Konusunu Oylayın.: Hz.Osman döneminde Kur'an-ı çoğaltma işi kimin başkanlığnda oldu ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Hz.Osman döneminde Kur'an-ı çoğaltma işi kimin başkanlığnda oldu ?
  1. 10.Kasım.2012, 20:50
    1
    Misafir

    Hz.Osman döneminde Kur'an-ı çoğaltma işi kimin başkanlığnda oldu ?

  2. 10.Kasım.2012, 22:48
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Hz.Osman döneminde Kur'an-ı çoğaltma işi kimin başkanlığnda oldu ?




    HZ. OSMAN (R.A.) DÖNEMİNDE KUR ÂN-I KERÎM İN
    İSTİNSAHI, ÇOĞALTILIP NEŞREDİLMESİ


    Hz. Osman Zinnûreyn döneminde (24-35/644-656) İslâmî fetihler genişliyor; zenginlik, maddî refah artıyor, Müslümanlar farklı şehirlere, bölgelere dünyanın değişik ülkelerine dağılıyorlardı. Şüphesiz bu yeni ortam ve şartlarda Kur ân öğretimine ihtiyaç duyulmaktaydı. Tabiatıyla her geçen gün insanlar Hz. Peygamber (s.a.s.) dönemindeki vahiy atmosferinden uzaklaşıyordu. Bu değişen yeni coğrafyadaki farklı İslâm beldelerinde yaşayan Müslümanlar, bölgelerinde meşhur olan sahabînin kıraatiyle Kur ân ı öğrenip okuyorlardı. Meselâ, Suriyeliler Übeyy İbn Kâ b ın kıraatiyle Kur ân okuyorlar, Kûfeliler Abdullah İbn Mes ûd un, Basralılar Ebû Musa el-Eş ârî nin, bir başka bölge de Mikdat İbn Amr (Esved) in kıraatiyle okumaktaydı. Bu durum, farklı şehirlerde ve bölgelerde yaşayan Müslümanlar arasındaki Kur ân okunuşunda ihtilâfa ve münakaşalara sebep oluyordu (Zerkani, 1: 248). Çünkü yeni İslâm beldelerinde Müslüman olanlar, farklı lehçeleri konuşanlara kolaylık olması maksadıyla Allah tarafından izin verilen yedi harf (lehçe) üzerine okuma gerçeğini bilmeden önce sahabiler arasındaki bu okuyuş (kıraat) farklılıkları konusunda şüpheye düşüyorlardı. Hattâ bu dönemde yaşayanlar arasında görüşüne müracaat edip, hükmüne boyun eğecekleri Hz. Peygamber in (s.a.s) olmayışı ve O nun devrinden belli ölçülerde uzak bulunmaları, söz konusu ayrılığı şiddetlendirmiş, bu ayrılık, neredeyse Müslümanlar arasında fitneye, büyük bir kaosa dönüşecek hâle gelmiş ve bu fitne ateşi, zamanla tek bir yerde kalmamış, başka yerlere de yayılma istidadı göstermişti (Zerkani, 1: 248).

    İşte, nübüvvetin ilk yıllarında, gerek Kur ân ın, farklı Arap kabilelerine mensup mü minler tarafından, onlar Kureyş lehçesine alışıncaya kadarki geçiş döneminde yedi harf (lehçe) üzerine okunmasından kayaklanan, gerekse genişleyen yeni İslâm coğrafyasındaki Arap olmayan milletlere mensup Müslümanların Kur ân ı doğru okuyuş zorluğundan ileri gelen ihtilâflar, Hz. Osman ın hilâfetinin bidayetinde iyice su yüzüne çıkmıştı. O kadar ki, Kur ân öğreticisinin biri bir zâtın, diğeri de başka bir zâtın kıraatini tâlim ediyordu. Kur ân okumayı öğrenmekte olan çocuklar biraraya gelince ihtilâfa düşüyor, bu durum hocalarına intikal ediyor ve hocalar birbirlerini suçluyorlardı.

    Nihayet, Azerbaycan ve Ermenistan savaşına katılan Iraklı ve Suriyeli askerler arasında başgösteren ihtilâflar, âdeta bu konuda bardağı taşıran son damla olmuş ve Asr-ı Saadet de yazılıp, ezberlendiği tevkîfî tertibe göre Hz. Ebû Bekir (r.a.) döneminde derlenip iki kapak arasında bir kitap hâline getirilen İmam mushaf ının çoğaltılarak, okuyuş farklılıklarına son verecek şekilde, belli başlı İslâm beldelerine dağıtılması zamanı çoktan gelmişti.

    Buhârî nin Enes İbn Mâlik tarîkiyle rivâyet ettiği hadîse göre, Azerbaycan ve Ermenistan savaşına katılan ordunun komutanı Huzeyfe İbn Yemân, Suriyeli ve Iraklı askerler arasındaki kıraat ihtilâfını görünce dehşete kapıldı. Savaş dönüşü evine uğramadan önce Halife Hz.Osman ın (r.a.) yanına geldi ve: Ey Emîre l-Mü minîn! Kitapları hakkında, Yahudi ve Hıristiyanların ihtilâfına benzer ihtilâfa düşmeden, bu ümmetin imdadına yetiş! dedi. Bunun üzerine Hz. Osman (r.a.) hemen Hz. Hafsa ya (a.anha), Sendeki suhufu bize gönder, ondan mushaflar çoğaltıp, sana tekrar iade ederiz. diye haber yolladı. Hz. Hafsa da yanındaki mushafı Hz. Osman a gönderdi. İstinsah ve çoğaltma işi için Zeyd İbn Sâbit (r.a.) başkanlığında Abdullah İbn Zübeyr, Said İbn el-Âs ve Abdurrahman İbn Hâris İbn Hişam ı görevlendirip, kendilerine, Şayet siz, Kur ân la ilgili bir konuda Zeyd İbn Sâbit le görüş ayrılığına düşerseniz, onu mutlaka Kureyş lisanına (lehçesine) göre yazınız. Çünkü Kur ân, Kureyş lehçesine göre nazil olmuştur. tâlimatını verdi. Bu arada Hz. Osman (r.a.) hazretleri, İbn Ebî Davud un Kitâbu l-Mesâhif inde Ebû Kılâbe tarîkiyle rivâyet ettiğine göre, Medine de bile okunuş ihtilâflarından haberdar olunca, insanlara hitab ederek, Siz, benim yanımda ihtilâfa düşüyorsunuz. Bu demektir ki, benden uzak şehirlerde bulunanların Kur ân ı okuyuş ve edâ ihtilâfı daha şiddetli olur. Ey Muhammed in (s.a.s.) ashabı! Toplanın ve insanlar için (ihtilâfları çözme noktasında) imam olacak Kur ân ı ortaya koyun. şeklinde umumi bir tâlimatta da bulunmuştu (s. 21). Onlar da bu İmam Mushafından çoğalttılar.

    Hz. Osman ın görevlendirdiği heyet, onun emir ve tâlimatları doğrultusunda Kur ân nüshalarını çoğalttılar. Hz. Osman (r.a.), İmam mushaf ını Hafsa validemize geri iade etti. Çoğaltılan nüshaları değişik İslâm beldelerine gönderdi. Bunların dışında yazılmış Kur ân sahifelerinin ve özel mushafların da yakılmasını emretmişti (Buhârî, fezâilu l-Kur ân 3/2; Zerkeşî, 1: 236; Zerkanî, 1: 252-253).

    Başka bir rivâyette, istinsah heyetinde adı geçen dört kişiden başka Übeyy İbn Kâ b ın da bulunduğu, sayılarının on iki olduğu ifade edilmektedir. Böyle olması da tabiîdir. Çünkü, yukarıda ifade edildiği gibi, Hz. Osman, Mescid de umumi tâlimatta bulunmuştu. Tâlimatı yerine getirmek üzere çekirdek kadro mahiyetinde bir heyet oluşturulmuş olmakla birlikte, diğerleri de, öyle anlaşılıyor ki, müteaddit nüshaları yazmak için ihtiyaç hâlinde yardım ediyorlardı (Zerkanî, 1: 250; Zincanî, 66). Bir rivâyete göre, Kur ân nüshalarını çoğaltırken Bakara sûresi 248. âyet-i kerîmesinde geçen et-Tâbût = اَلتَّابُوت kelimesinin yazılışında Ensâr dan olan Zeyd ile diğer Kureyşli üç sahabe arasında kelimenin (açık) te (ت) ile mi yoksa (güzel) he (ه) ile mi yazılması konusunda ihtilâf meydana gelmiştir. Bunun üzerine Hz. Osman a müracaat etmişler, halife Osman ın (r.a.) da, bu kelimenin Kureyş hattına göre açık te (ت) ile yazılmasını söylemesi üzerine o şekilde yazmışlardır (Ebû Zehra, 38; Mehrân, 1: 33-34).

    Bu hâdise ve güvenilir kaynaklarımızda yer alan konuyla ilgili açık bilgilerden anlıyoruz ki, Hz. Osman ın yaptıgı iş, yukarıda bahsi geçen kıraat ihtilâflarının önünü almak ve yanlış okumaların önüne geçmek için sadece Kureyş hattına uyan mütevatir kıraatleri bırakıp, diğerlerini Kur ân metninden çıkarmak olmuştur. Bu meselenin, Kur ân açısından Arapça da sadece harf değil, harekenin bile mânâya tesir yönünden ne kadar önemli olduğu düşünüldüğünde ehemmiyeti kendiliğinden anlaşılır. Kur ân ın namazda okunduğunu, okunmasının farz olduğunu ve zelletü l-kârî denilen namazı bozucu okuma yanlışlığındaki hassasiyet de hesaba katıldığında, meselenin nezaketi daha bir belirgin hâle gelir. İstinsah edilen, çoğaltılan mushaflar Arza-i Ahîre ile iyice istikrar bulmuş olan Kureyş hattına göre yazılmış ve mânâya tesir etmeyen bazı kelimelerin kıraat biçimleri hariç, diğer kıraatler terkedilmiştir.

    Bu arada, Ashab-ı Kiram dan bazılarının elinde kendilerinin yazdığı mushafları da vardı. Onlar, bu mushaflarına, Kur ân metninin yanısıra açıklayıcı notlar da düşüyorlardı. Meselâ, Hz. Aişe validemiz, mushafına, ve s-salâtü l-vustâ ibaresinden sonra salâtü l-asr açıklaması koydurmuştu. Bunun gibi, Hz. Abdullah İbn Mes ud un mushafındaki Bakara sûresi 198. لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَنْ تَبْتَغُوا فَضْلاً مِنْ رَبِّكُمْ âyetinden sonra ise فِي مَوَاسِمِ الْحَجِّ şeklinde açıklayıcı bir not vardı. Bunlar, tefsir mahiyetindeki notlardı. Şüphesiz bunlar, kamuya intikal etmemiş olmakla ve tabiatıyla Kur ân dan sayılmamakla birlikte, daha sonra bunların da Kur ân danmış gibi telâkki edilip, Kur ân a şüphe getirme ihtimalleri mevcuttu. İşte Hz. Osman, Allah ın kendisini muvaffak kıldığı bu kutlu işle, denebilir ki Kur ân a, Hz. Ebû Bekir inkine denk büyük bir hizmette bulunmuştur. O, sahabeden kimin elinde özel mushaf varsa, yakılmasını emretmiş, onlar da Hz.Osman ın bu emrine icabet ederek özel mushaflarını yakmışlar, Hz. Osman ın istinsah ettirip çoğalttığı mushaflar üzerinde birleşmişlerdir. Hattâ başlangıçta Hz. Osman ın çoğalttığı mushafları tanımak istemeyen ve özel mushafını yakmayı reddeden Abdullah İbn Mes ud (r.a.) da söz konusu mushafların hususiyetine ve ümmetin bu mushaflar üzerindeki ittifakına vâkıf olunca ilk tepkisinden dönmüş, Müslümanların icmâına katılmıştır. Neticede konuyla ilgili olarak zuhur eden çekişme ve ihtilâflar da ortadan kalkmıştır (Zerkanî, 1:254).

    Çoğaltılan mushafların sayısı konusunda ihtilâf vardır. Elimizde mevcut rivâyetlere göre en az dört en fazla sekiz adet mushaf yazılmıştır. Bunlardan birisi İmam mushaf ı olarak Medîne-i Münevvere de (hilâfet merkezinde) bırakılmış, diğerleri de Kûfe, Basra, Şam, Mekke-i Mükerreme, Mısır, Yemen ve Bahreyn gibi önemli İslâm merkezlerine gönderilmiştir (Zerkeşî, 1:240; Süyuti, İtkan, 1:80). Şu gerçeği ifade etmek gerekir ki, Hz. Osman (r.a.) istinsah edilen mushafların dışındaki Kur ân sahifelerinin ve özel mushafların yakılması işini tek başına yapmamıştır. Bilâkis sahabilerle istişare ettikten ve onların muvafakatını, hattâ onların yardımını, desteğini ve şükranlarını aldıktan sonra bu önemli kararı vermiş ve uygulamıştır (Zerkanî, 1:254).
    O kadar ki, Hz.Osman ın (r.a.) mushafları yakma işiyle ilgili olarak ileri geri konuşanlara karşı Hz. Ali nin (r.a.) şu ifadeleri gerçekten anlamlıdır: Ey insanlar topluluğu! Allah tan korkun ve Osman hakkında aşırıya gitmenizden ve ‘O, mushafların yakıcısıdır sözünden sakınınız. Allah a yemin olsun ki şüphesiz o, bu işi biz Resûlullah ın (s.a.s.) ashabının huzurunda bilgimiz dahilinde yapmıştır. O, ayrıca şöyle demiştir: Şayet Osman ın yerinde ben olsaydım mushaflar konusunda ben de Osman ın yaptığı gibi yapardım (İbn Ebî Davud, 21-22; Kutubî, 1: 40; Zerkanî, 1: 254-255). Şu kadar ki, Hz. Osman ın emrine ve uygulamasına rağmen bazı şahsî mushaflar †geniş İslâm dünyasına yayıldığından ve sahipleri de pek çok tabiîne hocalık yapmış olduğundan†büsbütün ortadan kalkmamıştır. H. 3. ve 4. asırda Kur ân tarihine dair eser yazanlar, İbn Mes ûd, Übeyy İbn Kâ b gibi zâtların özel mushaflarını gördüklerini bildirmişlerdir. Bu da iyi olmuştur. Çünkü tamamen kaybolsalardı, Kur ân ın muarızları tarafından aralarında fazla bir fark olduğu iddia edilebilir, mesele daha çok abartılırdı (Yıldırım, 69-70). Şu gerçeği de belirtmek gerekir ki, Hz. Osman ın Kur ân ın nazil olduğu Kureyş hattına uymayan kıraatleri mushafa dahil etmemekteki maksadı, bazı sözlü kıraatleri ortadan kaldırmak değildi. Nitekim Hz. Peygamber in (s.a.s.) bir âyeti farklı şekillerde okurken duyduğunu teyid eden kimselerin, mânevî sorumlulukları kendilerine ait olmak üzere ve bütün ümmete teşmil etmemek şartıyla okumalarına müsade edilmişti ki, bu makul ve dürüst tutum, bizzat Hz. Osman ın şu sözüyle doğrulanmaktadır: …Kur ân a gelince; ben tefrikaya düşmenizden korktuğum içindir ki, (Kureyş hattına uymayan kıraatlerin mushaflara alınmasını) size yasakladım. Ancak istediğiniz harfe (lehçe) göre okuyabilirsiniz. (İbn Ebî Davud, 36).

    O hâlde tekrar vurgulamak gerekir ki, Hz. Osman (r.a.) döneminde Kur ân ın İmam mushaf ından istinsahı ve çoğaltılması esnasında Kur ân metninin tesbîti konusunda sahabeye hâkim olan yegâne endişe; Hz. Peygamber in (s.a.s.) imlâsıyla yazılmış olan, sonra da O nun huzurunda okunan ve kesin tasvibi alınan âyetlerin aslına harfiyyen sadık kalma endişesidir. İşte onların namlarını ebedîleştiren de bu erişilmez mutlak objektifliktir (Draz, Kur ân ın Anlaşılmasına Doğru, 47-48). Resmî mushaflar dışında kişisel Kur ân nüshalarına sahip olanlar hiçbir zaman resmî Kur ân nüshalarıyla rekabete girişmedikleri gibi, kendi şahsî nüshalarını herkesçe kabul edilen nüshaların yerine ikame etmek yoluna da gitmemişlerdir. Sadece resmî mushaf metninde yer verilen kıraatlerle birlikte kendi hususî kıraatlerini muhafaza etmek istemişlerdir (Draz, a.g.e., 47-48).

    Netice olarak, Şiîler dahil bütün İslâm âleminde 14 asırdır okunan yegâne mushaf, Hz. Osman tarafından istinsah edilip çoğaltılan mushaftır. Şia nın en mühim kollarından olan İmamiyye fırkasının Kur ân-ı Kerîm e dair inancını İmam Ebû Câfer şöyle ifade etmektedir: Yüce Allah ın, Resûlu Hz. Muhammed e (s.a.s.) vahyetmiş olduğu Kur ân-ı Kerîm in mahiyeti konusundaki inancımız şudur ki; o Kur ân, şimdi insanların ellerinde mevcut olan Kur ân dan başka birşey değildir. Müslümanların çoğunluğu tarafından kabul edilen sûre sayısı 114 tür. Ancak bize göre Duha ile İnşirah sûreleri ayrı ayrı birer sûre olmayıp bir sûre, Fîl ile Kureyş sûreleri bir sûre, Enfal ile Tevbe sûreleri de bir sûredir. Kur ân hakkındaki bu düşüncemizden başka bir inancı bize atfeden kişi bizim hakkımızda yalan söylemiştir. (Draz, a.g.e., 47-48). Çağdaş Şii müfessirlerden Tabatabaî de 20 ciltlik tefsiri el-Mizan ın önsözünde, farklı bir inancın küfür olduğunu açıkça ifade eder.

    Nüzul asrında Kur ân ın ezberlendiği, yazıya geçirildiği ve sema yoluyla Kur ân ın doğru okunup öğretildiği konusunda bkz.: el-Buhârî, Ebû Abdillah Muhammed b. Ebi l-Hasen, Sahihu l-Buhârî, Çağrı Yay., İstanbul-1981, Kitâbu fezâili l-Kur ân, Bâb: 3-9; es-Sicistânî, Abdullah b. Ebî Davud, Kitâbu l-Mesâhif, Tahkik: Arthur Jefry, el-Matbaatu r-Rahmâniyye, 1. baskı, Mısır-1936, s. 3-5; ez-Zerkeşî, Bedruddin Muhammed b. Abdillah, el-Burhân fî Ulûmi l-Kur ân, Dâru l-Ma rife, Tahkik: Muhammed Ebu l-Fadl İbrahim, 2. baskı, Beyrut-1972, 1: 230-232 ; el-İtkan, 1: 76; Menâhil, 1: 232-242; Ebû Zehrâ, Muhammed, el-Kur ân, Dâru l-Fikr, 1970, s. 27-29; Rostovdonî, Mûsa Cârullah, Tarihu l-Kur ân ve l-Mesâhif, Matbaatu l-İslâmiyye, Petersburg-H.1323, s. 20-25; Mehrân, Dirâsât, 1:19-26; el-Bûtî, Muhammed Said Ramazan, Min Revâi i l-Kur ân, Mektebetu l-Fârâbî, Dımeşk, 1975, s. 42-45.


    HZ. OSMAN (R.A.) ZAMANINDA YAZILAN NÜSHALAR

    El-Kindi (ö. 236/850), Hz. Osman ın çoğalttırdığı mushaflardan Şam a gönderileni Malatya da gördüğünü kaydeder. İbn Batuta (ö. 779-1377), Hz. Osman ın hazırlattığı nüshalardan çoğaltılan Kur ân ları ve o nüshaların bazı sayfalarını Gırnata, Marakeş, Basra ve daha başka şehirlerde gördüğünü belirtir.

    İbn Cübeyr (ö. 614/1217), Medine deki nüshayı 1184 yılında Mescid-i Nebevî de gördüğünü ifade eder. Bazı araştırmacılar, bu nüshanın 1915 yılına kadar orada kaldığını, bu tarihte Türkler tarafından İstanbul a götürüldüğünü, oradan da Birinci Dünya Savaşı nda Berlin e nakledildiğini söyler. Nitekim, Birinci Dünya Savaşı nı bitiren Versay Anlaşması nın 246. maddesi şöyledir:

    Bu anlaşmanın yürürlüğe gireceği tarihten itibaren 6 ay içinde Almanya, Türk yetkililer tarafından Medine den alınıp, sâbık imparator William II ye sunulduğu belirtilen Kur ân ın halife Osman a ait orjinal nüshasını Hicaz Kralı majestelerine iade edecektir. (Israel, Fred L. (ed.): Major Peace Treaties of Modern History, New York, Chelsea House Pub. s: 11: 1418)

    Hz. Osman ın bizzat yanında alıkoyduğu ve onu okurken şehid edildiği nüsha, daha sonra Emeviler tarafından Endülüs e götürülmüş, oradan Fas a nakledilmiş, İbn Batuta onu Fas ta, hattâ üzerindeki kan lekeleriyle görmüş, bilâhare ise Semerkand a taşınmıştır. Günümüzde Taşkent te bu nüshalardan biri bulunmaktadır ve bu büyük ihtimal, bu ana nüshadır. 1485 te Semerkand a getirilen bu nüsha, 1869 da Ruslar tarafından Petersburg a götürülmüştür. Bir Rus oryantalist, bu nüshayı tasvir etmekte ve bazı sayfalarının tahrip olduğunu belirtmektedir. 1905 te S. Pisareff tarafından bu nüshanın 50 kopyesi çıkarılmış, biri Sultan Abdülhamid e, biri İran şahına, biri Buhara emirine, biri Afganistan a, biri Fas a ve daha bazıları da önemli Müslüman şahsiyetlere gönderilmiştir. Bir kopyası, günümüzde Amerika da Kolombiya Üniversitesi Kütüphanesi nde bulunmaktadır. Petersburg daki aslî nüsha 1924 te yeniden Özbekistan a iade edilmiş olup, şu anda Taşkent te bulunmaktadır. 1980 de ABD deki nüsha çoğaltılmış ve Muhammed Hamidullah buna 2 sayfalık bir önsöz yazmıştır.

    Osman Mushafı nın Tarihi nin yazarı, Taşkent teki nüshanın bu mushaf olduğunun delilleri üzerinde durur. Bu delillerden bazıları şunlardır:

    1. Mushaf ın, Hicri 1. asrın ilk yarısında kullanılan el yazısıyla yazılığı gayet açıktır.

    2. Daha sonra yazılan Kur ân lar kâğıda benzer malzeme üzerine yazılırken, bu nüsha, ceylan derisi üzerindedir.

    3. Yazıldığı tarihten yaklaşık 80 yıl sonra Kur ân a konan noktalamalar, bu nüshada yoktur.

    4. Hicrî 68 de vefat eden Ebu l-Esved ed-Düelî tarafından Kur ân a konan harekeler de bu nüshada yer almamaktadır.

    Netice olarak, Hz. Osman tarafından çoğalttırılan Kur ân nüshalarının ikisi el an elimizde bulunmaktadır. Bundan ayrı olarak, Hz. Ali ye ait olduğu söylenen bir nüsha da Irak Necef te Darü l-Kütübi l-Aleviyye de bulunmaktadır. Kûfi hattıyla yazılan bu nüshanın başında, Ali İbn Ebî Talib, bunu Hicrî 40 yılında yazdı. notu yer almaktadır (Attar, D., Mujaz ‘Ulûm al-Qur an, Beyrut 1399/1979, s: 116).

    Doç. Dr. İdris Şengül


    Kaynaklar

    el-Bakıllânî, İ câzu-l-Kur ân, Muessesetu -Kutubi s-Sekâfiyye, Beyrut, 1986.
    el-Buhârî, Ebû Abdullah Muhammed b. Ebi l-Hasen, Sahihu l-Buhârî, Çağrı Yay., İstanbul, 1981.
    el-Bûtî, Muhammed Said Ramazan, Min Revâi i l-Kur ân, Mektebetu l-Fârâbî, Dımeşk, 1975.
    Cerrahoğlu, İsmail, Kur ân-ı Kerîm Nasıl bir Kitaptır? Nasıl Anladılar? Nasıl anlıyoruz? Nasıl Anlamalıyız?, Altınkalem yay., Eskişehir, 1993.
    Draz, M. Abdullah, en-Nebeu l-Azîm, Dâru l-Kalem, Kuveyt, 1970.
    ††††; Kur ân ın Anlaşılmasına Doğru, Mim Yay., 1.baskı, Ankara, 1983.
    Ebû Zehrâ, Muhammed, el-Kur ân, Dâru l-Fikr, 1970.
    Emîn, Bekrî Şeyh, et-Tâbîru l-Fenniyyu fi l-Kur ân, Dâru ş-Şurûk, 4. baskı, Kahire, 1980.
    Hamidullah, Muhammed, Kur ân-ı Kerîm Tarihi, (Çeviri: Salih Tuğ), İFAV yay., İstanbul, 1993.
    İbn Hişam, es-Sîretu n-Nebeviyye, Dar-ı İhyâi t-Turâsi l-Arabiyye, Beyrut, tarihsiz.
    el-Kurtubî, el-Cami li Ahkâmi l-Kur ân, Dâru l-Kutubi l-İlmiyye, Beyrut, 1988.
    Kutub, Seyyid, Fî Zılali l-Kur ân, Dâru ş-Şurûk, 9. baskı, Beyrut, 1980
    ††††; et-Tasviru l-Fenniyyu fi l-Kur ân, Dâru ş-Şurûk, 8. baskı, Beyrut, 1983.
    Mahdum, İ., Tarih al-Mushaf al-Usman fi Taşkend, Taşkent, 1391/1971.
    Mehran, Muhammed Beyyûmî, Dirasât Tarîhîyye Mine l-Kur âni l-Kerîm, Suudi Arabistan, 1980.
    er-Rafiî, M. Sadık, İ cazu l-Kur ân ve l-Belâgatu n-Nebeviyye; Daru l-Kitabi l-Arabî, 9.baskı, Beyrut, 1973.
    es-Sabbâğ, Muhammed b. Lutfî, Lemahât fi Ulûmi l-Kur ân, el-Mektebetu l-İslâmiyye, Beyrut, 1986.
    Rostovdonî, Mûsa Cârullah, Tarihu l-Kur ân ve l-Mesâhif, el-Matbaatu l-İslâmiyye, Petersburg, H.1323.
    es-Sicistânî, Abdullah b. Ebî Davud, Kitâbu l-Mesâhif, Tahkik: Arthur Jefry, el-Matbaatu r-Rahmâniyye, 1. baskı, Mısır, 1936.
    Subhî es-Sâlih, Mebâhis fî Ulûmi l-Kur ân, Dâru l-İlm, Beyrut, 1979.
    es-Suyûtî, Celâluddin Abdurrahman, el-İtkân, Dâru l-Ma rife, 4. baskı, Beyrut, 1978.
    Şahin, Abdussabûr, Tarîhu l-Kur ân, 1993, s.145-148.
    Şedîd, Muhammed, Menhecu l-Kıssa fi l-Kur ân, 1.baskı, S.Arabistan, 1984.
    Yıldırım, Suat, Kur ân-ı Kerîm ve Kur ân İlimlerine Giriş, Ensar Neşriyat, İst, 1983.
    ez-Zerkânî, Muhammed Abdulazîm, Menahilu l-İrfân fî Ulûmi l-Kur ân, Dâru İhyâ, 3. baskı.
    ez-Zerkeşî, Bedruddin Muhammed b. Abdillah, el-Burhân fî Ulûmi l-Kur ân, Dâru l-Ma rife, Tahkik: Muhammed Ebu l-Fadl İbrahim, 2. baskı, Beyrut, 1972.
    ez-Zincânî, Ebû Abdillah, Tarîhu l-Kur ân, Beyrut, 1969.



  3. 10.Kasım.2012, 22:48
    2
    Silent and lonely rains



    HZ. OSMAN (R.A.) DÖNEMİNDE KUR ÂN-I KERÎM İN
    İSTİNSAHI, ÇOĞALTILIP NEŞREDİLMESİ


    Hz. Osman Zinnûreyn döneminde (24-35/644-656) İslâmî fetihler genişliyor; zenginlik, maddî refah artıyor, Müslümanlar farklı şehirlere, bölgelere dünyanın değişik ülkelerine dağılıyorlardı. Şüphesiz bu yeni ortam ve şartlarda Kur ân öğretimine ihtiyaç duyulmaktaydı. Tabiatıyla her geçen gün insanlar Hz. Peygamber (s.a.s.) dönemindeki vahiy atmosferinden uzaklaşıyordu. Bu değişen yeni coğrafyadaki farklı İslâm beldelerinde yaşayan Müslümanlar, bölgelerinde meşhur olan sahabînin kıraatiyle Kur ân ı öğrenip okuyorlardı. Meselâ, Suriyeliler Übeyy İbn Kâ b ın kıraatiyle Kur ân okuyorlar, Kûfeliler Abdullah İbn Mes ûd un, Basralılar Ebû Musa el-Eş ârî nin, bir başka bölge de Mikdat İbn Amr (Esved) in kıraatiyle okumaktaydı. Bu durum, farklı şehirlerde ve bölgelerde yaşayan Müslümanlar arasındaki Kur ân okunuşunda ihtilâfa ve münakaşalara sebep oluyordu (Zerkani, 1: 248). Çünkü yeni İslâm beldelerinde Müslüman olanlar, farklı lehçeleri konuşanlara kolaylık olması maksadıyla Allah tarafından izin verilen yedi harf (lehçe) üzerine okuma gerçeğini bilmeden önce sahabiler arasındaki bu okuyuş (kıraat) farklılıkları konusunda şüpheye düşüyorlardı. Hattâ bu dönemde yaşayanlar arasında görüşüne müracaat edip, hükmüne boyun eğecekleri Hz. Peygamber in (s.a.s) olmayışı ve O nun devrinden belli ölçülerde uzak bulunmaları, söz konusu ayrılığı şiddetlendirmiş, bu ayrılık, neredeyse Müslümanlar arasında fitneye, büyük bir kaosa dönüşecek hâle gelmiş ve bu fitne ateşi, zamanla tek bir yerde kalmamış, başka yerlere de yayılma istidadı göstermişti (Zerkani, 1: 248).

    İşte, nübüvvetin ilk yıllarında, gerek Kur ân ın, farklı Arap kabilelerine mensup mü minler tarafından, onlar Kureyş lehçesine alışıncaya kadarki geçiş döneminde yedi harf (lehçe) üzerine okunmasından kayaklanan, gerekse genişleyen yeni İslâm coğrafyasındaki Arap olmayan milletlere mensup Müslümanların Kur ân ı doğru okuyuş zorluğundan ileri gelen ihtilâflar, Hz. Osman ın hilâfetinin bidayetinde iyice su yüzüne çıkmıştı. O kadar ki, Kur ân öğreticisinin biri bir zâtın, diğeri de başka bir zâtın kıraatini tâlim ediyordu. Kur ân okumayı öğrenmekte olan çocuklar biraraya gelince ihtilâfa düşüyor, bu durum hocalarına intikal ediyor ve hocalar birbirlerini suçluyorlardı.

    Nihayet, Azerbaycan ve Ermenistan savaşına katılan Iraklı ve Suriyeli askerler arasında başgösteren ihtilâflar, âdeta bu konuda bardağı taşıran son damla olmuş ve Asr-ı Saadet de yazılıp, ezberlendiği tevkîfî tertibe göre Hz. Ebû Bekir (r.a.) döneminde derlenip iki kapak arasında bir kitap hâline getirilen İmam mushaf ının çoğaltılarak, okuyuş farklılıklarına son verecek şekilde, belli başlı İslâm beldelerine dağıtılması zamanı çoktan gelmişti.

    Buhârî nin Enes İbn Mâlik tarîkiyle rivâyet ettiği hadîse göre, Azerbaycan ve Ermenistan savaşına katılan ordunun komutanı Huzeyfe İbn Yemân, Suriyeli ve Iraklı askerler arasındaki kıraat ihtilâfını görünce dehşete kapıldı. Savaş dönüşü evine uğramadan önce Halife Hz.Osman ın (r.a.) yanına geldi ve: Ey Emîre l-Mü minîn! Kitapları hakkında, Yahudi ve Hıristiyanların ihtilâfına benzer ihtilâfa düşmeden, bu ümmetin imdadına yetiş! dedi. Bunun üzerine Hz. Osman (r.a.) hemen Hz. Hafsa ya (a.anha), Sendeki suhufu bize gönder, ondan mushaflar çoğaltıp, sana tekrar iade ederiz. diye haber yolladı. Hz. Hafsa da yanındaki mushafı Hz. Osman a gönderdi. İstinsah ve çoğaltma işi için Zeyd İbn Sâbit (r.a.) başkanlığında Abdullah İbn Zübeyr, Said İbn el-Âs ve Abdurrahman İbn Hâris İbn Hişam ı görevlendirip, kendilerine, Şayet siz, Kur ân la ilgili bir konuda Zeyd İbn Sâbit le görüş ayrılığına düşerseniz, onu mutlaka Kureyş lisanına (lehçesine) göre yazınız. Çünkü Kur ân, Kureyş lehçesine göre nazil olmuştur. tâlimatını verdi. Bu arada Hz. Osman (r.a.) hazretleri, İbn Ebî Davud un Kitâbu l-Mesâhif inde Ebû Kılâbe tarîkiyle rivâyet ettiğine göre, Medine de bile okunuş ihtilâflarından haberdar olunca, insanlara hitab ederek, Siz, benim yanımda ihtilâfa düşüyorsunuz. Bu demektir ki, benden uzak şehirlerde bulunanların Kur ân ı okuyuş ve edâ ihtilâfı daha şiddetli olur. Ey Muhammed in (s.a.s.) ashabı! Toplanın ve insanlar için (ihtilâfları çözme noktasında) imam olacak Kur ân ı ortaya koyun. şeklinde umumi bir tâlimatta da bulunmuştu (s. 21). Onlar da bu İmam Mushafından çoğalttılar.

    Hz. Osman ın görevlendirdiği heyet, onun emir ve tâlimatları doğrultusunda Kur ân nüshalarını çoğalttılar. Hz. Osman (r.a.), İmam mushaf ını Hafsa validemize geri iade etti. Çoğaltılan nüshaları değişik İslâm beldelerine gönderdi. Bunların dışında yazılmış Kur ân sahifelerinin ve özel mushafların da yakılmasını emretmişti (Buhârî, fezâilu l-Kur ân 3/2; Zerkeşî, 1: 236; Zerkanî, 1: 252-253).

    Başka bir rivâyette, istinsah heyetinde adı geçen dört kişiden başka Übeyy İbn Kâ b ın da bulunduğu, sayılarının on iki olduğu ifade edilmektedir. Böyle olması da tabiîdir. Çünkü, yukarıda ifade edildiği gibi, Hz. Osman, Mescid de umumi tâlimatta bulunmuştu. Tâlimatı yerine getirmek üzere çekirdek kadro mahiyetinde bir heyet oluşturulmuş olmakla birlikte, diğerleri de, öyle anlaşılıyor ki, müteaddit nüshaları yazmak için ihtiyaç hâlinde yardım ediyorlardı (Zerkanî, 1: 250; Zincanî, 66). Bir rivâyete göre, Kur ân nüshalarını çoğaltırken Bakara sûresi 248. âyet-i kerîmesinde geçen et-Tâbût = اَلتَّابُوت kelimesinin yazılışında Ensâr dan olan Zeyd ile diğer Kureyşli üç sahabe arasında kelimenin (açık) te (ت) ile mi yoksa (güzel) he (ه) ile mi yazılması konusunda ihtilâf meydana gelmiştir. Bunun üzerine Hz. Osman a müracaat etmişler, halife Osman ın (r.a.) da, bu kelimenin Kureyş hattına göre açık te (ت) ile yazılmasını söylemesi üzerine o şekilde yazmışlardır (Ebû Zehra, 38; Mehrân, 1: 33-34).

    Bu hâdise ve güvenilir kaynaklarımızda yer alan konuyla ilgili açık bilgilerden anlıyoruz ki, Hz. Osman ın yaptıgı iş, yukarıda bahsi geçen kıraat ihtilâflarının önünü almak ve yanlış okumaların önüne geçmek için sadece Kureyş hattına uyan mütevatir kıraatleri bırakıp, diğerlerini Kur ân metninden çıkarmak olmuştur. Bu meselenin, Kur ân açısından Arapça da sadece harf değil, harekenin bile mânâya tesir yönünden ne kadar önemli olduğu düşünüldüğünde ehemmiyeti kendiliğinden anlaşılır. Kur ân ın namazda okunduğunu, okunmasının farz olduğunu ve zelletü l-kârî denilen namazı bozucu okuma yanlışlığındaki hassasiyet de hesaba katıldığında, meselenin nezaketi daha bir belirgin hâle gelir. İstinsah edilen, çoğaltılan mushaflar Arza-i Ahîre ile iyice istikrar bulmuş olan Kureyş hattına göre yazılmış ve mânâya tesir etmeyen bazı kelimelerin kıraat biçimleri hariç, diğer kıraatler terkedilmiştir.

    Bu arada, Ashab-ı Kiram dan bazılarının elinde kendilerinin yazdığı mushafları da vardı. Onlar, bu mushaflarına, Kur ân metninin yanısıra açıklayıcı notlar da düşüyorlardı. Meselâ, Hz. Aişe validemiz, mushafına, ve s-salâtü l-vustâ ibaresinden sonra salâtü l-asr açıklaması koydurmuştu. Bunun gibi, Hz. Abdullah İbn Mes ud un mushafındaki Bakara sûresi 198. لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَنْ تَبْتَغُوا فَضْلاً مِنْ رَبِّكُمْ âyetinden sonra ise فِي مَوَاسِمِ الْحَجِّ şeklinde açıklayıcı bir not vardı. Bunlar, tefsir mahiyetindeki notlardı. Şüphesiz bunlar, kamuya intikal etmemiş olmakla ve tabiatıyla Kur ân dan sayılmamakla birlikte, daha sonra bunların da Kur ân danmış gibi telâkki edilip, Kur ân a şüphe getirme ihtimalleri mevcuttu. İşte Hz. Osman, Allah ın kendisini muvaffak kıldığı bu kutlu işle, denebilir ki Kur ân a, Hz. Ebû Bekir inkine denk büyük bir hizmette bulunmuştur. O, sahabeden kimin elinde özel mushaf varsa, yakılmasını emretmiş, onlar da Hz.Osman ın bu emrine icabet ederek özel mushaflarını yakmışlar, Hz. Osman ın istinsah ettirip çoğalttığı mushaflar üzerinde birleşmişlerdir. Hattâ başlangıçta Hz. Osman ın çoğalttığı mushafları tanımak istemeyen ve özel mushafını yakmayı reddeden Abdullah İbn Mes ud (r.a.) da söz konusu mushafların hususiyetine ve ümmetin bu mushaflar üzerindeki ittifakına vâkıf olunca ilk tepkisinden dönmüş, Müslümanların icmâına katılmıştır. Neticede konuyla ilgili olarak zuhur eden çekişme ve ihtilâflar da ortadan kalkmıştır (Zerkanî, 1:254).

    Çoğaltılan mushafların sayısı konusunda ihtilâf vardır. Elimizde mevcut rivâyetlere göre en az dört en fazla sekiz adet mushaf yazılmıştır. Bunlardan birisi İmam mushaf ı olarak Medîne-i Münevvere de (hilâfet merkezinde) bırakılmış, diğerleri de Kûfe, Basra, Şam, Mekke-i Mükerreme, Mısır, Yemen ve Bahreyn gibi önemli İslâm merkezlerine gönderilmiştir (Zerkeşî, 1:240; Süyuti, İtkan, 1:80). Şu gerçeği ifade etmek gerekir ki, Hz. Osman (r.a.) istinsah edilen mushafların dışındaki Kur ân sahifelerinin ve özel mushafların yakılması işini tek başına yapmamıştır. Bilâkis sahabilerle istişare ettikten ve onların muvafakatını, hattâ onların yardımını, desteğini ve şükranlarını aldıktan sonra bu önemli kararı vermiş ve uygulamıştır (Zerkanî, 1:254).
    O kadar ki, Hz.Osman ın (r.a.) mushafları yakma işiyle ilgili olarak ileri geri konuşanlara karşı Hz. Ali nin (r.a.) şu ifadeleri gerçekten anlamlıdır: Ey insanlar topluluğu! Allah tan korkun ve Osman hakkında aşırıya gitmenizden ve ‘O, mushafların yakıcısıdır sözünden sakınınız. Allah a yemin olsun ki şüphesiz o, bu işi biz Resûlullah ın (s.a.s.) ashabının huzurunda bilgimiz dahilinde yapmıştır. O, ayrıca şöyle demiştir: Şayet Osman ın yerinde ben olsaydım mushaflar konusunda ben de Osman ın yaptığı gibi yapardım (İbn Ebî Davud, 21-22; Kutubî, 1: 40; Zerkanî, 1: 254-255). Şu kadar ki, Hz. Osman ın emrine ve uygulamasına rağmen bazı şahsî mushaflar †geniş İslâm dünyasına yayıldığından ve sahipleri de pek çok tabiîne hocalık yapmış olduğundan†büsbütün ortadan kalkmamıştır. H. 3. ve 4. asırda Kur ân tarihine dair eser yazanlar, İbn Mes ûd, Übeyy İbn Kâ b gibi zâtların özel mushaflarını gördüklerini bildirmişlerdir. Bu da iyi olmuştur. Çünkü tamamen kaybolsalardı, Kur ân ın muarızları tarafından aralarında fazla bir fark olduğu iddia edilebilir, mesele daha çok abartılırdı (Yıldırım, 69-70). Şu gerçeği de belirtmek gerekir ki, Hz. Osman ın Kur ân ın nazil olduğu Kureyş hattına uymayan kıraatleri mushafa dahil etmemekteki maksadı, bazı sözlü kıraatleri ortadan kaldırmak değildi. Nitekim Hz. Peygamber in (s.a.s.) bir âyeti farklı şekillerde okurken duyduğunu teyid eden kimselerin, mânevî sorumlulukları kendilerine ait olmak üzere ve bütün ümmete teşmil etmemek şartıyla okumalarına müsade edilmişti ki, bu makul ve dürüst tutum, bizzat Hz. Osman ın şu sözüyle doğrulanmaktadır: …Kur ân a gelince; ben tefrikaya düşmenizden korktuğum içindir ki, (Kureyş hattına uymayan kıraatlerin mushaflara alınmasını) size yasakladım. Ancak istediğiniz harfe (lehçe) göre okuyabilirsiniz. (İbn Ebî Davud, 36).

    O hâlde tekrar vurgulamak gerekir ki, Hz. Osman (r.a.) döneminde Kur ân ın İmam mushaf ından istinsahı ve çoğaltılması esnasında Kur ân metninin tesbîti konusunda sahabeye hâkim olan yegâne endişe; Hz. Peygamber in (s.a.s.) imlâsıyla yazılmış olan, sonra da O nun huzurunda okunan ve kesin tasvibi alınan âyetlerin aslına harfiyyen sadık kalma endişesidir. İşte onların namlarını ebedîleştiren de bu erişilmez mutlak objektifliktir (Draz, Kur ân ın Anlaşılmasına Doğru, 47-48). Resmî mushaflar dışında kişisel Kur ân nüshalarına sahip olanlar hiçbir zaman resmî Kur ân nüshalarıyla rekabete girişmedikleri gibi, kendi şahsî nüshalarını herkesçe kabul edilen nüshaların yerine ikame etmek yoluna da gitmemişlerdir. Sadece resmî mushaf metninde yer verilen kıraatlerle birlikte kendi hususî kıraatlerini muhafaza etmek istemişlerdir (Draz, a.g.e., 47-48).

    Netice olarak, Şiîler dahil bütün İslâm âleminde 14 asırdır okunan yegâne mushaf, Hz. Osman tarafından istinsah edilip çoğaltılan mushaftır. Şia nın en mühim kollarından olan İmamiyye fırkasının Kur ân-ı Kerîm e dair inancını İmam Ebû Câfer şöyle ifade etmektedir: Yüce Allah ın, Resûlu Hz. Muhammed e (s.a.s.) vahyetmiş olduğu Kur ân-ı Kerîm in mahiyeti konusundaki inancımız şudur ki; o Kur ân, şimdi insanların ellerinde mevcut olan Kur ân dan başka birşey değildir. Müslümanların çoğunluğu tarafından kabul edilen sûre sayısı 114 tür. Ancak bize göre Duha ile İnşirah sûreleri ayrı ayrı birer sûre olmayıp bir sûre, Fîl ile Kureyş sûreleri bir sûre, Enfal ile Tevbe sûreleri de bir sûredir. Kur ân hakkındaki bu düşüncemizden başka bir inancı bize atfeden kişi bizim hakkımızda yalan söylemiştir. (Draz, a.g.e., 47-48). Çağdaş Şii müfessirlerden Tabatabaî de 20 ciltlik tefsiri el-Mizan ın önsözünde, farklı bir inancın küfür olduğunu açıkça ifade eder.

    Nüzul asrında Kur ân ın ezberlendiği, yazıya geçirildiği ve sema yoluyla Kur ân ın doğru okunup öğretildiği konusunda bkz.: el-Buhârî, Ebû Abdillah Muhammed b. Ebi l-Hasen, Sahihu l-Buhârî, Çağrı Yay., İstanbul-1981, Kitâbu fezâili l-Kur ân, Bâb: 3-9; es-Sicistânî, Abdullah b. Ebî Davud, Kitâbu l-Mesâhif, Tahkik: Arthur Jefry, el-Matbaatu r-Rahmâniyye, 1. baskı, Mısır-1936, s. 3-5; ez-Zerkeşî, Bedruddin Muhammed b. Abdillah, el-Burhân fî Ulûmi l-Kur ân, Dâru l-Ma rife, Tahkik: Muhammed Ebu l-Fadl İbrahim, 2. baskı, Beyrut-1972, 1: 230-232 ; el-İtkan, 1: 76; Menâhil, 1: 232-242; Ebû Zehrâ, Muhammed, el-Kur ân, Dâru l-Fikr, 1970, s. 27-29; Rostovdonî, Mûsa Cârullah, Tarihu l-Kur ân ve l-Mesâhif, Matbaatu l-İslâmiyye, Petersburg-H.1323, s. 20-25; Mehrân, Dirâsât, 1:19-26; el-Bûtî, Muhammed Said Ramazan, Min Revâi i l-Kur ân, Mektebetu l-Fârâbî, Dımeşk, 1975, s. 42-45.


    HZ. OSMAN (R.A.) ZAMANINDA YAZILAN NÜSHALAR

    El-Kindi (ö. 236/850), Hz. Osman ın çoğalttırdığı mushaflardan Şam a gönderileni Malatya da gördüğünü kaydeder. İbn Batuta (ö. 779-1377), Hz. Osman ın hazırlattığı nüshalardan çoğaltılan Kur ân ları ve o nüshaların bazı sayfalarını Gırnata, Marakeş, Basra ve daha başka şehirlerde gördüğünü belirtir.

    İbn Cübeyr (ö. 614/1217), Medine deki nüshayı 1184 yılında Mescid-i Nebevî de gördüğünü ifade eder. Bazı araştırmacılar, bu nüshanın 1915 yılına kadar orada kaldığını, bu tarihte Türkler tarafından İstanbul a götürüldüğünü, oradan da Birinci Dünya Savaşı nda Berlin e nakledildiğini söyler. Nitekim, Birinci Dünya Savaşı nı bitiren Versay Anlaşması nın 246. maddesi şöyledir:

    Bu anlaşmanın yürürlüğe gireceği tarihten itibaren 6 ay içinde Almanya, Türk yetkililer tarafından Medine den alınıp, sâbık imparator William II ye sunulduğu belirtilen Kur ân ın halife Osman a ait orjinal nüshasını Hicaz Kralı majestelerine iade edecektir. (Israel, Fred L. (ed.): Major Peace Treaties of Modern History, New York, Chelsea House Pub. s: 11: 1418)

    Hz. Osman ın bizzat yanında alıkoyduğu ve onu okurken şehid edildiği nüsha, daha sonra Emeviler tarafından Endülüs e götürülmüş, oradan Fas a nakledilmiş, İbn Batuta onu Fas ta, hattâ üzerindeki kan lekeleriyle görmüş, bilâhare ise Semerkand a taşınmıştır. Günümüzde Taşkent te bu nüshalardan biri bulunmaktadır ve bu büyük ihtimal, bu ana nüshadır. 1485 te Semerkand a getirilen bu nüsha, 1869 da Ruslar tarafından Petersburg a götürülmüştür. Bir Rus oryantalist, bu nüshayı tasvir etmekte ve bazı sayfalarının tahrip olduğunu belirtmektedir. 1905 te S. Pisareff tarafından bu nüshanın 50 kopyesi çıkarılmış, biri Sultan Abdülhamid e, biri İran şahına, biri Buhara emirine, biri Afganistan a, biri Fas a ve daha bazıları da önemli Müslüman şahsiyetlere gönderilmiştir. Bir kopyası, günümüzde Amerika da Kolombiya Üniversitesi Kütüphanesi nde bulunmaktadır. Petersburg daki aslî nüsha 1924 te yeniden Özbekistan a iade edilmiş olup, şu anda Taşkent te bulunmaktadır. 1980 de ABD deki nüsha çoğaltılmış ve Muhammed Hamidullah buna 2 sayfalık bir önsöz yazmıştır.

    Osman Mushafı nın Tarihi nin yazarı, Taşkent teki nüshanın bu mushaf olduğunun delilleri üzerinde durur. Bu delillerden bazıları şunlardır:

    1. Mushaf ın, Hicri 1. asrın ilk yarısında kullanılan el yazısıyla yazılığı gayet açıktır.

    2. Daha sonra yazılan Kur ân lar kâğıda benzer malzeme üzerine yazılırken, bu nüsha, ceylan derisi üzerindedir.

    3. Yazıldığı tarihten yaklaşık 80 yıl sonra Kur ân a konan noktalamalar, bu nüshada yoktur.

    4. Hicrî 68 de vefat eden Ebu l-Esved ed-Düelî tarafından Kur ân a konan harekeler de bu nüshada yer almamaktadır.

    Netice olarak, Hz. Osman tarafından çoğalttırılan Kur ân nüshalarının ikisi el an elimizde bulunmaktadır. Bundan ayrı olarak, Hz. Ali ye ait olduğu söylenen bir nüsha da Irak Necef te Darü l-Kütübi l-Aleviyye de bulunmaktadır. Kûfi hattıyla yazılan bu nüshanın başında, Ali İbn Ebî Talib, bunu Hicrî 40 yılında yazdı. notu yer almaktadır (Attar, D., Mujaz ‘Ulûm al-Qur an, Beyrut 1399/1979, s: 116).

    Doç. Dr. İdris Şengül


    Kaynaklar

    el-Bakıllânî, İ câzu-l-Kur ân, Muessesetu -Kutubi s-Sekâfiyye, Beyrut, 1986.
    el-Buhârî, Ebû Abdullah Muhammed b. Ebi l-Hasen, Sahihu l-Buhârî, Çağrı Yay., İstanbul, 1981.
    el-Bûtî, Muhammed Said Ramazan, Min Revâi i l-Kur ân, Mektebetu l-Fârâbî, Dımeşk, 1975.
    Cerrahoğlu, İsmail, Kur ân-ı Kerîm Nasıl bir Kitaptır? Nasıl Anladılar? Nasıl anlıyoruz? Nasıl Anlamalıyız?, Altınkalem yay., Eskişehir, 1993.
    Draz, M. Abdullah, en-Nebeu l-Azîm, Dâru l-Kalem, Kuveyt, 1970.
    ††††; Kur ân ın Anlaşılmasına Doğru, Mim Yay., 1.baskı, Ankara, 1983.
    Ebû Zehrâ, Muhammed, el-Kur ân, Dâru l-Fikr, 1970.
    Emîn, Bekrî Şeyh, et-Tâbîru l-Fenniyyu fi l-Kur ân, Dâru ş-Şurûk, 4. baskı, Kahire, 1980.
    Hamidullah, Muhammed, Kur ân-ı Kerîm Tarihi, (Çeviri: Salih Tuğ), İFAV yay., İstanbul, 1993.
    İbn Hişam, es-Sîretu n-Nebeviyye, Dar-ı İhyâi t-Turâsi l-Arabiyye, Beyrut, tarihsiz.
    el-Kurtubî, el-Cami li Ahkâmi l-Kur ân, Dâru l-Kutubi l-İlmiyye, Beyrut, 1988.
    Kutub, Seyyid, Fî Zılali l-Kur ân, Dâru ş-Şurûk, 9. baskı, Beyrut, 1980
    ††††; et-Tasviru l-Fenniyyu fi l-Kur ân, Dâru ş-Şurûk, 8. baskı, Beyrut, 1983.
    Mahdum, İ., Tarih al-Mushaf al-Usman fi Taşkend, Taşkent, 1391/1971.
    Mehran, Muhammed Beyyûmî, Dirasât Tarîhîyye Mine l-Kur âni l-Kerîm, Suudi Arabistan, 1980.
    er-Rafiî, M. Sadık, İ cazu l-Kur ân ve l-Belâgatu n-Nebeviyye; Daru l-Kitabi l-Arabî, 9.baskı, Beyrut, 1973.
    es-Sabbâğ, Muhammed b. Lutfî, Lemahât fi Ulûmi l-Kur ân, el-Mektebetu l-İslâmiyye, Beyrut, 1986.
    Rostovdonî, Mûsa Cârullah, Tarihu l-Kur ân ve l-Mesâhif, el-Matbaatu l-İslâmiyye, Petersburg, H.1323.
    es-Sicistânî, Abdullah b. Ebî Davud, Kitâbu l-Mesâhif, Tahkik: Arthur Jefry, el-Matbaatu r-Rahmâniyye, 1. baskı, Mısır, 1936.
    Subhî es-Sâlih, Mebâhis fî Ulûmi l-Kur ân, Dâru l-İlm, Beyrut, 1979.
    es-Suyûtî, Celâluddin Abdurrahman, el-İtkân, Dâru l-Ma rife, 4. baskı, Beyrut, 1978.
    Şahin, Abdussabûr, Tarîhu l-Kur ân, 1993, s.145-148.
    Şedîd, Muhammed, Menhecu l-Kıssa fi l-Kur ân, 1.baskı, S.Arabistan, 1984.
    Yıldırım, Suat, Kur ân-ı Kerîm ve Kur ân İlimlerine Giriş, Ensar Neşriyat, İst, 1983.
    ez-Zerkânî, Muhammed Abdulazîm, Menahilu l-İrfân fî Ulûmi l-Kur ân, Dâru İhyâ, 3. baskı.
    ez-Zerkeşî, Bedruddin Muhammed b. Abdillah, el-Burhân fî Ulûmi l-Kur ân, Dâru l-Ma rife, Tahkik: Muhammed Ebu l-Fadl İbrahim, 2. baskı, Beyrut, 1972.
    ez-Zincânî, Ebû Abdillah, Tarîhu l-Kur ân, Beyrut, 1969.



  4. 11.Kasım.2012, 02:28
    3
    sametcftc1
    لا إله إلا الله

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Eylül.2012
    Üye No: 97748
    Mesaj Sayısı: 304
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 4
    Yaş: 20

    Cevap: Hz.Osman döneminde Kur'an-ı çoğaltma işi kimin başkanlığnda oldu ?

    Zeyd İbn Sâbit (r.a.) 'ın başkanlığında olmuştur


  5. 11.Kasım.2012, 02:28
    3
    لا إله إلا الله
    Zeyd İbn Sâbit (r.a.) 'ın başkanlığında olmuştur





+ Yorum Gönder