözün doğrusu Bizim ölçümüz ve mihengimiz Kuran ve sahih hadislerdir olmalıdır.

    Neden İslam dairesi içinde olduğunu söylediğiniz "bir alimi de bütünüyle inkar ve tekfir etmek yanlış olur" diyorsunuz.İslam dairesi içinde olan bir alimi bütünüyle inkar ve tekfir etmek doğru değil de %50 inkar ve tekfir etmek doğru mu?Bu inkar ve tekfir etme oranı nedir?İslam dairesi içinde olan demek Kuran ve sünnete uygun olan demek midir?Bir alimin İslam dairesi içerisinde fikir ve görüşlere sahip olduğunu söylediğiniz halde onun inkar ve tekfir edilebileceğini söylemeniz sizin ölçünüzün ve mihenginizin ehli sünnet olması sebebi ile midir?Öyleyse sizce ehli sünnet,İslam dairesi içinde değil midir?

    Tasavvuf,tevessül,makbul zatları vesile ederek dua etmek Kuran ve sünnetin neresinde vardır?"Makbul zatlar" ne demektir?Bu "makbul zatlar" kimlerdir?


  7. 14.Aralık.2012, 12:09
    4
    İLİMCİK
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Haziran.2012
    Üye No: 96623
    Mesaj Sayısı: 419
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: Bediüzzaman'ın İbni Teymiye Hakkında Görüşleri

    çelebiler kardeşim,

    Biz müslümanlar bürhana ve delile tabi oluyoruz..Başka dinlerin tabileri gibi ruhbanları taklid için delilleri elden bırakmıyoruz..Biz aklen ve mantıken ehl-i sünnet ve-l cemaat mezhebinin yolunu tam istikametli gördüğümüz için ehl-ü sünnet vel-cemaat yolundan gidiyoruz..Hatta, benim bütün sülalem alevi..fakat ben ehl-i sünnet vel-cemaat alimlerinin yolundan gidiyorum.

    Ayrıca, %50 inkar ve tekfir demişsin..Böyle bir şey yoktur..Çünkü, "la ilahe illalah" deyip, Kur'ana ve içindeki bütün hükümlere iman eden bir kimseye "kafir" diyemeyiz..Fakat, bunlar ehl-i bid'a olabiliyor..İşte İbn-i Teymiye gibi zatlar ehl-i bid'adır...Ehl-i bid'aya kafir diyemeyiz.

    Sana bir soru: Ehl-i sünnet vel cemaat alimleri mi daha fazla Kur'anı ve hadis-i şerifleri ihata ediyor, yoksa sen mi?

    İkinci bir soru: "her insan hata yapar" diyorsun...Ehl-i sünnet ve-l cemaat alimlerinin mi Kur'an ve hadisten hüküm çıkarmada hata yapma olasılığı daha fazla yoksa senin mi?


  8. 14.Aralık.2012, 12:09
    4
    İLİMCİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    çelebiler kardeşim,

    Biz müslümanlar bürhana ve delile tabi oluyoruz..Başka dinlerin tabileri gibi ruhbanları taklid için delilleri elden bırakmıyoruz..Biz aklen ve mantıken ehl-i sünnet ve-l cemaat mezhebinin yolunu tam istikametli gördüğümüz için ehl-ü sünnet vel-cemaat yolundan gidiyoruz..Hatta, benim bütün sülalem alevi..fakat ben ehl-i sünnet vel-cemaat alimlerinin yolundan gidiyorum.

    Ayrıca, %50 inkar ve tekfir demişsin..Böyle bir şey yoktur..Çünkü, "la ilahe illalah" deyip, Kur'ana ve içindeki bütün hükümlere iman eden bir kimseye "kafir" diyemeyiz..Fakat, bunlar ehl-i bid'a olabiliyor..İşte İbn-i Teymiye gibi zatlar ehl-i bid'adır...Ehl-i bid'aya kafir diyemeyiz.

    Sana bir soru: Ehl-i sünnet vel cemaat alimleri mi daha fazla Kur'anı ve hadis-i şerifleri ihata ediyor, yoksa sen mi?

    İkinci bir soru: "her insan hata yapar" diyorsun...Ehl-i sünnet ve-l cemaat alimlerinin mi Kur'an ve hadisten hüküm çıkarmada hata yapma olasılığı daha fazla yoksa senin mi?


  9. 14.Aralık.2012, 13:19
    5
    çelebiler
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Ağustos.2012
    Üye No: 97474
    Mesaj Sayısı: 406
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Bediüzzaman'ın İbni Teymiye Hakkında Görüşleri

    Sevgili Kardeşim İLİMCİK

    Tabi olduğunuz "burhan ve delil" nedir?

    "Başka dinlerin tabileri gibi ruhbanları taklid için delilleri elden bırakmıyoruz." demişsiniz.Nur cemaatinin mensuplarının Peygamberimizin sünneti olan sakalı Said Nursi gibi kesmelerini bu sözünüze göre nasıl açıklayabiliriz?

    Ehli sünnet vel cemaat yolunun tam istikamet üzere olduğunun akli,mantıki delilleri nelerdir?Bunu sormam daki sebep,yukarıda bahsettiğim yazıda tassavvuf,tevessül ve makbul zatları vesile kılarak dua etmek gibi Kuran'da olmayan şeyleri ehli sünnet görüşü olarak sunulmasıdır.

    Yine yukarıdaki yazıda İbni Teymiye için "İslam dairesi içinde" denilirken siz neye göre "ehli bid'a" diyebiliyorsunuz.Çünkü yukarıdaki yazıya göre bu kişinin karşı çıktığı şeyler Kuran'da olmayan şeylerdir.

    Birinci sorunuzun cevabı.Ben alim değilim.Ancak günümüz alimleri geçmiş alimlere göre Kuran'ı ve hadisleri ihata etmektedirler.

    Yine de benimle eski ehli sünnet alimlerini kıyas yapmak istiyor ve bunu bana soruyorsan yine de ben onlara göre daha fazla Kuran ve hadisleri ihata ediyorum.Çünkü günümüzde bilgiye ulaşmak daha kolay ve güvenilir.Aynı benim gibi sende eski ehli sünnet alimlerine göre daha fazla bilgi ihata ediyorsun bu söylediklerimi kendini üstün görme olarak anlama.Günümüz teknolojisinin getirdiği kolayllıklarla ilgilidir bu sorduğun.

    İkinci sorunuzun cevabı.Hüküm çıkarmak alimlere aittir.Çünkü hüküm çıkarmak demek kanun yapmak demektir.

    Yine de yukarıdaki gibi ehli sünnet alimleri ile beni kıyas yaparak görüşümü öğrenmek istiyorsanız,Kuran ve sünnete göre hüküm çıkarmak alimlerin işidir.Benim değil.Kendimi kıyas ederek size bu cevabı vermem,elma ile armutu toplamak olacağından mümkün değildir.

    Ancak eski alimlerin günümüz alimlerine göre hata yapma oranı daha yüksektir.Çünkü günümüzde eskiye oranla daha doğru olduğuna emin olduğumuz bilgilere sahibiz.


  10. 14.Aralık.2012, 13:19
    5
    çelebiler - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Sevgili Kardeşim İLİMCİK

    Tabi olduğunuz "burhan ve delil" nedir?

    "Başka dinlerin tabileri gibi ruhbanları taklid için delilleri elden bırakmıyoruz." demişsiniz.Nur cemaatinin mensuplarının Peygamberimizin sünneti olan sakalı Said Nursi gibi kesmelerini bu sözünüze göre nasıl açıklayabiliriz?

    Ehli sünnet vel cemaat yolunun tam istikamet üzere olduğunun akli,mantıki delilleri nelerdir?Bunu sormam daki sebep,yukarıda bahsettiğim yazıda tassavvuf,tevessül ve makbul zatları vesile kılarak dua etmek gibi Kuran'da olmayan şeyleri ehli sünnet görüşü olarak sunulmasıdır.

    Yine yukarıdaki yazıda İbni Teymiye için "İslam dairesi içinde" denilirken siz neye göre "ehli bid'a" diyebiliyorsunuz.Çünkü yukarıdaki yazıya göre bu kişinin karşı çıktığı şeyler Kuran'da olmayan şeylerdir.

    Birinci sorunuzun cevabı.Ben alim değilim.Ancak günümüz alimleri geçmiş alimlere göre Kuran'ı ve hadisleri ihata etmektedirler.

    Yine de benimle eski ehli sünnet alimlerini kıyas yapmak istiyor ve bunu bana soruyorsan yine de ben onlara göre daha fazla Kuran ve hadisleri ihata ediyorum.Çünkü günümüzde bilgiye ulaşmak daha kolay ve güvenilir.Aynı benim gibi sende eski ehli sünnet alimlerine göre daha fazla bilgi ihata ediyorsun bu söylediklerimi kendini üstün görme olarak anlama.Günümüz teknolojisinin getirdiği kolayllıklarla ilgilidir bu sorduğun.

    İkinci sorunuzun cevabı.Hüküm çıkarmak alimlere aittir.Çünkü hüküm çıkarmak demek kanun yapmak demektir.

    Yine de yukarıdaki gibi ehli sünnet alimleri ile beni kıyas yaparak görüşümü öğrenmek istiyorsanız,Kuran ve sünnete göre hüküm çıkarmak alimlerin işidir.Benim değil.Kendimi kıyas ederek size bu cevabı vermem,elma ile armutu toplamak olacağından mümkün değildir.

    Ancak eski alimlerin günümüz alimlerine göre hata yapma oranı daha yüksektir.Çünkü günümüzde eskiye oranla daha doğru olduğuna emin olduğumuz bilgilere sahibiz.


  11. 15.Aralık.2012, 14:17
    6
    İLİMCİK
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Haziran.2012
    Üye No: 96623
    Mesaj Sayısı: 419
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: Bediüzzaman'ın İbni Teymiye Hakkında Görüşleri

    Alıntı
    Tabi olduğunuz "burhan ve delil" nedir?
    özçelebiler kardeşim,

    İman ve Kur'an esaslarındaki vuzuh, istikamet ve ihatadır..Yani, Kur'anın esas meselelerini izah ve ispattır..Mesela, Kur'anın en esas meseleleri olan Tevhid ve haşir, nübüvvet, adalet ve ibadet gibi hakikatleri en mükemmel şekilde ders veren ve aklımdaki en müşkil sorulara en mukni ve tahkiki cevaplar verilmesidir..Özellikle bu zamanda bunları en mükemmel ve en mukni ve en istikametli kim ders veriyorsa, izah ve ispat ediyorsa biz onu dinleriz.

    Alıntı
    Başka dinlerin tabileri gibi ruhbanları taklid için delilleri elden bırakmıyoruz." demişsiniz.Nur cemaatinin mensuplarının Peygamberimizin sünneti olan sakalı Said Nursi gibi kesmelerini bu sözünüze göre nasıl açıklayabiliriz
    Öncelikle, "taklid etmeme" iman ve Kur'an esaslarındadır..Yani, mesela tevhid, haşir, nübüvvet ve adalet ve ibadet gibi imana ve esasata taalluk eden meselelerde Allahın izni ile tahkiki imanı ders alıyoruz..Delil ve bürhana tabi oluyoruz.

    İkinci olarak, "nur talebeleri sakal bırakmıyor" diye bir hüküm yoktur..Çünkü, Nur talebeleri de sakal bırakmaktadır...Fakat, bırakmayanlar da vardır...Sakal sünnettir..Sakal bırakmamak bir sünneti terketmektir...BIRAKTIKTAN SONRA KESMEK İSE HARAMDIR...İşte bazı kardeşlerimiz, bu zamanda sakalın kesilme ihtimali olduğundan harama girmemek için sünneti terkediyorlar..

    Ayrıca, günümüzde bir mü'min bir günde belki bin tane kebaire maruz kalıyor..O kebairi terketmek vacibdir..İşte bazı kardeşlerimiz sakal sünnetini terkediyorlar, fakat kendilerini kebairden muhafaza ediyorlar...Bu zamanda günahlardan içtinab etmek yüz sünnete mukabil sevapları var...Elbette sakal ehemmiyetlidir..Fakat, ondan daha ehemmiyetli olan takvadır ve farzları eda etmektir..İşte Risale-i Nur talebeleri bu zamanda takvada çok ileridirler.

    Ayrıca, bu ahirzamanda iman ve Kur'an hakikatlerini muhtaç olanlara tahkiki bir tarzda tebliğ etmek vazifesi, çok ehemmiyetlidir..Bazı kardeşlerimiz bir hikmete binaen bu vazifenin ifası için bir sünneti terkediyorlar..

    Elhasıl, burada Bediüzzamana ittiba diye bir şey yok..Eğer öyle olsaydı, Bediüzzamanın en yakın talebeleri sakal bırakmazdı..Yani, isteyen bu ÇOK EHEMMİYETLİ sünnete ittiba eder ve edenler çoktur.

    Alıntı
    Ehli sünnet vel cemaat yolunun tam istikamet üzere olduğunun akli,mantıki delilleri nelerdir?Bunu sormam daki sebep,yukarıda bahsettiğim yazıda tassavvuf,tevessül ve makbul zatları vesile kılarak dua etmek gibi Kuran'da olmayan şeyleri ehli sünnet görüşü olarak sunulmasıdır.
    Daha önce dediğim gibi, ehl-i sünnet, iman ve itikada taalluk eden meselelerde tam orta yolu bulmuşlardır..Diğerleri gibi ifrat ve tefrite gitmiyorlar..Bu konuda izah ve ispat yapmak için en az bir kaç sayfa yazı yazmam gerekir..Bu sebeple, sadece şunu söyleyebilirim..Kur'anın esasatından bir meseleyi ortaya atalım..Eğer bir ehl-i sünnet alimi olan Bediüzzamandan daha vazıh ve daha istikametli ve daha ikna edici bir tarzda o meseleyi izah edip, ders veren bir kimse gösterirsen, ben ona tabi olurum...

    İkinci olarak, mesela tevessül ve tasavvuf gibi konularda ehl-i bid'a ya ifrat veya tefrit etmişlerdir..Fakat, ehl-i sünnet alimleri bu yolda tam istikamet üzere hüküm vermişlerdir.

    Elhasıl, ehl-i sünnet alimleri Kur'anı tam istikametli ders vermişlerdir..Diğerleri ya ifrata veya tefrite kaçmışlardır..Hangi meselede olursa olsun bunun ispatına hazırız inşaallah.

    Alıntı
    Yine yukarıdaki yazıda İbni Teymiye için "İslam dairesi içinde" denilirken siz neye göre "ehli bid'a" diyebiliyorsunuz.Çünkü yukarıdaki yazıya göre bu kişinin karşı çıktığı şeyler Kuran'da olmayan şeylerdir
    .

    "la ilahe illallah" diyerek Kur'ana iman eden bir kimseyi kafir ilan etmek için, son nefesini bilmemiz lazımdır..Bu zatların her hali ve her hükmü batıl değildir..Yani, "bazı hükümlerde Kur'anı hatalı tevil etmiştir" demek "bunlar haşa kafirdir" cümlesinden daha masumane bir hükümdür...Fakat, maalesef vahhabiler bizim kadar hassas değil...Çok mühim ulemayı haşa küfür ile ittiham edebiliyorlar..

    Alıntı
    Birinci sorunuzun cevabı.Ben alim değilim.Ancak günümüz alimleri geçmiş alimlere göre Kuran'ı ve hadisleri ihata etmektedirler.

    Yine de benimle eski ehli sünnet alimlerini kıyas yapmak istiyor ve bunu bana soruyorsan yine de ben onlara göre daha fazla Kuran ve hadisleri ihata ediyorum. Çünkü günümüzde bilgiye ulaşmak daha kolay ve güvenilir.Aynı benim gibi sende eski ehli sünnet alimlerine göre daha fazla bilgi ihata ediyorsun bu söylediklerimi kendini üstün görme olarak anlama.Günümüz teknolojisinin getirdiği kolayllıklarla ilgilidir bu sorduğun.
    Senin ile İslam alimlerini muvazene etmemin sebebi, senin "alimlerin hata yapma ihtimalleri vardır..Öyle ise bizim ölçümüz Kur'an ve sünnet olmalıdır" manasındaki sözlerindir...Yani, bir alimin hata yapma olasılığı senin hata yapma olasılığından daha azdır..Bu sebeple biz kendi hükmümüze değil, bu işte bizden daha uzman ve istikametli ve bizden daha fazla Allahtan korkan ve takvalı ve bizden daha fazla Kur'anı okuyan ve ihata eden alimlere tabi oluyoruz.

    Ayrıca, İslam alimlerinden daha fazla Kur'anı ve hadis-i şerifleri ihata ettiğini söylemişsin..Kur'anı ihata etmenin ve anlamanın ölçüsü internet değil ve ayetin ve hadis-i şerifin lafzını okumak ve bilmek değildir.. ihlas, samimiyet, takva ile ona muhatap olup, ondan mana dilenmekledir..Kur'anı ve hadis-i şerifleri doğru ve istikametli anlamaktır...Mesela, sen sarf ve nahv ilmini biliyor musun? İcaz ve belağattan anlıyor musun? Eğer bunları bilmiyorsan nasıl bir İslam aliminden daha fazla Kur'anı ihata edebilirsin..Ayrıca, kendini günahlardan ne kadar sakındırabiliyorsun....Eğer gerçekten bunda samimi isen, sana aklıma takılan soruları sorayım...Eğer İslam alimleri gibi bu sorulara cevap verebilirsen o zaman davan haklı olabilir..Mesela, kader ile ilgili bir soru var kafamda ve Bediüzzaman gibi bir alim o soruyu tam ikna edici bir tarzda cevaplamış. madem sen Kur'anı ve hadis-i şerifleri bu alimden daha fazla ihata ediyorsun..Öyle ise sen de bu sorularıma tam ikna edici cevaplar verebilirsin.

    Alıntı

    Ancak eski alimlerin günümüz alimlerine göre hata yapma oranı daha yüksektir.Çünkü günümüzde eskiye oranla daha doğru olduğuna emin olduğumuz bilgilere sahibiz.
    Öncelikle, burada eski ve yeni alimleri kıyaslamadım ben..İslam alimleri ile kendimizi kıyasladım..

    Ayrıca, eski ve yeni alimleri değil, eskide ve yenide gelmiş ehl-i sünnet alimleri ile, eski ve yeni ehl-i bid'anın fikirlerini karşılaştırmak gerekir..Hiç bir ehl-i bid'a fırkası ehl-i sünnet alimleri gibi istikametli olamamış..İfrat ve tefrite gitmişler..


  12. 15.Aralık.2012, 14:17
    6
    İLİMCİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    Alıntı
    Tabi olduğunuz "burhan ve delil" nedir?
    özçelebiler kardeşim,

    İman ve Kur'an esaslarındaki vuzuh, istikamet ve ihatadır..Yani, Kur'anın esas meselelerini izah ve ispattır..Mesela, Kur'anın en esas meseleleri olan Tevhid ve haşir, nübüvvet, adalet ve ibadet gibi hakikatleri en mükemmel şekilde ders veren ve aklımdaki en müşkil sorulara en mukni ve tahkiki cevaplar verilmesidir..Özellikle bu zamanda bunları en mükemmel ve en mukni ve en istikametli kim ders veriyorsa, izah ve ispat ediyorsa biz onu dinleriz.

    Alıntı
    Başka dinlerin tabileri gibi ruhbanları taklid için delilleri elden bırakmıyoruz." demişsiniz.Nur cemaatinin mensuplarının Peygamberimizin sünneti olan sakalı Said Nursi gibi kesmelerini bu sözünüze göre nasıl açıklayabiliriz
    Öncelikle, "taklid etmeme" iman ve Kur'an esaslarındadır..Yani, mesela tevhid, haşir, nübüvvet ve adalet ve ibadet gibi imana ve esasata taalluk eden meselelerde Allahın izni ile tahkiki imanı ders alıyoruz..Delil ve bürhana tabi oluyoruz.

    İkinci olarak, "nur talebeleri sakal bırakmıyor" diye bir hüküm yoktur..Çünkü, Nur talebeleri de sakal bırakmaktadır...Fakat, bırakmayanlar da vardır...Sakal sünnettir..Sakal bırakmamak bir sünneti terketmektir...BIRAKTIKTAN SONRA KESMEK İSE HARAMDIR...İşte bazı kardeşlerimiz, bu zamanda sakalın kesilme ihtimali olduğundan harama girmemek için sünneti terkediyorlar..

    Ayrıca, günümüzde bir mü'min bir günde belki bin tane kebaire maruz kalıyor..O kebairi terketmek vacibdir..İşte bazı kardeşlerimiz sakal sünnetini terkediyorlar, fakat kendilerini kebairden muhafaza ediyorlar...Bu zamanda günahlardan içtinab etmek yüz sünnete mukabil sevapları var...Elbette sakal ehemmiyetlidir..Fakat, ondan daha ehemmiyetli olan takvadır ve farzları eda etmektir..İşte Risale-i Nur talebeleri bu zamanda takvada çok ileridirler.

    Ayrıca, bu ahirzamanda iman ve Kur'an hakikatlerini muhtaç olanlara tahkiki bir tarzda tebliğ etmek vazifesi, çok ehemmiyetlidir..Bazı kardeşlerimiz bir hikmete binaen bu vazifenin ifası için bir sünneti terkediyorlar..

    Elhasıl, burada Bediüzzamana ittiba diye bir şey yok..Eğer öyle olsaydı, Bediüzzamanın en yakın talebeleri sakal bırakmazdı..Yani, isteyen bu ÇOK EHEMMİYETLİ sünnete ittiba eder ve edenler çoktur.

    Alıntı
    Ehli sünnet vel cemaat yolunun tam istikamet üzere olduğunun akli,mantıki delilleri nelerdir?Bunu sormam daki sebep,yukarıda bahsettiğim yazıda tassavvuf,tevessül ve makbul zatları vesile kılarak dua etmek gibi Kuran'da olmayan şeyleri ehli sünnet görüşü olarak sunulmasıdır.
    Daha önce dediğim gibi, ehl-i sünnet, iman ve itikada taalluk eden meselelerde tam orta yolu bulmuşlardır..Diğerleri gibi ifrat ve tefrite gitmiyorlar..Bu konuda izah ve ispat yapmak için en az bir kaç sayfa yazı yazmam gerekir..Bu sebeple, sadece şunu söyleyebilirim..Kur'anın esasatından bir meseleyi ortaya atalım..Eğer bir ehl-i sünnet alimi olan Bediüzzamandan daha vazıh ve daha istikametli ve daha ikna edici bir tarzda o meseleyi izah edip, ders veren bir kimse gösterirsen, ben ona tabi olurum...

    İkinci olarak, mesela tevessül ve tasavvuf gibi konularda ehl-i bid'a ya ifrat veya tefrit etmişlerdir..Fakat, ehl-i sünnet alimleri bu yolda tam istikamet üzere hüküm vermişlerdir.

    Elhasıl, ehl-i sünnet alimleri Kur'anı tam istikametli ders vermişlerdir..Diğerleri ya ifrata veya tefrite kaçmışlardır..Hangi meselede olursa olsun bunun ispatına hazırız inşaallah.

    Alıntı
    Yine yukarıdaki yazıda İbni Teymiye için "İslam dairesi içinde" denilirken siz neye göre "ehli bid'a" diyebiliyorsunuz.Çünkü yukarıdaki yazıya göre bu kişinin karşı çıktığı şeyler Kuran'da olmayan şeylerdir
    .

    "la ilahe illallah" diyerek Kur'ana iman eden bir kimseyi kafir ilan etmek için, son nefesini bilmemiz lazımdır..Bu zatların her hali ve her hükmü batıl değildir..Yani, "bazı hükümlerde Kur'anı hatalı tevil etmiştir" demek "bunlar haşa kafirdir" cümlesinden daha masumane bir hükümdür...Fakat, maalesef vahhabiler bizim kadar hassas değil...Çok mühim ulemayı haşa küfür ile ittiham edebiliyorlar..

    Alıntı
    Birinci sorunuzun cevabı.Ben alim değilim.Ancak günümüz alimleri geçmiş alimlere göre Kuran'ı ve hadisleri ihata etmektedirler.

    Yine de benimle eski ehli sünnet alimlerini kıyas yapmak istiyor ve bunu bana soruyorsan yine de ben onlara göre daha fazla Kuran ve hadisleri ihata ediyorum. Çünkü günümüzde bilgiye ulaşmak daha kolay ve güvenilir.Aynı benim gibi sende eski ehli sünnet alimlerine göre daha fazla bilgi ihata ediyorsun bu söylediklerimi kendini üstün görme olarak anlama.Günümüz teknolojisinin getirdiği kolayllıklarla ilgilidir bu sorduğun.
    Senin ile İslam alimlerini muvazene etmemin sebebi, senin "alimlerin hata yapma ihtimalleri vardır..Öyle ise bizim ölçümüz Kur'an ve sünnet olmalıdır" manasındaki sözlerindir...Yani, bir alimin hata yapma olasılığı senin hata yapma olasılığından daha azdır..Bu sebeple biz kendi hükmümüze değil, bu işte bizden daha uzman ve istikametli ve bizden daha fazla Allahtan korkan ve takvalı ve bizden daha fazla Kur'anı okuyan ve ihata eden alimlere tabi oluyoruz.

    Ayrıca, İslam alimlerinden daha fazla Kur'anı ve hadis-i şerifleri ihata ettiğini söylemişsin..Kur'anı ihata etmenin ve anlamanın ölçüsü internet değil ve ayetin ve hadis-i şerifin lafzını okumak ve bilmek değildir.. ihlas, samimiyet, takva ile ona muhatap olup, ondan mana dilenmekledir..Kur'anı ve hadis-i şerifleri doğru ve istikametli anlamaktır...Mesela, sen sarf ve nahv ilmini biliyor musun? İcaz ve belağattan anlıyor musun? Eğer bunları bilmiyorsan nasıl bir İslam aliminden daha fazla Kur'anı ihata edebilirsin..Ayrıca, kendini günahlardan ne kadar sakındırabiliyorsun....Eğer gerçekten bunda samimi isen, sana aklıma takılan soruları sorayım...Eğer İslam alimleri gibi bu sorulara cevap verebilirsen o zaman davan haklı olabilir..Mesela, kader ile ilgili bir soru var kafamda ve Bediüzzaman gibi bir alim o soruyu tam ikna edici bir tarzda cevaplamış. madem sen Kur'anı ve hadis-i şerifleri bu alimden daha fazla ihata ediyorsun..Öyle ise sen de bu sorularıma tam ikna edici cevaplar verebilirsin.

    Alıntı

    Ancak eski alimlerin günümüz alimlerine göre hata yapma oranı daha yüksektir.Çünkü günümüzde eskiye oranla daha doğru olduğuna emin olduğumuz bilgilere sahibiz.
    Öncelikle, burada eski ve yeni alimleri kıyaslamadım ben..İslam alimleri ile kendimizi kıyasladım..

    Ayrıca, eski ve yeni alimleri değil, eskide ve yenide gelmiş ehl-i sünnet alimleri ile, eski ve yeni ehl-i bid'anın fikirlerini karşılaştırmak gerekir..Hiç bir ehl-i bid'a fırkası ehl-i sünnet alimleri gibi istikametli olamamış..İfrat ve tefrite gitmişler..


  13. 15.Aralık.2012, 22:47
    7
    çelebiler
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Ağustos.2012
    Üye No: 97474
    Mesaj Sayısı: 406
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Bediüzzaman'ın İbni Teymiye Hakkında Görüşleri

    Sevgili Kardeşim İLİMCİK

    İLİMCİK Nickli Üyeden Alıntı
    İman ve Kur'an esaslarındaki vuzuh, istikamet ve ihatadır..Yani, Kur'anın esas meselelerini izah ve ispattır..Mesela, Kur'anın en esas meseleleri olan Tevhid ve haşir, nübüvvet, adalet ve ibadet gibi hakikatleri en mükemmel şekilde ders veren ve aklımdaki en müşkil sorulara en mukni ve tahkiki cevaplar verilmesidir..Özellikle bu zamanda bunları en mükemmel ve en mukni ve en istikametli kim ders veriyorsa, izah ve ispat ediyorsa biz onu dinleriz.
    Yukarıdaki izahınızdan burhan ve delilinizin ne olduğunu sorduğum sorunun cevabı olarak Kuran olduğunu anlıyorum.Doğru mudur?

    İLİMCİK Nickli Üyeden Alıntı
    İkinci olarak, "nur talebeleri sakal bırakmıyor" diye bir hüküm yoktur..
    Bu söz bir hüküm değil.Malumun tespit ve ikrarıdır.Buna göre "Çünkü, Nur talebeleri de sakal bırakmaktadır...Fakat, bırakmayanlar da vardır.." sözünüz aslında Nur talebeleri sakal bırakmıyor.Fakat bırakanlar da vardır olmalıydı.Çünkü Nur talebelerinin saydığınız sebeplerden dolayı Said Nursi'ye uyarak ekserisinin sakal bırakmaması hakiki bir vakıadır.Sakal mevzusunu ispat için yaptığınız izahlar da bunun ve sizin de sakal bırakmadıklarına kani olduğunuzun ispatıdır.

    Bu izahlarınız Nur cemaati mensupularının neden sakal bırakmadıklarının sebeplerini anlatmak için yıllardır bildiğimiz izahlarıdır.Bu izahların varlığı ve gördüğümüz Nur talebelerinin büyük bir kısmının sakalsız olması sakal bırakmadıklarının ispatıdır.

    Bu doğruyu tespit ettiğimize göre ilk yazınızdaki "Başka dinlerin tabileri gibi ruhbanları taklid için delilleri elden bırakmıyoruz." sözünüz Said Nursi'yi sakal konusunda taklit eden Nur talebeleri için ne derecede doğruluk teşkil etmektedir?

    Yine ilk yazınızda bana aşşağıdaki soruyu sormuştunuz.

    İLİMCİK Nickli Üyeden Alıntı
    İkinci bir soru: "her insan hata yapar" diyorsun...Ehl-i sünnet ve-l cemaat alimlerinin mi Kur'an ve hadisten hüküm çıkarmada hata yapma olasılığı daha fazla yoksa senin mi?
    bende bu sorunuza Hüküm çıkarmak alimlere aittir.Çünkü hüküm çıkarmak demek kanun yapmak demektir.Diyerek cevap vermiş ve böyle bir yetkiyi kendimde görmediğimi vurgulamıştım.bana sorduğunuz bu soruya rağmen yukarıdaki yazınızda

    İLİMCİK Nickli Üyeden Alıntı
    BIRAKTIKTAN SONRA KESMEK İSE HARAMDIR...
    diyerek sakal için hüküm vermiş üstelikte yanlış bir hüküm vermişsiniz.Çünkü sakal bırakmak sünnettir.Herhangi bir sünnetin terki de haram değildir.Değil mi Kardeşim.

    İLİMCİK Nickli Üyeden Alıntı
    Daha önce dediğim gibi, ehl-i sünnet, iman ve itikada taalluk eden meselelerde tam orta yolu bulmuşlardır..Diğerleri gibi ifrat ve tefrite gitmiyorlar..Bu konuda izah ve ispat yapmak için en az bir kaç sayfa yazı yazmam gerekir..Bu sebeple, sadece şunu söyleyebilirim..Kur'anın esasatından bir meseleyi ortaya atalım..Eğer bir ehl-i sünnet alimi olan Bediüzzamandan daha vazıh ve daha istikametli ve daha ikna edici bir tarzda o meseleyi izah edip, ders veren bir kimse gösterirsen, ben ona tabi olurum...

    İkinci olarak, mesela tevessül ve tasavvuf gibi konularda ehl-i bid'a ya ifrat veya tefrit etmişlerdir..Fakat, ehl-i sünnet alimleri bu yolda tam istikamet üzere hüküm vermişlerdir.

    Elhasıl, ehl-i sünnet alimleri Kur'anı tam istikametli ders vermişlerdir..Diğerleri ya ifrata veya tefrite kaçmışlardır..Hangi meselede olursa olsun bunun ispatına hazırız inşaallah.
    Bu iddianızın ispatı da iddianızın içinde mevcuttur.Şöyle ki bahsettiğiniz tevessül ve tasavvuf gibi konularda ehli bid'a dediğiniz kişiler bu uygulamaları Kuran'da olmaması sebebiyle red ettikleri halde sizin Ehli sünnet dediğiniz alimler Kuran'da olmayan konuları var ve hak olarak kabul etmişlerdir.Buna göre ehli sünnet alimleri için neye göre "bu yolda tam istikamet üzere hüküm vermişlerdir." diyebiliyorsunuz.Zira istikamet üzere olmak Kuran'a uymakla sağlanır.

    İkincisi de ehli sünnet alimleri için "Diğerleri gibi ifrat ve tefrite gitmiyorlar.." demişsiniz.Oysaki İmam ı Azam diğer ehli sünnet alimleri tarafından rey ve kıyası fazlaca kullanması ve sahih hadislere muhalefet etmesi sebebiyle küfürle itham edilmiştir.Onu tekfir eden ehli sünnet alimi sayısı benim bilebildiğim 26 kadardır.Bunların içinde Buhari ve İmam Gazali de bulunmaktadır.İmam Azam 7000 kadar hadis rivayet etmiş olması rağmen Buhari ve Müslim Onun rivayetlerinden bir tanesini Sahihlerine almamakla birlikte Buhari Sahihinde İmam Azam'ı tenkit ederken İmam ı Azam'dan "bazı insanlar dediler ki" diyerek bahseder.

    Görülüyor ki aslında ehli sünnet alimleri birbirlerini dahi tekfir ederek ifrat ve tefride kaçmışlardır.Şunu da belirtmeliyim ki İmam ı Azam'ı öven ve Onun ne derece büyük bir alim olduğunu söyleyen alimlerin sayısı kendisini tekfir edenlerden fazladır.Allah İmam ı Azam'dan da diğerlerinden de razı olsun.

    İLİMCİK Nickli Üyeden Alıntı
    Senin ile İslam alimlerini muvazene etmemin sebebi, senin "alimlerin hata yapma ihtimalleri vardır..Öyle ise bizim ölçümüz Kur'an ve sünnet olmalıdır" manasındaki sözlerindir...
    Ben yukarıda yazdığınız gibi bir söz söylemedim.Söylediğim sözler aşşağıdadır.Tekrar okursanız arada çok fark olduğunu görürsünüz.

    çelebiler Nickli Üyeden Alıntı
    Ehli sünnet görüşleriniz Kuran'a ve hadislere uymasa bile yinede sizin uyacağınız yegane kriterler midir?Oysa bir müslüman'ın uyması gereken yegane kriterler Kuran ve sahih hadisler değilmidir?

    Ehli sünnet alimlerinin Kuran ve hadisler ile hüküm verdiklerini,Kuran ve hadislere aykırı görüş ifade etmediklerini dahi düşünüyor olsanız bile o alimlerde insandır ve hata yapma ihtimalleri vardır.Sözleri Kuran gibi tartışılmaz doğru sözler değildir.Onların görüşlerine karşı görüş sunma hakkı ve selahiyeti kıyamete kadar tüm müslümanlarda vardır.Oysaki sadece Kuran'ın ayetleri tartışılmaz doğrudur.Öyleyse "bizim ölçümüz ve mihengimiz ehli sünnet vel cemaattir" demek doğru değildir.Bu sözün doğrusu Bizim ölçümüz ve mihengimiz Kuran ve sahih hadislerdir olmalıdır.
    Beni tanımadığınız halde ve alim olmadığımı hüküm veremeyeceğimi daha önceki yazımda belirtmeme rağmen ve müminlerin birbirleri hakkında hüsnü zan ile muamele etmeleri esas iken aşşağıda belirttiğiniz sözlerle nasıl benim hakkımda aşşağıdaki hükümlere varabildiniz?

    İLİMCİK Nickli Üyeden Alıntı
    Yani, bir alimin hata yapma olasılığı senin hata yapma olasılığından daha azdır.
    Hata yapma olasılığım yok.Çünkü herhangi bir hüküm vermiş olmamakla birlikte bir hüküm veremeyeceğimi de belirtmiştim.Siz de bu yazımı okumuştunuz değil mi?

    İLİMCİK Nickli Üyeden Alıntı
    Bu sebeple biz kendi hükmümüze değil, bu işte bizden daha uzman ve istikametli ve bizden daha fazla Allahtan korkan ve takvalı ve bizden daha fazla Kur'anı okuyan ve ihata eden alimlere tabi oluyoruz.
    Ben de bu söylediğinizden farklı bir şey söylemiş ya da yapmış mıyım?

    İLİMCİK Nickli Üyeden Alıntı
    Ayrıca, İslam alimlerinden daha fazla Kur'anı ve hadis-i şerifleri ihata ettiğini söylemişsin..Kur'anı ihata etmenin ve anlamanın ölçüsü internet değil ve ayetin ve hadis-i şerifin lafzını okumak ve bilmek değildir.. ihlas, samimiyet, takva ile ona muhatap olup, ondan mana dilenmekledir.
    Benim sözlerimden interneti kastettiğimi nasıl çıkardınız.Oysaki ben internetle alakalı hiçbir şey söylemedim.Buna rağmen madem ki siz intenetten bahsettiniz,internetin bilgiye ulaşmak konusunda çok faydalı olduğu kadar zararlarının da olduğunu söyleyerek internet konusundaki görüşlerimi de belirtmiş olayım.Ayet ve hadisleri okuyarak bilgiye ulaştıktan sonra "mana dilenmenin" ne olduğunu da açıklarsanız memnun olurum.

    Okumak ve anlamak yeterli değil midir.Ayet ve hadisler konusunda tüm müminlere düşen Nur ve Ali İmran Surelerindeki gibi "işittik ve itaat ettik" demek değil midir?

    İLİMCİK Nickli Üyeden Alıntı
    Kur'anı ve hadis-i şerifleri doğru ve istikametli anlamaktır..
    Bu sözünüzü "mana dilenmek" olarak anlayabilir miyim?Bu sözünüz "mana dilenmek" ise.Kuran'da olmayan tevessül ve tarikat gibi konuları kabul etmemekle ben size göre Kuran'ı ve hadis i şerifleri daha fazla istikamet üzere anlamış mıyım.

    İLİMCİK Nickli Üyeden Alıntı
    Mesela, sen sarf ve nahv ilmini biliyor musun? İcaz ve belağattan anlıyor musun? Eğer bunları bilmiyorsan nasıl bir İslam aliminden daha fazla Kur'anı ihata edebilirsin.
    Bu soruyu bana sormamalıydınız.Çünkü alim olmadığımı hüküm çıkaramayacağımı söylemiştim.Sakal konusunda "BIRAKTIKTAN SONRA KESMEK İSE HARAMDIR." hükmünü verirken bahsettiğiniz sarf,nahv,icaz ve belağattan anlayarak verdiğinizi düşündüğümde nasıl olduda bunca ilmi bildiğiniz halde yanlış hüküm verdiniz?Bana bu ilimleri bildiğimi sorduğunuz halde ve ben değil de siz hükümler verdiğinize göre bu bana sorduğunuz ilimleri siz biliyorsunuzdur herhalde değil mi?

    İLİMCİK Nickli Üyeden Alıntı
    Ayrıca, kendini günahlardan ne kadar sakındırabiliyorsun...
    Bu sorunuz da hüsnü zan ilkesine aykırı olmamış mı?Bu soruyu mümin kardeşiniz için soracağınıza o mümin kardeşiniz hakkında günahlardan sakınıyordur diye düşünmek daha mümine yakışır bir tavır değil midir?

    İLİMCİK Nickli Üyeden Alıntı
    Eğer gerçekten bunda samimi isen, sana aklıma takılan soruları sorayım...Eğer İslam alimleri gibi bu sorulara cevap verebilirsen o zaman davan haklı olabilir..Mesela, kader ile ilgili bir soru var kafamda ve Bediüzzaman gibi bir alim o soruyu tam ikna edici bir tarzda cevaplamış. madem sen Kur'anı ve hadis-i şerifleri bu alimden daha fazla ihata ediyorsun..Öyle ise sen de bu sorularıma tam ikna edici cevaplar verebilirsin.
    Lütfen sorun bende sorunuzu çok merak ettim.Sorunuza cevap veremesem de sizden birşeyler öğrenmek hoşuma gider.

    İLİMCİK Nickli Üyeden Alıntı
    Öncelikle, burada eski ve yeni alimleri kıyaslamadım ben..İslam alimleri ile kendimizi kıyasladım..
    Ben alim olmadığım için ve kendimi bir alimle kıyaslamak bana yanlış geldiği için eski ve yeni alimleri kıyasladım.

    Bir de nickim özçelebiler değil çelebiler'dir.Buna göre yazarken dikkat ederseniz memnun olurum.Sorunuzu da sabırsızlıkla bekliyorum.


  14. 15.Aralık.2012, 22:47
    7
    çelebiler - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Sevgili Kardeşim İLİMCİK

    İLİMCİK Nickli Üyeden Alıntı
    İman ve Kur'an esaslarındaki vuzuh, istikamet ve ihatadır..Yani, Kur'anın esas meselelerini izah ve ispattır..Mesela, Kur'anın en esas meseleleri olan Tevhid ve haşir, nübüvvet, adalet ve ibadet gibi hakikatleri en mükemmel şekilde ders veren ve aklımdaki en müşkil sorulara en mukni ve tahkiki cevaplar verilmesidir..Özellikle bu zamanda bunları en mükemmel ve en mukni ve en istikametli kim ders veriyorsa, izah ve ispat ediyorsa biz onu dinleriz.
    Yukarıdaki izahınızdan burhan ve delilinizin ne olduğunu sorduğum sorunun cevabı olarak Kuran olduğunu anlıyorum.Doğru mudur?

    İLİMCİK Nickli Üyeden Alıntı
    İkinci olarak, "nur talebeleri sakal bırakmıyor" diye bir hüküm yoktur..
    Bu söz bir hüküm değil.Malumun tespit ve ikrarıdır.Buna göre "Çünkü, Nur talebeleri de sakal bırakmaktadır...Fakat, bırakmayanlar da vardır.." sözünüz aslında Nur talebeleri sakal bırakmıyor.Fakat bırakanlar da vardır olmalıydı.Çünkü Nur talebelerinin saydığınız sebeplerden dolayı Said Nursi'ye uyarak ekserisinin sakal bırakmaması hakiki bir vakıadır.Sakal mevzusunu ispat için yaptığınız izahlar da bunun ve sizin de sakal bırakmadıklarına kani olduğunuzun ispatıdır.

    Bu izahlarınız Nur cemaati mensupularının neden sakal bırakmadıklarının sebeplerini anlatmak için yıllardır bildiğimiz izahlarıdır.Bu izahların varlığı ve gördüğümüz Nur talebelerinin büyük bir kısmının sakalsız olması sakal bırakmadıklarının ispatıdır.

    Bu doğruyu tespit ettiğimize göre ilk yazınızdaki "Başka dinlerin tabileri gibi ruhbanları taklid için delilleri elden bırakmıyoruz." sözünüz Said Nursi'yi sakal konusunda taklit eden Nur talebeleri için ne derecede doğruluk teşkil etmektedir?

    Yine ilk yazınızda bana aşşağıdaki soruyu sormuştunuz.

    İLİMCİK Nickli Üyeden Alıntı
    İkinci bir soru: "her insan hata yapar" diyorsun...Ehl-i sünnet ve-l cemaat alimlerinin mi Kur'an ve hadisten hüküm çıkarmada hata yapma olasılığı daha fazla yoksa senin mi?
    bende bu sorunuza Hüküm çıkarmak alimlere aittir.Çünkü hüküm çıkarmak demek kanun yapmak demektir.Diyerek cevap vermiş ve böyle bir yetkiyi kendimde görmediğimi vurgulamıştım.bana sorduğunuz bu soruya rağmen yukarıdaki yazınızda

    İLİMCİK Nickli Üyeden Alıntı
    BIRAKTIKTAN SONRA KESMEK İSE HARAMDIR...
    diyerek sakal için hüküm vermiş üstelikte yanlış bir hüküm vermişsiniz.Çünkü sakal bırakmak sünnettir.Herhangi bir sünnetin terki de haram değildir.Değil mi Kardeşim.

    İLİMCİK Nickli Üyeden Alıntı
    Daha önce dediğim gibi, ehl-i sünnet, iman ve itikada taalluk eden meselelerde tam orta yolu bulmuşlardır..Diğerleri gibi ifrat ve tefrite gitmiyorlar..Bu konuda izah ve ispat yapmak için en az bir kaç sayfa yazı yazmam gerekir..Bu sebeple, sadece şunu söyleyebilirim..Kur'anın esasatından bir meseleyi ortaya atalım..Eğer bir ehl-i sünnet alimi olan Bediüzzamandan daha vazıh ve daha istikametli ve daha ikna edici bir tarzda o meseleyi izah edip, ders veren bir kimse gösterirsen, ben ona tabi olurum...

    İkinci olarak, mesela tevessül ve tasavvuf gibi konularda ehl-i bid'a ya ifrat veya tefrit etmişlerdir..Fakat, ehl-i sünnet alimleri bu yolda tam istikamet üzere hüküm vermişlerdir.

    Elhasıl, ehl-i sünnet alimleri Kur'anı tam istikametli ders vermişlerdir..Diğerleri ya ifrata veya tefrite kaçmışlardır..Hangi meselede olursa olsun bunun ispatına hazırız inşaallah.
    Bu iddianızın ispatı da iddianızın içinde mevcuttur.Şöyle ki bahsettiğiniz tevessül ve tasavvuf gibi konularda ehli bid'a dediğiniz kişiler bu uygulamaları Kuran'da olmaması sebebiyle red ettikleri halde sizin Ehli sünnet dediğiniz alimler Kuran'da olmayan konuları var ve hak olarak kabul etmişlerdir.Buna göre ehli sünnet alimleri için neye göre "bu yolda tam istikamet üzere hüküm vermişlerdir." diyebiliyorsunuz.Zira istikamet üzere olmak Kuran'a uymakla sağlanır.

    İkincisi de ehli sünnet alimleri için "Diğerleri gibi ifrat ve tefrite gitmiyorlar.." demişsiniz.Oysaki İmam ı Azam diğer ehli sünnet alimleri tarafından rey ve kıyası fazlaca kullanması ve sahih hadislere muhalefet etmesi sebebiyle küfürle itham edilmiştir.Onu tekfir eden ehli sünnet alimi sayısı benim bilebildiğim 26 kadardır.Bunların içinde Buhari ve İmam Gazali de bulunmaktadır.İmam Azam 7000 kadar hadis rivayet etmiş olması rağmen Buhari ve Müslim Onun rivayetlerinden bir tanesini Sahihlerine almamakla birlikte Buhari Sahihinde İmam Azam'ı tenkit ederken İmam ı Azam'dan "bazı insanlar dediler ki" diyerek bahseder.

    Görülüyor ki aslında ehli sünnet alimleri birbirlerini dahi tekfir ederek ifrat ve tefride kaçmışlardır.Şunu da belirtmeliyim ki İmam ı Azam'ı öven ve Onun ne derece büyük bir alim olduğunu söyleyen alimlerin sayısı kendisini tekfir edenlerden fazladır.Allah İmam ı Azam'dan da diğerlerinden de razı olsun.

    İLİMCİK Nickli Üyeden Alıntı
    Senin ile İslam alimlerini muvazene etmemin sebebi, senin "alimlerin hata yapma ihtimalleri vardır..Öyle ise bizim ölçümüz Kur'an ve sünnet olmalıdır" manasındaki sözlerindir...
    Ben yukarıda yazdığınız gibi bir söz söylemedim.Söylediğim sözler aşşağıdadır.Tekrar okursanız arada çok fark olduğunu görürsünüz.

    çelebiler Nickli Üyeden Alıntı
    Ehli sünnet görüşleriniz Kuran'a ve hadislere uymasa bile yinede sizin uyacağınız yegane kriterler midir?Oysa bir müslüman'ın uyması gereken yegane kriterler Kuran ve sahih hadisler değilmidir?

    Ehli sünnet alimlerinin Kuran ve hadisler ile hüküm verdiklerini,Kuran ve hadislere aykırı görüş ifade etmediklerini dahi düşünüyor olsanız bile o alimlerde insandır ve hata yapma ihtimalleri vardır.Sözleri Kuran gibi tartışılmaz doğru sözler değildir.Onların görüşlerine karşı görüş sunma hakkı ve selahiyeti kıyamete kadar tüm müslümanlarda vardır.Oysaki sadece Kuran'ın ayetleri tartışılmaz doğrudur.Öyleyse "bizim ölçümüz ve mihengimiz ehli sünnet vel cemaattir" demek doğru değildir.Bu sözün doğrusu Bizim ölçümüz ve mihengimiz Kuran ve sahih hadislerdir olmalıdır.
    Beni tanımadığınız halde ve alim olmadığımı hüküm veremeyeceğimi daha önceki yazımda belirtmeme rağmen ve müminlerin birbirleri hakkında hüsnü zan ile muamele etmeleri esas iken aşşağıda belirttiğiniz sözlerle nasıl benim hakkımda aşşağıdaki hükümlere varabildiniz?

    İLİMCİK Nickli Üyeden Alıntı
    Yani, bir alimin hata yapma olasılığı senin hata yapma olasılığından daha azdır.
    Hata yapma olasılığım yok.Çünkü herhangi bir hüküm vermiş olmamakla birlikte bir hüküm veremeyeceğimi de belirtmiştim.Siz de bu yazımı okumuştunuz değil mi?

    İLİMCİK Nickli Üyeden Alıntı
    Bu sebeple biz kendi hükmümüze değil, bu işte bizden daha uzman ve istikametli ve bizden daha fazla Allahtan korkan ve takvalı ve bizden daha fazla Kur'anı okuyan ve ihata eden alimlere tabi oluyoruz.
    Ben de bu söylediğinizden farklı bir şey söylemiş ya da yapmış mıyım?

    İLİMCİK Nickli Üyeden Alıntı
    Ayrıca, İslam alimlerinden daha fazla Kur'anı ve hadis-i şerifleri ihata ettiğini söylemişsin..Kur'anı ihata etmenin ve anlamanın ölçüsü internet değil ve ayetin ve hadis-i şerifin lafzını okumak ve bilmek değildir.. ihlas, samimiyet, takva ile ona muhatap olup, ondan mana dilenmekledir.
    Benim sözlerimden interneti kastettiğimi nasıl çıkardınız.Oysaki ben internetle alakalı hiçbir şey söylemedim.Buna rağmen madem ki siz intenetten bahsettiniz,internetin bilgiye ulaşmak konusunda çok faydalı olduğu kadar zararlarının da olduğunu söyleyerek internet konusundaki görüşlerimi de belirtmiş olayım.Ayet ve hadisleri okuyarak bilgiye ulaştıktan sonra "mana dilenmenin" ne olduğunu da açıklarsanız memnun olurum.

    Okumak ve anlamak yeterli değil midir.Ayet ve hadisler konusunda tüm müminlere düşen Nur ve Ali İmran Surelerindeki gibi "işittik ve itaat ettik" demek değil midir?

    İLİMCİK Nickli Üyeden Alıntı
    Kur'anı ve hadis-i şerifleri doğru ve istikametli anlamaktır..
    Bu sözünüzü "mana dilenmek" olarak anlayabilir miyim?Bu sözünüz "mana dilenmek" ise.Kuran'da olmayan tevessül ve tarikat gibi konuları kabul etmemekle ben size göre Kuran'ı ve hadis i şerifleri daha fazla istikamet üzere anlamış mıyım.

    İLİMCİK Nickli Üyeden Alıntı
    Mesela, sen sarf ve nahv ilmini biliyor musun? İcaz ve belağattan anlıyor musun? Eğer bunları bilmiyorsan nasıl bir İslam aliminden daha fazla Kur'anı ihata edebilirsin.
    Bu soruyu bana sormamalıydınız.Çünkü alim olmadığımı hüküm çıkaramayacağımı söylemiştim.Sakal konusunda "BIRAKTIKTAN SONRA KESMEK İSE HARAMDIR." hükmünü verirken bahsettiğiniz sarf,nahv,icaz ve belağattan anlayarak verdiğinizi düşündüğümde nasıl olduda bunca ilmi bildiğiniz halde yanlış hüküm verdiniz?Bana bu ilimleri bildiğimi sorduğunuz halde ve ben değil de siz hükümler verdiğinize göre bu bana sorduğunuz ilimleri siz biliyorsunuzdur herhalde değil mi?

    İLİMCİK Nickli Üyeden Alıntı
    Ayrıca, kendini günahlardan ne kadar sakındırabiliyorsun...
    Bu sorunuz da hüsnü zan ilkesine aykırı olmamış mı?Bu soruyu mümin kardeşiniz için soracağınıza o mümin kardeşiniz hakkında günahlardan sakınıyordur diye düşünmek daha mümine yakışır bir tavır değil midir?

    İLİMCİK Nickli Üyeden Alıntı
    Eğer gerçekten bunda samimi isen, sana aklıma takılan soruları sorayım...Eğer İslam alimleri gibi bu sorulara cevap verebilirsen o zaman davan haklı olabilir..Mesela, kader ile ilgili bir soru var kafamda ve Bediüzzaman gibi bir alim o soruyu tam ikna edici bir tarzda cevaplamış. madem sen Kur'anı ve hadis-i şerifleri bu alimden daha fazla ihata ediyorsun..Öyle ise sen de bu sorularıma tam ikna edici cevaplar verebilirsin.
    Lütfen sorun bende sorunuzu çok merak ettim.Sorunuza cevap veremesem de sizden birşeyler öğrenmek hoşuma gider.

    İLİMCİK Nickli Üyeden Alıntı
    Öncelikle, burada eski ve yeni alimleri kıyaslamadım ben..İslam alimleri ile kendimizi kıyasladım..
    Ben alim olmadığım için ve kendimi bir alimle kıyaslamak bana yanlış geldiği için eski ve yeni alimleri kıyasladım.

    Bir de nickim özçelebiler değil çelebiler'dir.Buna göre yazarken dikkat ederseniz memnun olurum.Sorunuzu da sabırsızlıkla bekliyorum.


  15. 15.Aralık.2012, 23:58
    8
    karadamlalar
    Kesintili Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Temmuz.2012
    Üye No: 96809
    Mesaj Sayısı: 1,620
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 17

    Cevap: Bediüzzaman'ın İbni Teymiye Hakkında Görüşleri

    ibn teymiyye yi said nursi ye sormak yerine gidip kitaplarını okuyun ve nassa arz edin(kuran ve sünnete). kim ehli sünnet kim ehli bidat ortaya çıkar...


  16. 15.Aralık.2012, 23:58
    8
    karadamlalar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kesintili Üye
    ibn teymiyye yi said nursi ye sormak yerine gidip kitaplarını okuyun ve nassa arz edin(kuran ve sünnete). kim ehli sünnet kim ehli bidat ortaya çıkar...


  17. 11.Temmuz.2015, 13:59
    9
    Misafir

    Cevap: Bediüzzaman'ın İbni Teymiye Hakkında Görüşleri

    Bence bu şekilde bir elestiriyle yaklaşmak doğru değildir. Öğrenmek yerine ogrenememek olur. Eğer bir insan kendini ikna olmamaya ikna etmisse yapacak bir şey yoktur.ama ben ustadimizla alakalı şu bilgiyi aktarmak isterim isteyen alir isteyen almaz.kastamonu lahikasindan...
    İkinci Mes'ele:
    İstanbul ülemasının en büyüğü ve en müdakkiki ve çok zaman Müfti-yül Enam olan eski fetva emini, meşhur Ali Rıza Efendi; Birinci Şua İşarat-ı Kur'aniye ve Âyet-ül Kübra gibi risaleleri gördükten sonra, Risale-i Nur'un mühim bir talebesi olan Hâfız Emin'e demiş ki:
    "Bedîüzzaman, şu zamanda din-i İslâma en büyük hizmet eylediğini ve eserlerinin tam doğru olduğunu; ve böyle bir zamanda, mahrumiyet içinde feragat-ı nefs edip yani dünyayı terkedip, böyle bir eser meydana getirmek hiç kimseye müyesser olmadığını ve her suretle şâyan-ı tebrik olduğunu ve Risale-i Nur müceddid-i din olduğunu ve Cenab-ı Hak onu muvaffak-un bilhayr eylesin, âmîn" diyerek; bazılarının sakal bırakmamaklığına itirazları münasebetiyle; Mevlâna Celaleddin-i Rumî'nin pederleri olan Sultan-ül Ülema'nın bir kıssası ile onu müdafaa edip, demiş:
    "Bu misillü, Bedîüzzaman'ın dahi elbette bir içtihadı vardır. İtiraz edenler haksızdır." demiş ve Hoca Mustafa'ya emretmiş: "Söylediğimi yaz!"
    Bedîüzzaman'a kemal-i hürmetle selâm ederim. Te'lifatınızın ikmaline hırz-ı can ile dua etmekteyim (yani, ruha nüsha olacak kadar kıymetdardır). Bazı ülema-üs sû'un tenkidine uğradığına müteessir olma. Zira yemişli ağaç taşlanır, {(Haşiye): Yani: Mübarek, tatlı meyveleri bulunan ağaçlara taş atanlar, akılları varsa tatsınlar ve yesinler; çürütmeye lâyık ve kabil değiller, demektir. Feyzi} kaziyesi meşhurdur. Mücahedatınıza devam buyurun. Cenab-ı Hak ve Feyyaz-ı Mutlak âcilen murad ve matlubunuza muvaffak-un bilhayr eylesin! Bâki Hakk'ın birliğine emanet olunuz.
    Eski Fetva Emini Ali Rıza

    Kastamonu - 194


  18. 11.Temmuz.2015, 13:59
    9
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Bence bu şekilde bir elestiriyle yaklaşmak doğru değildir. Öğrenmek yerine ogrenememek olur. Eğer bir insan kendini ikna olmamaya ikna etmisse yapacak bir şey yoktur.ama ben ustadimizla alakalı şu bilgiyi aktarmak isterim isteyen alir isteyen almaz.kastamonu lahikasindan...
    İkinci Mes'ele:
    İstanbul ülemasının en büyüğü ve en müdakkiki ve çok zaman Müfti-yül Enam olan eski fetva emini, meşhur Ali Rıza Efendi; Birinci Şua İşarat-ı Kur'aniye ve Âyet-ül Kübra gibi risaleleri gördükten sonra, Risale-i Nur'un mühim bir talebesi olan Hâfız Emin'e demiş ki:
    "Bedîüzzaman, şu zamanda din-i İslâma en büyük hizmet eylediğini ve eserlerinin tam doğru olduğunu; ve böyle bir zamanda, mahrumiyet içinde feragat-ı nefs edip yani dünyayı terkedip, böyle bir eser meydana getirmek hiç kimseye müyesser olmadığını ve her suretle şâyan-ı tebrik olduğunu ve Risale-i Nur müceddid-i din olduğunu ve Cenab-ı Hak onu muvaffak-un bilhayr eylesin, âmîn" diyerek; bazılarının sakal bırakmamaklığına itirazları münasebetiyle; Mevlâna Celaleddin-i Rumî'nin pederleri olan Sultan-ül Ülema'nın bir kıssası ile onu müdafaa edip, demiş:
    "Bu misillü, Bedîüzzaman'ın dahi elbette bir içtihadı vardır. İtiraz edenler haksızdır." demiş ve Hoca Mustafa'ya emretmiş: "Söylediğimi yaz!"
    Bedîüzzaman'a kemal-i hürmetle selâm ederim. Te'lifatınızın ikmaline hırz-ı can ile dua etmekteyim (yani, ruha nüsha olacak kadar kıymetdardır). Bazı ülema-üs sû'un tenkidine uğradığına müteessir olma. Zira yemişli ağaç taşlanır, {(Haşiye): Yani: Mübarek, tatlı meyveleri bulunan ağaçlara taş atanlar, akılları varsa tatsınlar ve yesinler; çürütmeye lâyık ve kabil değiller, demektir. Feyzi} kaziyesi meşhurdur. Mücahedatınıza devam buyurun. Cenab-ı Hak ve Feyyaz-ı Mutlak âcilen murad ve matlubunuza muvaffak-un bilhayr eylesin! Bâki Hakk'ın birliğine emanet olunuz.
    Eski Fetva Emini Ali Rıza

    Kastamonu - 194


  19. 11.Temmuz.2015, 14:09
    10
    Misafir

    Cevap: Bediüzzaman'ın İbni Teymiye Hakkında Görüşleri

    Mesleğimiz, sırr-ı ihlasa dayanıp, hakaik-i imaniye olduğu için; hayat-ı dünyaya, hayat-ı içtimaiyeye mecbur olmadan karışmamak ve rekabet ve tarafgirliğe ve mübarezeye sevkeden hâlâttan tecerrüd etmeğe mesleğimiz itibariyle mecburuz. Binler teessüf ki; şimdi müdhiş yılanların hücumuna maruz bîçare ehl-i ilim ve ehl-i diyanet, sineklerin ısırması gibi cüz'î kusuratı bahane ederek birbirini tenkidle yılanların ve zındık münafıkların tahribatlarına ve kendilerini onların eliyle öldürmesine yardım ediyorlar. Gayet muhlis kardeşimiz Hasan Âtıf'ın mektubunda, bir ihtiyar âlim ve vaiz, Risale-i Nur'a zarar verecek bir vaziyette bulunmuş. Benim gibi binler kusurları bulunan bir bîçarenin, ehemmiyetli iki mazeretine binaen, bir sünneti (sakal) terkettiğim bahanesiyle şahsımı çürütüp, Risale-i Nur'a ilişmek istemiş.
    Evvelâ:
    Hem o zât, hem sizler biliniz ki: Ben, Risale-i Nur'un bir hizmetkârıyım ve o dükkânın bir dellâlıyım. O ise (Risale-i Nur), Arş-ı A'zam'la bağlı olan Kur'an-ı Azîmüşşan ile bağlanmış bir hakikî tefsiridir. Benim şahsımdaki kusurat, ona sirayet edemez. Benim yırtık dellâllık elbisem, onun bâki elmaslarının kıymetini tenzil edemez.
    Sâniyen:
    O vaiz ve âlim zâta benim tarafımdan selâm söyleyiniz. Benim şahsıma olan tenkidini, itirazını başım üstüne kabul ediyorum. Sizler de, o zâtı ve onun gibileri münakaşa ve münazaraya sevketmeyiniz. Hattâ tecavüz edilse de beddua ile de mukabele etmeyiniz. Kim olursa olsun, madem imanı var, o noktada kardeşimizdir. Bize düşmanlık da etse, mesleğimizce mukabele edemeyiz. Çünki daha müdhiş düşman ve yılanlar var.
    Hem elimizde nur var, topuz yok. Nur kimseyi incitmez, ışığıyla okşar. Ve bilhâssa ehl-i ilim olsa, ilimden gelen enaniyeti de varsa, enaniyetlerini tahrik etmeyiniz. Mümkün olduğu kadar,
    ﻭَﺍِﺫَﺍ ﻣَﺮُّﻭﺍ ﺑِﺎﻟﻠَّﻐْﻮِ ﻣَﺮُّﻭﺍ
    ﻛِﺮَﺍﻣًﺎ
    düsturunu rehber ediniz.

    Kastamonu - 246 Risale-i Nur'un zaîf veya yeni şakirdlerini vesveseden kurtarmak için beyan ediyorum ki: Gizli bir komitenin desisesiyle safdil bazı hocalar veyahut bid'a tarafdarları bazı muarızlar, Risale-i Nur'un hiç zedelenmez bazı hakikatlarına karşı gelmek için, benim çok kusurlu ve -itiraf ediyorum- çok hatalı şahsımın noksanlarını ve hatalarını işaa etmek ve beni onlar ile çürütmekle Risale-i Nur'a ilişmek ve darbe vurmak istediklerinin bu yirmi senedir yirmi ehemmiyetli hâdisesi var. Hattâ iki defa hapsimize de bir nevi vesilesi olduğundan, dostlarıma ve Risale-i Nur'un şakirdlerine ilân ediyorum ki: Ben, Cenab-ı Hakk'a şükrediyorum ki; nefsimi kendime beğendirmemiş ve kusurlarımı kendime bildirmiş. Değil kendimi satmak, hodfüruşluk etmek, belki kemal-i mahcubiyetle Risale-i Nur'un mübarek şakirdleri içinde onların samimiyet ve ihlası ile kendimi afvettirmek ve onların manevî şefaatıyla günahlarıma bir keffaret aramaktır. Bana itiraz edenler, gizli ayıblarımı bilmiyorlar. Yalnız zahirî bazı hatalarımı bahane edip ve yanlış olarak Risale-i Nur'u benim malım zannedip Risale-i Nur'un nurlarına perde çekmek, intişarına rekabet etmek için derler: "Said cuma cemaatine gelmiyor, sakal bırakmıyor" gibi tenkidleri var.
    Elcevab:
    Ben, çok kusurları kabul ile beraber derim: Bu iki mes'elede büyük mazeretlerim var.
    Evvelâ:
    Ben Şafiîyim. Şafiî Mezhebinde cumanın bir şartı; kırk adam imam arkasında Fatiha okumaktır. Daha başka şartlar da var. Onun için burada bana cuma farz değil. Ben, mezheb-i A'zamîyi takliden, bazan sünnet olarak kılıyordum.
    Sâniyen:
    Yirmi senedir haksız olarak beni insanlarla görüştürmekten men'ettikleri için, -hem bu âhirde, resmen dört ay evvel perde altında insanlarla temas ettirmemek için tenbihat olmuş- hem yirmibeş senedir ben münzevi yaşadığım için, kalabalık yerlerde huzur bulamıyorum ve herkesin arkasında mezhebimce iktida edip namaz kılamıyorum ve okumakta yetişemiyorum ve daha Fatiha'nın yarısını okumadan, imam rükua gidiyor. Bizde Fatiha okumak farzdır.
    Sakal mes'elesi ise:
    Bu bir sünnettir, hocalara mahsus değil. Bu millette yüzde doksan sakalsız olanların içinde küçükten beri sakalsız bulundum. Bu yirmi senedir bana resmî hücumlarda bazı arkadaşlarımın sakallarını kestirmeleriyle, benim sakal bırakmadığım bir hikmet, bir inayet-i İlahiye olduğunu isbat etti. Eğer sakal olsaydı traş edilseydi, Risale-i Nur'a büyük bir zarardı. Çünki ölecektim, dayanamayacaktım. Bazı âlimler "Sakalı traş etmek caiz değildir" demişler. Muradları sakalı bıraktıktan sonra traş etmek haramdır demektir. Yoksa hiç bırakmayan, bir sünneti terketmiş olur. Fakat bu zamanda, dehşetli pek çok günah-ı kebireden çekinmek için, bu terk-i sünnete mukabil, Risale-i Nur'un irşadıyla, yirmi sene haps-i münferid hükmünde işkenceli bir hayat geçirdik; inşâallah o sünnetin terkine bir keffarettir.

    Emirdağ-1 - 48


  20. 11.Temmuz.2015, 14:09
    10
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Mesleğimiz, sırr-ı ihlasa dayanıp, hakaik-i imaniye olduğu için; hayat-ı dünyaya, hayat-ı içtimaiyeye mecbur olmadan karışmamak ve rekabet ve tarafgirliğe ve mübarezeye sevkeden hâlâttan tecerrüd etmeğe mesleğimiz itibariyle mecburuz. Binler teessüf ki; şimdi müdhiş yılanların hücumuna maruz bîçare ehl-i ilim ve ehl-i diyanet, sineklerin ısırması gibi cüz'î kusuratı bahane ederek birbirini tenkidle yılanların ve zındık münafıkların tahribatlarına ve kendilerini onların eliyle öldürmesine yardım ediyorlar. Gayet muhlis kardeşimiz Hasan Âtıf'ın mektubunda, bir ihtiyar âlim ve vaiz, Risale-i Nur'a zarar verecek bir vaziyette bulunmuş. Benim gibi binler kusurları bulunan bir bîçarenin, ehemmiyetli iki mazeretine binaen, bir sünneti (sakal) terkettiğim bahanesiyle şahsımı çürütüp, Risale-i Nur'a ilişmek istemiş.
    Evvelâ:
    Hem o zât, hem sizler biliniz ki: Ben, Risale-i Nur'un bir hizmetkârıyım ve o dükkânın bir dellâlıyım. O ise (Risale-i Nur), Arş-ı A'zam'la bağlı olan Kur'an-ı Azîmüşşan ile bağlanmış bir hakikî tefsiridir. Benim şahsımdaki kusurat, ona sirayet edemez. Benim yırtık dellâllık elbisem, onun bâki elmaslarının kıymetini tenzil edemez.
    Sâniyen:
    O vaiz ve âlim zâta benim tarafımdan selâm söyleyiniz. Benim şahsıma olan tenkidini, itirazını başım üstüne kabul ediyorum. Sizler de, o zâtı ve onun gibileri münakaşa ve münazaraya sevketmeyiniz. Hattâ tecavüz edilse de beddua ile de mukabele etmeyiniz. Kim olursa olsun, madem imanı var, o noktada kardeşimizdir. Bize düşmanlık da etse, mesleğimizce mukabele edemeyiz. Çünki daha müdhiş düşman ve yılanlar var.
    Hem elimizde nur var, topuz yok. Nur kimseyi incitmez, ışığıyla okşar. Ve bilhâssa ehl-i ilim olsa, ilimden gelen enaniyeti de varsa, enaniyetlerini tahrik etmeyiniz. Mümkün olduğu kadar,
    ﻭَﺍِﺫَﺍ ﻣَﺮُّﻭﺍ ﺑِﺎﻟﻠَّﻐْﻮِ ﻣَﺮُّﻭﺍ
    ﻛِﺮَﺍﻣًﺎ
    düsturunu rehber ediniz.

    Kastamonu - 246 Risale-i Nur'un zaîf veya yeni şakirdlerini vesveseden kurtarmak için beyan ediyorum ki: Gizli bir komitenin desisesiyle safdil bazı hocalar veyahut bid'a tarafdarları bazı muarızlar, Risale-i Nur'un hiç zedelenmez bazı hakikatlarına karşı gelmek için, benim çok kusurlu ve -itiraf ediyorum- çok hatalı şahsımın noksanlarını ve hatalarını işaa etmek ve beni onlar ile çürütmekle Risale-i Nur'a ilişmek ve darbe vurmak istediklerinin bu yirmi senedir yirmi ehemmiyetli hâdisesi var. Hattâ iki defa hapsimize de bir nevi vesilesi olduğundan, dostlarıma ve Risale-i Nur'un şakirdlerine ilân ediyorum ki: Ben, Cenab-ı Hakk'a şükrediyorum ki; nefsimi kendime beğendirmemiş ve kusurlarımı kendime bildirmiş. Değil kendimi satmak, hodfüruşluk etmek, belki kemal-i mahcubiyetle Risale-i Nur'un mübarek şakirdleri içinde onların samimiyet ve ihlası ile kendimi afvettirmek ve onların manevî şefaatıyla günahlarıma bir keffaret aramaktır. Bana itiraz edenler, gizli ayıblarımı bilmiyorlar. Yalnız zahirî bazı hatalarımı bahane edip ve yanlış olarak Risale-i Nur'u benim malım zannedip Risale-i Nur'un nurlarına perde çekmek, intişarına rekabet etmek için derler: "Said cuma cemaatine gelmiyor, sakal bırakmıyor" gibi tenkidleri var.
    Elcevab:
    Ben, çok kusurları kabul ile beraber derim: Bu iki mes'elede büyük mazeretlerim var.
    Evvelâ:
    Ben Şafiîyim. Şafiî Mezhebinde cumanın bir şartı; kırk adam imam arkasında Fatiha okumaktır. Daha başka şartlar da var. Onun için burada bana cuma farz değil. Ben, mezheb-i A'zamîyi takliden, bazan sünnet olarak kılıyordum.
    Sâniyen:
    Yirmi senedir haksız olarak beni insanlarla görüştürmekten men'ettikleri için, -hem bu âhirde, resmen dört ay evvel perde altında insanlarla temas ettirmemek için tenbihat olmuş- hem yirmibeş senedir ben münzevi yaşadığım için, kalabalık yerlerde huzur bulamıyorum ve herkesin arkasında mezhebimce iktida edip namaz kılamıyorum ve okumakta yetişemiyorum ve daha Fatiha'nın yarısını okumadan, imam rükua gidiyor. Bizde Fatiha okumak farzdır.
    Sakal mes'elesi ise:
    Bu bir sünnettir, hocalara mahsus değil. Bu millette yüzde doksan sakalsız olanların içinde küçükten beri sakalsız bulundum. Bu yirmi senedir bana resmî hücumlarda bazı arkadaşlarımın sakallarını kestirmeleriyle, benim sakal bırakmadığım bir hikmet, bir inayet-i İlahiye olduğunu isbat etti. Eğer sakal olsaydı traş edilseydi, Risale-i Nur'a büyük bir zarardı. Çünki ölecektim, dayanamayacaktım. Bazı âlimler "Sakalı traş etmek caiz değildir" demişler. Muradları sakalı bıraktıktan sonra traş etmek haramdır demektir. Yoksa hiç bırakmayan, bir sünneti terketmiş olur. Fakat bu zamanda, dehşetli pek çok günah-ı kebireden çekinmek için, bu terk-i sünnete mukabil, Risale-i Nur'un irşadıyla, yirmi sene haps-i münferid hükmünde işkenceli bir hayat geçirdik; inşâallah o sünnetin terkine bir keffarettir.

    Emirdağ-1 - 48


  21. 05.Mayıs.2016, 00:40
    11
    Misafir

    Cevap: Bediüzzaman'ın İbni Teymiye Hakkında Görüşleri

    bu cok kafa karistiran bir mesele ama bende ehli sunet biriyim el hemdulilah


  22. 05.Mayıs.2016, 00:40
    11
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    bu cok kafa karistiran bir mesele ama bende ehli sunet biriyim el hemdulilah





+ Yorum Gönder