Konusunu Oylayın.: Bir Müslüman çevresine karşı sorumlu mudur,sorumluysa bunlar nelerdir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Bir Müslüman çevresine karşı sorumlu mudur,sorumluysa bunlar nelerdir?
  1. 08.Ekim.2012, 22:29
    1
    Misafir

    Bir Müslüman çevresine karşı sorumlu mudur,sorumluysa bunlar nelerdir?

  2. 09.Ekim.2012, 03:19
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Bir Müslüman çevresine karşı sorumlu mudur,sorumluysa bunlar nelerdir?




    Yüce Allah, insanın da içinde bulunduğu âlemi canlı ve cansız varlıklarıyla birlikte bir düzen ve denge içinde yaratmıştır. Canlıların hayatlarını sürdürebilmesi için bu düzen ideal olup, onda herhangi bir eksiklik söz konusu değildir[1].

    Çağımızın en önemli problemlerinden birisi, çevre kirliliğine bağlı olarak bu dengenin bozulmasıdır. Çevremizi gereği gibi korumadığımızdan doğal denge bozulmakta ve bundan diğer canlılarla birlikte insanın kendisi de zarar görmektedir. Bu durum hutbemin başında okuduğum ayette, "İnsanların kendi işledikleri kötülükler sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır".[2] şeklinde dile getirilmektedir. Hava, su ve denizlerin kirlenmesi; yeşilin ve ormanların giderek yok olması ve bunların sonucunda iklim değişikliklerinin meydana gelmesi bu ayette belirtilen durumu açıkça ortaya koymaktadır. Halbuki yararımıza sunulan her nimet aynı zamanda Allah'ın sorumluluğumuza verdiği bir emanettir. Şüphesiz çevre de bunlar arasındadır. Bu nimetleri Yüce Allah'ın rızası doğrultusunda kullanmamız emanete riayetin bir gereğidir. Aksi takdirde emanete hıyanet etmiş oluruz.

    Çevreye karşı sorumluluklarımız pek çoktur. Bunlar arasında ağacın ve yeşilin korunmasının ayrı bir önemi vardır. Zira ağaç ve yeşillikler dünya hayatının vazgeçilmez nimetlerinden biridir. Ağaç, kapımıza eşik, soframıza kaşık, bebeğimize beşiktir. Ciğerlerimize oksijen veren, erozyonu önleyerek sel sularıyla sürüklenen topraklarımızı koruyan, kökünden, yaprağından, kerestesinden, çiçeğinden, meyvesinden gölgesinden, kokusundan, güzelliğinden yararlanılan ilahi bir lütuftur. Onun içindir ki Peygamberimiz (s.a.v.), "Kıyâmet kopmak üzereyken elinde bir fidan bulunan kimse, imkan bulursa onu hemen diksin" [3] buyurmuştur.

    Çevremizi, özellikle ağaç ve yeşillikleri koruyup temiz tutmak için her türlü tedbiri alıp üzerimize düşeni yerine getirmek; hem insani hem de dini görevimizdir. Zira çevreyi tahrip etmek, sadece çevreye karşı işlenmiş bir kötülük değil, aynı zamanda kişinin kendisine ve aynı ortamı paylaşan diğer canlı ve cansız varlıklara karşı işlenmiş bir suçtur. "Yaş kesen baş keser" atasözümüz, yeşili tahrip etmenin insan canına kıyacak kadar kişinin vicdanını kararttığına işaret etmektedir. Peygamberimiz (s.a.v.) de bir hadisinde, "Müslüman Müslümanın elinden, dilinden güvende olduğu kimsedir" [4] buyurmaktadır. Çevreyi kirleten, doğal zenginlikleri sorumsuz ve ölçüsüzce kullanan kimseler, dolaylı olarak diğer insanlara zarar verdiği için hem bu hadiste belirtilen güven sıfatlarını zedelerler hem de kul ve kamu hakkına tecavüz etmiş sayılırlar. Bütün bunlardan en ince ayrıntısına kadar hesaba çekileceğimizi unutmayalım .[5]


    [1]Bkz. Kamer, 54/49; Mülk, 67/3-4; Hicr, 15/19; Rum, 30/41.

    [2]Rum, 30/41.

    [3]Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 191, 184.

    [4]Tirmizî, İman 12; Nesâî, İman 8.

    [5]Bkz. Kehf, 18/19


    Diyanet işleri başkanlığı



  3. 09.Ekim.2012, 03:19
    2
    Silent and lonely rains



    Yüce Allah, insanın da içinde bulunduğu âlemi canlı ve cansız varlıklarıyla birlikte bir düzen ve denge içinde yaratmıştır. Canlıların hayatlarını sürdürebilmesi için bu düzen ideal olup, onda herhangi bir eksiklik söz konusu değildir[1].

    Çağımızın en önemli problemlerinden birisi, çevre kirliliğine bağlı olarak bu dengenin bozulmasıdır. Çevremizi gereği gibi korumadığımızdan doğal denge bozulmakta ve bundan diğer canlılarla birlikte insanın kendisi de zarar görmektedir. Bu durum hutbemin başında okuduğum ayette, "İnsanların kendi işledikleri kötülükler sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır".[2] şeklinde dile getirilmektedir. Hava, su ve denizlerin kirlenmesi; yeşilin ve ormanların giderek yok olması ve bunların sonucunda iklim değişikliklerinin meydana gelmesi bu ayette belirtilen durumu açıkça ortaya koymaktadır. Halbuki yararımıza sunulan her nimet aynı zamanda Allah'ın sorumluluğumuza verdiği bir emanettir. Şüphesiz çevre de bunlar arasındadır. Bu nimetleri Yüce Allah'ın rızası doğrultusunda kullanmamız emanete riayetin bir gereğidir. Aksi takdirde emanete hıyanet etmiş oluruz.

    Çevreye karşı sorumluluklarımız pek çoktur. Bunlar arasında ağacın ve yeşilin korunmasının ayrı bir önemi vardır. Zira ağaç ve yeşillikler dünya hayatının vazgeçilmez nimetlerinden biridir. Ağaç, kapımıza eşik, soframıza kaşık, bebeğimize beşiktir. Ciğerlerimize oksijen veren, erozyonu önleyerek sel sularıyla sürüklenen topraklarımızı koruyan, kökünden, yaprağından, kerestesinden, çiçeğinden, meyvesinden gölgesinden, kokusundan, güzelliğinden yararlanılan ilahi bir lütuftur. Onun içindir ki Peygamberimiz (s.a.v.), "Kıyâmet kopmak üzereyken elinde bir fidan bulunan kimse, imkan bulursa onu hemen diksin" [3] buyurmuştur.

    Çevremizi, özellikle ağaç ve yeşillikleri koruyup temiz tutmak için her türlü tedbiri alıp üzerimize düşeni yerine getirmek; hem insani hem de dini görevimizdir. Zira çevreyi tahrip etmek, sadece çevreye karşı işlenmiş bir kötülük değil, aynı zamanda kişinin kendisine ve aynı ortamı paylaşan diğer canlı ve cansız varlıklara karşı işlenmiş bir suçtur. "Yaş kesen baş keser" atasözümüz, yeşili tahrip etmenin insan canına kıyacak kadar kişinin vicdanını kararttığına işaret etmektedir. Peygamberimiz (s.a.v.) de bir hadisinde, "Müslüman Müslümanın elinden, dilinden güvende olduğu kimsedir" [4] buyurmaktadır. Çevreyi kirleten, doğal zenginlikleri sorumsuz ve ölçüsüzce kullanan kimseler, dolaylı olarak diğer insanlara zarar verdiği için hem bu hadiste belirtilen güven sıfatlarını zedelerler hem de kul ve kamu hakkına tecavüz etmiş sayılırlar. Bütün bunlardan en ince ayrıntısına kadar hesaba çekileceğimizi unutmayalım .[5]


    [1]Bkz. Kamer, 54/49; Mülk, 67/3-4; Hicr, 15/19; Rum, 30/41.

    [2]Rum, 30/41.

    [3]Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 191, 184.

    [4]Tirmizî, İman 12; Nesâî, İman 8.

    [5]Bkz. Kehf, 18/19


    Diyanet işleri başkanlığı






+ Yorum Gönder