Konusunu Oylayın.: Ölen kişi arkasından yemegi ne zaman verilmeli

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Ölen kişi arkasından yemegi ne zaman verilmeli
  1. 09.Kasım.2012, 15:27
    1
    Misafir

    Ölen kişi arkasından yemegi ne zaman verilmeli






    Ölen kişi arkasından yemegi ne zaman verilmeli Mumsema ölmüş akrabalarımız için 40 yemegi yeriliyor bazı yerlerde 52 deniyor tam olarak bilgilendirirmisin


  2. 09.Kasım.2012, 15:27
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 09.Kasım.2012, 17:23
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: ölen kişi arkasından yemegi ne zaman verilmeli




    Ölünün ardından 7 gün boyunca dua okunması, Kur'ân, bazen âyet ve sureler okunması gibi herhangi bir kaide ve kuraldan söz etmek mümkün değildir. Hiçbir dini kaynakta böyle bir bilgi yer almaz. Bu konuda rivayet edilen herhangi bir hadis de yoktur.
    Sadece Peygamberimiz Hz. Cafer'in şehit ediliş haberi gelir gelmez, Hz. Cafer'in evine üç kadar yemek yapılıp götürülmesini tavsiye etmiş, cenaze sahiplerine bir destek verilmesi, acılarının paylaşılması istenmiştir.


    Diğer yandan ne Peygamber Efendimiz'in (a.s.m.) sünnetinde ne de İslâm âlimlerinin uygulamasında "ölünün kırkıncı, elli ikinci gecesi" gibi bir âdet ve ibadet şekli söz konusu değildir.


    Bu olsa olsa diğer batıl inançlardan Müslümanlar'ın arasına sokulmuş ve hiçbir anlamı olmayan asılsız bir âdettir
    52. gecenin bu kadar yaygın olmasına gelince; kimin yazdığı, nerede basıldığı bilinmeyen bir kitapçıkta ölünün defninin 52. gecesinde kemikleriyle etlerinin birbirinden ayrılması ve ölünün bu esnada çok ağır azap çekmiş olması kaydına yer verilir. Ölünün bu azaptan kurtulması için 52. gecesinde dua okunmasının gerektiği bildirilir.
    Bu bilgi hakikatmiş, dini bir dayanağı varmış gibi yayılmış, bazı kişiler tarafından dini bir merasime dönüştürülmüş ve yaygın hale gelmiştir.
    ***
    Sadece bu âdet değil, bazen halk arasında yayılmış öyle batıl inançlar vardır ki, "bir delinin bir kuyuya bir taş atması, kırk akıllının çıkaramaması" misaline benzemiş.
    Olayın mantıksızlığı şuradan belli. Cenaze kabir azabını hak eden bir kişiyse ve dua etmekle üzerinden azap kalkacaksa, kırkını, elli ikisini beklemeye gerek var mıdır? Bir an önce dua edilip azabın kalkması istenmez mi? Neden iki aya yakın bekleniyor.
    Denize düşen bir insanı hemen kurtarmak gerekirken, "sen biraz bekle, sabret, seni kurtarmak için 52 gün sonra geleceğiz" demeye benziyor.
    Sizin sorunuzda belirttiğiniz gibi, ölü toprağa düştükten sonra hiç beklemeden ona dua ve istiğfar edilir, onun hakkında sadaka ve iyilik yapılır, sevapları ruhuna bağışlanır. Böylece ona manevi bir destek verilmiş olur.
    Zaten dikkat edilirse, verme esnasında Yasinler okunur. Vefatından sonra da gerek toprağa verilirken, gerekse ilk günlerden itibaren yakınları tarafından dualar okunur.
    Ama asıl mesele, vefat eden kişinin ölmeden yaptığı ibadet ve hayırların kendisine fayda vermesidir. Bunun için Kur'ân, "Herkes yarın için ne yaptığına baksın" uyarısını yaparak, ahirette lazım olacak amellerin dünyada iken gönderilmesi gerektiğini hatırlatıyor.
    Ayrıca, ölünün borcunun ödenmesi, vasiyetlerinin yerine getirilmesi, zekât, hac, adak, yemin kefareti ve oruç borcu gibi hayatta iken eksik bıraktığı ibadetlerinin bedelinin ödenmesi istenmiştir. Vacip olan görevler bunlardır.


    Mehmet Paksu


  4. 09.Kasım.2012, 17:23
    2
    Silent and lonely rains



    Ölünün ardından 7 gün boyunca dua okunması, Kur'ân, bazen âyet ve sureler okunması gibi herhangi bir kaide ve kuraldan söz etmek mümkün değildir. Hiçbir dini kaynakta böyle bir bilgi yer almaz. Bu konuda rivayet edilen herhangi bir hadis de yoktur.
    Sadece Peygamberimiz Hz. Cafer'in şehit ediliş haberi gelir gelmez, Hz. Cafer'in evine üç kadar yemek yapılıp götürülmesini tavsiye etmiş, cenaze sahiplerine bir destek verilmesi, acılarının paylaşılması istenmiştir.


    Diğer yandan ne Peygamber Efendimiz'in (a.s.m.) sünnetinde ne de İslâm âlimlerinin uygulamasında "ölünün kırkıncı, elli ikinci gecesi" gibi bir âdet ve ibadet şekli söz konusu değildir.


    Bu olsa olsa diğer batıl inançlardan Müslümanlar'ın arasına sokulmuş ve hiçbir anlamı olmayan asılsız bir âdettir
    52. gecenin bu kadar yaygın olmasına gelince; kimin yazdığı, nerede basıldığı bilinmeyen bir kitapçıkta ölünün defninin 52. gecesinde kemikleriyle etlerinin birbirinden ayrılması ve ölünün bu esnada çok ağır azap çekmiş olması kaydına yer verilir. Ölünün bu azaptan kurtulması için 52. gecesinde dua okunmasının gerektiği bildirilir.
    Bu bilgi hakikatmiş, dini bir dayanağı varmış gibi yayılmış, bazı kişiler tarafından dini bir merasime dönüştürülmüş ve yaygın hale gelmiştir.
    ***
    Sadece bu âdet değil, bazen halk arasında yayılmış öyle batıl inançlar vardır ki, "bir delinin bir kuyuya bir taş atması, kırk akıllının çıkaramaması" misaline benzemiş.
    Olayın mantıksızlığı şuradan belli. Cenaze kabir azabını hak eden bir kişiyse ve dua etmekle üzerinden azap kalkacaksa, kırkını, elli ikisini beklemeye gerek var mıdır? Bir an önce dua edilip azabın kalkması istenmez mi? Neden iki aya yakın bekleniyor.
    Denize düşen bir insanı hemen kurtarmak gerekirken, "sen biraz bekle, sabret, seni kurtarmak için 52 gün sonra geleceğiz" demeye benziyor.
    Sizin sorunuzda belirttiğiniz gibi, ölü toprağa düştükten sonra hiç beklemeden ona dua ve istiğfar edilir, onun hakkında sadaka ve iyilik yapılır, sevapları ruhuna bağışlanır. Böylece ona manevi bir destek verilmiş olur.
    Zaten dikkat edilirse, verme esnasında Yasinler okunur. Vefatından sonra da gerek toprağa verilirken, gerekse ilk günlerden itibaren yakınları tarafından dualar okunur.
    Ama asıl mesele, vefat eden kişinin ölmeden yaptığı ibadet ve hayırların kendisine fayda vermesidir. Bunun için Kur'ân, "Herkes yarın için ne yaptığına baksın" uyarısını yaparak, ahirette lazım olacak amellerin dünyada iken gönderilmesi gerektiğini hatırlatıyor.
    Ayrıca, ölünün borcunun ödenmesi, vasiyetlerinin yerine getirilmesi, zekât, hac, adak, yemin kefareti ve oruç borcu gibi hayatta iken eksik bıraktığı ibadetlerinin bedelinin ödenmesi istenmiştir. Vacip olan görevler bunlardır.


    Mehmet Paksu





+ Yorum Gönder