Konusunu Oylayın.: Ruhun olmadığını iddia edip, Azrail’in ruhumuzu değil canımızı alacağını bir nevi....

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Ruhun olmadığını iddia edip, Azrail’in ruhumuzu değil canımızı alacağını bir nevi....
  1. 12.Eylül.2012, 01:10
    1
    Misafir

    Ruhun olmadığını iddia edip, Azrail’in ruhumuzu değil canımızı alacağını bir nevi....






    Ruhun olmadığını iddia edip, Azrail’in ruhumuzu değil canımızı alacağını bir nevi.... Mumsema Ruhun olmadığını iddia edip, Azrail’in ruhumuzu değil canımızı alacağını bir nevi fişimizi çekeceğini söyleyenlere ne cevap verirsiniz?


  2. 12.Eylül.2012, 01:31
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Ruhun olmadığını iddia edip, Azrail’in ruhumuzu değil canımızı alacağını bir n




    Ruh’un varlığı artık öyle bir hakikat olarak kabul edilmiştir ki, inkârı mümkün değildir.

    Can, Türkçede değişik manalara gelmekle beraber, en çok kullanıldığı mana öz, ruh ve hayattır. Bunun için “Azrail canımızı alıyor” dediğimiz zaman ruhumuzu alıyor demek istiyoruz.

    Sorudaki yorumların doğru olmadığını kesin olarak söyleyebiliriz. Bu konuda İslam alimlerinin ittifakı en büyük delilimizdir.

    “Bir de sana “rûh” hakkında soru sorarlar. De ki: “Rûh Rabbimin emrindendir, Onun bileceği işlerdendir. Size sadece az bir ilim verilmiştir.” (İsra, 17/85) mealindeki ayette geçen “Ruh” kavramı hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür; bunun Hz. Cebrail, Ruh adında büyük bir melek, veya Cesetteki ruh olduğunu söyleyenler olmuştur. (Semerkandî, ilgili ayetin tefsiri)

    İmam Maverdi, ilgili ayette geçen Ruh kavramının beş manaya yorumlandığını belirtmiştir: Bunlar: Cebrail, Ruh adındaki büyük bir melek, Kur’an, Hz. İsa ve canlı varlıkların bünyesinde yer alan ruh.. (Maverdi, ilgili ayetin tefsiri)

    Ayette farklı görüşler olmasına rağmen alimlerin büyük çoğunluğuna göre buradaki ruhtan maksat, hayatın kaynağı olan ruhtur. (Razi, ilgili ayetin tefsiri)

    Razi’ye göre, ayette sorguya tabi tutulan RUH, hayatın kaynağı olan ve canlıların bedeninde yer alan ruhtur. Değişik ihtimaller olmasına rağmen, verilen cevap gösteriyor ki, soru ya ruhun mahiyeti, yahut ruhun kadim mi yahut hâdis mi (önsüz mü, yoksa sonradan mı var olmuş) olduğu ile ilgilidir. Ayette ise bu iki soruya da cevap verilmiştir. “Rûh Rabbimin emrindedir” mealindeki ifadeyle onun Allah’ın emriyle yaratılmış olduğuna; “Size sadece az bir ilim verilmiştir” mealindeki ifadeyle de onun mahiyetinin insanlar tarafından bilinemeyeceğine işaret edilmiştir. (Razî, ilgili ayetin tefsiri)

    Bütün bu açıklamalar, RUH’un bağımsız bir varlık olup canlıların bedenine konulmuş olduğunu gösteriyor.

    “Ey gönül huzuruna ermiş nefis/ruh! Sen Rabbinden razı, O senden razı olarak dön Rabbine! Sen de katıl has kullarımın içine, gir cennetime!” (Fecir, 89/27-30) mealindeki ayette muhatap olan nefisten maksat ruhtur. İbn Abbas da bunu ruh olarak anlamıştır. (İbn Kesir, İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri) Ruha özel bir hitap yapıldığına göre, onun bağımsız bir vücudu ve şuurunun olması gerekir.

    “Nefisler eşleştirildiği (ruhlar bedenlere girdiği) zaman” (Tekvir, 81/7) mealindeki ayette ruhun bedene girdiği zamandan söz edilmektedir. Bu ise ruhun bağımsız bir cism-i latif olduğunu gösterir.

    “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü zannetme! Bilakis onlar hayatta olup, Rab’lerinin katında yaşarlar, rızıklanırlar” (Ali İmran, 3/169) mealindeki ayette şehitlerin özel bir hayata mazhar olmaları ve rablerinin katında rızıklanmaları, açıkça ruhanî bir hayatı göstermektedir.

    Bir çok sahih hadiste de öldükten sonra özel olarak ruhun devam ettiğinden söz edilir: Miraç hadisinde Peygamberlerin ruhlarıyla görüşmeler yapılmıştır.Şehitlerin ruhları yeşil kuşlar içinde cennette uçarlar. (İbn Kesir, Mümin, 40/41-46. ayetlerin tefsiri)

    Bediüzzaman hazretlerinin bu konudaki ifadeleri de konumuza ışık tutmaktadır:

    “Ruh bir nuranî kanundur, vücud-u haricî giymiş bir namustur; şuuru başına takmış” (Sözler, s.702 )

    Esasen insan kendi hayatına dikkatle bakabilse, kendisinde baki bir ruhun varlığını anlayabilir. İnsanın bedeni hücrelerin yenilenmesiyle devamlı değişir. Çocukluktan gençliğe, gençlikten kemale, kemalden ise; ölüm ve zevale doğru beden değiştirerek yolculuk devam eder. Beden her gün yavaş yavaş, zamanla ise tümden değişse de insanda değişmeyen bir mahiyet ve özellik vardır. O da ruhudur.

    Diğer taraftan, huyların, fıtratın, mizacın ve mahiyetlerin değişmeyip devam etmesi de ruhun bedenle beraber değişken olmadığının göstergelerindendir.

    O halde ruh bizzat eskimez, yıpranmaz, ölmez ve ebedi hayatta varlığı devam edecektir. (Geniş bilgi için bk. Nursi, Sözler, Yirmi dokuzuncu Söz)



    Sorularla İslamiyet


  3. 12.Eylül.2012, 01:31
    2
    Silent and lonely rains



    Ruh’un varlığı artık öyle bir hakikat olarak kabul edilmiştir ki, inkârı mümkün değildir.

    Can, Türkçede değişik manalara gelmekle beraber, en çok kullanıldığı mana öz, ruh ve hayattır. Bunun için “Azrail canımızı alıyor” dediğimiz zaman ruhumuzu alıyor demek istiyoruz.

    Sorudaki yorumların doğru olmadığını kesin olarak söyleyebiliriz. Bu konuda İslam alimlerinin ittifakı en büyük delilimizdir.

    “Bir de sana “rûh” hakkında soru sorarlar. De ki: “Rûh Rabbimin emrindendir, Onun bileceği işlerdendir. Size sadece az bir ilim verilmiştir.” (İsra, 17/85) mealindeki ayette geçen “Ruh” kavramı hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür; bunun Hz. Cebrail, Ruh adında büyük bir melek, veya Cesetteki ruh olduğunu söyleyenler olmuştur. (Semerkandî, ilgili ayetin tefsiri)

    İmam Maverdi, ilgili ayette geçen Ruh kavramının beş manaya yorumlandığını belirtmiştir: Bunlar: Cebrail, Ruh adındaki büyük bir melek, Kur’an, Hz. İsa ve canlı varlıkların bünyesinde yer alan ruh.. (Maverdi, ilgili ayetin tefsiri)

    Ayette farklı görüşler olmasına rağmen alimlerin büyük çoğunluğuna göre buradaki ruhtan maksat, hayatın kaynağı olan ruhtur. (Razi, ilgili ayetin tefsiri)

    Razi’ye göre, ayette sorguya tabi tutulan RUH, hayatın kaynağı olan ve canlıların bedeninde yer alan ruhtur. Değişik ihtimaller olmasına rağmen, verilen cevap gösteriyor ki, soru ya ruhun mahiyeti, yahut ruhun kadim mi yahut hâdis mi (önsüz mü, yoksa sonradan mı var olmuş) olduğu ile ilgilidir. Ayette ise bu iki soruya da cevap verilmiştir. “Rûh Rabbimin emrindedir” mealindeki ifadeyle onun Allah’ın emriyle yaratılmış olduğuna; “Size sadece az bir ilim verilmiştir” mealindeki ifadeyle de onun mahiyetinin insanlar tarafından bilinemeyeceğine işaret edilmiştir. (Razî, ilgili ayetin tefsiri)

    Bütün bu açıklamalar, RUH’un bağımsız bir varlık olup canlıların bedenine konulmuş olduğunu gösteriyor.

    “Ey gönül huzuruna ermiş nefis/ruh! Sen Rabbinden razı, O senden razı olarak dön Rabbine! Sen de katıl has kullarımın içine, gir cennetime!” (Fecir, 89/27-30) mealindeki ayette muhatap olan nefisten maksat ruhtur. İbn Abbas da bunu ruh olarak anlamıştır. (İbn Kesir, İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri) Ruha özel bir hitap yapıldığına göre, onun bağımsız bir vücudu ve şuurunun olması gerekir.

    “Nefisler eşleştirildiği (ruhlar bedenlere girdiği) zaman” (Tekvir, 81/7) mealindeki ayette ruhun bedene girdiği zamandan söz edilmektedir. Bu ise ruhun bağımsız bir cism-i latif olduğunu gösterir.

    “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü zannetme! Bilakis onlar hayatta olup, Rab’lerinin katında yaşarlar, rızıklanırlar” (Ali İmran, 3/169) mealindeki ayette şehitlerin özel bir hayata mazhar olmaları ve rablerinin katında rızıklanmaları, açıkça ruhanî bir hayatı göstermektedir.

    Bir çok sahih hadiste de öldükten sonra özel olarak ruhun devam ettiğinden söz edilir: Miraç hadisinde Peygamberlerin ruhlarıyla görüşmeler yapılmıştır.Şehitlerin ruhları yeşil kuşlar içinde cennette uçarlar. (İbn Kesir, Mümin, 40/41-46. ayetlerin tefsiri)

    Bediüzzaman hazretlerinin bu konudaki ifadeleri de konumuza ışık tutmaktadır:

    “Ruh bir nuranî kanundur, vücud-u haricî giymiş bir namustur; şuuru başına takmış” (Sözler, s.702 )

    Esasen insan kendi hayatına dikkatle bakabilse, kendisinde baki bir ruhun varlığını anlayabilir. İnsanın bedeni hücrelerin yenilenmesiyle devamlı değişir. Çocukluktan gençliğe, gençlikten kemale, kemalden ise; ölüm ve zevale doğru beden değiştirerek yolculuk devam eder. Beden her gün yavaş yavaş, zamanla ise tümden değişse de insanda değişmeyen bir mahiyet ve özellik vardır. O da ruhudur.

    Diğer taraftan, huyların, fıtratın, mizacın ve mahiyetlerin değişmeyip devam etmesi de ruhun bedenle beraber değişken olmadığının göstergelerindendir.

    O halde ruh bizzat eskimez, yıpranmaz, ölmez ve ebedi hayatta varlığı devam edecektir. (Geniş bilgi için bk. Nursi, Sözler, Yirmi dokuzuncu Söz)



    Sorularla İslamiyet





+ Yorum Gönder