Konusunu Oylayın.: Ailece içinde dayanışma

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi
Ailece içinde dayanışma
  1. 12.Kasım.2012, 00:29
    1
    Misafir

    Ailece içinde dayanışma






    Ailece içinde dayanışma Mumsema siz aile içinde hangi durumlarda nasıl bir dayanışma gösterdiniz örnekle anlatınız


  2. 12.Kasım.2012, 00:29
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 24.Kasım.2012, 04:58
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: ailece içinde dayanışma




    İslam'da Aile İçi Dayanışma
    Doç. Dr. Mehmet Erkal
    1990


    Hucurat Suresi 13. ayette Allah Teala şöyle buyurur:
    "Ey insanlar, doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi birbirinizle tanışasınız diye milletler ve kabileler haline koyduk. Şüphesiz Allah katında en değerliniz, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Allah bilendir, haberdardır."
    Yukarıdaki ayet-i kerime'den insan türünün bir erkekle bir kadından yaratıldığım, böylece iki unsuru ile önce bir aile teşekkül ettiğini, sonra bu aileden kabileler ve milletler meydana geldiğini anlıyoruz. O halde aile en eski sosyal kurumdur. Sosyal hayat onunla başlamış ve onurda devam etmektedir. Tarih boyunca bu kurum çeşitli amillerle daralmış genişlemiş, fakat daima var olagelmiştir.
    Kan, süt ve evlilik bağının birbirine bağladığı fertlerden oluşan aile, sosyal dayanışmanın ilk ve en geniş manada sağlandığı yerdir. Zira sosyal dayanışma her şeyden önce manevî yardımlarla sağlanır. Herhangi bir kimseye, karşılık beklemeksizin iyilik etmek, tatlı dil güler yüz göstermek, onun hatırım sormak, gönlünü almak manevî yardımdır. Bunları yapabilmek için bir kimsenin zengin olması şart değildir. Aynı şekilde manevî yardım yapılan kimsenin de yoksul olması gerekmez. Kur'an-ı Kerim'de pek çok ayette insanlar hayır işlerine davet edilmekte ancak hayır ve iyiliğin önce anne-babaya yapılması gerektiği belirtilmektedir. Çünkü sosyal dayanışma için kendisini aile içinde hazırlayamamış, bunu bir vazgeçilmez ahlak kaidesi, davranış biçimi olarak benimseyememiş bir ferdin başkalarına yardım yapması beklenemez.
    İslam Dini manevî transferlere, sosyal yardımlara önem verdiği kadar sosyal güvenliğe de aynı derecede önem vermiştir. Tehlikeye uğrayan insanın tehlikenin zararlarından kurtarılma garantisi manasına gelen sosyal güvenliğin en temelli kurumu ailedir. Ailede sosyal güvenlik her şeyden önce onu meydana getiren fertlerin birbirlerine karşı duymaları gereken saygı, sevgi ve şefkatin varlığı ile garanti altına alınmıştır. Aile müessesesinin fonksiyonunu tehlikeye düşürecek en önemli mesele, yeni nesillerin aile içi dayanışmayı hafîfe almaları, kurumun vazgeçilmez birer rüknü olan ana-babaya karşı ilgisiz kalmalarıdır. Bu da ailede güvenliği temelinden sarsmaktadır.
    Yüce Allah şöyle buyurur:
    "Rabbin yalnız kendisine ibadeti ve ana-babaya iyilik yapmayı emreder. Eğer ikisinden biri veya her ikisi, senin yanında iken ihtiyarlayacak olurlarsa, onlara karşı "öf" bile deme, onları azarlama, ikisine de hep tatlı söz söyle, onlara acıyarak alçak gönüllülük kanatlarını ger ve "Rabbim küçükken beni yetiştirdikleri gibi sende onlara merhamet et" diye duada bulun.'' (el-İsra, 23-24)
    Meali verilen ayette ana-babaya gösterilmesi gereken itina öyle bir kelime (öf kelimesi) ile ifade edilmektedir ki bunun söylenmesi onları üzecek davranışların en hafifidir. Ayetin delalet manası onlara eziyet verecek, onları gücendirecek her türlü söz ve fiili içine alacak şekilde geniştir. Ana-babaya kötü söz söylemek onlara karşı istemedikleri davranışlarda bulunmak, hele hele onlara hizmetten usanıp huzurevlerine yatırmaya kalkmak İslam'ın reddettiği işlerdendir. Bunun tek istisnası, Allah'ın yasak ettiği, kötü ve günah olan ana-baba emir ve tavsiyeleridir. Allah Teala şöyle buyurur:
    "Biz insana ana ve babasını (onlara iyilik yapmasını) da tavsiye ettik. Anası onu sıkıntı üstüne sıkıntı ile karnında taşımıştır. Çocuğun sütten kesilmesi iki sene içindedir, (insana dedik ki) hem bana, hem de ana-babana şükret. Dönüş ancak banadır. (Bununla birlikte) ana-baba seni körü körüne bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme, dünya işlerinde onlarla güzel geçin, bana yönelen kimsenin yoluna uy, sonunda dönüşünüz banadır. O zaman yaptıklarınızı size bildireceğim." (Lokman, 14-15)
    Hz. Peygamberin de ana-babaya itaatin önemini belirten pek çok
    hadisleri vardır. Bunlar içinde ashabı ile yaptığı şu karşılıklı konuşmalarında konu ne güzel anlatılmaktadır:
    "Ya Rasulallah, insanlar içinde kendine iyi davranmama en fazla layık kimdir?
    - Anandır.
    - Ondan sonra kimdir?
    - Yine anandır.
    - Sonra kim gelir?
    - Baban" (Buhari, Edeb 2)
    Allah Rasülü'ne, Allah katında en makbul amel hangisidir diye sorarlar, "Vaktinde kılınan
    namazdır" buyurur. Sonra hangisi diye sorarlar, "Ana-babaya iyilik etmektir" diye cevap verir. Sonra hangisidir derler, "Allah yolunda cihaddır" diye karşılık verir. (Ebu Davud, Salat 9)
    Dinî, millî ve ahlakî varlığımız için aile yapısının çok sağlam temellere oturtulmasında zaruret vardır. İşte bundan dolayı İslam Dini aileye büyük önem vermiş. Aile fertleri arasındaki münasebetleri tafsilatlı bir şekilde ele almış, bu konuda pek çok hüküm ve kaideler koymuştur.
    Yuvanın sağlamlığı için önce karı ve koca arasında sevgi ve saygının varolması esastır.
    "İçinizden kendileri ile huzur ve saadete kavuşacağınız eşler yaratıp, aranızda sevgi ve rahmet var etmesi O'nun varlığının delillerinden biridir." (Rum, 21)
    "Onlar sizin örtünüz, siz de onların örtülerisiniz" (Bakara, 187)
    Bu son ayet evlilik bağı ile çifterin birbirini tamamladıklarını ifade etmektedir. Evlilik insan ta-biatının bir gereğidir. Gayesi huzur ve saadetle dolu bir yuva kurmak ve cemiyete iyi ve yararlı nesiller yetiştirmektir. Aynı zamanla peygamberlerin de
    sünnetidir. Efendimiz:
    "Evlenmek benim sünnetimdir. Benim sünnetimi yapmayan benden değildir. Evlenin zira ben diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim." (Tirmizi, nikah) diye buyurmuştur.
    Bu
    sünnete uyarak imkanı olan mü'minler evlenecek, huzur ve mutluluk dolu aile ocağında hayırlı çocuklar yetiştirecek ve aynı zamanda bu konuda Allah'tan yardım dileyeceklerdir.
    "Onlar ki, Ey Rabbimiz derler, bize zevcelerimizden ve nesillerimizden gözlerimizin bebeği olacak iyi insanlar ihsan et. Bizi Allah 'a karşı gelmekten sakınanlara önder yap." (Furkan, 74)
    Bir çocuğu dünyaya getirivermekle iş bitmemektedir. Onun sağlıklı yetişmesi için nasıl itina ediyorsak, ahlak, ve terbiyesine de aynı ölçüde, belki de daha fazla itina edecek, bunun için çocuk dünyaya gelir gelmez eğitimine başlayacak ve aynı zamanda Allah'tan da bu konuda yardım dileyeceğiz. Çocuğa büyüme çağında en büyük numune ana-babasıdır. Çocuklarına kötü örnek olan ebeveynin Allah katında mesuliyeti büyük olacaktır. Çünkü çocuklarımız bize birer emanettir. Bu emanetlerin korunma yeri aile ocaklarıdır, kreşler değildir. Sorumluluğu altındaki bu mukaddes emanetleri, bir zaruret olmadıkça, başka ellere bırakan ve kendileri partilere, kabul günlerine giden anneler, yarınların kaygısız, ilgisiz nesillerini yetiştirmeye namzettirler.
    İslam'ın, ana-babadan istediği, çocuklarını Allah'ın ve Rasülü'nün razı olacağı şekilde yetiştirmeleri, bunun için onları her fırsatta ibadete, fazilete, merhamete, hoş görülü olmaya, hayırseverliğe, dine, vatana, millete karşı sadakat ve vefakarlığa teşvik etmeleridir. Hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır ki, dini ile spor toto kadar ilgilenmeyen, Allah dostlarını, tarihî şahsiyetleri artistler kadar tanımayan, kutsal değerlere başını çeviren çocuklar bugünün olduğu kadar yarınların da ciddi birer derdidir.
    Bugün insanlığın bütün ızdırabı, içine düştüğü çile ve karşı karşıya geldiği felaketlerin sebebi, aile müessesesinin sarsıntıya uğramasıdır. İlahi disipline girmeyen ailelerin vicdanî sorumluluk tanımayan fertlerinden saadet ve ilerleme beklemek hayal peşinde koşmak olacaktır. Aile düzeni yıkılmış bir milletin hiçbir şeyi ayakta kalmamıştır.
    Tarihte ebedî izler bırakmış, asırlar boyu insanlık alemine önder olmuş büyük milletlerin en üstün vasıfları, sağlam bir aile yapısına sahip olmalarıdır. Bu yapının ölçülerini "ana-babaya öf (bile) deme.." diye emreden Yüce Allah Kur'an'da, "Cenneti anaların ayakları altına seren" Hz. Peygamber (bkz. Feyzu'l-Kadîr, 111, 361)
    hadislerinde göstermiştir. Eğer bu talimlerden nasibimizi alabiliyorsak ne mutlu bizlere.



  4. 24.Kasım.2012, 04:58
    2
    Editör



    İslam'da Aile İçi Dayanışma
    Doç. Dr. Mehmet Erkal
    1990


    Hucurat Suresi 13. ayette Allah Teala şöyle buyurur:
    "Ey insanlar, doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi birbirinizle tanışasınız diye milletler ve kabileler haline koyduk. Şüphesiz Allah katında en değerliniz, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Allah bilendir, haberdardır."
    Yukarıdaki ayet-i kerime'den insan türünün bir erkekle bir kadından yaratıldığım, böylece iki unsuru ile önce bir aile teşekkül ettiğini, sonra bu aileden kabileler ve milletler meydana geldiğini anlıyoruz. O halde aile en eski sosyal kurumdur. Sosyal hayat onunla başlamış ve onurda devam etmektedir. Tarih boyunca bu kurum çeşitli amillerle daralmış genişlemiş, fakat daima var olagelmiştir.
    Kan, süt ve evlilik bağının birbirine bağladığı fertlerden oluşan aile, sosyal dayanışmanın ilk ve en geniş manada sağlandığı yerdir. Zira sosyal dayanışma her şeyden önce manevî yardımlarla sağlanır. Herhangi bir kimseye, karşılık beklemeksizin iyilik etmek, tatlı dil güler yüz göstermek, onun hatırım sormak, gönlünü almak manevî yardımdır. Bunları yapabilmek için bir kimsenin zengin olması şart değildir. Aynı şekilde manevî yardım yapılan kimsenin de yoksul olması gerekmez. Kur'an-ı Kerim'de pek çok ayette insanlar hayır işlerine davet edilmekte ancak hayır ve iyiliğin önce anne-babaya yapılması gerektiği belirtilmektedir. Çünkü sosyal dayanışma için kendisini aile içinde hazırlayamamış, bunu bir vazgeçilmez ahlak kaidesi, davranış biçimi olarak benimseyememiş bir ferdin başkalarına yardım yapması beklenemez.
    İslam Dini manevî transferlere, sosyal yardımlara önem verdiği kadar sosyal güvenliğe de aynı derecede önem vermiştir. Tehlikeye uğrayan insanın tehlikenin zararlarından kurtarılma garantisi manasına gelen sosyal güvenliğin en temelli kurumu ailedir. Ailede sosyal güvenlik her şeyden önce onu meydana getiren fertlerin birbirlerine karşı duymaları gereken saygı, sevgi ve şefkatin varlığı ile garanti altına alınmıştır. Aile müessesesinin fonksiyonunu tehlikeye düşürecek en önemli mesele, yeni nesillerin aile içi dayanışmayı hafîfe almaları, kurumun vazgeçilmez birer rüknü olan ana-babaya karşı ilgisiz kalmalarıdır. Bu da ailede güvenliği temelinden sarsmaktadır.
    Yüce Allah şöyle buyurur:
    "Rabbin yalnız kendisine ibadeti ve ana-babaya iyilik yapmayı emreder. Eğer ikisinden biri veya her ikisi, senin yanında iken ihtiyarlayacak olurlarsa, onlara karşı "öf" bile deme, onları azarlama, ikisine de hep tatlı söz söyle, onlara acıyarak alçak gönüllülük kanatlarını ger ve "Rabbim küçükken beni yetiştirdikleri gibi sende onlara merhamet et" diye duada bulun.'' (el-İsra, 23-24)
    Meali verilen ayette ana-babaya gösterilmesi gereken itina öyle bir kelime (öf kelimesi) ile ifade edilmektedir ki bunun söylenmesi onları üzecek davranışların en hafifidir. Ayetin delalet manası onlara eziyet verecek, onları gücendirecek her türlü söz ve fiili içine alacak şekilde geniştir. Ana-babaya kötü söz söylemek onlara karşı istemedikleri davranışlarda bulunmak, hele hele onlara hizmetten usanıp huzurevlerine yatırmaya kalkmak İslam'ın reddettiği işlerdendir. Bunun tek istisnası, Allah'ın yasak ettiği, kötü ve günah olan ana-baba emir ve tavsiyeleridir. Allah Teala şöyle buyurur:
    "Biz insana ana ve babasını (onlara iyilik yapmasını) da tavsiye ettik. Anası onu sıkıntı üstüne sıkıntı ile karnında taşımıştır. Çocuğun sütten kesilmesi iki sene içindedir, (insana dedik ki) hem bana, hem de ana-babana şükret. Dönüş ancak banadır. (Bununla birlikte) ana-baba seni körü körüne bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme, dünya işlerinde onlarla güzel geçin, bana yönelen kimsenin yoluna uy, sonunda dönüşünüz banadır. O zaman yaptıklarınızı size bildireceğim." (Lokman, 14-15)
    Hz. Peygamberin de ana-babaya itaatin önemini belirten pek çok
    hadisleri vardır. Bunlar içinde ashabı ile yaptığı şu karşılıklı konuşmalarında konu ne güzel anlatılmaktadır:
    "Ya Rasulallah, insanlar içinde kendine iyi davranmama en fazla layık kimdir?
    - Anandır.
    - Ondan sonra kimdir?
    - Yine anandır.
    - Sonra kim gelir?
    - Baban" (Buhari, Edeb 2)
    Allah Rasülü'ne, Allah katında en makbul amel hangisidir diye sorarlar, "Vaktinde kılınan
    namazdır" buyurur. Sonra hangisi diye sorarlar, "Ana-babaya iyilik etmektir" diye cevap verir. Sonra hangisidir derler, "Allah yolunda cihaddır" diye karşılık verir. (Ebu Davud, Salat 9)
    Dinî, millî ve ahlakî varlığımız için aile yapısının çok sağlam temellere oturtulmasında zaruret vardır. İşte bundan dolayı İslam Dini aileye büyük önem vermiş. Aile fertleri arasındaki münasebetleri tafsilatlı bir şekilde ele almış, bu konuda pek çok hüküm ve kaideler koymuştur.
    Yuvanın sağlamlığı için önce karı ve koca arasında sevgi ve saygının varolması esastır.
    "İçinizden kendileri ile huzur ve saadete kavuşacağınız eşler yaratıp, aranızda sevgi ve rahmet var etmesi O'nun varlığının delillerinden biridir." (Rum, 21)
    "Onlar sizin örtünüz, siz de onların örtülerisiniz" (Bakara, 187)
    Bu son ayet evlilik bağı ile çifterin birbirini tamamladıklarını ifade etmektedir. Evlilik insan ta-biatının bir gereğidir. Gayesi huzur ve saadetle dolu bir yuva kurmak ve cemiyete iyi ve yararlı nesiller yetiştirmektir. Aynı zamanla peygamberlerin de
    sünnetidir. Efendimiz:
    "Evlenmek benim sünnetimdir. Benim sünnetimi yapmayan benden değildir. Evlenin zira ben diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim." (Tirmizi, nikah) diye buyurmuştur.
    Bu
    sünnete uyarak imkanı olan mü'minler evlenecek, huzur ve mutluluk dolu aile ocağında hayırlı çocuklar yetiştirecek ve aynı zamanda bu konuda Allah'tan yardım dileyeceklerdir.
    "Onlar ki, Ey Rabbimiz derler, bize zevcelerimizden ve nesillerimizden gözlerimizin bebeği olacak iyi insanlar ihsan et. Bizi Allah 'a karşı gelmekten sakınanlara önder yap." (Furkan, 74)
    Bir çocuğu dünyaya getirivermekle iş bitmemektedir. Onun sağlıklı yetişmesi için nasıl itina ediyorsak, ahlak, ve terbiyesine de aynı ölçüde, belki de daha fazla itina edecek, bunun için çocuk dünyaya gelir gelmez eğitimine başlayacak ve aynı zamanda Allah'tan da bu konuda yardım dileyeceğiz. Çocuğa büyüme çağında en büyük numune ana-babasıdır. Çocuklarına kötü örnek olan ebeveynin Allah katında mesuliyeti büyük olacaktır. Çünkü çocuklarımız bize birer emanettir. Bu emanetlerin korunma yeri aile ocaklarıdır, kreşler değildir. Sorumluluğu altındaki bu mukaddes emanetleri, bir zaruret olmadıkça, başka ellere bırakan ve kendileri partilere, kabul günlerine giden anneler, yarınların kaygısız, ilgisiz nesillerini yetiştirmeye namzettirler.
    İslam'ın, ana-babadan istediği, çocuklarını Allah'ın ve Rasülü'nün razı olacağı şekilde yetiştirmeleri, bunun için onları her fırsatta ibadete, fazilete, merhamete, hoş görülü olmaya, hayırseverliğe, dine, vatana, millete karşı sadakat ve vefakarlığa teşvik etmeleridir. Hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır ki, dini ile spor toto kadar ilgilenmeyen, Allah dostlarını, tarihî şahsiyetleri artistler kadar tanımayan, kutsal değerlere başını çeviren çocuklar bugünün olduğu kadar yarınların da ciddi birer derdidir.
    Bugün insanlığın bütün ızdırabı, içine düştüğü çile ve karşı karşıya geldiği felaketlerin sebebi, aile müessesesinin sarsıntıya uğramasıdır. İlahi disipline girmeyen ailelerin vicdanî sorumluluk tanımayan fertlerinden saadet ve ilerleme beklemek hayal peşinde koşmak olacaktır. Aile düzeni yıkılmış bir milletin hiçbir şeyi ayakta kalmamıştır.
    Tarihte ebedî izler bırakmış, asırlar boyu insanlık alemine önder olmuş büyük milletlerin en üstün vasıfları, sağlam bir aile yapısına sahip olmalarıdır. Bu yapının ölçülerini "ana-babaya öf (bile) deme.." diye emreden Yüce Allah Kur'an'da, "Cenneti anaların ayakları altına seren" Hz. Peygamber (bkz. Feyzu'l-Kadîr, 111, 361)
    hadislerinde göstermiştir. Eğer bu talimlerden nasibimizi alabiliyorsak ne mutlu bizlere.






+ Yorum Gönder