Konusunu Oylayın.: Peygamberlere neden iman etmeliyiz?

5 üzerinden 3.50 | Toplam : 8 kişi
Peygamberlere neden iman etmeliyiz?
  1. 14.Kasım.2012, 19:04
    1
    Misafir

    Peygamberlere neden iman etmeliyiz?

  2. 15.Kasım.2012, 03:07
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,811
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Peygamberlere neden iman etmeliyiz?




    Allah kâinatı kendisini tanıtmak için yaratmıştır. İnsanı da kendini tanıması için yaratmıştır. Kâinat Allah’ın varlığına ve birliğine delildir; insan da kâinatın bu delâletine şahittir. Kâmil insan buna şahit olan insandır. Çünkü kâinatın ve insanın yaratılış amacına uygun davranmış ve kâinattaki delillere bakarak Allah’ın varlığına ve birliğine iman etmiştir. Ancak her insan gerek nisyanından gerekse isyanından dolayı bu amacı gerçekleştirmeden çok uzak bir hayat sürmektedir. Geçim kaygıları ve nefsanî hisler bu büyük amacın önünde büyük engeller oluşturmaktadır. Bunun için Allah insanlara olan merhamet ve rahmetinden dolayı yine insanların içinden seçtiği, insanların da sözlerine güvendiği elçileri ve bunlara gönderdiği kitaplar ile insanları bu amaca sevk etmek ve eğitmek istemiştir. Bu elçilere inanan ve sözlerine itaat edenler yine bu amaca yönelerek kurtulurlar.

    Allah dünyayı da insanlar için bir okul olarak yaratmıştır. İnsan burada Allah’ın kendisine verdiği kabiliyetleri geliştirerek cennete layık hale gelecektir. Okul öğretmen olmazsa bir şeye yaramaz. Allah öğretmen olarak da kendilerini vahiy ve ilham ile eğittiği peygamberlerini göndermiştir. Öğretmen olmazsa okul yapılmayacağı için Allah da “Elçileri olmazsa dünyayı yaratmazdı.” Öğretmenler kendi kafalarına göre değil Allah’ın kendilerine verdiği kitaplar ile insanları eğitmektedir. Öğretileri hep bu kitaplardaki hakikatlerdir. Sözleri de bu hakikatlerin açıklamaları mahiyetindedir. Tabii ki Allah’ın kitabını okuyan ve öğretmeni olan peygamberini dinleyen öğrenci mükâfatı hak ederken, okumayan ve dinlemeyen de cezayı hak edecektir. Allah’ın mükâfatı cennet ve cezası cehennemdir. Allah’ın büyüklüğüne ve şanına yakışan ceza ve mükâfat budur.

    Peygamberler insanlara İman, İlim, Ahlak ve Hukuk eğitimi verirler. İman ile insanlar küfür ve şirkten kurtulurlar. İlim ile dünya ve ahiret saadetinin yollarını öğrenirler. Maddi ve manevi ilimlerin, teknik ve teknolojik gelişmelerin pirleri ve üstatları peygamberlerdir. Her sanat ve mesleğin pirleri yine peygamberlerdir. Ahlak dediğimiz beşeri münasebetlerdeki iyi ve güzel olan her şeyi de yine insanlar peygamberlerden ders almış ve tatbikatlarından da tatbikatını öğrenmişlerdir. İnsanların aralarında adaleti sağlayacak olan hak ve hukuk kurallarını da yine peygamberler insanlara öğretmişlerdir. Peygamberlerin yolu ve
    sünneti budur. Hepsi mahza hak ve hayırdır. Bu yolun dışındaki tüm yollar cehalet, küfür, ahlaksızlık ve zulme çıkar. Bunlar ise insanı cehenneme götürür.

    Bunun için peygamberlerin yolu ve sünneti dışında kurtuluş yolu ve ümidi yoktur. “Vardır!” iddiası sonucu değiştirmez; ancak iddia sahiplerini küfre, zulme, ahlaksızlığa ve cehalete götürür ve sonuçta bu yol cehenneme çıkar. “Çıkmaz!” diye gidenler de bir daha geri dönemezler. Bu bir imtihandır. Cennet adam istediği gibi, cehennem de akıllı ve zeki insanları ister ki ceza olarak orada istihdam etsin.



    Peygamberlere iman imanın şartlarındandır. Peygamberlere iman etmeyenin imanı olmadığı gibi, Kur’anda ve Sünnette isimleri geçen peygamberlerden birisine inanmayanın da imanı yoktur. Peygamberlere inanmamak veya beğenmemek imansızlıktandır. Çünkü peygamber vasıfları ve mucizeleri ile ispat eder ki Allah’ın elçisidir ve görevli memurudur. Devletin görevli memuruna inanmamak ve itaat etmemek devlete isyan sayıldığı malumdur. Peygambere itaat da Allah’a itaat ve saygısızlık Allah’a isyan sayılır.

    Devletin bir memurunu çok seven birisi, şayet devlet o memuru görevinden alarak bir başkasını görevlendirince ben eski memuru seviyordum, bunu tanımıyorum ve emrine itaat etmiyorum derse bu görevliden ziyade devlete isyan sayılır. Padişah o isyankârı cezalandırır. Peygamberler Allah’ın görevli elçileridir. Bir peygamberi kabul edip diğerini kabul etmemek buna benzer. Böyle birinin devlete bağlılığı olmadığı gibi, peygamberlerden birisini kabul etmeyenin de Allah’a iman ve itaati yoktur. Çünkü Allah’a iman ve itaat kim olursa olsun elçisini kabul ederek o elçiye itaat etmesi ile ölçülür. Bunun için yüce Allah Kur’an-ı Kerimde “Kim Allah’ın elçisine itaat ederse Allah’a itaat etmiştir” buyurur.

    Allah’a itaatin ölçüsü, peygambere uymak ve
    sünnetini ihya etmektir. Nitekim Kur’an-ı Kerim “Kim Allah’ı seviyorsa Allah’ın elçisine uyun ki Allah da sizi sevsin” buyurarak bunu izah etmiştir. Demek Allah sevgisinin ölçüsü peygambere itaat derecesindedir.

    Hz. Musa’ya (as) inanan birisi şayet Hz. İsa’ya (as) isyan ediyorsa aslında Allah’a isyan ediyor demektir. Böyle birinin Allah’a imanı ve itaati yoktur. Yine Hz.
    Muhammed’e (as) itaat etmiyorsa onun yine Allah’a iman ve itaati yoktur. Bunun için Kur’an-ı Kerim peygambere itaat etmenin üzerinde durur ve bu konuda Kur’anda yüzlerce ayet vardır. “Ben Kur’anı dinlerim ve Kur’anı kabul erdim” diyen birisi bu ayetlerin emri olan peygambere itaat etmiyor ve sünnetini önemsemiyorsa Kur’anı dinlemiyor ve Kur’ana inanmıyor” demektir. Böyle birinin ne peygambere ne de Kur’ana imanı yoktur. İnanıyorum diyorsa bu iman “Münafık imanı” olur. Münafığın imanı ise dildeki imandır. Dil ile iman etmek münafığın imanıdır. Mü’minin imanı kalp ile inanmaktır.


  3. 15.Kasım.2012, 03:07
    2
    Editör



    Allah kâinatı kendisini tanıtmak için yaratmıştır. İnsanı da kendini tanıması için yaratmıştır. Kâinat Allah’ın varlığına ve birliğine delildir; insan da kâinatın bu delâletine şahittir. Kâmil insan buna şahit olan insandır. Çünkü kâinatın ve insanın yaratılış amacına uygun davranmış ve kâinattaki delillere bakarak Allah’ın varlığına ve birliğine iman etmiştir. Ancak her insan gerek nisyanından gerekse isyanından dolayı bu amacı gerçekleştirmeden çok uzak bir hayat sürmektedir. Geçim kaygıları ve nefsanî hisler bu büyük amacın önünde büyük engeller oluşturmaktadır. Bunun için Allah insanlara olan merhamet ve rahmetinden dolayı yine insanların içinden seçtiği, insanların da sözlerine güvendiği elçileri ve bunlara gönderdiği kitaplar ile insanları bu amaca sevk etmek ve eğitmek istemiştir. Bu elçilere inanan ve sözlerine itaat edenler yine bu amaca yönelerek kurtulurlar.

    Allah dünyayı da insanlar için bir okul olarak yaratmıştır. İnsan burada Allah’ın kendisine verdiği kabiliyetleri geliştirerek cennete layık hale gelecektir. Okul öğretmen olmazsa bir şeye yaramaz. Allah öğretmen olarak da kendilerini vahiy ve ilham ile eğittiği peygamberlerini göndermiştir. Öğretmen olmazsa okul yapılmayacağı için Allah da “Elçileri olmazsa dünyayı yaratmazdı.” Öğretmenler kendi kafalarına göre değil Allah’ın kendilerine verdiği kitaplar ile insanları eğitmektedir. Öğretileri hep bu kitaplardaki hakikatlerdir. Sözleri de bu hakikatlerin açıklamaları mahiyetindedir. Tabii ki Allah’ın kitabını okuyan ve öğretmeni olan peygamberini dinleyen öğrenci mükâfatı hak ederken, okumayan ve dinlemeyen de cezayı hak edecektir. Allah’ın mükâfatı cennet ve cezası cehennemdir. Allah’ın büyüklüğüne ve şanına yakışan ceza ve mükâfat budur.

    Peygamberler insanlara İman, İlim, Ahlak ve Hukuk eğitimi verirler. İman ile insanlar küfür ve şirkten kurtulurlar. İlim ile dünya ve ahiret saadetinin yollarını öğrenirler. Maddi ve manevi ilimlerin, teknik ve teknolojik gelişmelerin pirleri ve üstatları peygamberlerdir. Her sanat ve mesleğin pirleri yine peygamberlerdir. Ahlak dediğimiz beşeri münasebetlerdeki iyi ve güzel olan her şeyi de yine insanlar peygamberlerden ders almış ve tatbikatlarından da tatbikatını öğrenmişlerdir. İnsanların aralarında adaleti sağlayacak olan hak ve hukuk kurallarını da yine peygamberler insanlara öğretmişlerdir. Peygamberlerin yolu ve
    sünneti budur. Hepsi mahza hak ve hayırdır. Bu yolun dışındaki tüm yollar cehalet, küfür, ahlaksızlık ve zulme çıkar. Bunlar ise insanı cehenneme götürür.

    Bunun için peygamberlerin yolu ve sünneti dışında kurtuluş yolu ve ümidi yoktur. “Vardır!” iddiası sonucu değiştirmez; ancak iddia sahiplerini küfre, zulme, ahlaksızlığa ve cehalete götürür ve sonuçta bu yol cehenneme çıkar. “Çıkmaz!” diye gidenler de bir daha geri dönemezler. Bu bir imtihandır. Cennet adam istediği gibi, cehennem de akıllı ve zeki insanları ister ki ceza olarak orada istihdam etsin.



    Peygamberlere iman imanın şartlarındandır. Peygamberlere iman etmeyenin imanı olmadığı gibi, Kur’anda ve Sünnette isimleri geçen peygamberlerden birisine inanmayanın da imanı yoktur. Peygamberlere inanmamak veya beğenmemek imansızlıktandır. Çünkü peygamber vasıfları ve mucizeleri ile ispat eder ki Allah’ın elçisidir ve görevli memurudur. Devletin görevli memuruna inanmamak ve itaat etmemek devlete isyan sayıldığı malumdur. Peygambere itaat da Allah’a itaat ve saygısızlık Allah’a isyan sayılır.

    Devletin bir memurunu çok seven birisi, şayet devlet o memuru görevinden alarak bir başkasını görevlendirince ben eski memuru seviyordum, bunu tanımıyorum ve emrine itaat etmiyorum derse bu görevliden ziyade devlete isyan sayılır. Padişah o isyankârı cezalandırır. Peygamberler Allah’ın görevli elçileridir. Bir peygamberi kabul edip diğerini kabul etmemek buna benzer. Böyle birinin devlete bağlılığı olmadığı gibi, peygamberlerden birisini kabul etmeyenin de Allah’a iman ve itaati yoktur. Çünkü Allah’a iman ve itaat kim olursa olsun elçisini kabul ederek o elçiye itaat etmesi ile ölçülür. Bunun için yüce Allah Kur’an-ı Kerimde “Kim Allah’ın elçisine itaat ederse Allah’a itaat etmiştir” buyurur.

    Allah’a itaatin ölçüsü, peygambere uymak ve
    sünnetini ihya etmektir. Nitekim Kur’an-ı Kerim “Kim Allah’ı seviyorsa Allah’ın elçisine uyun ki Allah da sizi sevsin” buyurarak bunu izah etmiştir. Demek Allah sevgisinin ölçüsü peygambere itaat derecesindedir.

    Hz. Musa’ya (as) inanan birisi şayet Hz. İsa’ya (as) isyan ediyorsa aslında Allah’a isyan ediyor demektir. Böyle birinin Allah’a imanı ve itaati yoktur. Yine Hz.
    Muhammed’e (as) itaat etmiyorsa onun yine Allah’a iman ve itaati yoktur. Bunun için Kur’an-ı Kerim peygambere itaat etmenin üzerinde durur ve bu konuda Kur’anda yüzlerce ayet vardır. “Ben Kur’anı dinlerim ve Kur’anı kabul erdim” diyen birisi bu ayetlerin emri olan peygambere itaat etmiyor ve sünnetini önemsemiyorsa Kur’anı dinlemiyor ve Kur’ana inanmıyor” demektir. Böyle birinin ne peygambere ne de Kur’ana imanı yoktur. İnanıyorum diyorsa bu iman “Münafık imanı” olur. Münafığın imanı ise dildeki imandır. Dil ile iman etmek münafığın imanıdır. Mü’minin imanı kalp ile inanmaktır.





+ Yorum Gönder