Konusunu Oylayın.: Çalışma, rızık ve kader arasındaki ilişki nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 8 kişi
Çalışma, rızık ve kader arasındaki ilişki nedir?
  1. 17.Ekim.2012, 22:14
    1
    Misafir

    Çalışma, rızık ve kader arasındaki ilişki nedir?






    Çalışma, rızık ve kader arasındaki ilişki nedir? Mumsema Çalışma, rızık ve kader arasındaki ilişkinin ne olduğu hakkında bilgiler verir misiniz ?


  2. 17.Ekim.2012, 22:14
    1
    berken - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    berken
    Misafir



  3. 18.Ekim.2012, 01:19
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: çalışma,rızık ve kader arasındaki ilişki nedir?




    Kader ve Rızık


    Özellikle yiyecek ve içecek cinsinden Allah'ın canlıya ihsan ettiği her besleyici şey rızıktır.
    Kur'ân-ı Kerim'deki çeşitli açıklamalar bu ta*nımı ka*nıtlamaktadır:

    “Allah'tır ki sizi yarattı; Sonra sizi besledi; Sonra sizi öldürecek; Sonra sizi diriltecektir.”[2237];

    “Nice canlı vardır ki rızkını taşıyamaz. Onları da sizleri de besleyen Allah'dır. O, tümü duyandır, tümü bilendir.”[2238];

    “İnkâr edenlere dünya hayatı parlak gösterilmiştir. Onlar mü’min*lerle alay ederler. Oysa sakınanlar, kıyâmet gününde onlardan üstün*dürler. Allah dilediğine hesapsız rızık verir.”[2239]

    Rızık da her olay gibi kaderin kapsamına girer. Çünkü canlının hangi şartlarda, nerede, nasıl, hangi yollarla ve ne gibi bir besin madde*sini ala*cağı ve ondan nasıl yararlanacağı ezelde Allah tarafından bilin*mek*tedir. Dolayısıyla onun, yiyecek ve içecek maddesi olarak bir şeyi al*ması, ka*zan*ması ve onu tüketmesi, yaşadığı diğer olaylardan farklı bir şey değil*dir. Ne var ki, insanın örneğin, ağzına koymak üzere eline al*dığı bir lok*mayı her*hangi bir nedenle yiyememesi, insanlar arasında öteden beri çok farklı bir olay gibi algılanmış, bu nedenle de yiyilip içi*len şeylerin rızık adı altında özel bir konu olarak işlenmesi âdet ola*gelmiştir. Bu konuda olup bitenler arasında gerçekten de insanı şaş*kın*lık içinde bırakan bazı olaylar yaşanmış*tır.

    Örneğin, bir çocuğun, tam ağzına koymak istediği et lokmasının, o sı*rada kedi tarafından kapılması, ya da elindeki süt bardağının devril*mesi belki pek şaşırtıcı değildir. Ama kazılar sırasında çıkarılan bir in*san kafa*ta*sının dişleri arasında henüz çürümemiş bir darı tanesi şaş*kınlık içinde sey*redilir*ken, kenara konduktan az sonra bir kuş tara*fın*dan gagalanarak ka*pılması daha büyük bir şaşkınlığa yol açabilmiş*tir. Bu da rızık mesele*sinin kader olayları arasında özelleştirilmiş bir konu olarak işlenmesine neden olmuş*tur. Hâlbuki rızık da, yaşanan diğer bü*tün olaylar gibi kade*rin sıradan bir parçasıdır. Öyle ki, haram lokma da rızıktır.

    Örneğin hırsız*lık malı bir yiye*ceğin, gerek hırsız ta*rafından bi*linçle yenmesi, gerekse -farkında olunma*dan - diğer biri ta*rafından yenmesi ara*sında kader açı*sından hiç bir fark yok*tur. Haram ya da he*lâl, ikisine de ye*dikleri nasip olmuştur. İkisi de kendi irâde ve seçimle*riyle bu fiili işlemiş*lerdir. Aralarındaki fark: Hırsızın so*rumlu, diğeri*nin ise mâsum olmasıdır. Bu ise yenen şeyin, kader ya da rızık olma*sıyla çelişmez. Daha doğrusu böyle bir olayın, Kur'ân'ın üslûbu dı*şında “rızık” olarak adlandırılmasının hiç bir özelliği yok*tur. Çünkü kişi*nin bir şey yiyip içmesi ile onun, giyinip ku*şanması, yürümesi, okuması, ya da herhangi bir hareket yapması ara*sında kader bakımından hiç bir fark yoktur.

    Mu'tezilîler bu noktada da Ehl-i Sünnet'ten farklı düşünmüşlerdir. Onlara göre haram lokma rızık değildir. Çünkü "Allah, kötülüğü ve ya*sak*lamış olduğu davranışları yaratmaktan münezzehtir." Bu ne*denle rı*zık için“Allah'ın, insanı yararlanmaktan yasaklamadığı şey*ler" diye spe*külatıf bir tanım yapmışlardır. Hâlbuki insanlar, Allah'ın yasakladığı bir*çok şeyleri de yiyip içmekte ve bunlardan yasaklı yollarla yararlanmaktadırlar. Dolayısıyla bu tanımın tu*tar*sız olduğu açık*tır.

    Aslında rızık meselesinin taşıdığı önemi, onu, kader zinciri içinde pek anlamı olmayan yorumlarla özel bir konu haline getirmekte ara*ma*mak ge*rekir. Fakat rızkın asıl başka yönden taşıdığı bir önem vardır. O da şudur: Allah (c.c.), rızkın yaratıcısıdır, kişi ise onu, kendi irâdesiyle arayıp kazanan*dır. Helâli de haramı da hikmetiyle yaratan Allah, in*sana neyin helâl, neyin haram, neyin iyi, neyin kötü, neyin serbest ve neyin yasak olduğunu açık*lamış, ancak onu, istediğini seç*mekte özgür bırakarak ile*ride kendisini he*saba çekmek üzere de so*rumlu tutmuştur.[2240]

    Rızık hakkında bilinmesi gereken önemli bir nokta da şudur: Kişi, bilgisini, enerjisini ve imkânlarını seferber ederek, çalışıp di*din*mek, çabalayıp rızkını aramak ve bununla birlikte olanca dikka*tiyle helâ*linden kazanmak durumundadır. Bu, hem iman, hem ah*lâk, hem de hayat açısından zorunludur. Yani kişi her şeyden önce he*lâla helâl, ha*rama da ha*ram olarak inanmalı, bu iki şeyi vicdanında asla bir tut*mama*lıdır; Buna bir toplum baskısı ya da bir gelenek diye değil, bir Kur'ân ger*çeği olarak inan*malıdır.[2241] İnsanın böyle bir inançla rızık arayışı içine girmesi ise hem bir ahlâk gereği hem de ya*şayabilmek için kaçınılmaz bir zorunluluktur.

    Çalışmakla rızık arasındaki ilişkiye gelince bu nokta, akılları durdu*ran bir sırla örtülüdür. Bu gizemi sonsuza dek hiç kimse çözemeye*cek*tir. Çünkü bu dünyada canının fedâ edercesine çalışıp çabalayan, akıllı, zeki, bilgili, atıl*gan, enerjik ve ahlâklı insanlar vardır ki, hayatları boyunrca bir türlü iki yakaları bir araya gelmez. Aynı zamanda öyle tembel, sü*nepe, mendebur, geçimsiz ve ahlâktan yoksun kimseler de vardır ki, nimet ve servet içinde âdetâ yüzer*ler.

    Öyle ise akıl, zekâ, enerji, disiplin, dürüstlük, ya da iman ve ahlâk ile rı*zık ilişkisinin arka planını deşmek veya merak etmek yerine, Allah (c.c.)'ın, insanlara uyguladığı bu gizemli sınavdan ibret almak ve bu sı*nav için ha*zırlıklı olmak daha doğru olur.[2242]

    [COLOR=#000000][FONT=Arial][FONT=verdana][COLOR=#800080]Seni yaratan, seninle beraber rızkını da yaratmıştır. O Rezzâk'tır. Senin için takdir edilen rızkı bir başkasının yemesine imkân ve ihtimal yoktur. Sen, kendi rızkını bitirmedikçe ömrün de son bulmaz. Allah Teâlâ, bir kulunu yaşatmak istemediği zaman rızkını kesiverir; bir kere de rızkı kesince, kimsenin sana rızık vermesine imkân bulunmaz.


  4. 18.Ekim.2012, 01:19
    2
    Silent and lonely rains



    Kader ve Rızık


    Özellikle yiyecek ve içecek cinsinden Allah'ın canlıya ihsan ettiği her besleyici şey rızıktır.
    Kur'ân-ı Kerim'deki çeşitli açıklamalar bu ta*nımı ka*nıtlamaktadır:

    “Allah'tır ki sizi yarattı; Sonra sizi besledi; Sonra sizi öldürecek; Sonra sizi diriltecektir.”[2237];

    “Nice canlı vardır ki rızkını taşıyamaz. Onları da sizleri de besleyen Allah'dır. O, tümü duyandır, tümü bilendir.”[2238];

    “İnkâr edenlere dünya hayatı parlak gösterilmiştir. Onlar mü’min*lerle alay ederler. Oysa sakınanlar, kıyâmet gününde onlardan üstün*dürler. Allah dilediğine hesapsız rızık verir.”[2239]

    Rızık da her olay gibi kaderin kapsamına girer. Çünkü canlının hangi şartlarda, nerede, nasıl, hangi yollarla ve ne gibi bir besin madde*sini ala*cağı ve ondan nasıl yararlanacağı ezelde Allah tarafından bilin*mek*tedir. Dolayısıyla onun, yiyecek ve içecek maddesi olarak bir şeyi al*ması, ka*zan*ması ve onu tüketmesi, yaşadığı diğer olaylardan farklı bir şey değil*dir. Ne var ki, insanın örneğin, ağzına koymak üzere eline al*dığı bir lok*mayı her*hangi bir nedenle yiyememesi, insanlar arasında öteden beri çok farklı bir olay gibi algılanmış, bu nedenle de yiyilip içi*len şeylerin rızık adı altında özel bir konu olarak işlenmesi âdet ola*gelmiştir. Bu konuda olup bitenler arasında gerçekten de insanı şaş*kın*lık içinde bırakan bazı olaylar yaşanmış*tır.

    Örneğin, bir çocuğun, tam ağzına koymak istediği et lokmasının, o sı*rada kedi tarafından kapılması, ya da elindeki süt bardağının devril*mesi belki pek şaşırtıcı değildir. Ama kazılar sırasında çıkarılan bir in*san kafa*ta*sının dişleri arasında henüz çürümemiş bir darı tanesi şaş*kınlık içinde sey*redilir*ken, kenara konduktan az sonra bir kuş tara*fın*dan gagalanarak ka*pılması daha büyük bir şaşkınlığa yol açabilmiş*tir. Bu da rızık mesele*sinin kader olayları arasında özelleştirilmiş bir konu olarak işlenmesine neden olmuş*tur. Hâlbuki rızık da, yaşanan diğer bü*tün olaylar gibi kade*rin sıradan bir parçasıdır. Öyle ki, haram lokma da rızıktır.

    Örneğin hırsız*lık malı bir yiye*ceğin, gerek hırsız ta*rafından bi*linçle yenmesi, gerekse -farkında olunma*dan - diğer biri ta*rafından yenmesi ara*sında kader açı*sından hiç bir fark yok*tur. Haram ya da he*lâl, ikisine de ye*dikleri nasip olmuştur. İkisi de kendi irâde ve seçimle*riyle bu fiili işlemiş*lerdir. Aralarındaki fark: Hırsızın so*rumlu, diğeri*nin ise mâsum olmasıdır. Bu ise yenen şeyin, kader ya da rızık olma*sıyla çelişmez. Daha doğrusu böyle bir olayın, Kur'ân'ın üslûbu dı*şında “rızık” olarak adlandırılmasının hiç bir özelliği yok*tur. Çünkü kişi*nin bir şey yiyip içmesi ile onun, giyinip ku*şanması, yürümesi, okuması, ya da herhangi bir hareket yapması ara*sında kader bakımından hiç bir fark yoktur.

    Mu'tezilîler bu noktada da Ehl-i Sünnet'ten farklı düşünmüşlerdir. Onlara göre haram lokma rızık değildir. Çünkü "Allah, kötülüğü ve ya*sak*lamış olduğu davranışları yaratmaktan münezzehtir." Bu ne*denle rı*zık için“Allah'ın, insanı yararlanmaktan yasaklamadığı şey*ler" diye spe*külatıf bir tanım yapmışlardır. Hâlbuki insanlar, Allah'ın yasakladığı bir*çok şeyleri de yiyip içmekte ve bunlardan yasaklı yollarla yararlanmaktadırlar. Dolayısıyla bu tanımın tu*tar*sız olduğu açık*tır.

    Aslında rızık meselesinin taşıdığı önemi, onu, kader zinciri içinde pek anlamı olmayan yorumlarla özel bir konu haline getirmekte ara*ma*mak ge*rekir. Fakat rızkın asıl başka yönden taşıdığı bir önem vardır. O da şudur: Allah (c.c.), rızkın yaratıcısıdır, kişi ise onu, kendi irâdesiyle arayıp kazanan*dır. Helâli de haramı da hikmetiyle yaratan Allah, in*sana neyin helâl, neyin haram, neyin iyi, neyin kötü, neyin serbest ve neyin yasak olduğunu açık*lamış, ancak onu, istediğini seç*mekte özgür bırakarak ile*ride kendisini he*saba çekmek üzere de so*rumlu tutmuştur.[2240]

    Rızık hakkında bilinmesi gereken önemli bir nokta da şudur: Kişi, bilgisini, enerjisini ve imkânlarını seferber ederek, çalışıp di*din*mek, çabalayıp rızkını aramak ve bununla birlikte olanca dikka*tiyle helâ*linden kazanmak durumundadır. Bu, hem iman, hem ah*lâk, hem de hayat açısından zorunludur. Yani kişi her şeyden önce he*lâla helâl, ha*rama da ha*ram olarak inanmalı, bu iki şeyi vicdanında asla bir tut*mama*lıdır; Buna bir toplum baskısı ya da bir gelenek diye değil, bir Kur'ân ger*çeği olarak inan*malıdır.[2241] İnsanın böyle bir inançla rızık arayışı içine girmesi ise hem bir ahlâk gereği hem de ya*şayabilmek için kaçınılmaz bir zorunluluktur.

    Çalışmakla rızık arasındaki ilişkiye gelince bu nokta, akılları durdu*ran bir sırla örtülüdür. Bu gizemi sonsuza dek hiç kimse çözemeye*cek*tir. Çünkü bu dünyada canının fedâ edercesine çalışıp çabalayan, akıllı, zeki, bilgili, atıl*gan, enerjik ve ahlâklı insanlar vardır ki, hayatları boyunrca bir türlü iki yakaları bir araya gelmez. Aynı zamanda öyle tembel, sü*nepe, mendebur, geçimsiz ve ahlâktan yoksun kimseler de vardır ki, nimet ve servet içinde âdetâ yüzer*ler.

    Öyle ise akıl, zekâ, enerji, disiplin, dürüstlük, ya da iman ve ahlâk ile rı*zık ilişkisinin arka planını deşmek veya merak etmek yerine, Allah (c.c.)'ın, insanlara uyguladığı bu gizemli sınavdan ibret almak ve bu sı*nav için ha*zırlıklı olmak daha doğru olur.[2242]

    [COLOR=#000000][FONT=Arial][FONT=verdana][COLOR=#800080]Seni yaratan, seninle beraber rızkını da yaratmıştır. O Rezzâk'tır. Senin için takdir edilen rızkı bir başkasının yemesine imkân ve ihtimal yoktur. Sen, kendi rızkını bitirmedikçe ömrün de son bulmaz. Allah Teâlâ, bir kulunu yaşatmak istemediği zaman rızkını kesiverir; bir kere de rızkı kesince, kimsenin sana rızık vermesine imkân bulunmaz.





+ Yorum Gönder