Konusunu Oylayın.: Ölüm yok olmak değildir konusunu izah eder misiniz ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Ölüm yok olmak değildir konusunu izah eder misiniz ?
  1. 19.Eylül.2012, 17:15
    1
    Misafir

    Ölüm yok olmak değildir konusunu izah eder misiniz ?






    Ölüm yok olmak değildir konusunu izah eder misiniz ? Mumsema kuran,ı kerimde her nefis ölümü tadacaktırbuyruluyorinsanoğlu ne yaparsa yapsın ölümden kurtuluş yokturancak ölmek demek yokolmak değildir şeker çayıniçinde erir görünmez olur ama çayın içinde vardır insanda toprağın içinde toprağa karışır fakat yok olmaz
    eyvallah kardeş


  2. 19.Eylül.2012, 17:15
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    kuran,ı kerimde her nefis ölümü tadacaktırbuyruluyorinsanoğlu ne yaparsa yapsın ölümden kurtuluş yokturancak ölmek demek yokolmak değildir şeker çayıniçinde erir görünmez olur ama çayın içinde vardır insanda toprağın içinde toprağa karışır fakat yok olmaz
    eyvallah kardeş


    Benzer Konular

    - Seferilikte vatan-ı ikamet ve vatan-ı asli konusunu izah eder misiniz ?

    - Ayakta durulabildiği halde oturarak namaz kılmak konusunu izah eder misiniz? Rüku ve secdeler nasıl

    - Küfre razı olmak, birine kafir demek veya ben kafirim demek konularını izah eder misiniz?

    - Allah Mehdiyi bir gecede ıslah eder hadisini izah eder misiniz?

    - İman, insanı insan eder. Belki insanı sultan eder. Cümlesini izah eder misiniz?

  3. 20.Eylül.2012, 03:26
    2
    Ercan
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Temmuz.2011
    Üye No: 88468
    Mesaj Sayısı: 3,121
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33
    Bulunduğu yer: Gaziantep

    Cevap: Ölüm yok olmak değildir konusunu izah eder misiniz ?




    Ölüm, hayatın sonu gibi görünür. Ve insanı derinden derine düşündürür. Ancak çevremizde olup bitenlere her zamankinden biraz daha farklı bir gözle bakarsak, bu fikrimizde yanıldığımızı anlarız.
    Çünkü her mevsim yaşanan hadiseler gösteriyor ki, ölüm yeni bir hayatın başlangıcıdır. Ve bu hayata uyabilmek için geçirilmesi gereken bir tasfiye hareketidir. Bir saflaşma, temizlenme ve ağırlıktan kurtulma faâliyetidir.
    Görüyoruz ki, sonbaharda suyu çekilen, kuruyan ve kendisinde hayattan eser bile kalmayan kökler, dallar ve tohumlar, ilkbaharın her taraftan hayat fışkıran bayr***** bir hazırlık içindedir. Zamanı gelince onlardan yepyeni bir hayat fışkıracaktır.
    İnsan da, zamanı gelince o tohumlar gibi toprağa düşecektir. Her ne kadar toprağa karışsak bile, bizim de ebedî bir baharımız vardır ve gelecektir...

    İNSAN, ÂCİZ KALIYOR!..
    Doğumla bu âleme kavuştuğumuz gibi, ölümle de bir başka âleme kavuşacağız. Tohum, toprağa düşmesine rağmen, nasıl bir başka hayata kavuşur ve gökyüzüne dal-budak salarsa, insanın cesedi de ölümle çürüyecek, fakat ölümsüz ruhuyla ebedi bir âlemde hayat bulacaktır...

    Ölüm, hâl değiştirmektir. Yumurta ölür civciv olur, çekirdek çürür ağaç meydana gelir.
    İnsan için ölüm, ipek böceğinin koza içindeki dönemi gibidir. İpek böceğine, kabir gibi daracık kozasından çıktıktan sonra kelebek olacağı ve kendisine birer kanat ihsan edileceği bildirilse bile, böcek buna inanmakta zorluk çekecektir.
    İnsan da, ebedî âlemdeki hayatını anlamak noktasında o ipek böceği kadar aciz kalır.
    Maddeyi kuru kalıpları içinde görerek ondan başka bir varlık kabul etmemek, büyük aptallıktır. Her şeyin maddeden ibaret olduğu farz edilse o zaman dünyanın hiçbir değeri kalmaz.

    Arkasından koşup yakalamaya çalıştığımız mutluluklar, ümitler, heyecanlar, koşturmalar, yorgunluklar bir gün ölümle noktalanırsa neye yarar?..
    Dünya hayatını rüyaya benzetmişlerdir. İnsan rüya görürken onun rüya olduğunu bilemez, hakikat zanneder. Uyandıktan sonra, gördüklerinin rüya olduğunu anlar. Biz de ölünce, yaşamakta olduğumuz bu hayatın gerçek hayat olmadığını, rüya gördüğümüzü anlarız.
    Fecir suresi 24. ayet-i kerimede bunu görebiliyoruz. Kıyametin dehşetini görenler diyecekler ki: “Keşke ben hayatım için hazırlık yapsaydım.”Müfessirler, bu ayet-i kerimeyi tefsir ederken dikkâtimizi şu noktaya çekiyorlar. “Buradaki hayatım” demiyor. Yani, dünya hayatını hayat bile saymıyor. Onun için de “hayatım” diyerek, gerçek hayatınahiret hayatı olduğu anlatılmak isteniyor...

    Dünya hayatı, ahiret hayatını kazandırabilmişse çok güzeldir. Fani, geçici, kısa ve hayal olan bir hayatla ebedi saâdeti elde edebilmiştir, afiyet olsun...
    Dünya hayatı ile yalnız dünyasını düşünmüş, ahiretini unutmuş, Rabbini tanımamış, haramlardan sakınmamış ise, hem dünyasını, hem de ahiretini mahvetmiş olur...

    İŞ İŞTEN GEÇMEDEN...
    Dünyada kavuştuğu zehirli bal gibi olan lezzetlerin hiçbir kıymeti yoktur. Sonu ateş olan lezzette hayır yoktur.
    Sekerat-ı mevt hâlinde günâhlar çok çirkin bir hâl alacaklar ve insanlar yaptıklarından nefret edeceklerdir. Nasıl ki, yediğimiz o nefis yiyecekler, güzel kokan meyveler bir-iki saat midemizde kaldıktan sonra mide bulantısı ile çıkarılınca çok çirkin bir hâl alır. Güzel kokular, nefret ettirecek kokulara, güzel manzara, bakmak bile istemediğimiz şekle dönmüştür. Zevkle yaptığımız günâhlardan da o kadar nefret edecek ve pişman olacağız. Fakat iş işten geçmiş olacaktır. Akıllı insan çalışır, helâlinden kazanır. Dünyasını mamur eder, kabrini aydınlatır. Ahiretini ebedî saâdete çevirir.

    Alıntı.



  4. 20.Eylül.2012, 03:26
    2
    Devamlı Üye



    Ölüm, hayatın sonu gibi görünür. Ve insanı derinden derine düşündürür. Ancak çevremizde olup bitenlere her zamankinden biraz daha farklı bir gözle bakarsak, bu fikrimizde yanıldığımızı anlarız.
    Çünkü her mevsim yaşanan hadiseler gösteriyor ki, ölüm yeni bir hayatın başlangıcıdır. Ve bu hayata uyabilmek için geçirilmesi gereken bir tasfiye hareketidir. Bir saflaşma, temizlenme ve ağırlıktan kurtulma faâliyetidir.
    Görüyoruz ki, sonbaharda suyu çekilen, kuruyan ve kendisinde hayattan eser bile kalmayan kökler, dallar ve tohumlar, ilkbaharın her taraftan hayat fışkıran bayr***** bir hazırlık içindedir. Zamanı gelince onlardan yepyeni bir hayat fışkıracaktır.
    İnsan da, zamanı gelince o tohumlar gibi toprağa düşecektir. Her ne kadar toprağa karışsak bile, bizim de ebedî bir baharımız vardır ve gelecektir...

    İNSAN, ÂCİZ KALIYOR!..
    Doğumla bu âleme kavuştuğumuz gibi, ölümle de bir başka âleme kavuşacağız. Tohum, toprağa düşmesine rağmen, nasıl bir başka hayata kavuşur ve gökyüzüne dal-budak salarsa, insanın cesedi de ölümle çürüyecek, fakat ölümsüz ruhuyla ebedi bir âlemde hayat bulacaktır...

    Ölüm, hâl değiştirmektir. Yumurta ölür civciv olur, çekirdek çürür ağaç meydana gelir.
    İnsan için ölüm, ipek böceğinin koza içindeki dönemi gibidir. İpek böceğine, kabir gibi daracık kozasından çıktıktan sonra kelebek olacağı ve kendisine birer kanat ihsan edileceği bildirilse bile, böcek buna inanmakta zorluk çekecektir.
    İnsan da, ebedî âlemdeki hayatını anlamak noktasında o ipek böceği kadar aciz kalır.
    Maddeyi kuru kalıpları içinde görerek ondan başka bir varlık kabul etmemek, büyük aptallıktır. Her şeyin maddeden ibaret olduğu farz edilse o zaman dünyanın hiçbir değeri kalmaz.

    Arkasından koşup yakalamaya çalıştığımız mutluluklar, ümitler, heyecanlar, koşturmalar, yorgunluklar bir gün ölümle noktalanırsa neye yarar?..
    Dünya hayatını rüyaya benzetmişlerdir. İnsan rüya görürken onun rüya olduğunu bilemez, hakikat zanneder. Uyandıktan sonra, gördüklerinin rüya olduğunu anlar. Biz de ölünce, yaşamakta olduğumuz bu hayatın gerçek hayat olmadığını, rüya gördüğümüzü anlarız.
    Fecir suresi 24. ayet-i kerimede bunu görebiliyoruz. Kıyametin dehşetini görenler diyecekler ki: “Keşke ben hayatım için hazırlık yapsaydım.”Müfessirler, bu ayet-i kerimeyi tefsir ederken dikkâtimizi şu noktaya çekiyorlar. “Buradaki hayatım” demiyor. Yani, dünya hayatını hayat bile saymıyor. Onun için de “hayatım” diyerek, gerçek hayatınahiret hayatı olduğu anlatılmak isteniyor...

    Dünya hayatı, ahiret hayatını kazandırabilmişse çok güzeldir. Fani, geçici, kısa ve hayal olan bir hayatla ebedi saâdeti elde edebilmiştir, afiyet olsun...
    Dünya hayatı ile yalnız dünyasını düşünmüş, ahiretini unutmuş, Rabbini tanımamış, haramlardan sakınmamış ise, hem dünyasını, hem de ahiretini mahvetmiş olur...

    İŞ İŞTEN GEÇMEDEN...
    Dünyada kavuştuğu zehirli bal gibi olan lezzetlerin hiçbir kıymeti yoktur. Sonu ateş olan lezzette hayır yoktur.
    Sekerat-ı mevt hâlinde günâhlar çok çirkin bir hâl alacaklar ve insanlar yaptıklarından nefret edeceklerdir. Nasıl ki, yediğimiz o nefis yiyecekler, güzel kokan meyveler bir-iki saat midemizde kaldıktan sonra mide bulantısı ile çıkarılınca çok çirkin bir hâl alır. Güzel kokular, nefret ettirecek kokulara, güzel manzara, bakmak bile istemediğimiz şekle dönmüştür. Zevkle yaptığımız günâhlardan da o kadar nefret edecek ve pişman olacağız. Fakat iş işten geçmiş olacaktır. Akıllı insan çalışır, helâlinden kazanır. Dünyasını mamur eder, kabrini aydınlatır. Ahiretini ebedî saâdete çevirir.

    Alıntı.



  5. 20.Eylül.2012, 04:06
    3
    ebediyyetyolcusu
    Emekli

    Üyelik Tarihi: 27.Mayıs.2012
    Üye No: 96330
    Mesaj Sayısı: 661
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 41
    Bulunduğu yer: imtihan dünyası

    Cevap: Ölüm yok olmak değildir konusunu izah eder misiniz ?

    Esselamü Aleyküm,

    Allahu Teala bizlere ölüm ve diriliş hakkında bir çok deliller veriyor, bunlardan biriside kendi hallerimizde örneğin uykumuz bir nevi ölüm gibidir. Allahu Teala Kuranı Kerim'de buyuruyor ki, eceli takdir edilenler ruhunu tutuyor ömrü olanları ise salıveriyor. Yani uyku da eceli takdir edilenler vefat ediyor ömrü olan ise sabah uyanıyor yatağından kalkıyor işte bu insanın ölümünden sonra dirilmesi gibidir. Nasıl ki sabah uyanan insan kalkar işe, okula
    vs. gider ölümünden sonrada dirilecek Mahşer yerine hesap vermeye gidecektir.

    Bir başka delil de ölü Topraktır, nasıl ki yağmur yağdığı zaman kabarır yani canlanır ve ürün verir bu da ölüm ve dirilişin delilidir.

    Mevsimlerde yaz aylarında bir yeşillik bir canlılık vardır fakat kış ayları ise soğuk sanki bir nevi ölüm vardır.

    Kuranı Kerim'de buyrulur

    İşte düşünler için bunda alınacak dersler vardır


  6. 20.Eylül.2012, 04:06
    3
    Esselamü Aleyküm,

    Allahu Teala bizlere ölüm ve diriliş hakkında bir çok deliller veriyor, bunlardan biriside kendi hallerimizde örneğin uykumuz bir nevi ölüm gibidir. Allahu Teala Kuranı Kerim'de buyuruyor ki, eceli takdir edilenler ruhunu tutuyor ömrü olanları ise salıveriyor. Yani uyku da eceli takdir edilenler vefat ediyor ömrü olan ise sabah uyanıyor yatağından kalkıyor işte bu insanın ölümünden sonra dirilmesi gibidir. Nasıl ki sabah uyanan insan kalkar işe, okula
    vs. gider ölümünden sonrada dirilecek Mahşer yerine hesap vermeye gidecektir.

    Bir başka delil de ölü Topraktır, nasıl ki yağmur yağdığı zaman kabarır yani canlanır ve ürün verir bu da ölüm ve dirilişin delilidir.

    Mevsimlerde yaz aylarında bir yeşillik bir canlılık vardır fakat kış ayları ise soğuk sanki bir nevi ölüm vardır.

    Kuranı Kerim'de buyrulur

    İşte düşünler için bunda alınacak dersler vardır


  7. 20.Eylül.2012, 12:09
    4
    nurya
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Eylül.2009
    Üye No: 53334
    Mesaj Sayısı: 823
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9
    Yaş: 51
    Bulunduğu yer: samsun

    Cevap: Ölüm yok olmak değildir konusunu izah eder misiniz ?

    bu yaşadığımız dünyada ölene kadar ölüm korkusu olacaktır öldükten sonra ise eğer cehennem ehlinden olursak o zamanda ölüm gelse diye bekleyeceğiz ama ölüm gelmeyecek sonsuz azap devam edecektir cennet ehlinden olanlara ne mutlu bizlerde cennet ehlinden oluruz inşaALLAH


  8. 20.Eylül.2012, 12:09
    4
    Devamlı Üye
    bu yaşadığımız dünyada ölene kadar ölüm korkusu olacaktır öldükten sonra ise eğer cehennem ehlinden olursak o zamanda ölüm gelse diye bekleyeceğiz ama ölüm gelmeyecek sonsuz azap devam edecektir cennet ehlinden olanlara ne mutlu bizlerde cennet ehlinden oluruz inşaALLAH





+ Yorum Gönder