Konusunu Oylayın.: İslamda yapılması sevap olan iş ve davranışların ortak özellikleri nelerdir

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 33 kişi
İslamda yapılması sevap olan iş ve davranışların ortak özellikleri nelerdir
  1. 24.Eylül.2012, 18:24
    1
    Misafir

    İslamda yapılması sevap olan iş ve davranışların ortak özellikleri nelerdir






    İslamda yapılması sevap olan iş ve davranışların ortak özellikleri nelerdir Mumsema dinimizde yapılması sevap olan iş ve davranışların ortak özellikleri nelerdir


  2. 09.Kasım.2012, 05:53
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: dinimizde yapılması sevap olan iş ve davranışların ortak özellikleri nelerdir




    Sevap: İyi bir davranışa karşı Allah tarafından verilecek mükâfat; Allah'ın rızasına uygun ve âhiret mükâfatına lâyık iyi iş. İslâm dinine uygun olarak girişilen iyi davranışlara karşı Allah'tan umulan mükâfatların tamamı. "Sevab"ın karşıtı olarak dilimizde günah ve azap kelimeleri kullanılmaktadır.

    İslâm terminolojisinde, kulların farz olan ibadetleri yerine getirdikleri takdirde sevap kazanacakları açıklanmakla beraber; bu terim daha çok, dinî görev olmayan ve kulların kendiliklerinden yaptıkları iyiliklerin Allah tarafından verilecek mükâfatlarını ifade etmektedir. Kur'an-ı Kerim azap ve sevabın sonsuz olduğunu:
    "Her kim kötülük eder de onun kötülüğü kendisini çepeçevre kuşatırsa işte o kimseler cehennemliktir. Onlar orada devamlı kalırlar. İman edip yararlı iş yapanlara gelince, onlar da cennetliktirler. Onlar orada devamlı kalacaklar" (Bakara 81-82) âyetleriyle açıklamıştır.


    Kur'an-ı Kerim, dünyada işlenen iyi-kötü, az-çok bütün amellerin karşılığının âhirette mutlak surette görüleceğini, bu dünyaya imtihan için geldiğimizi bir çok âyetinde vurgulamıştır (Bakara 155).

    İslâm'a göre insanın âhiretteki durumu sevap ve azabının çokluğuna göre değerlendirilecektir. Sevabı çok olanlar cennete, az olanlar da belirli bir süre cehenneme gideceklerdir. Allah’ın afv-ü mağfireti geniştir. Dilediği kulunu cennete hesapsız, sorgusuz-sualsiz de gönderebilir. Kur'an açısından sevap olarak tanımlanan ameller, "amel-i salih" diye nitelendirilmiştir. Kur'an, birçok âyetiyle insanları iman etmeğe ve günahlardan sakınarak sevap kazanmaya çağırmıştır

    Bir başka Kur'an âyetiyle, dileyene dünya menfaati, dileyene de âhiret sevabının verileceği müjdelenmiştir (Âl-i İmran 145).
    Kur'an'da sevap karşılığında mükâfat terimi de geçmektedir.

    Nitekim:

    “Kim dünya mükâfatını isterse bilsin ki dünyanın da âhiretin de mükâfatı Allah'ın nezdindedir. Allah hakkıyla işitici, kemaliyle görücüdür" (Nisa 134). âyetinde sevap bu manada kullanılmıştır.

    Mâide suresinin 85. âyeti de aynı espri içinde değerlendirilmelidir. Bir başka âyette (Kehf 46)
    mal ve oğulların bu dünya hayatı için bir ziynet olduğu, baki kalacak güzel amellerin ise Allah katında sevapça daha hayırlı olduğu açıklanmış, aynı mana Meryem suresinin 76. âyetiyle de vurgulanmıştır. Güzel ameller işleyen kişi razı olacağı bir hayat, hoşnut bir geçim ve yaşayış içinde bulunacaktır.

    Sevap ve günah terimleri bütün dinlerde, özellikle İslâm'dan önce gelen Musevîlik ve Hıristiyanlıkta da mevcuttur. İçerik ve kapsam farklı olmakla beraber, bu iki dinde de sevap, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak ve insanlara yararlı olmak için girişilen her türlü iyi davranışları ifade için kullanılmaktadır. Kitab-ı Mukaddes'in genel esprisi, insanları sevaba teşvik ederek günahlardan sakındırmaktır. İslâm'ın zina, hırsızlık, haksız yere adam öldürme gibi haram ve günah saydığı hususlar, tahriften korunabilmiş Tevrat ve İncil metinlerinde de haram ve günah olarak kabul edilmiştir. Aynı şekilde İslâm'ın sevap saydığı davranışlar, Musevilik ve Hıristiyanlıkta da sevap olarak nitelendirilmiştir.

    Kur'an-ı Kerim dikkatle incelendiğinde insanları kötülüklerden uzaklaşmaya, hayır ve sevaba vesile olacak iş ve davranışlara yönelmeye teşvik eden bir çok âyet görülür. Bir müslüman öncelikle şunu bilmelidir:

    "Herkes bu dünyada yaptığının karşılığını âhirette muhakkak surette görecektir" (Bakara 281).
    Sevap, sadece âhirete hazırlık gayesiyle girişilecek iyi faaliyetler bütünü değildir. Onun, dünya hayatını da ilgilendiren birçok yönü vardır. Çevremize karşı göstereceğimiz iyi davranışlar buna vesile olur ve bize sevap kazandırır. Çünkü bir müslüman inanır ki:
    "Dünya sevabı da, âhiret sevabı da Allah'ın yanındadır" (Nisa 134).
    Sevap kazanmanın en güzel yollarından biri, yapılan bütün işlerde Allah rızasını kazanmak, Kur'an diliyle:

    "Allah'a güzel bir ödünç vermektir" (Bakara 245; Tegabün 17).

    Nice insanlar vardır ki, yaptıkları hayırları gizler ve başkalarına göstermeden yardımlarını onlara ulaştırırlar.

    Bu güzide insanlar hakkında Cenab-ı Hak:

    “Mallarını gece ve gündüz, açık-gizli hayra sarf edenlerin mükâfatları Allah katındadır. Onlar için ne bir korku, ne de üzülme vardır" (Bakara 274) buyurur.

    İslâm dini insanları daima iyilik yapma yolunda yardımlaşmaya, kötülük yolunda ise bundan uzak kalmaya çağırmıştır (Mâide 2). Bu dünya hayatında müslümanın görevi Rabbinin huzuruna günahla değil, sevapla çıkmak olmalıdır:
    "Şurası muhakkak ki, kim Rabbine günahkâr olarak varırsa Cehennem sırf onun içindir. O ise orada ne ölür, ne de dirilir" (Tâhâ 74).
    Sevap konusunda bir noktaya iyi dikkat etmek gerekir: Bu dünya hayatında kişilerin aklî ve bedenî kuvvetleri yerinde iken hayır ve iyilik yapmaları, sevaba vesile olacak faaliyetleri bizzat yürütmeleri gerekir. Yoksa ölüm gelip çattığı zaman dövünmenin bir faydası olmayacaktır. Nitekim:
    "Herhangi birinize ölüm gelip de; "Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam!" demesinden önce size verdiğimiz rızıktan harcayın" (Münâfıkûn 10) âyeti, durumu böyle olanların hâlini gayet güzel bir şekilde açıklamaktadır.
    İslâm açısından sevap, müslümanlar arasında dayanışma ve sevgi bağlarının kuvvetlenmesini sağlayan güzel bir davranıştır. Sevap duygusu ve sevap işleme aşkı, Allah ile kulların birbirlerine bağlanmasını sağlayan en güzel köprüdür. Bu bakımdan dilimizde, "sevaba girmek", "sevap işlemek" ve "sevap kazanmak" vb. deyimler hayır işleri ve hayırlı teşebbüslerde daima hatırımıza ilk gelen cümleler olmuştur.

    İslâm'a göre sevap kavramını iki ana grupta toplamak mümkündür:


    1. Kullar için sevap,

    2. Allah için sevap.
    Ancak kullar ve Allah için olan sevapların kesin hududunu çizmek de kolay değildir. Daha umumi bir açıdan İslâm'a göre sevabı, dinin kesinlikle vazife saydığı faaliyetler dışında kalan ve insanın kendi arzusuyla yaptığı fiiller diye tarif etmek mümkündür.
    SEVAP KAZANMAK sanıldığı kadar zor ve çok şarta bağlı değildir. Hatta denebilir ki:
    Niyetinizi düzeltin, işlerinizi düzgün niyetinize göre yapın. Rabbinizin rızasına erer, her şeyden sevap kazanabilirsiniz. Meselâ:

    1. Sadaka sevabı kazanmak istiyorsun ama imkânın mı yok?

    O halde karşılaştığın insanlara hep mütebessim dur. Sadaka sevabı aldın gitti, demektir. Onun için Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş:
    “Müminin mümine karşı tebessümü sadakadır.”

    2. Günahlarının sararmış yapraklar gibi dökülmesini mi istiyorsun?

    Hiç de zor değildir. Yeter ki yeni karşılaştığın insanlara elini uzat. İyi niyetle tokalaş, musafaha et. Bundan dolayıdır ki Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş:
    “İki mümin karşılaşınca, biri elini uzatır da musafaha ederse, sararmış yaprakların dökülüşü gibi dökülür günahları.”

    3. Sadakanın en çok sevaplısını vermiş olmak mı istiyorsun?

    Bu da zor değildir. Küsleri barıştır, dargınların arasını bul. İşte sana en makbûl sadaka sevabı. Bu konuda da Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin ikazı vardır. Şöyle buyurmuştur:
    “Sadakanın sevaplısı, dargın insanların arasını bulup barıştırmaktır.”

    4. Rabbimizin yardımını mı istiyorsun? Sana hep ilâhî ikram ve yardımlar durmadan gelsin mi?

    Öyle ise, sen de insanlara yardımcı ol, desteğini esirgeme. Bu konuda da Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin hatırlatması şöyledir:
    “Allah Teâlâ kulunun yardımındadır. Kul, kardeşinin yardımında bulunduğu müddetçe.”

    5. Kâmil müslüman mı olmak istiyorsun?

    Bu da zor değildir. Yeter ki kimseyle küs durma. Bu konuda da şöyle buyuruyor Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:
    “Kâmil müslümana din kardeşiyle üç günden fazla küs durması helal değildir.”
    Demek ki kırılıp incindiğimiz kimselere en çok üç gün küs durabiliriz. Daha fazlası kâmil müslümana yakışmaz. Biz de kâmil iman sahibi bir müslüman olmak istediğimizden dolayı üç günü geçmez küslüğümüz.

    6- Rabbinin merhametini mi elde etmek istiyorsun?

    Öyle ise hem insanlara, hem de diğer canlılara merhamet edin. Bu konuda şöyle buyurmuştur Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:
    “Merhamet etmeyene merhamet edilmez. Siz bu dünyada canlılara acıyıp merhamet ediniz ki, Rabbiniz de ahirette size acıyıp merhamet etsin...”
    Ne dersiniz bu maddelere? Bunları yapmak çok mu zor, yoksa çok mu kolay?
    Çok kolay değil mi?


    Ömer Çavuşoğlu


  3. 09.Kasım.2012, 05:53
    2
    Silent and lonely rains



    Sevap: İyi bir davranışa karşı Allah tarafından verilecek mükâfat; Allah'ın rızasına uygun ve âhiret mükâfatına lâyık iyi iş. İslâm dinine uygun olarak girişilen iyi davranışlara karşı Allah'tan umulan mükâfatların tamamı. "Sevab"ın karşıtı olarak dilimizde günah ve azap kelimeleri kullanılmaktadır.

    İslâm terminolojisinde, kulların farz olan ibadetleri yerine getirdikleri takdirde sevap kazanacakları açıklanmakla beraber; bu terim daha çok, dinî görev olmayan ve kulların kendiliklerinden yaptıkları iyiliklerin Allah tarafından verilecek mükâfatlarını ifade etmektedir. Kur'an-ı Kerim azap ve sevabın sonsuz olduğunu:
    "Her kim kötülük eder de onun kötülüğü kendisini çepeçevre kuşatırsa işte o kimseler cehennemliktir. Onlar orada devamlı kalırlar. İman edip yararlı iş yapanlara gelince, onlar da cennetliktirler. Onlar orada devamlı kalacaklar" (Bakara 81-82) âyetleriyle açıklamıştır.


    Kur'an-ı Kerim, dünyada işlenen iyi-kötü, az-çok bütün amellerin karşılığının âhirette mutlak surette görüleceğini, bu dünyaya imtihan için geldiğimizi bir çok âyetinde vurgulamıştır (Bakara 155).

    İslâm'a göre insanın âhiretteki durumu sevap ve azabının çokluğuna göre değerlendirilecektir. Sevabı çok olanlar cennete, az olanlar da belirli bir süre cehenneme gideceklerdir. Allah’ın afv-ü mağfireti geniştir. Dilediği kulunu cennete hesapsız, sorgusuz-sualsiz de gönderebilir. Kur'an açısından sevap olarak tanımlanan ameller, "amel-i salih" diye nitelendirilmiştir. Kur'an, birçok âyetiyle insanları iman etmeğe ve günahlardan sakınarak sevap kazanmaya çağırmıştır

    Bir başka Kur'an âyetiyle, dileyene dünya menfaati, dileyene de âhiret sevabının verileceği müjdelenmiştir (Âl-i İmran 145).
    Kur'an'da sevap karşılığında mükâfat terimi de geçmektedir.

    Nitekim:

    “Kim dünya mükâfatını isterse bilsin ki dünyanın da âhiretin de mükâfatı Allah'ın nezdindedir. Allah hakkıyla işitici, kemaliyle görücüdür" (Nisa 134). âyetinde sevap bu manada kullanılmıştır.

    Mâide suresinin 85. âyeti de aynı espri içinde değerlendirilmelidir. Bir başka âyette (Kehf 46)
    mal ve oğulların bu dünya hayatı için bir ziynet olduğu, baki kalacak güzel amellerin ise Allah katında sevapça daha hayırlı olduğu açıklanmış, aynı mana Meryem suresinin 76. âyetiyle de vurgulanmıştır. Güzel ameller işleyen kişi razı olacağı bir hayat, hoşnut bir geçim ve yaşayış içinde bulunacaktır.

    Sevap ve günah terimleri bütün dinlerde, özellikle İslâm'dan önce gelen Musevîlik ve Hıristiyanlıkta da mevcuttur. İçerik ve kapsam farklı olmakla beraber, bu iki dinde de sevap, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak ve insanlara yararlı olmak için girişilen her türlü iyi davranışları ifade için kullanılmaktadır. Kitab-ı Mukaddes'in genel esprisi, insanları sevaba teşvik ederek günahlardan sakındırmaktır. İslâm'ın zina, hırsızlık, haksız yere adam öldürme gibi haram ve günah saydığı hususlar, tahriften korunabilmiş Tevrat ve İncil metinlerinde de haram ve günah olarak kabul edilmiştir. Aynı şekilde İslâm'ın sevap saydığı davranışlar, Musevilik ve Hıristiyanlıkta da sevap olarak nitelendirilmiştir.

    Kur'an-ı Kerim dikkatle incelendiğinde insanları kötülüklerden uzaklaşmaya, hayır ve sevaba vesile olacak iş ve davranışlara yönelmeye teşvik eden bir çok âyet görülür. Bir müslüman öncelikle şunu bilmelidir:

    "Herkes bu dünyada yaptığının karşılığını âhirette muhakkak surette görecektir" (Bakara 281).
    Sevap, sadece âhirete hazırlık gayesiyle girişilecek iyi faaliyetler bütünü değildir. Onun, dünya hayatını da ilgilendiren birçok yönü vardır. Çevremize karşı göstereceğimiz iyi davranışlar buna vesile olur ve bize sevap kazandırır. Çünkü bir müslüman inanır ki:
    "Dünya sevabı da, âhiret sevabı da Allah'ın yanındadır" (Nisa 134).
    Sevap kazanmanın en güzel yollarından biri, yapılan bütün işlerde Allah rızasını kazanmak, Kur'an diliyle:

    "Allah'a güzel bir ödünç vermektir" (Bakara 245; Tegabün 17).

    Nice insanlar vardır ki, yaptıkları hayırları gizler ve başkalarına göstermeden yardımlarını onlara ulaştırırlar.

    Bu güzide insanlar hakkında Cenab-ı Hak:

    “Mallarını gece ve gündüz, açık-gizli hayra sarf edenlerin mükâfatları Allah katındadır. Onlar için ne bir korku, ne de üzülme vardır" (Bakara 274) buyurur.

    İslâm dini insanları daima iyilik yapma yolunda yardımlaşmaya, kötülük yolunda ise bundan uzak kalmaya çağırmıştır (Mâide 2). Bu dünya hayatında müslümanın görevi Rabbinin huzuruna günahla değil, sevapla çıkmak olmalıdır:
    "Şurası muhakkak ki, kim Rabbine günahkâr olarak varırsa Cehennem sırf onun içindir. O ise orada ne ölür, ne de dirilir" (Tâhâ 74).
    Sevap konusunda bir noktaya iyi dikkat etmek gerekir: Bu dünya hayatında kişilerin aklî ve bedenî kuvvetleri yerinde iken hayır ve iyilik yapmaları, sevaba vesile olacak faaliyetleri bizzat yürütmeleri gerekir. Yoksa ölüm gelip çattığı zaman dövünmenin bir faydası olmayacaktır. Nitekim:
    "Herhangi birinize ölüm gelip de; "Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam!" demesinden önce size verdiğimiz rızıktan harcayın" (Münâfıkûn 10) âyeti, durumu böyle olanların hâlini gayet güzel bir şekilde açıklamaktadır.
    İslâm açısından sevap, müslümanlar arasında dayanışma ve sevgi bağlarının kuvvetlenmesini sağlayan güzel bir davranıştır. Sevap duygusu ve sevap işleme aşkı, Allah ile kulların birbirlerine bağlanmasını sağlayan en güzel köprüdür. Bu bakımdan dilimizde, "sevaba girmek", "sevap işlemek" ve "sevap kazanmak" vb. deyimler hayır işleri ve hayırlı teşebbüslerde daima hatırımıza ilk gelen cümleler olmuştur.

    İslâm'a göre sevap kavramını iki ana grupta toplamak mümkündür:


    1. Kullar için sevap,

    2. Allah için sevap.
    Ancak kullar ve Allah için olan sevapların kesin hududunu çizmek de kolay değildir. Daha umumi bir açıdan İslâm'a göre sevabı, dinin kesinlikle vazife saydığı faaliyetler dışında kalan ve insanın kendi arzusuyla yaptığı fiiller diye tarif etmek mümkündür.
    SEVAP KAZANMAK sanıldığı kadar zor ve çok şarta bağlı değildir. Hatta denebilir ki:
    Niyetinizi düzeltin, işlerinizi düzgün niyetinize göre yapın. Rabbinizin rızasına erer, her şeyden sevap kazanabilirsiniz. Meselâ:

    1. Sadaka sevabı kazanmak istiyorsun ama imkânın mı yok?

    O halde karşılaştığın insanlara hep mütebessim dur. Sadaka sevabı aldın gitti, demektir. Onun için Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş:
    “Müminin mümine karşı tebessümü sadakadır.”

    2. Günahlarının sararmış yapraklar gibi dökülmesini mi istiyorsun?

    Hiç de zor değildir. Yeter ki yeni karşılaştığın insanlara elini uzat. İyi niyetle tokalaş, musafaha et. Bundan dolayıdır ki Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş:
    “İki mümin karşılaşınca, biri elini uzatır da musafaha ederse, sararmış yaprakların dökülüşü gibi dökülür günahları.”

    3. Sadakanın en çok sevaplısını vermiş olmak mı istiyorsun?

    Bu da zor değildir. Küsleri barıştır, dargınların arasını bul. İşte sana en makbûl sadaka sevabı. Bu konuda da Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin ikazı vardır. Şöyle buyurmuştur:
    “Sadakanın sevaplısı, dargın insanların arasını bulup barıştırmaktır.”

    4. Rabbimizin yardımını mı istiyorsun? Sana hep ilâhî ikram ve yardımlar durmadan gelsin mi?

    Öyle ise, sen de insanlara yardımcı ol, desteğini esirgeme. Bu konuda da Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin hatırlatması şöyledir:
    “Allah Teâlâ kulunun yardımındadır. Kul, kardeşinin yardımında bulunduğu müddetçe.”

    5. Kâmil müslüman mı olmak istiyorsun?

    Bu da zor değildir. Yeter ki kimseyle küs durma. Bu konuda da şöyle buyuruyor Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:
    “Kâmil müslümana din kardeşiyle üç günden fazla küs durması helal değildir.”
    Demek ki kırılıp incindiğimiz kimselere en çok üç gün küs durabiliriz. Daha fazlası kâmil müslümana yakışmaz. Biz de kâmil iman sahibi bir müslüman olmak istediğimizden dolayı üç günü geçmez küslüğümüz.

    6- Rabbinin merhametini mi elde etmek istiyorsun?

    Öyle ise hem insanlara, hem de diğer canlılara merhamet edin. Bu konuda şöyle buyurmuştur Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:
    “Merhamet etmeyene merhamet edilmez. Siz bu dünyada canlılara acıyıp merhamet ediniz ki, Rabbiniz de ahirette size acıyıp merhamet etsin...”
    Ne dersiniz bu maddelere? Bunları yapmak çok mu zor, yoksa çok mu kolay?
    Çok kolay değil mi?


    Ömer Çavuşoğlu


  4. 02.Ekim.2013, 23:03
    3
    Misafir

    Cevap: İslamda yapılması sevap olan iş ve davranışların ortak özellikleri nelerdir

    çok teşekkür ederim çok güzel bilgiler


  5. 02.Ekim.2013, 23:03
    3
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    çok teşekkür ederim çok güzel bilgiler


  6. 13.Kasım.2013, 20:41
    4
    Misafir

    Cevap: İslamda yapılması sevap olan iş ve davranışların ortak özellikleri nelerdir

    Çok teşekkürler yaa


  7. 13.Kasım.2013, 20:41
    4
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Çok teşekkürler yaa





+ Yorum Gönder