Konusunu Oylayın.: Caferi mezhebi nedir? Caferi mezhebi nerelerde yayılmıştır?

5 üzerinden 4.43 | Toplam : 35 kişi
Caferi mezhebi nedir? Caferi mezhebi nerelerde yayılmıştır?
  1. 11.Kasım.2012, 21:19
    1
    Misafir

    Caferi mezhebi nedir? Caferi mezhebi nerelerde yayılmıştır?






    Caferi mezhebi nedir? Caferi mezhebi nerelerde yayılmıştır? Mumsema Arkadaşlar Caferi mezhebi nedir ne anlama gelmektedir Caferi mezhebi nerelerde yayılmıştır hakkında bilgi verir misiniz ?


  2. 11.Kasım.2012, 21:19
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Arkadaşlar Caferi mezhebi nedir ne anlama gelmektedir Caferi mezhebi nerelerde yayılmıştır hakkında bilgi verir misiniz ?


    Benzer Konular

    - Caferi Mezhebi Nedir?

    - Şii(Caferi) mezhebi ile Mutezile arasındaki farklılıklar

    - Caferi mezhebi literatürü

    - Caferi mezhebi

    - Caferi ve hanefi mezhebi arasındaki farklar

  3. 12.Kasım.2012, 01:57
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,652
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: caferi mezhebi nedir? caferi mezhebi nerelerde yayılmıştır?




    Caferiyye, Caferilik Mezhebi Hakkında


    Hz. Ali'nin torunlarından Câ'fer-i Sâdık (ö. 148/765)'ın etrafında toplanan ve onun ictihadlarına göre amel eden müslümanların bağlı oldukları siyasi ve fıkhî mezhep. İmâm Câ'fer, bütün Sünnîlerce, özellikle tasavvuf ehlince büyük bir velî olarak kabul edilir. O, kendisini ilme ve tefekküre vermiş, Ebû Hanîfe ve İmâm Mâlik gibi büyük müctehidler bile ondan faydalanmıştır. Hadîs âlimleri kendisinden hadîs rivayet etme konusunda tereddüt etmişlerse de, İmam Şâfiî ve Yahya b. Maîn gibi âlimler onu güvenilir bir muhaddis olarak kabul etmişlerdir. Mezheplerinde "imâm" ve "on iki imam" konusuna ağırlık verdikleri için bu mezhebe "İmamiyye" veya "İsnâ Aşeriyye" adı da verilmiştir.

    Câ'fer-i Sâdık, Medine'de Ebû Hanîfe ile ilk karşılaştıkları zaman ona şöyle dedi: "Nûman! Babam bana, dedemden şöyle rivayet etti: -Din husûsunda re'yi ile kıyasa ilk başvuran İblîs'tir. Allah ona, Âdem'e secde et dedi. O da, Ben Âdem'den hayırlıyım, çünkü beni ateşten, onu topraktan yarattın' dedi. Kim dinde re'yi ile kıyas yaparsa Allah onu Kıyâmet günü İblîs'e arkadaş yapar. Çünkü o, kıyas yapmak suretiyle şeytana uymuştur." Ebû Hanîfe şu cevabı verdi: "Ne münasebet! şeytân Allah'ın emrine isyan için kıyas yaptı. Ben ise, Allah'ın emirlerine itaat yollarını bulmak için kıyas yapıyorum." (M. Ebû Zehra, İslâm'da Fıkhî Mezhepler Târîhi, (çev. A. Şener) Ankara, 1968, s. 235; Ahmed Emin, Düha'l-İslâm, Kahire 1936, III, 261).

    Temelde Ehl-i Sünnet'e yakın olan Câ'fer-i Sâdık'a ölümünden sonra birtakım iftiracılar birçok şeyi isnat etmişler ve bunları halk arasında yaymışlardır. İmâm Câ'fer, daha hayatta iken mezhep içinde bazı sapık görüşler ortaya atılmış ve bunları bizzat kendisi reddetmiştir. Bu sapıkların başında Ebû'l Hattâb Muhammed b. Ebî Zeyneb gelir. Ebû'l Hattâb, küfre düşmüş, peygamberlik davasında bulunmuş ve Câ'fer-i Sâdık'ın tanrı olduğunu öne sürmüştür. Haramları helâl saymış ve imamı tanıyan herkesin haramlardan muaf sayılacağını söylemiştir. Üstelik bu görüşleri Câ'fer-i Sâdık adına çıkarmıştır. Bunu haber alan Câ'fer, Ebû'l Hattab'a lânet etmiş, onunla hiçbir ilgisinin bulunmadığını, bütün talebe ve arkadaşlarına bildirmiş, İslâm ülkelerine mektuplar yazarak bu durumu her tarafa duyurmuştur. (İbnu'l-Esir, el-Kâmil fi't-Tarih, VIII, 9).

    Zeydiye'den sonra Ehl-i Sünnet'e en yakın bir Şiî mezhebi olan Câ'ferîliğin bazı görüşlerini şöylece özetlemek mümkündür:

    İmâmiye'ye göre imâmet (devlet başkanlığı); nübüvvet gibi ilâhî bir makamdır. Peygamber gibi imâmı da Allah seçer. İnsanların imam tayin etme yetkisi yoktur. Hz. Muhammed (s.a.s) vefat etmeden önce, kendi yerine kimin imam (halife, müslümanların lideri) olacağını nass'la tayin etmiştir. Bu imam da kendinden sonra gelecek olanı aynı şekilde belirlemiştir. İmâmın zahir, meşhur ve meydanda olması caiz olduğu gibi; gaib, mestur ve gizli olması da mümkündür. Son imam Muhammed Mehdî onikinci imam olup, hâlen hayattadır, fakat gaibtir. İmâmın bulunmadığı bir zaman yoktur. Şimdi gaib olan Mehdî'ye naibler (âyetullahlar) vekâlet etmektedir.

    Oniki imâm şunlardır: 1) Ali el-Murtaza, 2) Hasan el-Müctebâ (ö. 50/670), 3) Hüseyin eş-Şehid (ö. 61/681), 4) Ali Zeynelâbidin (ö. 94/713), 5) Muhammed Bâkır (ö. 113/731), 6) Câ'fer es-Sâdık (ö. 148/765), 7) Musa Kâzım (ö. 183/799), 8) Ali Rıza (ö. 192/808), 9) Muhammed Cevad (ö. 220/835), 10) Ali Hâdi (ö. 254/868), 11) Hasan Askerî (ö. 260/874), 12) Muhammed Mehdî (gizlendiği tarih 260/874).

    Câferîlere göre imâmlık mertebesi, insan olmanın üstünde; fakat peygamberliğin altında bir makamdır. İmamlar peygamber gibi masum olup, yanılmazlar, günah işlemezler. Câ'ferîler imamın masumiyetini şöyle açıklarlar: "Ondan, büyük küçük, kasden veya yanlışlıkla unutarak, yahut ictihadında hata ederek, yahut da Allah'ın hataya sevketmesi sebebiyle olsun, hiçbir günah sadır olmaz. Bu imamın sözü dinlenir, korkusu kalpten çıkmaz bir kişi olması için böyledir. Onlardaki ismet sıfatı, Allah onların akıllarını kemâle erdirdiği andan itibaren ruhlarını kabzedene kadar onlardan ayrılmaz bir vasıftır.

    Câ'ferî'ye göre meleklere, kitaplara ve kadere iman Allah'a ve peygambere imanın içindedir. Onlara göre Hz. Muhammed (s.a.s)'den sonra halîfe olma hakkı Hz. Ali'nin idi. Bu konuda ayet ve hadîsler mevcuttur. Fakat Ashab-ı Kirâm'ın ileri gelenleri, kendi ictihadlarına dayanarak bu nass'ları tevil ettiler ve Hz. Ebu Bekir'i halife seçtiler. Hz. Ali ve ona tabi olan bir grup, bu seçimi kabul etmedi. Ancak fitne çıkmaması için Ebû Bekir'e bey'at ettiler. İlk üç halifede gördüğü ehliyet ve liyâkat sebebiyle Hz. Ali, hilâfet hakkından feragat etmişti. Ancak Muaviye'nin değil halife, vali olarak kalmasının bile zararlı olduğu kanaatine vardığı için Emevîlere karşı savaş ilân etmiştir. Câ'ferîler, ilk üç halifenin imâmlığını kabul etmemekle beraber onlara karşı saygılı oldukları halde, Muaviye ve oğlu Yezid'e lânet okurlar. (Muhammed Hüseyin, Kâşifu'l-Gıta, Aslu'ş-Şia ve Usulühâ, Kahire 1958. 126 vd.; Musevî, el-Muracaa, Beyrut 1393, 168).

    Câ'feriye mezhebi mensupları, onikinci imam Muhammed'in evinde "sirdap" diye adlandırılan bir sığınağa girip gizlendiğine ve bir daha dönmediğine inanırlar. Ancak gizlenen onikinci imamın yaşı konusunda ihtilaf edilmiş ve bazıları gizlendiğinde yaşının dört olduğunu söylerken, bazıları da sekiz yaşında olduğunu ileri sürmüştür. Yine, gizlenen imamın vereceği hüküm konusunda ihtilaf olmuştur. Bazıları, kaybolduğu yaştayken, halifenin bilmesi gereken şeyleri bildiğini ve ona itaat etmenin vacip olduğunu öne sürerken; diğer bir kısmı da hüküm vermenin gizlenen imamın mezhebine bağlı âlimlere ait olduğunu iddia etmişlerdir.

    İsna aşeriyye, diğer adıyla Câ'ferîye mezhebine göre din, Ehl-i Sünnet'te olduğu gibi iki ana bölümde ele alınır. 1) Usû-i Din, 2) Furû-i Din. Usûlü Din (dinin asılları) beş esas üzerine kurulmuştur: Tevhîd, Nübüvvet, İmâmet, Mead (Ahiret), Adalet.

    Tevhîd: Allah birdir (vâhid), tektir (ahad). Onun zatı her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Eşi,benzeri ve mahlûkatına benzer bir tarafı yoktur.

    Nübüvvet: Peygamberlik, Allah'ın seçtiği kullarını Cebrâil vasıtasıyla ve vahy yoluyla ilâhî bir vazife ile mükellef kılmasıdır. Peygamberler Allah'ın emirlerini halka tebliğ eder ve onları doğru yola iletirler. Onlar insanların en üstünü ve kulların en hayırlısıdırlar. Emindirler, masumdurlar ve tebliğ vazifelerinde bir noksanlık ve hata bulunmaz. Peygamberler ilâhî bir lütuf ve hazinedir. Hz. Muhammed (s.a.s) bütün peygamberlerin en üstünü ve sonuncusudur. Onun en büyük mûcizesi Kur'an'dır.

    İmâmet: İmân, dinin asıllarından olan imamete inanmakla tamamlanabilir. İmamiye, nübüvvetin nasıl Allah'tan bir lütûf olduğuna inanırsa, her asırda peygamberlerin vazifeleriyle vazifelenmiş, insanların hidayet ve irşadlarını üstlenmiş bir imamın varlığına da inanır.

    Meâd (Ahiret): Bu, ölümden sonra ahiret hayatının hak olduğu esasıdır. Kıyamete dair Kur'an ve hadîslerde geçen mîzan, soru, hesap, sırat, şefaat, Cennet, Cehennem hepsi gerçektir, bunların hiçbiri akılla yorumlanamaz. Keyfiyetini de bilemeyiz. Fakat hepsinin gerçek olduğuna inanırız. Mead cismanîdir ve bunlara icmalen iman yeterlidir ve yorumsuz olarak kabul etmek gerekir.

    Adalet: İsna aşeriyye'ye göre dinin beşinci aslı ve dolayısıyla inanç esaslarından olan adalet, Allah'ın adil; kulun da iradesinde ve fiillerinde hür ve muhtar oluşudur. Onun, iyiye iyiliğine karşılık mükâfatta, kötüye kötülüğüne karşılık mücazatta bulunması adaletinin zarurî bir icabıdır. Kul, fiillerinde hür ve muhtardır.

    İsna aşeriyye, şer'i hükümlerin kaynağı olarak dört esası kabul eder. Bunlar, kitap, sünnet, icma ve akıldır. Ayrıca füru-u din ikiye ayrılır: 1) İbâdât, 2) Muamelât.

    İbâdât: Namaz, oruç, hacc, zekât, humus, cihat, emri bi'l ma'ruf nehyi ani'l-münker, Tevellâ ve Teberrâ'dan oluşan bir bütündür.

    Muamelât: Ticaret hayatı, şahıs hukuku, cezalar, evlenme, miras ve benzeri hususlardır.

    Görüldüğü gibi İsna aşeriyye, usûl-i din dediğimiz inanç esasları ve fer'i hükümlerde, yani fıkhî konularda Ehl-i Sünnet'ten çok farklı düşüncelere sahip bulunmamaktadır. Ancak Tevhîd, Nübüvvet ve Ahiret gibi üç büyük esasta Ehl-i Sünnet ile birleşmiş olmalarına rağmen; İmametin dinin esasları arasında zikredilmesi dolayısıyla Hz. Peygamberden sonra belIi kişilerin peygamber gibi "ismet" sıfatına ve başkalarında bulunmayan "özel bir bilgi"ye sahip bulundukları hususlarının kabul edilmesiyle Ehl-i Sünnet'ten ayrılmaktadır. Ayrıca takiyye ve bedâ, Câ'ferîlik'te önemli iki inanç konusudur. Onlar, cebir ve zor karşısında bir Şiî'nin inancını gizlemesine "takiyye"* adını verirler. Hz. Muaviye'nin baskısı altında inançlarını gizleyen Şiî'ler Mekke döneminde sahabenin de müşriklerin baskısından kurtulmak için bu prensibe başvurduklarını söylerler. Onlara göre, takiyye bazen farz, bazen caiz, bazen da haram olur.

    Bedâ ise, Cenâb-ı Hakk'ın Levh-i Mahfuz'a* yazdığı bir şeyi vahiyle peygamberine bildirdikten sonra değiştirmesidir. Bu durum, velî ve imamlar için de söz konusudur. İslâm şerîatının önceki şerîatları neshetmesi veya İslâm şerîatında bazı ayetlerin diğer ayetleri neshetmesi de bedâ kavramına yakındır. (Muhammed Hüseyin, a.g.e., 131).

    Câ'ferîlik bugünkü İran'da çoğunluğun ve İran İslâm devletinin resmî mezhebidir. İran'dan başka, Türkiye'de Kars ve çevresinde çok az olmak üzere Irak, Suriye, Lübnan, Afganistan ve Hindistan'da Câferîler vardır. İmâm Câ'fer'den sonra yüzyıllar boyunca yapılan ictihadlarla bir hayli genişleyen Câferîye fıkhı, yukarıda zikredilen yerlerde ve bir kısım Ortadoğu ülkelerindeki küçük cemaatler halinde bulunan Şiîler arasında tatbik edilmektedir.

    Hamdi DÖNDÜREN


  4. 12.Kasım.2012, 01:57
    2
    Moderatör



    Caferiyye, Caferilik Mezhebi Hakkında


    Hz. Ali'nin torunlarından Câ'fer-i Sâdık (ö. 148/765)'ın etrafında toplanan ve onun ictihadlarına göre amel eden müslümanların bağlı oldukları siyasi ve fıkhî mezhep. İmâm Câ'fer, bütün Sünnîlerce, özellikle tasavvuf ehlince büyük bir velî olarak kabul edilir. O, kendisini ilme ve tefekküre vermiş, Ebû Hanîfe ve İmâm Mâlik gibi büyük müctehidler bile ondan faydalanmıştır. Hadîs âlimleri kendisinden hadîs rivayet etme konusunda tereddüt etmişlerse de, İmam Şâfiî ve Yahya b. Maîn gibi âlimler onu güvenilir bir muhaddis olarak kabul etmişlerdir. Mezheplerinde "imâm" ve "on iki imam" konusuna ağırlık verdikleri için bu mezhebe "İmamiyye" veya "İsnâ Aşeriyye" adı da verilmiştir.

    Câ'fer-i Sâdık, Medine'de Ebû Hanîfe ile ilk karşılaştıkları zaman ona şöyle dedi: "Nûman! Babam bana, dedemden şöyle rivayet etti: -Din husûsunda re'yi ile kıyasa ilk başvuran İblîs'tir. Allah ona, Âdem'e secde et dedi. O da, Ben Âdem'den hayırlıyım, çünkü beni ateşten, onu topraktan yarattın' dedi. Kim dinde re'yi ile kıyas yaparsa Allah onu Kıyâmet günü İblîs'e arkadaş yapar. Çünkü o, kıyas yapmak suretiyle şeytana uymuştur." Ebû Hanîfe şu cevabı verdi: "Ne münasebet! şeytân Allah'ın emrine isyan için kıyas yaptı. Ben ise, Allah'ın emirlerine itaat yollarını bulmak için kıyas yapıyorum." (M. Ebû Zehra, İslâm'da Fıkhî Mezhepler Târîhi, (çev. A. Şener) Ankara, 1968, s. 235; Ahmed Emin, Düha'l-İslâm, Kahire 1936, III, 261).

    Temelde Ehl-i Sünnet'e yakın olan Câ'fer-i Sâdık'a ölümünden sonra birtakım iftiracılar birçok şeyi isnat etmişler ve bunları halk arasında yaymışlardır. İmâm Câ'fer, daha hayatta iken mezhep içinde bazı sapık görüşler ortaya atılmış ve bunları bizzat kendisi reddetmiştir. Bu sapıkların başında Ebû'l Hattâb Muhammed b. Ebî Zeyneb gelir. Ebû'l Hattâb, küfre düşmüş, peygamberlik davasında bulunmuş ve Câ'fer-i Sâdık'ın tanrı olduğunu öne sürmüştür. Haramları helâl saymış ve imamı tanıyan herkesin haramlardan muaf sayılacağını söylemiştir. Üstelik bu görüşleri Câ'fer-i Sâdık adına çıkarmıştır. Bunu haber alan Câ'fer, Ebû'l Hattab'a lânet etmiş, onunla hiçbir ilgisinin bulunmadığını, bütün talebe ve arkadaşlarına bildirmiş, İslâm ülkelerine mektuplar yazarak bu durumu her tarafa duyurmuştur. (İbnu'l-Esir, el-Kâmil fi't-Tarih, VIII, 9).

    Zeydiye'den sonra Ehl-i Sünnet'e en yakın bir Şiî mezhebi olan Câ'ferîliğin bazı görüşlerini şöylece özetlemek mümkündür:

    İmâmiye'ye göre imâmet (devlet başkanlığı); nübüvvet gibi ilâhî bir makamdır. Peygamber gibi imâmı da Allah seçer. İnsanların imam tayin etme yetkisi yoktur. Hz. Muhammed (s.a.s) vefat etmeden önce, kendi yerine kimin imam (halife, müslümanların lideri) olacağını nass'la tayin etmiştir. Bu imam da kendinden sonra gelecek olanı aynı şekilde belirlemiştir. İmâmın zahir, meşhur ve meydanda olması caiz olduğu gibi; gaib, mestur ve gizli olması da mümkündür. Son imam Muhammed Mehdî onikinci imam olup, hâlen hayattadır, fakat gaibtir. İmâmın bulunmadığı bir zaman yoktur. Şimdi gaib olan Mehdî'ye naibler (âyetullahlar) vekâlet etmektedir.

    Oniki imâm şunlardır: 1) Ali el-Murtaza, 2) Hasan el-Müctebâ (ö. 50/670), 3) Hüseyin eş-Şehid (ö. 61/681), 4) Ali Zeynelâbidin (ö. 94/713), 5) Muhammed Bâkır (ö. 113/731), 6) Câ'fer es-Sâdık (ö. 148/765), 7) Musa Kâzım (ö. 183/799), 8) Ali Rıza (ö. 192/808), 9) Muhammed Cevad (ö. 220/835), 10) Ali Hâdi (ö. 254/868), 11) Hasan Askerî (ö. 260/874), 12) Muhammed Mehdî (gizlendiği tarih 260/874).

    Câferîlere göre imâmlık mertebesi, insan olmanın üstünde; fakat peygamberliğin altında bir makamdır. İmamlar peygamber gibi masum olup, yanılmazlar, günah işlemezler. Câ'ferîler imamın masumiyetini şöyle açıklarlar: "Ondan, büyük küçük, kasden veya yanlışlıkla unutarak, yahut ictihadında hata ederek, yahut da Allah'ın hataya sevketmesi sebebiyle olsun, hiçbir günah sadır olmaz. Bu imamın sözü dinlenir, korkusu kalpten çıkmaz bir kişi olması için böyledir. Onlardaki ismet sıfatı, Allah onların akıllarını kemâle erdirdiği andan itibaren ruhlarını kabzedene kadar onlardan ayrılmaz bir vasıftır.

    Câ'ferî'ye göre meleklere, kitaplara ve kadere iman Allah'a ve peygambere imanın içindedir. Onlara göre Hz. Muhammed (s.a.s)'den sonra halîfe olma hakkı Hz. Ali'nin idi. Bu konuda ayet ve hadîsler mevcuttur. Fakat Ashab-ı Kirâm'ın ileri gelenleri, kendi ictihadlarına dayanarak bu nass'ları tevil ettiler ve Hz. Ebu Bekir'i halife seçtiler. Hz. Ali ve ona tabi olan bir grup, bu seçimi kabul etmedi. Ancak fitne çıkmaması için Ebû Bekir'e bey'at ettiler. İlk üç halifede gördüğü ehliyet ve liyâkat sebebiyle Hz. Ali, hilâfet hakkından feragat etmişti. Ancak Muaviye'nin değil halife, vali olarak kalmasının bile zararlı olduğu kanaatine vardığı için Emevîlere karşı savaş ilân etmiştir. Câ'ferîler, ilk üç halifenin imâmlığını kabul etmemekle beraber onlara karşı saygılı oldukları halde, Muaviye ve oğlu Yezid'e lânet okurlar. (Muhammed Hüseyin, Kâşifu'l-Gıta, Aslu'ş-Şia ve Usulühâ, Kahire 1958. 126 vd.; Musevî, el-Muracaa, Beyrut 1393, 168).

    Câ'feriye mezhebi mensupları, onikinci imam Muhammed'in evinde "sirdap" diye adlandırılan bir sığınağa girip gizlendiğine ve bir daha dönmediğine inanırlar. Ancak gizlenen onikinci imamın yaşı konusunda ihtilaf edilmiş ve bazıları gizlendiğinde yaşının dört olduğunu söylerken, bazıları da sekiz yaşında olduğunu ileri sürmüştür. Yine, gizlenen imamın vereceği hüküm konusunda ihtilaf olmuştur. Bazıları, kaybolduğu yaştayken, halifenin bilmesi gereken şeyleri bildiğini ve ona itaat etmenin vacip olduğunu öne sürerken; diğer bir kısmı da hüküm vermenin gizlenen imamın mezhebine bağlı âlimlere ait olduğunu iddia etmişlerdir.

    İsna aşeriyye, diğer adıyla Câ'ferîye mezhebine göre din, Ehl-i Sünnet'te olduğu gibi iki ana bölümde ele alınır. 1) Usû-i Din, 2) Furû-i Din. Usûlü Din (dinin asılları) beş esas üzerine kurulmuştur: Tevhîd, Nübüvvet, İmâmet, Mead (Ahiret), Adalet.

    Tevhîd: Allah birdir (vâhid), tektir (ahad). Onun zatı her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Eşi,benzeri ve mahlûkatına benzer bir tarafı yoktur.

    Nübüvvet: Peygamberlik, Allah'ın seçtiği kullarını Cebrâil vasıtasıyla ve vahy yoluyla ilâhî bir vazife ile mükellef kılmasıdır. Peygamberler Allah'ın emirlerini halka tebliğ eder ve onları doğru yola iletirler. Onlar insanların en üstünü ve kulların en hayırlısıdırlar. Emindirler, masumdurlar ve tebliğ vazifelerinde bir noksanlık ve hata bulunmaz. Peygamberler ilâhî bir lütuf ve hazinedir. Hz. Muhammed (s.a.s) bütün peygamberlerin en üstünü ve sonuncusudur. Onun en büyük mûcizesi Kur'an'dır.

    İmâmet: İmân, dinin asıllarından olan imamete inanmakla tamamlanabilir. İmamiye, nübüvvetin nasıl Allah'tan bir lütûf olduğuna inanırsa, her asırda peygamberlerin vazifeleriyle vazifelenmiş, insanların hidayet ve irşadlarını üstlenmiş bir imamın varlığına da inanır.

    Meâd (Ahiret): Bu, ölümden sonra ahiret hayatının hak olduğu esasıdır. Kıyamete dair Kur'an ve hadîslerde geçen mîzan, soru, hesap, sırat, şefaat, Cennet, Cehennem hepsi gerçektir, bunların hiçbiri akılla yorumlanamaz. Keyfiyetini de bilemeyiz. Fakat hepsinin gerçek olduğuna inanırız. Mead cismanîdir ve bunlara icmalen iman yeterlidir ve yorumsuz olarak kabul etmek gerekir.

    Adalet: İsna aşeriyye'ye göre dinin beşinci aslı ve dolayısıyla inanç esaslarından olan adalet, Allah'ın adil; kulun da iradesinde ve fiillerinde hür ve muhtar oluşudur. Onun, iyiye iyiliğine karşılık mükâfatta, kötüye kötülüğüne karşılık mücazatta bulunması adaletinin zarurî bir icabıdır. Kul, fiillerinde hür ve muhtardır.

    İsna aşeriyye, şer'i hükümlerin kaynağı olarak dört esası kabul eder. Bunlar, kitap, sünnet, icma ve akıldır. Ayrıca füru-u din ikiye ayrılır: 1) İbâdât, 2) Muamelât.

    İbâdât: Namaz, oruç, hacc, zekât, humus, cihat, emri bi'l ma'ruf nehyi ani'l-münker, Tevellâ ve Teberrâ'dan oluşan bir bütündür.

    Muamelât: Ticaret hayatı, şahıs hukuku, cezalar, evlenme, miras ve benzeri hususlardır.

    Görüldüğü gibi İsna aşeriyye, usûl-i din dediğimiz inanç esasları ve fer'i hükümlerde, yani fıkhî konularda Ehl-i Sünnet'ten çok farklı düşüncelere sahip bulunmamaktadır. Ancak Tevhîd, Nübüvvet ve Ahiret gibi üç büyük esasta Ehl-i Sünnet ile birleşmiş olmalarına rağmen; İmametin dinin esasları arasında zikredilmesi dolayısıyla Hz. Peygamberden sonra belIi kişilerin peygamber gibi "ismet" sıfatına ve başkalarında bulunmayan "özel bir bilgi"ye sahip bulundukları hususlarının kabul edilmesiyle Ehl-i Sünnet'ten ayrılmaktadır. Ayrıca takiyye ve bedâ, Câ'ferîlik'te önemli iki inanç konusudur. Onlar, cebir ve zor karşısında bir Şiî'nin inancını gizlemesine "takiyye"* adını verirler. Hz. Muaviye'nin baskısı altında inançlarını gizleyen Şiî'ler Mekke döneminde sahabenin de müşriklerin baskısından kurtulmak için bu prensibe başvurduklarını söylerler. Onlara göre, takiyye bazen farz, bazen caiz, bazen da haram olur.

    Bedâ ise, Cenâb-ı Hakk'ın Levh-i Mahfuz'a* yazdığı bir şeyi vahiyle peygamberine bildirdikten sonra değiştirmesidir. Bu durum, velî ve imamlar için de söz konusudur. İslâm şerîatının önceki şerîatları neshetmesi veya İslâm şerîatında bazı ayetlerin diğer ayetleri neshetmesi de bedâ kavramına yakındır. (Muhammed Hüseyin, a.g.e., 131).

    Câ'ferîlik bugünkü İran'da çoğunluğun ve İran İslâm devletinin resmî mezhebidir. İran'dan başka, Türkiye'de Kars ve çevresinde çok az olmak üzere Irak, Suriye, Lübnan, Afganistan ve Hindistan'da Câferîler vardır. İmâm Câ'fer'den sonra yüzyıllar boyunca yapılan ictihadlarla bir hayli genişleyen Câferîye fıkhı, yukarıda zikredilen yerlerde ve bir kısım Ortadoğu ülkelerindeki küçük cemaatler halinde bulunan Şiîler arasında tatbik edilmektedir.

    Hamdi DÖNDÜREN


  5. 12.Kasım.2012, 02:12
    3
    EhliAba.
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Ekim.2012
    Üye No: 98288
    Mesaj Sayısı: 90
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: caferi mezhebi nedir? caferi mezhebi nerelerde yayılmıştır?

    Yazı %85 ile doğru anlatılmış bu iyi,lakin bazı şeyler var

    Alıntı
    Ayrıca takiyye ve bedâ, Câ'ferîlik'te önemli iki inanç konusudur Onlar, cebir ve zor karşısında bir Şiî'nin inancını gizlemesine "takiyye"* adını verirler Hz Muaviye'nin baskısı altında inançlarını gizleyen Şiî'ler Mekke döneminde sahabenin de müşriklerin baskısından kurtulmak için bu prensibe başvurduklarını söylerler Onlara göre, takiyye bazen farz, bazen caiz, bazen da haram olur
    Ehlisünnetdede takiyye vardır lakin MÜSLÜMAN OLMAYANA karşı.tehlike anında .benmi yanlış biliyorum yoksa,ashaptan bazıları müşriklerin baskılarında; okuduğuma bildiğime göre takiyye yapmışlardır


  6. 12.Kasım.2012, 02:12
    3
    EhliAba. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Yazı %85 ile doğru anlatılmış bu iyi,lakin bazı şeyler var

    Alıntı
    Ayrıca takiyye ve bedâ, Câ'ferîlik'te önemli iki inanç konusudur Onlar, cebir ve zor karşısında bir Şiî'nin inancını gizlemesine "takiyye"* adını verirler Hz Muaviye'nin baskısı altında inançlarını gizleyen Şiî'ler Mekke döneminde sahabenin de müşriklerin baskısından kurtulmak için bu prensibe başvurduklarını söylerler Onlara göre, takiyye bazen farz, bazen caiz, bazen da haram olur
    Ehlisünnetdede takiyye vardır lakin MÜSLÜMAN OLMAYANA karşı.tehlike anında .benmi yanlış biliyorum yoksa,ashaptan bazıları müşriklerin baskılarında; okuduğuma bildiğime göre takiyye yapmışlardır


  7. 12.Kasım.2012, 10:17
    4
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: caferi mezhebi nedir? caferi mezhebi nerelerde yayılmıştır?

    ehliaba kardeşim senin bilgin vardır. Caferiler kıyamdaken ellerini dua eder gibi açıyorlar sonra ters e çeviriyorlar . ardından rukü yapıyorlar. bunun kaynagı ehli sünnette varmıdır. ve o hareketin anlamı nedir ?


  8. 12.Kasım.2012, 10:17
    4
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    ehliaba kardeşim senin bilgin vardır. Caferiler kıyamdaken ellerini dua eder gibi açıyorlar sonra ters e çeviriyorlar . ardından rukü yapıyorlar. bunun kaynagı ehli sünnette varmıdır. ve o hareketin anlamı nedir ?


  9. 12.Kasım.2012, 20:17
    5
    EhliAba.
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Ekim.2012
    Üye No: 98288
    Mesaj Sayısı: 90
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: caferi mezhebi nedir? caferi mezhebi nerelerde yayılmıştır?

    Ben hiç ehlsünnet kaynaklarında göremedim lakin caferilikte ise şöyledir



    Günlük namazların ikinci rekatında Fatiha ve Kur'an surelerinden herhangi biri tam olarak okunduktan sonra rükûya gidilmeden önce ellerin yüz hizasına kaldırılması, avuçların göğe doğru açılarak yanyana tutulup dua edilmesi müstehaptır; bu amelin adına "kunut" denir. Kunutta baş parmak dışındaki parmakların birbirine bitiştirilmesi ve avuçların içine bakılması müstehaptır.

    Kunutta şu dua okunabilir:

    - Rebbenâ âtina fid-dunya heseneten

    - ve fil-ahireti heseneten - ve kin⠑ezâb-en nâr.[1]

    Anlamı:

    "Rabbimiz dünyada da iyilik ve güzellik ver bize, ahirette de iyilik ve güzellik ver ve bizi ateşin azabından koru."

    Cuma namazında iki kunut okunması müstehaptır. Bu kunutların birisi namazın birinci rekâtında rükûdan önce, diğeri ise namazın ikinci rekâtında rükûdan sonra okunur.

    Resulullah (s.a.a) buyuruyor ki: "Namazının kunutu uzun olan kişinin kıyamette hesaba çekilişi kolay olur."[2]

    Kunuttan sonra birinci rekâtta olduğu gibi rükû ve secde yapılır.

    Kunutla İlgili Birkaç Hüküm

    1- Cemaat namazı dışında kunutu yüksek sesle okumak müstehaptır.

    2- Kunut unutularak okunmaz ve rûkuda farkına varılırsa, rûkudan sonra okunabilir.

    3- Kunutta okunan duanın Arapça olması gerekmez; herhangi bir dille okunabilir.


    Kunut, lügatta "huzuyla itaat" anlamındadır. Allah Tealâ'nın Hz. Meryem'e hitaben buyurduğu şu söz de bu anlamda kullanılmıştır:
    "Ey Meryem, Rabbine divan dur." [1]

    Ancak namazla ilgili olarak söz konusu edildiğinde, tüm namazların ikinci rekâtında okunan dua kastedilir.

    İmam Cafer Sadık (a.s), "Bütün gönlünle O'na yönel." ayetinin tefsirinde şöyle buyuruyor:

    "Ayetin orijinalinde geçen "tebettel"den maksat, namazda dua için elleri kaldırmaktır." [2]

    "Tebettel" sözlükte "Allah'tan başkasından ümit kesmek" anlamına gelir. [3]

    Kur'ân-ı Kerim, "Rabbinize yalvararak ve gizlice dua edin."[4] buyurmaktadır. Allah'a yalvarma ve tazarru etmenin nişanelerinden biri de dua için elleri kaldırmaktır. Fakir ve muhtaç olan insan mutlak zengine el açar, sadece O'ndan ister ve O'ndan başkasına gönül vermez.

    Evet, namazda kunut tutmak müstehaptır; fakat o kadar önemsenmiştir ki İmam Rıza (a.s) Me'mun'a mektubunda şöyle yazmıştır:

    "Kunut günlük namazların tümünde, farz bir sünnettir." [5]
    Elbette bu sözden İmam'ın maksadı kunutun önemini vurgulamaktır. Nitekim, insan rükûya varmadan önce kunut okumayı unutursa, rükûdan sonra kaza etmesi müstehaptır, secdede hatırlarsa selâmdan sonra kaza edebilir.

    Kunut adabında şöyle geçer: Elleri yüzün karşısına kadar kaldırın; ellerin için göğe baksın; iki eli birbirinin yanında tutun ve baş parmak dışında diğer parmakları birbirine bitiştirin. Dua okurken ellerinizin içine bakın ve duayı -namazı cemaatte kılıyorsanız- cemaat imamının duymayacağı şekilde yüksek sesle okuyun. [6]
    Kunutun özel bir duası yoktur, insan istediği duayı okuyabilir; duanın Arapça olması da gerekmez, herkes kendi diliyle isteklerini isteyebilir. Elbette ki Kur'ân dualarını ve Ehlibeyt İmamlarının (a.s) okudukları duaları okumanın apayrı bir fazileti vardır.


    Namazların tümünde kunut sayısı aynı değildir; beş vakit namazın her birinde, ikinci rekâtın rükûsundan önce bir kunut vardır. Fakat iki rekât olan cuma namazında iki kunut vardır; biri birinci rekâtın rükûsundan önce, diğeri ise ikinci rekâtın rükûsundan sonra.

    İki rekât olan Ramazan ve Kurban Bayramı namazında dokuz kunut vardır; beş kunut arka arkaya birinci rekâtta rükûdan önce ve dört kunut da ikinci rekâtta; ama bu kunutların özel bir duası vardır.

    İki rekât olan ve her rekâtta beş rükû yapılan Ayat namazında ikinci, dördüncü, altıncı, sekizinci ve onuncu rükûlardan önce kunut okunması müstehaptır; fakat o-nuncu rükûdan önce bir kunut okumak da yeterlidir.

    Bir rekâtlık olan ve gece namazının sonunda kılınan Vitir namazında uzun bir kunut vardır ve onda bir çok duanın okunması müstehaptır; örneğin 70 defa istiğfar etmek, 300 defa "el-afv" demek ve kırk mümine dua etmek.

    Yağmur namazında da bayram namazı gibi birinci rekâtta beş kunut, ikinci rekâtta ise dört kunut vardır.

    Her halükârda, kunutu uzatmak müstehaptır. Ebuzer, Resulullah'a (s.a.a), "Hangi namaz daha üstündür?" diye sorunca, şöyle buyurdu: "Kunutu uzun olan namaz; kunutunu uzatan kimse kıyametin korkunç menzillerinde daha rahat olur." [7]

    İbn-i Mesud, Müslüman olmasının nedenini Resulullah (s.a.a), Hz. Ali (a.s) ve Hz. Hatice'nin kıldığı üç kişilik namazı ve onların uzun kunutunu görmesi olduğunu söylemektedir. [8]



  10. 12.Kasım.2012, 20:17
    5
    EhliAba. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Ben hiç ehlsünnet kaynaklarında göremedim lakin caferilikte ise şöyledir



    Günlük namazların ikinci rekatında Fatiha ve Kur'an surelerinden herhangi biri tam olarak okunduktan sonra rükûya gidilmeden önce ellerin yüz hizasına kaldırılması, avuçların göğe doğru açılarak yanyana tutulup dua edilmesi müstehaptır; bu amelin adına "kunut" denir. Kunutta baş parmak dışındaki parmakların birbirine bitiştirilmesi ve avuçların içine bakılması müstehaptır.

    Kunutta şu dua okunabilir:

    - Rebbenâ âtina fid-dunya heseneten

    - ve fil-ahireti heseneten - ve kin⠑ezâb-en nâr.[1]

    Anlamı:

    "Rabbimiz dünyada da iyilik ve güzellik ver bize, ahirette de iyilik ve güzellik ver ve bizi ateşin azabından koru."

    Cuma namazında iki kunut okunması müstehaptır. Bu kunutların birisi namazın birinci rekâtında rükûdan önce, diğeri ise namazın ikinci rekâtında rükûdan sonra okunur.

    Resulullah (s.a.a) buyuruyor ki: "Namazının kunutu uzun olan kişinin kıyamette hesaba çekilişi kolay olur."[2]

    Kunuttan sonra birinci rekâtta olduğu gibi rükû ve secde yapılır.

    Kunutla İlgili Birkaç Hüküm

    1- Cemaat namazı dışında kunutu yüksek sesle okumak müstehaptır.

    2- Kunut unutularak okunmaz ve rûkuda farkına varılırsa, rûkudan sonra okunabilir.

    3- Kunutta okunan duanın Arapça olması gerekmez; herhangi bir dille okunabilir.


    Kunut, lügatta "huzuyla itaat" anlamındadır. Allah Tealâ'nın Hz. Meryem'e hitaben buyurduğu şu söz de bu anlamda kullanılmıştır:
    "Ey Meryem, Rabbine divan dur." [1]

    Ancak namazla ilgili olarak söz konusu edildiğinde, tüm namazların ikinci rekâtında okunan dua kastedilir.

    İmam Cafer Sadık (a.s), "Bütün gönlünle O'na yönel." ayetinin tefsirinde şöyle buyuruyor:

    "Ayetin orijinalinde geçen "tebettel"den maksat, namazda dua için elleri kaldırmaktır." [2]

    "Tebettel" sözlükte "Allah'tan başkasından ümit kesmek" anlamına gelir. [3]

    Kur'ân-ı Kerim, "Rabbinize yalvararak ve gizlice dua edin."[4] buyurmaktadır. Allah'a yalvarma ve tazarru etmenin nişanelerinden biri de dua için elleri kaldırmaktır. Fakir ve muhtaç olan insan mutlak zengine el açar, sadece O'ndan ister ve O'ndan başkasına gönül vermez.

    Evet, namazda kunut tutmak müstehaptır; fakat o kadar önemsenmiştir ki İmam Rıza (a.s) Me'mun'a mektubunda şöyle yazmıştır:

    "Kunut günlük namazların tümünde, farz bir sünnettir." [5]
    Elbette bu sözden İmam'ın maksadı kunutun önemini vurgulamaktır. Nitekim, insan rükûya varmadan önce kunut okumayı unutursa, rükûdan sonra kaza etmesi müstehaptır, secdede hatırlarsa selâmdan sonra kaza edebilir.

    Kunut adabında şöyle geçer: Elleri yüzün karşısına kadar kaldırın; ellerin için göğe baksın; iki eli birbirinin yanında tutun ve baş parmak dışında diğer parmakları birbirine bitiştirin. Dua okurken ellerinizin içine bakın ve duayı -namazı cemaatte kılıyorsanız- cemaat imamının duymayacağı şekilde yüksek sesle okuyun. [6]
    Kunutun özel bir duası yoktur, insan istediği duayı okuyabilir; duanın Arapça olması da gerekmez, herkes kendi diliyle isteklerini isteyebilir. Elbette ki Kur'ân dualarını ve Ehlibeyt İmamlarının (a.s) okudukları duaları okumanın apayrı bir fazileti vardır.


    Namazların tümünde kunut sayısı aynı değildir; beş vakit namazın her birinde, ikinci rekâtın rükûsundan önce bir kunut vardır. Fakat iki rekât olan cuma namazında iki kunut vardır; biri birinci rekâtın rükûsundan önce, diğeri ise ikinci rekâtın rükûsundan sonra.

    İki rekât olan Ramazan ve Kurban Bayramı namazında dokuz kunut vardır; beş kunut arka arkaya birinci rekâtta rükûdan önce ve dört kunut da ikinci rekâtta; ama bu kunutların özel bir duası vardır.

    İki rekât olan ve her rekâtta beş rükû yapılan Ayat namazında ikinci, dördüncü, altıncı, sekizinci ve onuncu rükûlardan önce kunut okunması müstehaptır; fakat o-nuncu rükûdan önce bir kunut okumak da yeterlidir.

    Bir rekâtlık olan ve gece namazının sonunda kılınan Vitir namazında uzun bir kunut vardır ve onda bir çok duanın okunması müstehaptır; örneğin 70 defa istiğfar etmek, 300 defa "el-afv" demek ve kırk mümine dua etmek.

    Yağmur namazında da bayram namazı gibi birinci rekâtta beş kunut, ikinci rekâtta ise dört kunut vardır.

    Her halükârda, kunutu uzatmak müstehaptır. Ebuzer, Resulullah'a (s.a.a), "Hangi namaz daha üstündür?" diye sorunca, şöyle buyurdu: "Kunutu uzun olan namaz; kunutunu uzatan kimse kıyametin korkunç menzillerinde daha rahat olur." [7]

    İbn-i Mesud, Müslüman olmasının nedenini Resulullah (s.a.a), Hz. Ali (a.s) ve Hz. Hatice'nin kıldığı üç kişilik namazı ve onların uzun kunutunu görmesi olduğunu söylemektedir. [8]



  11. 12.Kasım.2012, 20:32
    6
    ugurdogan
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Eylül.2011
    Üye No: 90341
    Mesaj Sayısı: 297
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 32

    Cevap: caferi mezhebi nedir? caferi mezhebi nerelerde yayılmıştır?

    Alıntı
    Hadîs âlimleri kendisinden hadîs rivayet etme konusunda tereddüt etmişlerse de, İmam Şâfiî ve Yahya b. Maîn gibi âlimler onu güvenilir bir muhaddis olarak kabul etmişlerdir.
    Gerçekten çok ilginç. 12 imamın 6.sı İmam Cafer-i Sadık'tan hadis rivayet edilmesinde tereddüt varmış. Bir kişi Allah'ın şeçimiyle imam olsun, ondan sonra da O'ndan hadis rivayet ederken tereddüt yaşa sen, bizzat Peygamber'in Soyu'ndan gelen birinden üstelik. Çok ilginç, çok tuhaf.


  12. 12.Kasım.2012, 20:32
    6
    ugurdogan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    Hadîs âlimleri kendisinden hadîs rivayet etme konusunda tereddüt etmişlerse de, İmam Şâfiî ve Yahya b. Maîn gibi âlimler onu güvenilir bir muhaddis olarak kabul etmişlerdir.
    Gerçekten çok ilginç. 12 imamın 6.sı İmam Cafer-i Sadık'tan hadis rivayet edilmesinde tereddüt varmış. Bir kişi Allah'ın şeçimiyle imam olsun, ondan sonra da O'ndan hadis rivayet ederken tereddüt yaşa sen, bizzat Peygamber'in Soyu'ndan gelen birinden üstelik. Çok ilginç, çok tuhaf.


  13. 12.Kasım.2012, 20:33
    7
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: caferi mezhebi nedir? caferi mezhebi nerelerde yayılmıştır?

    yani ehli sünnet kaynaklarda yoktur. Bize göre Peygamberimiz o şekil hiç yapmamıştır. Sağol kardeşim yardımın için


  14. 12.Kasım.2012, 20:33
    7
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    yani ehli sünnet kaynaklarda yoktur. Bize göre Peygamberimiz o şekil hiç yapmamıştır. Sağol kardeşim yardımın için


  15. 12.Kasım.2012, 20:38
    8
    ömerhattab
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Mayıs.2008
    Üye No: 20975
    Mesaj Sayısı: 1,830
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 19

    Cevap: caferi mezhebi nedir? caferi mezhebi nerelerde yayılmıştır?

    EhliAba. Nickli Üyeden Alıntı
    Ben hiç ehlsünnet kaynaklarında göremedim lakin caferilikte ise şöyledir [8][/COLOR][/SIZE][/B]
    Ehlisünnette kunut duaları vardır...Ehli sünnette hanefi mezhebinde vitri vacibte kunut yapılmaktadır...


  16. 12.Kasım.2012, 20:38
    8
    Devamlı Üye
    EhliAba. Nickli Üyeden Alıntı
    Ben hiç ehlsünnet kaynaklarında göremedim lakin caferilikte ise şöyledir [8][/COLOR][/SIZE][/B]
    Ehlisünnette kunut duaları vardır...Ehli sünnette hanefi mezhebinde vitri vacibte kunut yapılmaktadır...


  17. 12.Kasım.2012, 20:40
    9
    EhliAba.
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Ekim.2012
    Üye No: 98288
    Mesaj Sayısı: 90
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: caferi mezhebi nedir? caferi mezhebi nerelerde yayılmıştır?

    Alıntı
    Gerçekten çok ilginç 12 imamın 6sı İmam Cafer-i Sadık'tan hadis rivayet edilmesinde tereddüt varmış Bir kişi Allah'ın şeçimiyle imam olsun, ondan sonra da O'ndan hadis rivayet ederken tereddüt yaşa sen, bizzat Peygamber'in Soyu'ndan gelen birinden üstelik Çok ilginç, çok tuhaf
    aynen doğru diyorsun

    Alıntı
    yani ehli sünnet kaynaklarda yoktur Bize göre Peygamberimiz o şekil hiç yapmamıştır Sağol kardeşim yardımın için
    ben göremedim yani,ama tekrardan iyice bi bakçam araştırcam ehlisünnet kaynaklarını.zaten şiadada sünnet bile değil Müstehap.yapılırsa iyi olur yani


  18. 12.Kasım.2012, 20:40
    9
    EhliAba. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    Gerçekten çok ilginç 12 imamın 6sı İmam Cafer-i Sadık'tan hadis rivayet edilmesinde tereddüt varmış Bir kişi Allah'ın şeçimiyle imam olsun, ondan sonra da O'ndan hadis rivayet ederken tereddüt yaşa sen, bizzat Peygamber'in Soyu'ndan gelen birinden üstelik Çok ilginç, çok tuhaf
    aynen doğru diyorsun

    Alıntı
    yani ehli sünnet kaynaklarda yoktur Bize göre Peygamberimiz o şekil hiç yapmamıştır Sağol kardeşim yardımın için
    ben göremedim yani,ama tekrardan iyice bi bakçam araştırcam ehlisünnet kaynaklarını.zaten şiadada sünnet bile değil Müstehap.yapılırsa iyi olur yani


  19. 12.Kasım.2012, 20:41
    10
    EhliAba.
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Ekim.2012
    Üye No: 98288
    Mesaj Sayısı: 90
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: caferi mezhebi nedir? caferi mezhebi nerelerde yayılmıştır?

    Alıntı
    Ehlisünnette kunut duaları vardırEhli sünnette hanefi mezhebinde vitri vacibte kunut yapılmaktadır
    o kunut bu kunut değil.bizim bahsettiğimiz elleri açarak kıyamdeyken yapılan kunut 2. rekatlarda vede müstehap


  20. 12.Kasım.2012, 20:41
    10
    EhliAba. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    Ehlisünnette kunut duaları vardırEhli sünnette hanefi mezhebinde vitri vacibte kunut yapılmaktadır
    o kunut bu kunut değil.bizim bahsettiğimiz elleri açarak kıyamdeyken yapılan kunut 2. rekatlarda vede müstehap


  21. 12.Kasım.2012, 20:47
    11
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: caferi mezhebi nedir? caferi mezhebi nerelerde yayılmıştır?

    Alıntı
    Gerçekten çok ilginç 12 imamın 6sı İmam Cafer-i Sadık'tan hadis rivayet edilmesinde tereddüt varmış Bir kişi Allah'ın şeçimiyle imam olsun, ondan sonra da O'ndan hadis rivayet ederken tereddüt yaşa sen, bizzat Peygamber'in Soyu'ndan gelen birinden üstelik Çok ilginç, çok tuhaf
    ben buna kesinlikle inanmam. sizde inanmayın ehli sünnet için ihtilafsız bir konudur. Yav hanefi mezhebinin Selefi salihinin büyük imamı İmam Azam ne kadar hürmet gösterdigi. eğerki onu tanımasaydım helak olurdum dediği sözü vardır. caferi sadık hürmet gösterilecek ehlibeytin büyüklerindendir. Hamdi döndüren hocanın bu görüşüne katılmıyorum. Ne anlamda kullanıldıgını çok iyi anladım ben . Ama girmek istemiyorum o konulara. Caferi sadık kimlerin silsilesinde yer alıyor. Ve o silsileye kimler düşman oldugunu az çok tahmin edersiniz.

    . Seyyidina Mevlana Muhammed Mustafa (S.A.V.S.)
    2. Seyyid-ul Hulefa, Seyyid-ül Evliya Ebu Bekir es Sıddık (R.A.)
    3. Selman Ali Farsi (R.A.)
    4. İmam Kasım bin Muhammed bin Ebu Bekir es Sıddık (R.A.)
    5. İmam Cafer es Sıddık (R.A.)
    6. Bayezid-i Bestami (Tayfur (K.S.))
    7. Ebul Hasan Harkani (K.S.)
    8. Ebu Ali Farmedi (K.S.)
    9. Yusuf-ul Hamedani (K.S.)
    10. Ebul Abbas (Hızır A.S.)
    11. Abdulhalık Gucdavani (K.S.)
    12. Hace Arif Rigveri (K.S.)
    13. Hace Mahmut Encer Fagnevi (K.S.)

    buradan devam ediyor İmam rabbaniden , Mevlana halidi vs diye günümüze kadar geliyor.

    Durum anlaşılmıştır inşaAllah .


  22. 12.Kasım.2012, 20:47
    11
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    Gerçekten çok ilginç 12 imamın 6sı İmam Cafer-i Sadık'tan hadis rivayet edilmesinde tereddüt varmış Bir kişi Allah'ın şeçimiyle imam olsun, ondan sonra da O'ndan hadis rivayet ederken tereddüt yaşa sen, bizzat Peygamber'in Soyu'ndan gelen birinden üstelik Çok ilginç, çok tuhaf
    ben buna kesinlikle inanmam. sizde inanmayın ehli sünnet için ihtilafsız bir konudur. Yav hanefi mezhebinin Selefi salihinin büyük imamı İmam Azam ne kadar hürmet gösterdigi. eğerki onu tanımasaydım helak olurdum dediği sözü vardır. caferi sadık hürmet gösterilecek ehlibeytin büyüklerindendir. Hamdi döndüren hocanın bu görüşüne katılmıyorum. Ne anlamda kullanıldıgını çok iyi anladım ben . Ama girmek istemiyorum o konulara. Caferi sadık kimlerin silsilesinde yer alıyor. Ve o silsileye kimler düşman oldugunu az çok tahmin edersiniz.

    . Seyyidina Mevlana Muhammed Mustafa (S.A.V.S.)
    2. Seyyid-ul Hulefa, Seyyid-ül Evliya Ebu Bekir es Sıddık (R.A.)
    3. Selman Ali Farsi (R.A.)
    4. İmam Kasım bin Muhammed bin Ebu Bekir es Sıddık (R.A.)
    5. İmam Cafer es Sıddık (R.A.)
    6. Bayezid-i Bestami (Tayfur (K.S.))
    7. Ebul Hasan Harkani (K.S.)
    8. Ebu Ali Farmedi (K.S.)
    9. Yusuf-ul Hamedani (K.S.)
    10. Ebul Abbas (Hızır A.S.)
    11. Abdulhalık Gucdavani (K.S.)
    12. Hace Arif Rigveri (K.S.)
    13. Hace Mahmut Encer Fagnevi (K.S.)

    buradan devam ediyor İmam rabbaniden , Mevlana halidi vs diye günümüze kadar geliyor.

    Durum anlaşılmıştır inşaAllah .


  23. 12.Kasım.2012, 20:52
    12
    EhliAba.
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Ekim.2012
    Üye No: 98288
    Mesaj Sayısı: 90
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: caferi mezhebi nedir? caferi mezhebi nerelerde yayılmıştır?

    madem öyle uysalardı imamlara ? hiç değilse en azından onların görüşlerinin fikirilerinin içtihadlarının kitabını yazsalardı unutturmasalardı ? neden ben bunu anlamıyorum işte....değer veren onu unutturmaz koskoca imamı, büyük veliyi ve ona uyardı


  24. 12.Kasım.2012, 20:52
    12
    EhliAba. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    madem öyle uysalardı imamlara ? hiç değilse en azından onların görüşlerinin fikirilerinin içtihadlarının kitabını yazsalardı unutturmasalardı ? neden ben bunu anlamıyorum işte....değer veren onu unutturmaz koskoca imamı, büyük veliyi ve ona uyardı





+ Yorum Gönder
Git 124 Son