Konusunu Oylayın.: Erdemliler topluluğunda hangi kararlar alınmıştır

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Erdemliler topluluğunda hangi kararlar alınmıştır
  1. 06.Ekim.2012, 18:43
    1
    Misafir

    Erdemliler topluluğunda hangi kararlar alınmıştır

  2. 06.Ekim.2012, 22:12
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: erdemliler topluluğunda hangi kararlar alınmıştır




    ÖNCELİKLE “hılful-fudul”un ne olduğunu yazmam gerekiyor. Böylece neye muhtaç olduğumuz, neyi arzuladığımız daha net anlaşılabilir.

    “Hılful-fudul”: Erdemliler dayanışması şeklinde tercüme edilebilir. Erdemliler cemiyeti; erdemliler işbirliği, topluluğu şeklinde tercüme edilebileceği gibi.

    Peki böyle bir topluluk nasıl tesis edildi, amacı neydi ve bugüne taşıyabileceği mesaj neydi?

    Peygamberimize vahiy gelmeden önce Arap kabileleri arasında uzun süre devam eden ve “ficar” denilen savaşlar olurdu. Bu savaşlardan Araplar ve civar kabileler hayli zarar görürdü. Bu kaos ortamında yağma ve çapulculuk âdet haline gelmişti. Yabancılar ve güçsüzler her türlü saldırının muhataplarıydı. Ortalıkta nizam yok, kanun yoktur. Kuvvetli aileler adam tutarak kendilerini koruyabiliyor, zayıflar ise eziliyor, horlanıyordu. Hatta kadınlarını bile koruyabilme imkanına sahip değillerdi.

    Rivayete göre ‘Hanzala’ isimli bir şair iş için geldiği Mekke’de güpegündüz herkesin önünde soyulmuş, mallarına el konulmuş, alay edilmiş, hiç kimse de müdahale edememişti. Benzeri binlerce facia her gün tekrar ediyordu. Mallarına el konulan Yemenli bir tüccarın Mekke’deki Ebu Kubeys dağına çıkarak “Ey Mekkeliler bu zulme direnin. Hakkımızı alacak bir yürek yok mu” diye bağırması hayırlı kararların alınması için bir başlangıç oldu.

    Mekke’deki bu faciaları gören Hz. Peygamber amcası Zübeyr’e gidip bir şeyler yapılması gerektiğini söyledi. Peygamberimiz gençlik dönemindedir. Zübeyr’in de müdahalesiyle Abdullah bin Cud’an’ın evinde toplandılar. Toplananlar içinde Mekke’nin ileri gelenleri vardı.

    Hz. Peygamber şöyle konuştu: “Yerli, yabancı, hür veya köle kim olursa olsun Mekke dolaylarında zulme ve saldırıya uğrayan herkesi korumak, kollamak ve hakkını zalimlerden alıp iade etmek üzere ittifak yapalım. Bir grup oluşturalım. Zayıf ve kudretsiz olanları kurtaralım.” Peygamberimizin etkili konuşması ürününü verdi. Yenilen yemekten sonra şöyle bir karar verildi: ”Allah’a yemin ederiz ki hepimiz mazlum ile birlikte zalime karşı; zalim, mazlumun hakkını verinceye kadar bir el gibi olacağız. Bu ittifakımız, Hira ve Sabir tepeleri yerinde durdukça ahitlerine bağlı kalacaklarına yemin ederler.”

    İşte bu ahitnameye ve ittifaka “hılfu’l-fudul” -erdemliler dayanışması- denilmiştir. Bu ittifaktan sonra Mekke’deki zulme karşı direnç çoğalmış ve güçlenmiştir. Yemenli bir tüccarın güzel kızına el koyan güçlü bir adamın evinden “hılfu’l-fudul” elemanlarının müdahalesiyle genç kız kurtarılmış, babasıyla güvenlik içinde dönüşü sağlanmış ve benzeri birçok olaya anında müdahale edilmiştir.

    Peygamberimiz (s.a.v) bu cemiyetin içinde fiilen bulundu. Peygamberliğinden önce içinde yer aldığı tek oluşum budur diyebiliriz.

    Hz. Peygamber (s.a.v) vahiy aldıktan sonra da mazlumun hakkını aynı kararlılıkta savundu. Bir gün şöyle bir olay meydana geldi: “Yabancı bir adam Ebu Cehil’e mal sattı. Ebu Cehil malı aldı, parayı da ödemedi. Parasını isteyen adamı ise tehdit etti. Araya girenleri de kovdu. Adam çaresizce dolaşırken birileri Peygamberimize gitmesini söylediler. Adam da Peygamberimize gitti ve durumunu anlattı. Hz. Peygamber Müslüman olmayan bu mazlumu yanına alıp Ebu Cehil’in kapısına gitti. Kapıyı çaldı. Dışarı çıkan Ebu Cehil’e tek bir söz söyledi: “Bu mazlumun parasını ver!” Ebu Cehil bu sözü tekrar ettirmeden parayı verdi. Sonraları müşrikler Ebu Cehil’in evine gelip bunun sebebini sordular. Bu kadar ısrara rağmen bu adama parasını vermedin; ama Muhammed’in tek sözü üzerine parayı verdin. Ebu Cehil şöyle cevap verdi: ”Muhammed’in arkasındaki dev deveyi görseydiniz! Ağzından köpükler saçan azgın bir deve arkadan bana bakıyordu. Vallahi biraz direnseydim, Muhammed’in arkasındaki deve beni parçalayacaktı. Korktum ve parayı verdim.”

    Evet, ‘Hilfu’l-fudul’ cemiyeti birçok mazlumun sığındığı kapı olmuştu. Zalimlerin ise korktukları, sivil bir güç olarak Mekke’yi sarstı; zorbaları etkisizleştirdi.
    Yıllar sonra Hz. Peygamber bu topluluktan bahsederken şöyle buyurur: “Ben bugün böyle bir antlaşmaya davet edilsem böyle bir dayanışmaya davet edilsem- hiç tereddüt etmeden kabul ederim.”

    Hılfu’l-fudul’un günümüze vereceği çok mesaj vardır. Hiçbir ırk, din, mezheb, meşreb, inanç farkı gözetmeksizin her mazlumun yanında olacak bu tür uluslararası meşru- sivil seslere ihtiyaç vardır. Dünya ölçeğinde bu tür faaliyetlere ihtiyaç vardır. Bütün toplumların vicdanını rahatlatacak, kimsenin kontrolünde olmayan, akıl ve vicdanla karar verecek böyle oluşumlar; içinde Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, ateist vs. bütün düşünce sahiplerini barındıracak böyle sesler veya sivil topluluklar, dayanışmalar inanıyorum ki, kararan gündüze bir ışık olacaktır. Hiçbir düşüncenin potasına girmeden yaradılanı yaradan adına kollamak için bir ışık... Bütün dünya Meclis ve parlamentolarının saygı duyacağı, daha önce benzeri kurulmamış olan saygın bu tür kurumlar oluşturulamaz mı?

    Hz. Peygamberin o çok anlamlı çağrısıyla bitirelim yazımızı: “Ebu Bekir! Bugün Hılfu’l-fudul gibi bir cemiyete, anlaşmaya davet edilsem tereddütsüz içinde yer alırım.”

    Nihat Hatipoğlu



  3. 06.Ekim.2012, 22:12
    2
    Silent and lonely rains



    ÖNCELİKLE “hılful-fudul”un ne olduğunu yazmam gerekiyor. Böylece neye muhtaç olduğumuz, neyi arzuladığımız daha net anlaşılabilir.

    “Hılful-fudul”: Erdemliler dayanışması şeklinde tercüme edilebilir. Erdemliler cemiyeti; erdemliler işbirliği, topluluğu şeklinde tercüme edilebileceği gibi.

    Peki böyle bir topluluk nasıl tesis edildi, amacı neydi ve bugüne taşıyabileceği mesaj neydi?

    Peygamberimize vahiy gelmeden önce Arap kabileleri arasında uzun süre devam eden ve “ficar” denilen savaşlar olurdu. Bu savaşlardan Araplar ve civar kabileler hayli zarar görürdü. Bu kaos ortamında yağma ve çapulculuk âdet haline gelmişti. Yabancılar ve güçsüzler her türlü saldırının muhataplarıydı. Ortalıkta nizam yok, kanun yoktur. Kuvvetli aileler adam tutarak kendilerini koruyabiliyor, zayıflar ise eziliyor, horlanıyordu. Hatta kadınlarını bile koruyabilme imkanına sahip değillerdi.

    Rivayete göre ‘Hanzala’ isimli bir şair iş için geldiği Mekke’de güpegündüz herkesin önünde soyulmuş, mallarına el konulmuş, alay edilmiş, hiç kimse de müdahale edememişti. Benzeri binlerce facia her gün tekrar ediyordu. Mallarına el konulan Yemenli bir tüccarın Mekke’deki Ebu Kubeys dağına çıkarak “Ey Mekkeliler bu zulme direnin. Hakkımızı alacak bir yürek yok mu” diye bağırması hayırlı kararların alınması için bir başlangıç oldu.

    Mekke’deki bu faciaları gören Hz. Peygamber amcası Zübeyr’e gidip bir şeyler yapılması gerektiğini söyledi. Peygamberimiz gençlik dönemindedir. Zübeyr’in de müdahalesiyle Abdullah bin Cud’an’ın evinde toplandılar. Toplananlar içinde Mekke’nin ileri gelenleri vardı.

    Hz. Peygamber şöyle konuştu: “Yerli, yabancı, hür veya köle kim olursa olsun Mekke dolaylarında zulme ve saldırıya uğrayan herkesi korumak, kollamak ve hakkını zalimlerden alıp iade etmek üzere ittifak yapalım. Bir grup oluşturalım. Zayıf ve kudretsiz olanları kurtaralım.” Peygamberimizin etkili konuşması ürününü verdi. Yenilen yemekten sonra şöyle bir karar verildi: ”Allah’a yemin ederiz ki hepimiz mazlum ile birlikte zalime karşı; zalim, mazlumun hakkını verinceye kadar bir el gibi olacağız. Bu ittifakımız, Hira ve Sabir tepeleri yerinde durdukça ahitlerine bağlı kalacaklarına yemin ederler.”

    İşte bu ahitnameye ve ittifaka “hılfu’l-fudul” -erdemliler dayanışması- denilmiştir. Bu ittifaktan sonra Mekke’deki zulme karşı direnç çoğalmış ve güçlenmiştir. Yemenli bir tüccarın güzel kızına el koyan güçlü bir adamın evinden “hılfu’l-fudul” elemanlarının müdahalesiyle genç kız kurtarılmış, babasıyla güvenlik içinde dönüşü sağlanmış ve benzeri birçok olaya anında müdahale edilmiştir.

    Peygamberimiz (s.a.v) bu cemiyetin içinde fiilen bulundu. Peygamberliğinden önce içinde yer aldığı tek oluşum budur diyebiliriz.

    Hz. Peygamber (s.a.v) vahiy aldıktan sonra da mazlumun hakkını aynı kararlılıkta savundu. Bir gün şöyle bir olay meydana geldi: “Yabancı bir adam Ebu Cehil’e mal sattı. Ebu Cehil malı aldı, parayı da ödemedi. Parasını isteyen adamı ise tehdit etti. Araya girenleri de kovdu. Adam çaresizce dolaşırken birileri Peygamberimize gitmesini söylediler. Adam da Peygamberimize gitti ve durumunu anlattı. Hz. Peygamber Müslüman olmayan bu mazlumu yanına alıp Ebu Cehil’in kapısına gitti. Kapıyı çaldı. Dışarı çıkan Ebu Cehil’e tek bir söz söyledi: “Bu mazlumun parasını ver!” Ebu Cehil bu sözü tekrar ettirmeden parayı verdi. Sonraları müşrikler Ebu Cehil’in evine gelip bunun sebebini sordular. Bu kadar ısrara rağmen bu adama parasını vermedin; ama Muhammed’in tek sözü üzerine parayı verdin. Ebu Cehil şöyle cevap verdi: ”Muhammed’in arkasındaki dev deveyi görseydiniz! Ağzından köpükler saçan azgın bir deve arkadan bana bakıyordu. Vallahi biraz direnseydim, Muhammed’in arkasındaki deve beni parçalayacaktı. Korktum ve parayı verdim.”

    Evet, ‘Hilfu’l-fudul’ cemiyeti birçok mazlumun sığındığı kapı olmuştu. Zalimlerin ise korktukları, sivil bir güç olarak Mekke’yi sarstı; zorbaları etkisizleştirdi.
    Yıllar sonra Hz. Peygamber bu topluluktan bahsederken şöyle buyurur: “Ben bugün böyle bir antlaşmaya davet edilsem böyle bir dayanışmaya davet edilsem- hiç tereddüt etmeden kabul ederim.”

    Hılfu’l-fudul’un günümüze vereceği çok mesaj vardır. Hiçbir ırk, din, mezheb, meşreb, inanç farkı gözetmeksizin her mazlumun yanında olacak bu tür uluslararası meşru- sivil seslere ihtiyaç vardır. Dünya ölçeğinde bu tür faaliyetlere ihtiyaç vardır. Bütün toplumların vicdanını rahatlatacak, kimsenin kontrolünde olmayan, akıl ve vicdanla karar verecek böyle oluşumlar; içinde Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, ateist vs. bütün düşünce sahiplerini barındıracak böyle sesler veya sivil topluluklar, dayanışmalar inanıyorum ki, kararan gündüze bir ışık olacaktır. Hiçbir düşüncenin potasına girmeden yaradılanı yaradan adına kollamak için bir ışık... Bütün dünya Meclis ve parlamentolarının saygı duyacağı, daha önce benzeri kurulmamış olan saygın bu tür kurumlar oluşturulamaz mı?

    Hz. Peygamberin o çok anlamlı çağrısıyla bitirelim yazımızı: “Ebu Bekir! Bugün Hılfu’l-fudul gibi bir cemiyete, anlaşmaya davet edilsem tereddütsüz içinde yer alırım.”

    Nihat Hatipoğlu






+ Yorum Gönder