Konusunu Oylayın.: İlla edep cümlesi ne anlama gelir

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İlla edep cümlesi ne anlama gelir
  1. 26.Eylül.2012, 15:57
    1
    Misafir

    İlla edep cümlesi ne anlama gelir






    İlla edep cümlesi ne anlama gelir Mumsema girdim ilim meclisine eyledim talep dediler ki illa, edep illa edep cümlesi neyi anlatmak istemiştir?


  2. 26.Eylül.2012, 15:57
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 29.Eylül.2012, 00:27
    2
    Ercan
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Temmuz.2011
    Üye No: 88468
    Mesaj Sayısı: 3,121
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33
    Bulunduğu yer: Gaziantep

    Cevap: illa edep cümlesi ne anlama gelir




    Osmanlı Türkçesi´ni bilenlerimiz, birtakım eski hat levhalarına bakarak atalarımızın hangi düsturlar çerçevesinde bir hayatfelsefesine sahip olduklarını az çok kestirebilirler. Eskiden evlerin, resmî dairelerin, ibadethanelerin ve insan ayağı ba*san pek çok mekânın duvarları, bu tür levhalardan en az bir*kaç tanesiyle tezyin edilmiş olur ve en dikkatsiz nazarları bile kendine celp edecek süslere, tezhiplere, bezemelere, işlemelere sahip bulunurlar imiş! Bunlardan birisi de "Edep ya Hu!" ibaresidir.

    En fazla talik yahut celi sülüs hat ile yazılan bu ibare, aslen tarikat adabına mugayir bir hareketi sadır olan dervişe hita*ben, mürşit ağzından dökülür. Ancak zamanla yalnızca tasav*vuf çevreleriyle sınırlı kalmayıp bütün bir Türk-İslâm kültürü*nü kaplayacak şekilde şöhret bulmuş, yaygınlaşmıştır. Bu bakımdantasavvuf mekânların haricinde dahi Edep ya Hu´lara rastlamak mümkündür. "Edep ya Hu!" hatlarının üstat hattat*lar elinde çeşitli istiflere bürünen şekillerinden en yaygın ola*nı bir Mevlevî sikkesini sembolize eden şeklidir ve genellikle de sikkenin çevresinde şu beyit yer alır:

    Ehl-i irfan arasında aradım kıldım taleb
    Her hüner makbul imiş illâ edeb illâ edeb

    Bilgeler, meclisinde kendine uygun bir hüner arayan kişi*nin her hünerden daha çok edebi makbul sayması, sufîlerin toplum vicdanına ne derecelerde tesir ettiğinin de delilidir. İs*lâm, elbette bir edep dinidir; ancak tasavvufta edebin apayrı bir yeri vardır. Tarikat adabının her kademesinde edep Ön plandadır. Sufî, canlı olsun cansız olsun ki onlara göre her yaratılmışın canı olduğu farz edilir- her şeye ve herkese karşı edebini korumak zorundadır. Kapının çarpılmadan yavaşça örtülmesi bir edeptir. "Kapıyı kapat" denilemez (Allah kimse*nin kapısını kapatmasın); belki kapıyı ört, yahut sırla denilebi*lir. "Lambayı (mumu, ışığı) söndür" denilemez (Allah kimse*nin ışığını söndürmesin); lambayı dinlendir denilir. Keza lam*ba yakılmaz, ancak uyandırılabilir. Birisi konuşurken sözünü kesmek, gizli konuşmak, mecliste fısıltı ile lâkırdı etmek, işaret ve işmar etmek, vs. hep edebe aykırı davranışlardır. Gezerken yere, ayağın sesi duyulmayacak derecede yumuşak basılmalıdır. Kapıdan çıkılırken arkasını dönmek edepsizliktir. Kapı eşi*ğindeki ayakkabılar dışarıya değil (zira bunun manası "git, bir daha gelme" demektir), içeriye doğru çevrilir. Uyuyan birini uyandırmak için onu sarsmak yahut adını ünlemek abestir. Bunun yerine yastığına parmak uçlarıyla vurulup hafif sesle "Agâh ol erenler!" denilir. Uyanan kişinin de yataktan kalkar*ken yastığını öpüp yorganıyla görüşmesi (görüşmek, tasavvuf tabiratındandır ve öpmek yahut öpermiş gibi dudağa değdirmek, manalarına gelir) bir edep kaidesidir. Bir şey alınıp veri*lirken keza aynı kaide geçerlidir.

    Yemek yiyenin ağız şapırdatması, ağızda lokma varken ko*nuşması, kahveyi, çayı höpürdeterek içmesi, fincanı yahut bardağı ses çıkartarak tabağa koyması yahut da sofrada kaşık ve çataldan ses çıkartması edep harici hareketlerdendir.

    Bütün bunlara günlük hayatın adabımuaşeret kaideleri ara*sına girmiş yüzlerce düsturu ilave edebilirsiniz.
    "Edebi edepsizden öğren" atalar sözü, ibret alma hasleti*nin telkininden ibarettir. "Eline, beline, diline" düsturu ise ha*kikat yolcusunun kendine ait olmayan bir şeyi almaması, uy*gunsuz kelâm söylememesi ve kimsenin namusuna halel getir*memesi demektir. Zaten edep kelimesi de e (eline), de (diline) ve b (beline) harflerinden müteşekkildir ve tam manasıyla in*sanın uyması gereken düsturların remzidir. Erenlerin "Elin tek, dilin pek, belin berk tut!" demesi de bunun dervişçesidir.

    Söz konusu tasavvufî edebin dışında, hayatın her kademe*si bir edebe vabestedir. Yeme içmeden, giyim kuşama, hâlden kale, hükümet etmeden siyasete, nefes almadan ölüme, her şeyin bir edebi vardır.Günümüzde, bu edebi gösterebilecek alperenlere ihtiyaç vardır. Yoksa insana "Edep yahu!" derler!

    İskender Pala



  4. 29.Eylül.2012, 00:27
    2
    Devamlı Üye



    Osmanlı Türkçesi´ni bilenlerimiz, birtakım eski hat levhalarına bakarak atalarımızın hangi düsturlar çerçevesinde bir hayatfelsefesine sahip olduklarını az çok kestirebilirler. Eskiden evlerin, resmî dairelerin, ibadethanelerin ve insan ayağı ba*san pek çok mekânın duvarları, bu tür levhalardan en az bir*kaç tanesiyle tezyin edilmiş olur ve en dikkatsiz nazarları bile kendine celp edecek süslere, tezhiplere, bezemelere, işlemelere sahip bulunurlar imiş! Bunlardan birisi de "Edep ya Hu!" ibaresidir.

    En fazla talik yahut celi sülüs hat ile yazılan bu ibare, aslen tarikat adabına mugayir bir hareketi sadır olan dervişe hita*ben, mürşit ağzından dökülür. Ancak zamanla yalnızca tasav*vuf çevreleriyle sınırlı kalmayıp bütün bir Türk-İslâm kültürü*nü kaplayacak şekilde şöhret bulmuş, yaygınlaşmıştır. Bu bakımdantasavvuf mekânların haricinde dahi Edep ya Hu´lara rastlamak mümkündür. "Edep ya Hu!" hatlarının üstat hattat*lar elinde çeşitli istiflere bürünen şekillerinden en yaygın ola*nı bir Mevlevî sikkesini sembolize eden şeklidir ve genellikle de sikkenin çevresinde şu beyit yer alır:

    Ehl-i irfan arasında aradım kıldım taleb
    Her hüner makbul imiş illâ edeb illâ edeb

    Bilgeler, meclisinde kendine uygun bir hüner arayan kişi*nin her hünerden daha çok edebi makbul sayması, sufîlerin toplum vicdanına ne derecelerde tesir ettiğinin de delilidir. İs*lâm, elbette bir edep dinidir; ancak tasavvufta edebin apayrı bir yeri vardır. Tarikat adabının her kademesinde edep Ön plandadır. Sufî, canlı olsun cansız olsun ki onlara göre her yaratılmışın canı olduğu farz edilir- her şeye ve herkese karşı edebini korumak zorundadır. Kapının çarpılmadan yavaşça örtülmesi bir edeptir. "Kapıyı kapat" denilemez (Allah kimse*nin kapısını kapatmasın); belki kapıyı ört, yahut sırla denilebi*lir. "Lambayı (mumu, ışığı) söndür" denilemez (Allah kimse*nin ışığını söndürmesin); lambayı dinlendir denilir. Keza lam*ba yakılmaz, ancak uyandırılabilir. Birisi konuşurken sözünü kesmek, gizli konuşmak, mecliste fısıltı ile lâkırdı etmek, işaret ve işmar etmek, vs. hep edebe aykırı davranışlardır. Gezerken yere, ayağın sesi duyulmayacak derecede yumuşak basılmalıdır. Kapıdan çıkılırken arkasını dönmek edepsizliktir. Kapı eşi*ğindeki ayakkabılar dışarıya değil (zira bunun manası "git, bir daha gelme" demektir), içeriye doğru çevrilir. Uyuyan birini uyandırmak için onu sarsmak yahut adını ünlemek abestir. Bunun yerine yastığına parmak uçlarıyla vurulup hafif sesle "Agâh ol erenler!" denilir. Uyanan kişinin de yataktan kalkar*ken yastığını öpüp yorganıyla görüşmesi (görüşmek, tasavvuf tabiratındandır ve öpmek yahut öpermiş gibi dudağa değdirmek, manalarına gelir) bir edep kaidesidir. Bir şey alınıp veri*lirken keza aynı kaide geçerlidir.

    Yemek yiyenin ağız şapırdatması, ağızda lokma varken ko*nuşması, kahveyi, çayı höpürdeterek içmesi, fincanı yahut bardağı ses çıkartarak tabağa koyması yahut da sofrada kaşık ve çataldan ses çıkartması edep harici hareketlerdendir.

    Bütün bunlara günlük hayatın adabımuaşeret kaideleri ara*sına girmiş yüzlerce düsturu ilave edebilirsiniz.
    "Edebi edepsizden öğren" atalar sözü, ibret alma hasleti*nin telkininden ibarettir. "Eline, beline, diline" düsturu ise ha*kikat yolcusunun kendine ait olmayan bir şeyi almaması, uy*gunsuz kelâm söylememesi ve kimsenin namusuna halel getir*memesi demektir. Zaten edep kelimesi de e (eline), de (diline) ve b (beline) harflerinden müteşekkildir ve tam manasıyla in*sanın uyması gereken düsturların remzidir. Erenlerin "Elin tek, dilin pek, belin berk tut!" demesi de bunun dervişçesidir.

    Söz konusu tasavvufî edebin dışında, hayatın her kademe*si bir edebe vabestedir. Yeme içmeden, giyim kuşama, hâlden kale, hükümet etmeden siyasete, nefes almadan ölüme, her şeyin bir edebi vardır.Günümüzde, bu edebi gösterebilecek alperenlere ihtiyaç vardır. Yoksa insana "Edep yahu!" derler!

    İskender Pala






+ Yorum Gönder