Konusunu Oylayın.: İmanı gizlemek caiz mi?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İmanı gizlemek caiz mi?
  1. 16.Eylül.2012, 16:47
    1
    Misafir

    İmanı gizlemek caiz mi?






    İmanı gizlemek caiz mi? Mumsema imanı gizlemek caiz mi?


  2. 16.Eylül.2012, 16:47
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 18.Eylül.2012, 05:51
    2
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: imanı gizlemek caiz mi?




    “Müminler ancak Allah (c.c) anıldığı zaman kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğunda imanlarını arttıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.” (Enfal: 2)

    Her Müslüman iman sahibidir. İnancı yoksa zaten Müslüman değildir. Fakat imanın zevkini her mümin alamaz. İnsanların çoğu “uydum kalabalığa” deyip “inandım” derler. Veyahut “anamdan, babamdan böyle gördüm, böyle duydum ve böyle inandım” deyip geçerler. Asıl iman, araştırarak, gerçekleri görerek inanmaktır. Birde öyle iman var ki, inancından dolayı öyle zevk alır ki hiçbir şeyden öyle zevk alamaz.

    Resulü Ekrem Efendimiz, imanın zevkini almanın şartını şu hadisi şerifinde bizlere bildirmektedir: “Kimde şu üç vasıf varsa imanın zevkini alır.

    1-) Allah ve Resulünü her şeyden ve herkesten çok sevmek.

    Bir mümin anasını, babasını, çocuğunu, malını sevebilir. Fakat Allah ve Resulünü bunların hepsinden daha çok sevmesi gerekir. Birgün Allah Resulü (s.a.v) Hz. Ömer (r.a)’e şöyle buyurdu;

    - “Ey Ömer! Beni ne kadar seviyorsun?” Hz. Ömer (r.a);

    - “Ya Resulullah! Seni malımdan, akrabalarımdan, annemden, babamdan, çocuklarımdan daha çok seviyorum” dedi. Canını katmadı. Allah Resulü (s.a.v);

    - “Ya Ömer tam mümin olamadın” buyurdu. Hz. Ömer derki “içimde öyle bir iman cereyan oldu ki bütün varlığımla Allah Resulüne şöyle dedim.

    - “Ey Allah Resulü! Seni her şeyden, annemden, babamdan, çocuğumdan ve hatta canımdan daha çok seviyorum!” Allah Resulü (s.a.v);

    - “Ya Ömer işte şimdi tam mümin oldun” dedi ve şöyle buyurdu. “Sizden biriniz, beni anasından, babasından, çocuğundan, bütün insanlardan daha çok sevmedikçe kamil manada iman etmiş olmaz!”

    Her Müslüman sözle “Ben Allah ve Resulünü her şeyden çok seviyorum hatta nefsimden de diye bilir” Ancak bu sevgi gerçekten hakiki mi? Bunun ispatını yapabilir mi? Hz. Ömer (r.a) canından daha çok sevdiğini ispat etmedi mi?

    Birgün bir haber duyuldu ki Allah’ın Resulü hanımlarını boşamış. Hanımlarından biride annemiz Hafsa (r.anha) (Hz. Ömer (r.a)’in kızı)

    Hz. Ömer Allah Resulünü görmeye geldi. Allah Resulü Bilal-i Habeşi’yi kapısına koymuş, kimseyi içeri almamasını emretmişti. Hz. Ömer;

    - “Ya Bilal! Ben Allah’ın Resulü ile görüşmek istiyorum” dedi. Üç defa tekrarlamasına rağmen cevap alamadı ve şöyle dedi;

    - “Ya Bilal! Kızım için şefaatçi geldiğimi sanma! Allah Resulü emrederse kızımı vallahi kendi ellerimle öldürürüm!” Hz. Ömer’in bağırarak konuştuğunu duyan Allah Resulü onun içeri alınmasını emretti. Peki bizler gerçekten sevginin neresindeyiz? Kızımızı Peygamber Efendimiz öldür dese acaba yapabilir miyiz?

    Yine Hz. Ömer halifeliği sırasında en sevdiği oğlu yanına gelmek istedi. Fakat Hz. Ömer;

    - “Oğlum çok işim var. Seni dinleyecek vaktim yok” dedi. Allah Resulünün torunu Hz. Hasan’da Hz. Ömer’le görüşmek için geliyordu. Oğlunu kabul etmediğini görünce, halifenin huzuruna çıkmaktan vazgeçti. Onun geri döndüğünü gören Hz. Ömer;

    - “Ya Hasan! Niçin bana gelmekten vazgeçtin” dedi. Hz. Hasan;

    - “Ey müminlerin emiri! Öz oğlunu kabul etmediğine göre beni de kabul etmezsin diye geri döndüm” dedi. Hz. Ömer;

    - “Ey Hasan bu nasıl bir söz! Sen Allah Resulünün mübarek torunusun. Abdullah ise sadece Müslüman olan Ömer’in oğludur. Seni elbette oğlumdan, herkesten üstün tutarım. Çünkü sen bütün insanların efendisi Allah Resulünün torunusun.”

    Yine Hz. Talha Uhud muharebesinde Allah Resulüne karşı atılan oka karşı elini siper etti ok eline isabet etti. Neden peki? Allah Resulüne bir zarar ziyan gelmesin diye o, canını bile feda etmeye hazırdı.

    İşte ashab böyle bağlılardı Allah’ın Resulüne. İşte peygamber sevgisi her sevginin üstünde olursa ne koca, ne oğul, ne kardeş gelir akla.

    2-) Bir kimseyi ancak Allah için sevmek.

    Bir kimseyi malı, güzelliği, tatlı konuşması, arkadaşı olması sebebiyle sevmek iman zevki vermez. İnsan, sevdiğini Allah için severse ancak imanın tadını alır. Yine Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Kim Allah için birbirini severse mahşerde Allah’ın gölgesinde olduğunu beyan eder” buyurmuştur.

    3- Ateşe düşmeyi kötü gördüğü gibi, küfre (imansızlığa) düşmeyi kötü görmek.

    Hiçbir insan kendisini isteyerek ateşe atmaz. Biliyor ki o ateş yakar öldürür. Bu yüzden ateşe atılmak şöyle dursun düşmemek için her çareye baş vurur.

    İşte uyanık bir müminde küfre düşmemek için her çareye başvurur. Çünkü onun için küfür ateşine düşmek en büyük felakettir. Dünya ateşi insanı sadece dünyada yakar ve üç günlük yalan dünyasına son verir. Ama küfür ateşi ise ebedi sonsuz hayatı bitirir. Daha geri dönüşü olmayan bir yola iter.

    Küfre düşmemek içinde dilimizi muhafaza etmemiz lazımdır. Allah muhafaza, olur olmaz bir kelam söyleriz, dinden çıkarız haberimiz olmaz. Buna basit bir örnek verebilirim. Haşa “Allah yukarıdadır” diyoruz. Bu küfürdür. “Allah yukarıda değildir!” “Allah her yerdedir. O’nun için bir mekan yoktur.” Bunu böyle kabul etmemek küfürdür.

    Ama maalesef çocuklarına dini eğitim vermeyen annelerin ve babaların evlatları böyle diyor ve böyle biliyorlar. Fakat birgün çocuğu dinsiz olursa dizlerini dövüyor. Heyhat! Zamanında çocuğuna İslam’ı öğretmedikten sonra dizlerini dövmek ne fayda verir.

    Allah (c.c), hepimize İslam’ı öğrenmeyi, öğretmeyi, yaşamayı ve yaşatmayı nasip eylesin. Şunu da unutmayalım ki her çoban güttüklerinden mesuldür! Vesselam.

    Selam ve dua ile....


  4. 18.Eylül.2012, 05:51
    2
    Özel Üye



    “Müminler ancak Allah (c.c) anıldığı zaman kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğunda imanlarını arttıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.” (Enfal: 2)

    Her Müslüman iman sahibidir. İnancı yoksa zaten Müslüman değildir. Fakat imanın zevkini her mümin alamaz. İnsanların çoğu “uydum kalabalığa” deyip “inandım” derler. Veyahut “anamdan, babamdan böyle gördüm, böyle duydum ve böyle inandım” deyip geçerler. Asıl iman, araştırarak, gerçekleri görerek inanmaktır. Birde öyle iman var ki, inancından dolayı öyle zevk alır ki hiçbir şeyden öyle zevk alamaz.

    Resulü Ekrem Efendimiz, imanın zevkini almanın şartını şu hadisi şerifinde bizlere bildirmektedir: “Kimde şu üç vasıf varsa imanın zevkini alır.

    1-) Allah ve Resulünü her şeyden ve herkesten çok sevmek.

    Bir mümin anasını, babasını, çocuğunu, malını sevebilir. Fakat Allah ve Resulünü bunların hepsinden daha çok sevmesi gerekir. Birgün Allah Resulü (s.a.v) Hz. Ömer (r.a)’e şöyle buyurdu;

    - “Ey Ömer! Beni ne kadar seviyorsun?” Hz. Ömer (r.a);

    - “Ya Resulullah! Seni malımdan, akrabalarımdan, annemden, babamdan, çocuklarımdan daha çok seviyorum” dedi. Canını katmadı. Allah Resulü (s.a.v);

    - “Ya Ömer tam mümin olamadın” buyurdu. Hz. Ömer derki “içimde öyle bir iman cereyan oldu ki bütün varlığımla Allah Resulüne şöyle dedim.

    - “Ey Allah Resulü! Seni her şeyden, annemden, babamdan, çocuğumdan ve hatta canımdan daha çok seviyorum!” Allah Resulü (s.a.v);

    - “Ya Ömer işte şimdi tam mümin oldun” dedi ve şöyle buyurdu. “Sizden biriniz, beni anasından, babasından, çocuğundan, bütün insanlardan daha çok sevmedikçe kamil manada iman etmiş olmaz!”

    Her Müslüman sözle “Ben Allah ve Resulünü her şeyden çok seviyorum hatta nefsimden de diye bilir” Ancak bu sevgi gerçekten hakiki mi? Bunun ispatını yapabilir mi? Hz. Ömer (r.a) canından daha çok sevdiğini ispat etmedi mi?

    Birgün bir haber duyuldu ki Allah’ın Resulü hanımlarını boşamış. Hanımlarından biride annemiz Hafsa (r.anha) (Hz. Ömer (r.a)’in kızı)

    Hz. Ömer Allah Resulünü görmeye geldi. Allah Resulü Bilal-i Habeşi’yi kapısına koymuş, kimseyi içeri almamasını emretmişti. Hz. Ömer;

    - “Ya Bilal! Ben Allah’ın Resulü ile görüşmek istiyorum” dedi. Üç defa tekrarlamasına rağmen cevap alamadı ve şöyle dedi;

    - “Ya Bilal! Kızım için şefaatçi geldiğimi sanma! Allah Resulü emrederse kızımı vallahi kendi ellerimle öldürürüm!” Hz. Ömer’in bağırarak konuştuğunu duyan Allah Resulü onun içeri alınmasını emretti. Peki bizler gerçekten sevginin neresindeyiz? Kızımızı Peygamber Efendimiz öldür dese acaba yapabilir miyiz?

    Yine Hz. Ömer halifeliği sırasında en sevdiği oğlu yanına gelmek istedi. Fakat Hz. Ömer;

    - “Oğlum çok işim var. Seni dinleyecek vaktim yok” dedi. Allah Resulünün torunu Hz. Hasan’da Hz. Ömer’le görüşmek için geliyordu. Oğlunu kabul etmediğini görünce, halifenin huzuruna çıkmaktan vazgeçti. Onun geri döndüğünü gören Hz. Ömer;

    - “Ya Hasan! Niçin bana gelmekten vazgeçtin” dedi. Hz. Hasan;

    - “Ey müminlerin emiri! Öz oğlunu kabul etmediğine göre beni de kabul etmezsin diye geri döndüm” dedi. Hz. Ömer;

    - “Ey Hasan bu nasıl bir söz! Sen Allah Resulünün mübarek torunusun. Abdullah ise sadece Müslüman olan Ömer’in oğludur. Seni elbette oğlumdan, herkesten üstün tutarım. Çünkü sen bütün insanların efendisi Allah Resulünün torunusun.”

    Yine Hz. Talha Uhud muharebesinde Allah Resulüne karşı atılan oka karşı elini siper etti ok eline isabet etti. Neden peki? Allah Resulüne bir zarar ziyan gelmesin diye o, canını bile feda etmeye hazırdı.

    İşte ashab böyle bağlılardı Allah’ın Resulüne. İşte peygamber sevgisi her sevginin üstünde olursa ne koca, ne oğul, ne kardeş gelir akla.

    2-) Bir kimseyi ancak Allah için sevmek.

    Bir kimseyi malı, güzelliği, tatlı konuşması, arkadaşı olması sebebiyle sevmek iman zevki vermez. İnsan, sevdiğini Allah için severse ancak imanın tadını alır. Yine Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Kim Allah için birbirini severse mahşerde Allah’ın gölgesinde olduğunu beyan eder” buyurmuştur.

    3- Ateşe düşmeyi kötü gördüğü gibi, küfre (imansızlığa) düşmeyi kötü görmek.

    Hiçbir insan kendisini isteyerek ateşe atmaz. Biliyor ki o ateş yakar öldürür. Bu yüzden ateşe atılmak şöyle dursun düşmemek için her çareye baş vurur.

    İşte uyanık bir müminde küfre düşmemek için her çareye başvurur. Çünkü onun için küfür ateşine düşmek en büyük felakettir. Dünya ateşi insanı sadece dünyada yakar ve üç günlük yalan dünyasına son verir. Ama küfür ateşi ise ebedi sonsuz hayatı bitirir. Daha geri dönüşü olmayan bir yola iter.

    Küfre düşmemek içinde dilimizi muhafaza etmemiz lazımdır. Allah muhafaza, olur olmaz bir kelam söyleriz, dinden çıkarız haberimiz olmaz. Buna basit bir örnek verebilirim. Haşa “Allah yukarıdadır” diyoruz. Bu küfürdür. “Allah yukarıda değildir!” “Allah her yerdedir. O’nun için bir mekan yoktur.” Bunu böyle kabul etmemek küfürdür.

    Ama maalesef çocuklarına dini eğitim vermeyen annelerin ve babaların evlatları böyle diyor ve böyle biliyorlar. Fakat birgün çocuğu dinsiz olursa dizlerini dövüyor. Heyhat! Zamanında çocuğuna İslam’ı öğretmedikten sonra dizlerini dövmek ne fayda verir.

    Allah (c.c), hepimize İslam’ı öğrenmeyi, öğretmeyi, yaşamayı ve yaşatmayı nasip eylesin. Şunu da unutmayalım ki her çoban güttüklerinden mesuldür! Vesselam.

    Selam ve dua ile....





+ Yorum Gönder