Konusunu Oylayın.: Hz Nuh as özellikleri nelerdir ?

5 üzerinden 4.64 | Toplam : 11 kişi
Hz Nuh as özellikleri nelerdir ?
  1. 05.Ekim.2012, 15:12
    1
    Misafir

    Hz Nuh as özellikleri nelerdir ?






    Hz Nuh as özellikleri nelerdir ? Mumsema Hz Nuh as özellikleri nelerdir ? Nuh peygamberin özelliklerini yazar mısınız ?


  2. 05.Ekim.2012, 15:12
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 07.Ekim.2012, 03:22
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Hz Nuh as özellikleri nelerdir ?




    Hz. Nuh’un diğer peygamberlerden ayrı olan özellikleri

    1-Ulu’l-azîm peygamberlerdendir ve onların da ilkidir.2

    2-Hz. Muhammed’den (SAV) sonra nev’i bakımından en çok mucize gösteren Hz. Nuh’tur. Tahıllarla alakalı ve ağırlıklı mucizeleri vardır. Tespit edebildiğim kadarıyla 12 nev’i mucizesi vardır. Az sonra anlatılacaktır.

    3-Hz. Nuh’un muhatap aldığı kavmin inanmayanları dahil olmak üzere yeryüzündeki bütün insanlar tufan felaketiyle boğulmuşlardır.3 İnsanlık Hz. Nuh’tan sonra yeniden çoğalmıştır. Bu münasebetle Hz. Nuh’a ikinci Âdem de denilir.

    4-Her peygamber belli bir sahada kahramandır. Mesela Hz. Yunus ve Hz. Eyüp sabır kahramanlarıdırlar. Hz. İbrahim “hasbî” kahramandır. Hz. Âdem tövbe kahramanıdır. Hz. Nuh da istiğfar kahramanıdır.4

    5-950 sene ömrü içerisinde 900 sene peygamberlik vazifesi yapmış, dışta kavminden çekmiş, evde de hanımından çekmiştir. Hz. Lut ile Hz. Nuh’un hanımları da kafire ve haine idiler.5

    6-Hz. Nuh gemicilerin de piştârı ve rehberidir.6

    Gemiyi yapıyordu. Hz. Nuh'un gemisinin vasıfları hakkında bazı sözler nakledilmiştir. Bu arada denilmiştir ki, boyu üçyüz arşın, eni elli arşın, su kesiminin üstünde kalan yüksekliği otuz arşın, sactan yapılmış üç ambarlı bir gemi idi. Hasen'den naklen rivayet olunduğuna göre, boyu bin iki yüz, genişliği altı yüz arşın imiş. Fakat bu gibi ayrıntılara girişmek boşuna uğraşmak olur, doğrusunu ta y in imkânsızdır. Bu konuda Kur'ân'dan öğrenilen şudur ki, kavmin müminlerini ve ihtiyaçları olan yiyecekleri ve her çeşit hayvanattan iki taneyi, yani birer çifti sığacak genişlikte imiş.

    Ancak bu geminin yelkenli olmayıp, vapur gibi, ocaklı ve istim gibi feveranlı, yani kaynayıp fışkıran bir kuvvetle harekete geçtiğini hatırlatan şu cümle çok dikkat çekicidir:

    Tennur: Lügatte kapalı bir ocak, bir fırındır ki, dilimizde "tandır" olarak kullanılır. Leys demiştir ki; "tennur" genellikle bütün dillere gelmiş olan bir kelimedir. Bir benzeri de "tennar" teleffuzudur. Ezheri de demiştir ki; "Bu gösterir ki, isim bazan A'cemi olur, Arap onu Arapçalaştırır da sonra Arapça olur. Ve buna delil aslı tennar olmasıdır. Bundan önce Arapça'da "tennur", bilinen bir şey değildir. Bunun benzeri başka dillerden Arapça'ya geçmiş olan dîbâc, dinar, sündüs, istebrak gibi kelimelerdir. Arap bunları konuşmaya başlayınca artık Arapça olmuşlardır."

    Feveran kelimesi de biliniyor ki, kuvvet ve şiddetle kaynamak ve fışkırmaktır. Şimdi biz gemiden söz edilirken tam ocak feveran ettiği sırada yük emri verildiğini işittiğimiz zaman o geminin hareket etmeye hazır bir vapur olduğunu anlamakta hiç tereddüt etmeyiz. Lakin vapuru görmemiş olanlar bunu anlayamazlar ve "Acaba bu ocağın feveranı da ne demektir? Bu olsa olsa bir işaret olacaktır." diye düşünmekte mazur olurlar.

    İlk devir müfessirleri (eslaf) bunun hakkında muhtelif mânâlar kayd ve nakletmişlerdir ki, bunları burada özetleyelim:

    1- Müfessirlerin çoğu, "tennur"un gerçekten bir ocak anlamına geldiğinde görüş birliği içindedir. Ancak kimisi Nuh'a mahsus bir tennur idi demiş, bir çoğu da ekmek pişirilen bir fırın idi demişler. Kimi Âdem'den kalma idi, kimi de Hz. Nuh'un zevcesinin ekmek pişirdiği bir tandır idi, demiş. Kimi taştan idi, kimi Kûfe tarafında idi demiş ve ha t ta Hz. Ali'den Kûfe mescidinin yerinde idi diye bir söz de nakledilmiştir. Kimi Şam diyarında "Ayn-i Verdan" denilen mevkide, kimi de Hint diyarında idi demişler. Ve bütün bunlar, feveranı suyun kazanda kaynar gibi fırından kaynayıp fışkırmasıyla izah et m işlerdir. Böyle bir feveran âyette niçin geminin inşasına bir sonuç ve yüklenmesi emrine bir şart ve başlangıç olarak gösterilmiş? Bunun çeşitli açılardan yorumuna gelince de, Allah Teâlâ, bunu Hz. Nuh'a tufanın başlayacağına bir alâmet olmak üzere tayin buyurup önce haber vermiş ve böylece bu alâmet ve mucize zuhur ettiği vakit yüklemek emrini vermiş demişler. Fakat bir kısım müfessirler, bu izahı kabul edilebilir bulmamışlar ve başka mânâlar vermişlerdir.

    2- Araplar arasında bazan yeryüzüne de "tennur" denildiği görüldüğünden, tennurun feveranı yer yüzünden suların fışkırması olacaktır. Nitekim Kamer Sûresi'nde "Bunun üzerine şakır şakır akan sularıyla göğün kapılarını açtık. Yeri de kaynaklar halinde fışkırttık. Ezelde takdir edilmiş bir emir üzere sular birleşti."7 buyrulmuştur, demişler. Yer kürenin bir büyük fırın anlamında olduğunu hatırlatan bu görüş dahi dikkate değer ise de bu şekilde feverana yakışan mânâsı su fışkırması değil, ateş püskürmesi olurdu. Çünkü tandır ateş yakılan bir yerdir, bir su kuyusu değildir.

    3- Tennur'dan murad yeryüzünün yüksek ve şerefli mevkileri demektir ki,
    harikulade bir olay olarak oralara bile sular fışkırmıştır, demişlerdir.

    4- "Farettennur", şafak attı, tan yeri ağardı, sabah oldu mânâsına gelir, denilmiş ve bunun Hz. Ali'den menkul bir tefsir olduğu söylenmiş.

    5- İş kızıştı, şiddetlendi mânâsına "fırın kızdı" denildiği gibi, "farettennur" da böyledir, denilmiştir. Lâkin bu dört mânânın dördü de mecazdır. Ancak meselenin özü, harikulade bir olaya ait olduğundan tefsir âlimlerinin hemen hepsi (cumhur), bu mânâları, tennur kelimesinin gerçek ve lügat mânâsından saymaya sebep teşkil etmediğini söylemektedirler.

    6- Ebu Hayyan, tefsirinde Hasen'den rivayetle "tennur"un "gemide suyun toplandığı yer" olduğunu nakletmiştir, ki bu ifade hemen hemen geminin kazanını andırıyor.

    Görülüyor ki, tefsir âlimlerinin rivayetlerinin bazı noktaları yukarıda arzettiğimiz mânâya değinir yapıdadır. Yani geminin yelkenli bir gemi değil, kazanla çalışan bir vapur olduğunu hatırlatır niteliktedir. Rivayetlerdeki bu ayrıntılar da görüldükten sonra biz şimdi hakkıyla diyebiliriz ki, tennurun gerçek anlamıyla bir ocak olması, aynı zamanda onun gemide su toplanan bir kazan ile ilişkili o l masına da engel değildir.

    Cumhurun ocak olduğu hakkındaki rivayetiyle bu rivayet arasında çelişki de yoktur. Harf-i tarif ile "ettennur" buyurulması, bunun gemiye ait bir tandır, bir ocak olmasını açıkça belli eder. Ayı zamanda Hz. Nuh'a ait bir tennur ol m ası da buna engel değildir. Çünkü bu onun bir mucizesidir. "Keşşaf" sahibinin, sarahatle belirttiği üzere, âyette gayesi yukarıdaki fiiline müteallik olup, mânâ demek olduğundan, tennurun feveranı gemideki yapım işinin sona ermesi, yükleme ve h areket emrinin de başlangıcı ve şartı olarak gösterilmiştir.

    Bunun böyle olduğu göz önünde bulundurulursa, tennurun feveranı gemiyi harekete geçiren kuvvetin kendisini ifade ettiği anlaşılır. Bu günkü söylenişi ile "nihayet emrimiz gelip gemi ateşlendiği vakit" demek olur. Ve bunda tennur ve feveran kelimeleri gerçek anlamda kullanıldığı ve âyetin bu mânâda gayet zahir olduğu da şüphesizdir. Şu halde nassta hakikat anlamını ve zahiri bırakıp da te'vil aramaya hiç de sebep yoktur.

    Geminin yapımı tamam olup "fayrap" haline gelmesi, ilâhî emir olan tufanın başlayacağına bir alâmet olmasına da engel olan bir durum değildir. Âyetin bu zahirine karşı, "O zaman öyle bir vapur nasıl yapılabilirdi? Yapılmış olsa bu sanat unutulur mu idi?" gibi vehim ifade eden bir iki sual akla gelebilir. Halbuki daha önceki çağlarda bilinip de sonradan kaybolup gitmiş bir takım sanatların olduğu bile tarihi misallerle sabittir.

    Kaldı ki Nuh, gemisini beşerin bilgi ve tecrübe birikimiyle değil, doğrudan doğruya "Bu gemiyi Bi z im gözetimimizde ve vahyimize göre yap!" âyetinde de ifade buyurulduğu gibi, Allah'ın vahyi ile ve yine O'nun gözetiminde yapmıştır. Her çiftten iki tane, yani erkeği ve dişisi olan her canlıdan ikişer tane ki, bunun miktarını Allah bilir, gemiye alınmıştır. Bu kadar canlıyı alabilen ve bunlarla beraber Hz. Nuh'un bir oğlunun dışında bütün aile fertlerini ve az da kavminden kendisine iman etmiş olanları, gerek insanlar, gerek diğer hayvanlar için gerekli olan yiyecekleri dahi yüklenerek, dağlar gibi dalgalar içinde akıp giden bir geminin harikulade bir gemi olması ve bunun basit bir yelkenli gemi gibi düşünülmemesi gerekiyor. "O devirde böyle bir gemi yapılabilir miydi?" sorusuna karşılık, "Öyle fırtınalı ve dalgalı bir tufanda bu kadar yükü küçük b ir yelkenli taşıyabilir mi?" sorusuyla cevap vermek gerekir.6 Elmalılı Hamdi Yazır, Hak dini Kur’ân dili, Hud suresi tefsiri

    7-Bir ömür boyu insanları hakka çağıran, yalvarıp yakaran ve Allah’a dua dua yalvarıp yakarma manasında ona Nuh lakabı verilmiştir. Yani peygamberler Kur’ân-ı Kerîm’de isimleriyle yâd edilir. Hz. Nuh’un ise asıl adı “Abdulğafur” olmasına rağmen, “Nuh” lakabıyla zikredilmiştir. Hz. Nuh lakabıyla anılan ve yâd edilen tek peygamberdir.

    8-Gemisi içindeyken suların üstünde Kâbe’yi 40 defa tavaf etmiş, zilhiccenin dokuzunda gemisi içinde Arafat’ta bulunmuş ve Hac vazifesini eda etmiştir. Peygamberler içerisinde gemiyle sular üstünde Kâbe’yi tavaf ederek hac vazifesini yapan tek peygamber yine Hz. Nuh’tur.Hayatının sonunda yine Mekke’ye gelmiş ve Mescid-i Haram’da vefat etmiştir ve mezarı oradadır.8

    9-Hz. İbrahim’in bereket-i taam mucizesinden sonra en şumüllü ve en bereketli mucizeyi gösteren Hz. Nuh’tur. Gemisine aldıkları 10 çeşit tahıldan “aşure” adlı yemeği yapmış ve cemaatiyle beraber aylarca yemiş, sonra yeryüzünde tahıllar ve hayvanlar çoğalıp dönüşümü olacağına kadar da onunla hayatlarını devam ettirmişlerdir. Bu manada “Ey Nuh! denildi. Bizden bir selam sana. Ve seninle birlikte olanlardan gelecek ümmetlere, bereketler dileğiyle gemiden in…”9 Menkıbe olarak anlatılsa da bugünkü aşure, onun aşuresinin bereketinin devamıdır.

    10-Hz. Nuh 10 Muharrem’de gemisinden inmiş ve kavmiyle beraber kurtuluşa ermiştir. Bu sadece Hz. Nuh’un ve kavminin kurtuluşu değil, kendisinden sonra gelen peygamberlerin de kurtuluşunun sembolü olmuştur.10 Hz. Nuh 10 Muharrem’de gemiden karaya ayak basınca11 kurtuluşlarına bir şükran borcu olarak oruç tutmuşlardır. Hz. Nuh’tan günümüze kadar bütün peygamberler ve onlara inananlar 10 Muharrem’de oruç tutmuşlardır. Bu çığırı açan da yine Hz. Nuh’tur. Efendimiz de (SAV) 10 Muharrem’de oruç tutmuş, fakat sadece 10 değil 9. ve 11. günlerde de oruç tutulmasını tavsiye etmiştir.12

    11-Hz. Nuh daima hamd ve şükür peygamberiydi. Bir şey yiyip-içtiği, giydiği ve bineğe bindiği zaman “Elhamdülillah” derdi. Bunun için Hz. Allah Kur’ân-ı Kerîm’de “O (Hz. Nuh) şükredici bir kuldur”13 buyurmuştur.14

    “Nuh” kelimesinin Anlamı:

    Bu kelime; “çağıran, yalvarıp yakaran ve insanlara çağrı yapan, kendi nefsi için çok ağlayıp hıçkıran” anlamındadır.15
    Bazı alimlere göre Nuh kelimesi, Süryanice olup, “sakin kimse” manasındadır. Âlusi, Ruhu'l-Meâni, Nuh suresi tefsiri “Andolsun, biz, Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik. O da dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı...”16 ayetinde Hz. Nuh’un harika sabrına işaret edildiği gibi, onun sakin halini ifade eden ismine de bir delalet söz konusu olması mümkündür.

    Hz. Nuh'un uzun ömrü, hep bu tarzda geçmiştir. Kur'an-ı Kerim’de bu manayı çağrıştıran birçok âyet söz konusudur. Ancak biz, konu ile ilgili birkaç misal ile iktifa edeceğiz:

    Hz. Nuh’un asıl adı
    Asıl adının Abdulğaffar olduğunu, tevbe-istiğfar ile ağlayıp sızlamasından dolayı Nuh adını aldığını söyleyenler de vardır.17
    Nuh suresinin 10. ayetinde geçen ve Hz. Nuh’un kavmine yaptığı öğütleri arasında yer alan; “Dedim ki; Rabbinizden mağfiret dileyin. Çünkü O Ğafur’dur.” şeklindeki ifade, bu manaya çağrışım yapmaktadır.

    Hz. Nuh’un soyu ve şekli
    Hz. Nuh, Hz. İdris’ten sonra üçüncü batından bir torunudur. Hz. Nuh’un babası “Lemek”, onun babası “Mettu Şelah”, onun babası “Ühnuh” yani Hz. İdris’tir.18
    Hz. Nuh; uzun boylu, esmer, ince tenli, uzunca başlı, iri gözlü, uzun ve enli sakallı, iri vücutlu, kolları ve bacakları ince, uyrukları etli bir insandı.19
    Kendisi çok sabırlı ve halîm idi.20

    Kavmiyle ilgili çağrısı:
    “Nuh; Rabbim dedi. Ben milletimi gece gündüz dine dâvet ettim. Ama benim dâvetim, onların sadece daha çok uzaklaşmalarına yol açtı. Her ne zaman, onları bağışlaman için çağırdıysam, onlar parmaklarıyla kulaklarını tıkadılar. Elbiseleriyle örtündüler, direttiler ve çok kibirlendiler. Ben onları bu sefer yüksek sesle dâvet etmeye başladım. Sonra, onlarla hem açıktan açığa, hem de gizli gizli konuştum.”21

    Oğluna yaptığı çağrı:
    Hz. Nuh, oğluna seslenmiş ve kendisiyle birlikte gemiye binmesi için ona içten yalvarmıştır.
    "Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nuh, gemiden uzakta bulunan oğluna: 'Yavrucuğum! Sen de gel bizimle beraber gemiye bin, kâfirlerle beraber olma!' diye seslendi."22

    Oğlu için Allah'a müracaat etmesi:
    "Nuh Rabbine dua edip dedi ki: Ey Rabbim! Şüphesiz bu oğlum da âilemin fertlerindendir. Senin vaadin ise elbette haktır. Sen hâkimler hâkimisin. "23

    4- Kavminin inadı karşısında Allah'a yalvarması:
    "Daha önce Nuh da yalvarıp yakarmıştı da biz onun duasını kabul etmiştik."24
    "Nuh Rabbim! dedi, doğrusu bunlar bana karşı geldiler de, malı ve çocuğu kendi ziyanını arttırmaktan başka işe yaramayan kimseye uydular."25
    Nuh Suresi'ndeki şu âyetler de, Nuh isminin "çağıran, çağrı yapan, yalvarıp yakaran" anlamını çağrıştırmaktadır.

    "Nuh: Rabbim! dedi, yeryüzünde kâfirlerden hiç kimseyi bırakma!"26
    "Ya Rabbî, beni, anamı, babamı ve evime mümin olarak girenleri, erkek ve kadın bütün müminleri affeyle. O zalimleri ise, daha da beter eyle, daha da perişan eyle!"27

    Peygamberliğin verilişi ve verildiği yer
    Hz. Nuh’a 50 yaşında peygamberlik verildi ve 1000’den 50 eksik yaşadığını yani kavmi içerisinde 950 sene kaldığını Kur’ân ifade ediyor.28
    Hz. Nuh’un Babil’de mi yoksa Arap yarımadasında mı doğduğu hususunda çeşitli rivayetler nakledilmiştir. Fakat onun Arap beldelerinde doğduğu kesindir. Rivayet edildiğine göre onun gemisi tufandan sonra su üstünde Kâbe’yi 40 defa tavaf etmiş, Arafat’ta vakfe yaparak da hac vazifesini eda etmiştir. İbn-i Esir, onun Arap beldelerine defnedildiğini kesin bir ifade ile söylemektedir. Abdurrahman bin Samit’ten mürsel olarak yapılan rivayete göre Mescid-i Haram’ın inşa edildiği yere cenazesi defnedilmiştir.29

    dipnot

    2-Ahzab; 8
    3-Nuh; 26
    4-Nuh; 10
    5-Tahrim; 10
    6-Hud; 37-38
    7-Kamer; 11-12
    8-İbn-i Esir, el-Kamil fi’t-tarih c: 1, shf: 78
    9-Hud; 48
    10-Tahir’ül Mevlevi, Müslümanlıkta ibadet tarihi, shf: 103-112
    11-Elmalılı Hamdi Yazır, Hak dini Kur’an dili, c: 4, shf: 2484
    12-Buhari, Savm; 69
    13-İsra; 3
    14-Ahmed ibn-i Hanbel, ez-Zühd, shf: 87
    15-Rağıb el İsfehani, Müfredat, shf: 827; Kurtubi, 4/62; Savî, 1/80; Alusi, 7/211
    16-Ankebut; 14
    17-Âlusi, Ruhu'l-Meâni, Nuh suresi tefsiri
    18-Belazuri, Ensabül Eşraf, c: 1, shf: 3
    19-Mes’udi, Ahbarüz-zaman, shf: 57
    20-Kurtubi, Tefsir, c: 9, shf: 42
    21-Nuh; 5-9
    22-Hud; 42
    23-Hud; 45
    24-Enbiya; 76
    25-Nuh; 21
    26-Nuh; 26
    27-Nuh; 28
    28-Ankebut; 14
    29-İbn-i Esir, el-Kamil fi’t-tarih c: 1, shf: 78



  4. 07.Ekim.2012, 03:22
    2
    Silent and lonely rains



    Hz. Nuh’un diğer peygamberlerden ayrı olan özellikleri

    1-Ulu’l-azîm peygamberlerdendir ve onların da ilkidir.2

    2-Hz. Muhammed’den (SAV) sonra nev’i bakımından en çok mucize gösteren Hz. Nuh’tur. Tahıllarla alakalı ve ağırlıklı mucizeleri vardır. Tespit edebildiğim kadarıyla 12 nev’i mucizesi vardır. Az sonra anlatılacaktır.

    3-Hz. Nuh’un muhatap aldığı kavmin inanmayanları dahil olmak üzere yeryüzündeki bütün insanlar tufan felaketiyle boğulmuşlardır.3 İnsanlık Hz. Nuh’tan sonra yeniden çoğalmıştır. Bu münasebetle Hz. Nuh’a ikinci Âdem de denilir.

    4-Her peygamber belli bir sahada kahramandır. Mesela Hz. Yunus ve Hz. Eyüp sabır kahramanlarıdırlar. Hz. İbrahim “hasbî” kahramandır. Hz. Âdem tövbe kahramanıdır. Hz. Nuh da istiğfar kahramanıdır.4

    5-950 sene ömrü içerisinde 900 sene peygamberlik vazifesi yapmış, dışta kavminden çekmiş, evde de hanımından çekmiştir. Hz. Lut ile Hz. Nuh’un hanımları da kafire ve haine idiler.5

    6-Hz. Nuh gemicilerin de piştârı ve rehberidir.6

    Gemiyi yapıyordu. Hz. Nuh'un gemisinin vasıfları hakkında bazı sözler nakledilmiştir. Bu arada denilmiştir ki, boyu üçyüz arşın, eni elli arşın, su kesiminin üstünde kalan yüksekliği otuz arşın, sactan yapılmış üç ambarlı bir gemi idi. Hasen'den naklen rivayet olunduğuna göre, boyu bin iki yüz, genişliği altı yüz arşın imiş. Fakat bu gibi ayrıntılara girişmek boşuna uğraşmak olur, doğrusunu ta y in imkânsızdır. Bu konuda Kur'ân'dan öğrenilen şudur ki, kavmin müminlerini ve ihtiyaçları olan yiyecekleri ve her çeşit hayvanattan iki taneyi, yani birer çifti sığacak genişlikte imiş.

    Ancak bu geminin yelkenli olmayıp, vapur gibi, ocaklı ve istim gibi feveranlı, yani kaynayıp fışkıran bir kuvvetle harekete geçtiğini hatırlatan şu cümle çok dikkat çekicidir:

    Tennur: Lügatte kapalı bir ocak, bir fırındır ki, dilimizde "tandır" olarak kullanılır. Leys demiştir ki; "tennur" genellikle bütün dillere gelmiş olan bir kelimedir. Bir benzeri de "tennar" teleffuzudur. Ezheri de demiştir ki; "Bu gösterir ki, isim bazan A'cemi olur, Arap onu Arapçalaştırır da sonra Arapça olur. Ve buna delil aslı tennar olmasıdır. Bundan önce Arapça'da "tennur", bilinen bir şey değildir. Bunun benzeri başka dillerden Arapça'ya geçmiş olan dîbâc, dinar, sündüs, istebrak gibi kelimelerdir. Arap bunları konuşmaya başlayınca artık Arapça olmuşlardır."

    Feveran kelimesi de biliniyor ki, kuvvet ve şiddetle kaynamak ve fışkırmaktır. Şimdi biz gemiden söz edilirken tam ocak feveran ettiği sırada yük emri verildiğini işittiğimiz zaman o geminin hareket etmeye hazır bir vapur olduğunu anlamakta hiç tereddüt etmeyiz. Lakin vapuru görmemiş olanlar bunu anlayamazlar ve "Acaba bu ocağın feveranı da ne demektir? Bu olsa olsa bir işaret olacaktır." diye düşünmekte mazur olurlar.

    İlk devir müfessirleri (eslaf) bunun hakkında muhtelif mânâlar kayd ve nakletmişlerdir ki, bunları burada özetleyelim:

    1- Müfessirlerin çoğu, "tennur"un gerçekten bir ocak anlamına geldiğinde görüş birliği içindedir. Ancak kimisi Nuh'a mahsus bir tennur idi demiş, bir çoğu da ekmek pişirilen bir fırın idi demişler. Kimi Âdem'den kalma idi, kimi de Hz. Nuh'un zevcesinin ekmek pişirdiği bir tandır idi, demiş. Kimi taştan idi, kimi Kûfe tarafında idi demiş ve ha t ta Hz. Ali'den Kûfe mescidinin yerinde idi diye bir söz de nakledilmiştir. Kimi Şam diyarında "Ayn-i Verdan" denilen mevkide, kimi de Hint diyarında idi demişler. Ve bütün bunlar, feveranı suyun kazanda kaynar gibi fırından kaynayıp fışkırmasıyla izah et m işlerdir. Böyle bir feveran âyette niçin geminin inşasına bir sonuç ve yüklenmesi emrine bir şart ve başlangıç olarak gösterilmiş? Bunun çeşitli açılardan yorumuna gelince de, Allah Teâlâ, bunu Hz. Nuh'a tufanın başlayacağına bir alâmet olmak üzere tayin buyurup önce haber vermiş ve böylece bu alâmet ve mucize zuhur ettiği vakit yüklemek emrini vermiş demişler. Fakat bir kısım müfessirler, bu izahı kabul edilebilir bulmamışlar ve başka mânâlar vermişlerdir.

    2- Araplar arasında bazan yeryüzüne de "tennur" denildiği görüldüğünden, tennurun feveranı yer yüzünden suların fışkırması olacaktır. Nitekim Kamer Sûresi'nde "Bunun üzerine şakır şakır akan sularıyla göğün kapılarını açtık. Yeri de kaynaklar halinde fışkırttık. Ezelde takdir edilmiş bir emir üzere sular birleşti."7 buyrulmuştur, demişler. Yer kürenin bir büyük fırın anlamında olduğunu hatırlatan bu görüş dahi dikkate değer ise de bu şekilde feverana yakışan mânâsı su fışkırması değil, ateş püskürmesi olurdu. Çünkü tandır ateş yakılan bir yerdir, bir su kuyusu değildir.

    3- Tennur'dan murad yeryüzünün yüksek ve şerefli mevkileri demektir ki,
    harikulade bir olay olarak oralara bile sular fışkırmıştır, demişlerdir.

    4- "Farettennur", şafak attı, tan yeri ağardı, sabah oldu mânâsına gelir, denilmiş ve bunun Hz. Ali'den menkul bir tefsir olduğu söylenmiş.

    5- İş kızıştı, şiddetlendi mânâsına "fırın kızdı" denildiği gibi, "farettennur" da böyledir, denilmiştir. Lâkin bu dört mânânın dördü de mecazdır. Ancak meselenin özü, harikulade bir olaya ait olduğundan tefsir âlimlerinin hemen hepsi (cumhur), bu mânâları, tennur kelimesinin gerçek ve lügat mânâsından saymaya sebep teşkil etmediğini söylemektedirler.

    6- Ebu Hayyan, tefsirinde Hasen'den rivayetle "tennur"un "gemide suyun toplandığı yer" olduğunu nakletmiştir, ki bu ifade hemen hemen geminin kazanını andırıyor.

    Görülüyor ki, tefsir âlimlerinin rivayetlerinin bazı noktaları yukarıda arzettiğimiz mânâya değinir yapıdadır. Yani geminin yelkenli bir gemi değil, kazanla çalışan bir vapur olduğunu hatırlatır niteliktedir. Rivayetlerdeki bu ayrıntılar da görüldükten sonra biz şimdi hakkıyla diyebiliriz ki, tennurun gerçek anlamıyla bir ocak olması, aynı zamanda onun gemide su toplanan bir kazan ile ilişkili o l masına da engel değildir.

    Cumhurun ocak olduğu hakkındaki rivayetiyle bu rivayet arasında çelişki de yoktur. Harf-i tarif ile "ettennur" buyurulması, bunun gemiye ait bir tandır, bir ocak olmasını açıkça belli eder. Ayı zamanda Hz. Nuh'a ait bir tennur ol m ası da buna engel değildir. Çünkü bu onun bir mucizesidir. "Keşşaf" sahibinin, sarahatle belirttiği üzere, âyette gayesi yukarıdaki fiiline müteallik olup, mânâ demek olduğundan, tennurun feveranı gemideki yapım işinin sona ermesi, yükleme ve h areket emrinin de başlangıcı ve şartı olarak gösterilmiştir.

    Bunun böyle olduğu göz önünde bulundurulursa, tennurun feveranı gemiyi harekete geçiren kuvvetin kendisini ifade ettiği anlaşılır. Bu günkü söylenişi ile "nihayet emrimiz gelip gemi ateşlendiği vakit" demek olur. Ve bunda tennur ve feveran kelimeleri gerçek anlamda kullanıldığı ve âyetin bu mânâda gayet zahir olduğu da şüphesizdir. Şu halde nassta hakikat anlamını ve zahiri bırakıp da te'vil aramaya hiç de sebep yoktur.

    Geminin yapımı tamam olup "fayrap" haline gelmesi, ilâhî emir olan tufanın başlayacağına bir alâmet olmasına da engel olan bir durum değildir. Âyetin bu zahirine karşı, "O zaman öyle bir vapur nasıl yapılabilirdi? Yapılmış olsa bu sanat unutulur mu idi?" gibi vehim ifade eden bir iki sual akla gelebilir. Halbuki daha önceki çağlarda bilinip de sonradan kaybolup gitmiş bir takım sanatların olduğu bile tarihi misallerle sabittir.

    Kaldı ki Nuh, gemisini beşerin bilgi ve tecrübe birikimiyle değil, doğrudan doğruya "Bu gemiyi Bi z im gözetimimizde ve vahyimize göre yap!" âyetinde de ifade buyurulduğu gibi, Allah'ın vahyi ile ve yine O'nun gözetiminde yapmıştır. Her çiftten iki tane, yani erkeği ve dişisi olan her canlıdan ikişer tane ki, bunun miktarını Allah bilir, gemiye alınmıştır. Bu kadar canlıyı alabilen ve bunlarla beraber Hz. Nuh'un bir oğlunun dışında bütün aile fertlerini ve az da kavminden kendisine iman etmiş olanları, gerek insanlar, gerek diğer hayvanlar için gerekli olan yiyecekleri dahi yüklenerek, dağlar gibi dalgalar içinde akıp giden bir geminin harikulade bir gemi olması ve bunun basit bir yelkenli gemi gibi düşünülmemesi gerekiyor. "O devirde böyle bir gemi yapılabilir miydi?" sorusuna karşılık, "Öyle fırtınalı ve dalgalı bir tufanda bu kadar yükü küçük b ir yelkenli taşıyabilir mi?" sorusuyla cevap vermek gerekir.6 Elmalılı Hamdi Yazır, Hak dini Kur’ân dili, Hud suresi tefsiri

    7-Bir ömür boyu insanları hakka çağıran, yalvarıp yakaran ve Allah’a dua dua yalvarıp yakarma manasında ona Nuh lakabı verilmiştir. Yani peygamberler Kur’ân-ı Kerîm’de isimleriyle yâd edilir. Hz. Nuh’un ise asıl adı “Abdulğafur” olmasına rağmen, “Nuh” lakabıyla zikredilmiştir. Hz. Nuh lakabıyla anılan ve yâd edilen tek peygamberdir.

    8-Gemisi içindeyken suların üstünde Kâbe’yi 40 defa tavaf etmiş, zilhiccenin dokuzunda gemisi içinde Arafat’ta bulunmuş ve Hac vazifesini eda etmiştir. Peygamberler içerisinde gemiyle sular üstünde Kâbe’yi tavaf ederek hac vazifesini yapan tek peygamber yine Hz. Nuh’tur.Hayatının sonunda yine Mekke’ye gelmiş ve Mescid-i Haram’da vefat etmiştir ve mezarı oradadır.8

    9-Hz. İbrahim’in bereket-i taam mucizesinden sonra en şumüllü ve en bereketli mucizeyi gösteren Hz. Nuh’tur. Gemisine aldıkları 10 çeşit tahıldan “aşure” adlı yemeği yapmış ve cemaatiyle beraber aylarca yemiş, sonra yeryüzünde tahıllar ve hayvanlar çoğalıp dönüşümü olacağına kadar da onunla hayatlarını devam ettirmişlerdir. Bu manada “Ey Nuh! denildi. Bizden bir selam sana. Ve seninle birlikte olanlardan gelecek ümmetlere, bereketler dileğiyle gemiden in…”9 Menkıbe olarak anlatılsa da bugünkü aşure, onun aşuresinin bereketinin devamıdır.

    10-Hz. Nuh 10 Muharrem’de gemisinden inmiş ve kavmiyle beraber kurtuluşa ermiştir. Bu sadece Hz. Nuh’un ve kavminin kurtuluşu değil, kendisinden sonra gelen peygamberlerin de kurtuluşunun sembolü olmuştur.10 Hz. Nuh 10 Muharrem’de gemiden karaya ayak basınca11 kurtuluşlarına bir şükran borcu olarak oruç tutmuşlardır. Hz. Nuh’tan günümüze kadar bütün peygamberler ve onlara inananlar 10 Muharrem’de oruç tutmuşlardır. Bu çığırı açan da yine Hz. Nuh’tur. Efendimiz de (SAV) 10 Muharrem’de oruç tutmuş, fakat sadece 10 değil 9. ve 11. günlerde de oruç tutulmasını tavsiye etmiştir.12

    11-Hz. Nuh daima hamd ve şükür peygamberiydi. Bir şey yiyip-içtiği, giydiği ve bineğe bindiği zaman “Elhamdülillah” derdi. Bunun için Hz. Allah Kur’ân-ı Kerîm’de “O (Hz. Nuh) şükredici bir kuldur”13 buyurmuştur.14

    “Nuh” kelimesinin Anlamı:

    Bu kelime; “çağıran, yalvarıp yakaran ve insanlara çağrı yapan, kendi nefsi için çok ağlayıp hıçkıran” anlamındadır.15
    Bazı alimlere göre Nuh kelimesi, Süryanice olup, “sakin kimse” manasındadır. Âlusi, Ruhu'l-Meâni, Nuh suresi tefsiri “Andolsun, biz, Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik. O da dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı...”16 ayetinde Hz. Nuh’un harika sabrına işaret edildiği gibi, onun sakin halini ifade eden ismine de bir delalet söz konusu olması mümkündür.

    Hz. Nuh'un uzun ömrü, hep bu tarzda geçmiştir. Kur'an-ı Kerim’de bu manayı çağrıştıran birçok âyet söz konusudur. Ancak biz, konu ile ilgili birkaç misal ile iktifa edeceğiz:

    Hz. Nuh’un asıl adı
    Asıl adının Abdulğaffar olduğunu, tevbe-istiğfar ile ağlayıp sızlamasından dolayı Nuh adını aldığını söyleyenler de vardır.17
    Nuh suresinin 10. ayetinde geçen ve Hz. Nuh’un kavmine yaptığı öğütleri arasında yer alan; “Dedim ki; Rabbinizden mağfiret dileyin. Çünkü O Ğafur’dur.” şeklindeki ifade, bu manaya çağrışım yapmaktadır.

    Hz. Nuh’un soyu ve şekli
    Hz. Nuh, Hz. İdris’ten sonra üçüncü batından bir torunudur. Hz. Nuh’un babası “Lemek”, onun babası “Mettu Şelah”, onun babası “Ühnuh” yani Hz. İdris’tir.18
    Hz. Nuh; uzun boylu, esmer, ince tenli, uzunca başlı, iri gözlü, uzun ve enli sakallı, iri vücutlu, kolları ve bacakları ince, uyrukları etli bir insandı.19
    Kendisi çok sabırlı ve halîm idi.20

    Kavmiyle ilgili çağrısı:
    “Nuh; Rabbim dedi. Ben milletimi gece gündüz dine dâvet ettim. Ama benim dâvetim, onların sadece daha çok uzaklaşmalarına yol açtı. Her ne zaman, onları bağışlaman için çağırdıysam, onlar parmaklarıyla kulaklarını tıkadılar. Elbiseleriyle örtündüler, direttiler ve çok kibirlendiler. Ben onları bu sefer yüksek sesle dâvet etmeye başladım. Sonra, onlarla hem açıktan açığa, hem de gizli gizli konuştum.”21

    Oğluna yaptığı çağrı:
    Hz. Nuh, oğluna seslenmiş ve kendisiyle birlikte gemiye binmesi için ona içten yalvarmıştır.
    "Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nuh, gemiden uzakta bulunan oğluna: 'Yavrucuğum! Sen de gel bizimle beraber gemiye bin, kâfirlerle beraber olma!' diye seslendi."22

    Oğlu için Allah'a müracaat etmesi:
    "Nuh Rabbine dua edip dedi ki: Ey Rabbim! Şüphesiz bu oğlum da âilemin fertlerindendir. Senin vaadin ise elbette haktır. Sen hâkimler hâkimisin. "23

    4- Kavminin inadı karşısında Allah'a yalvarması:
    "Daha önce Nuh da yalvarıp yakarmıştı da biz onun duasını kabul etmiştik."24
    "Nuh Rabbim! dedi, doğrusu bunlar bana karşı geldiler de, malı ve çocuğu kendi ziyanını arttırmaktan başka işe yaramayan kimseye uydular."25
    Nuh Suresi'ndeki şu âyetler de, Nuh isminin "çağıran, çağrı yapan, yalvarıp yakaran" anlamını çağrıştırmaktadır.

    "Nuh: Rabbim! dedi, yeryüzünde kâfirlerden hiç kimseyi bırakma!"26
    "Ya Rabbî, beni, anamı, babamı ve evime mümin olarak girenleri, erkek ve kadın bütün müminleri affeyle. O zalimleri ise, daha da beter eyle, daha da perişan eyle!"27

    Peygamberliğin verilişi ve verildiği yer
    Hz. Nuh’a 50 yaşında peygamberlik verildi ve 1000’den 50 eksik yaşadığını yani kavmi içerisinde 950 sene kaldığını Kur’ân ifade ediyor.28
    Hz. Nuh’un Babil’de mi yoksa Arap yarımadasında mı doğduğu hususunda çeşitli rivayetler nakledilmiştir. Fakat onun Arap beldelerinde doğduğu kesindir. Rivayet edildiğine göre onun gemisi tufandan sonra su üstünde Kâbe’yi 40 defa tavaf etmiş, Arafat’ta vakfe yaparak da hac vazifesini eda etmiştir. İbn-i Esir, onun Arap beldelerine defnedildiğini kesin bir ifade ile söylemektedir. Abdurrahman bin Samit’ten mürsel olarak yapılan rivayete göre Mescid-i Haram’ın inşa edildiği yere cenazesi defnedilmiştir.29

    dipnot

    2-Ahzab; 8
    3-Nuh; 26
    4-Nuh; 10
    5-Tahrim; 10
    6-Hud; 37-38
    7-Kamer; 11-12
    8-İbn-i Esir, el-Kamil fi’t-tarih c: 1, shf: 78
    9-Hud; 48
    10-Tahir’ül Mevlevi, Müslümanlıkta ibadet tarihi, shf: 103-112
    11-Elmalılı Hamdi Yazır, Hak dini Kur’an dili, c: 4, shf: 2484
    12-Buhari, Savm; 69
    13-İsra; 3
    14-Ahmed ibn-i Hanbel, ez-Zühd, shf: 87
    15-Rağıb el İsfehani, Müfredat, shf: 827; Kurtubi, 4/62; Savî, 1/80; Alusi, 7/211
    16-Ankebut; 14
    17-Âlusi, Ruhu'l-Meâni, Nuh suresi tefsiri
    18-Belazuri, Ensabül Eşraf, c: 1, shf: 3
    19-Mes’udi, Ahbarüz-zaman, shf: 57
    20-Kurtubi, Tefsir, c: 9, shf: 42
    21-Nuh; 5-9
    22-Hud; 42
    23-Hud; 45
    24-Enbiya; 76
    25-Nuh; 21
    26-Nuh; 26
    27-Nuh; 28
    28-Ankebut; 14
    29-İbn-i Esir, el-Kamil fi’t-tarih c: 1, shf: 78






+ Yorum Gönder